Okunma: 561 kez
Kant'a göre felsefe araştırması, bir değerlendirme (eleştiri) olmalıdır. Felsefe, us (Al. Vernunft)'la yapılıyor. Öyleyse usu değerlendirmek, onun ne olduğunu ve ne olmadığını iyice bilmek gerek. Felsefe nasıl bir usla yapılıyor?.. Deneyden yararlanmayan bir salt us (Os. Akli mahiz, Fr. Raison pure, Al. Reinen vernunft)'la. Öyleyse salt us nedir?
Kant'ın üç büyük yapıtından ilki olan Salt Usun
Eleştirisi (Kritik Der Reinen Vernunft, 1781) bu sorunun karşılığını
araştırır. Salt us, duyarlığın (Al. Sinnlichkeit) verilerinden
alınmamış olan (a priori) bir bilgiyi gerçekleştirdiği iddiasındadır.
Buysa nesneler düzenini aşarak düşünce düzenine yükselmek demektir.
Öyleyse salt usun bilme yöntemi bir aşkınlık yöntemi'dir.
Salt
us bu yöntemle gerçek bir bilgi edinebilir mi? Öyleyse bilgi nedir,
önce onu tanımlamak gerek. Kant'a göre her bilgi, bir yargı (Al.
Urteil)'dir. Ne var ki her yargı, bir bilgi (Al. Kenntnis) değildir.
Örneğin "her cisim yer kaplar" yargısı bize yeni bir bilgi vermez,
çünkü "cisim" kavramı esasen "yer kaplamayı" içerir; bu yargıda sadece
bir çözümleme yapılıyor ve "cisim" kavramı çözümlenerek kendisinde
esasen bulunan bir bilgi hiçbir gereği yokken yeniden ortaya konuyor.
Oysa "bu yük ağırdır" yargısı bize yeni bir bilgi verir, çünkü "yük"
kavramı kendiliğinden ağır ya da hafif olduğunu bildirmez; burada,
ötekinin tersine, bir çözümleme değil bir bireştirme yapıyoruz ve "yük"
kavramıyla "ağır" kavramını birleştirerek yeni bir bilgi elde ediyoruz.
Demek ki bize bilgi veren yargılar, çözümsel yargılar değil, bireşimsel
yargılar'dır. Salt us bu bireşimsel yargıyı aşkınlık yöntemiyle, deneyi
aşarak gerçekleştirebilir mi? Kant bu soruya kesin olarak şu karşılığı
veriyor:
Gerçekleştiremez. Böylece metafiziği kesin olarak
yıkmış oluyor: Salt us, deneyden yararlanmadan hiçbir bilgi
gerçekleştiremez. Öyleyse metafizik tasarımlar, insanların romantik
düşlerinden başka bir şey değildirler. (Bu vargı, Kant'ın materyalist
yanını belirtir ve Engels bunun içindir ki kendisine utangaç
materyalist der).
Kant öncesi felsefenin tanrılaştırdığı us,
böylelikle tahtından indirilmiş olmaktadır; artık, aşkınlık yöntemiyle
çalışan salt usa güvenilmeyecektir. Kant araştırmakta, eşanlamda
eleştirmekte devam ediyor: Salt us, bireşimel yargı olan bilgi'yi niçin
gerçekleştiremez?. Çünkü us, sadece bir bireştirme işini
gerçekleştirmektedir ve bu iş için gerekli gereçleri nesneler
düzeninden almaktadır.
Elimizle tuttuğumuz taşı yere bırakınca
onun düştüğünü görüyoruz ve ancak ondan sonradır ki (a Posteriori)
"bırakılan taş düşer" bilgisini edinebiliyoruz. Bu deneyi yapmadan önce
(a priori) bu konuda hiçbir bilgimiz olamaz. Bize bu gereçleri veren
duyarlık'tır. Duyarlık, bu gereçleri bize nasıl veriyor? Zaman ve mekân
içinde veriyor. Oysa nesneler düzeninde zaman ve mekân diye bir şey
yoktur.
Demek ki bunlar duyarlığın dışardan almadığı, kendinden
çıkardığı bir şeylerdir ve duyarlık bunları katmadan, dışardan aldığı
hiçbir şeyi bize gönderemez. Bunlar, deneyden elde edilemeyeceklerine
göre, usun verileri midir? Kant, bu soruya da kesinlikle şu karşılığı
veriyor: Hayır, bunlar usun verileri olamaz. Çünkü küçük çocuklar zaman
ve uzayı düşünmeksizin bilirler, hiçbir ussal işlemi
gerçekleştiremedikleri halde sevdikleri şeylere yaklaşır ve
sevmedikleri şeylerden uzaklaşırlar. Öyleyse, duyarlık, ne nesneler
düzeninden ne de düşünce düzeninden aldığı bu şeyleri nasıl elde
etmiştir?.. Kant, bu soruya, kendine özgü bir karşılık veriyor: Sezi
(Al. Ansehauung)'yle.
Kant'a göre bunlar birer biçim'dir ve
ancak duyarlığın sezisiyle elde edilebilir. Zaman iç duyarlığın
biçimidir, içimizden gelen her duygu zamanla birliktedir; mekân dış
duyarlığın biçimidir, dışımızdan gelen her duygu mekânla birliktedir.
Katılmadikları hiçbir duyumun gerçekleşemeyeceği bu biçimler, usun
verileri olmadıkları halde deneyüstü (Al. Transzendentale)'dürler.
Deneyden çıkarılmamışlardır ama bunlarsız da deney yapılamaz.
Görüldügü gibi, Kant, artık aşkın (Al. Transzendent) kavramından
deneyüstü (Al. Transzendental) kavramına geçmektedir; ona göre aşkın
bilgi olamaz ama deneyüstü bilgi olabilir. Bir soru daha gerekiyor:
Deneyden gelen verilere duyarlığn seziyle elde ettiği birimlerin
katılması, bilimsel bir bilgiyi gerçekleştirmeye yeter mi?
Yetmeyeceğini söyleyen Kant, sonunda, us'a deneyüstü bir görev
bulmuştur: Bireştirme işi.
Kant'a göre us bu görevi
gerçekleştirmeseydi, ne duyuların verileri ve ne de duyarlığın
katkıları bilimsel bilgiyi gerçekleştirebilirdi. Öyleyse us, bu
bireştirme işini nasıl yapıyor? Duyarlığın katkısıyla birlikte gelen
bilgi gereçlerini düzenleyici kalıplara (Tr. Ulam, Al. Kategorie)
sokarak. Us, bu kalıpları ne deneyden ve ne de duyarlığın sezişinden
almıştır; bu kalıplar onda temel olarak vardırlar ve kendisiyle
birliktedirler. Demek ki, Kant'a göre bilgi, gene de, nesneler
düzeninde değil, us'un düşünme düzeninde (Al. Verstand)
gerçekleşmektedir. Kant, böylelikle kendi düşünme yöntemini de bulmuş
oluyor: Deneyüstü yöntem (Al. Transzendental methode).
Kendi
kurduğu bu terimle, eleştirici bakışını dilegetirerek, bilgi'nin
duyuların ürünü olduğunu savunan duyumculuk'la anlığın ürünü olduğunu
savunan anlıkçılık'ın üstüne aşıyor ve gerçeğin, her ikisinin birleşik
bir üstünde'liğinde olduğunu ileri sürüyor.
Önemli olan şudur
ki, Kant, deneyüstü'ne deney'le bağıntısını kesmeden çıkmaktadır. Us,
bireştirme görevini gerçekleştirirken deneyle bağıntısını koparırsa —ki
fiziğin üstüne yükselme anlamında metafizik budur— aşkın'ın alanına
girer ve köksüz düşler kurmaya başlar. Kant'ın deneyüscülüğü, bir
bağıntıcı deneyüstücülük'tür. Bu düzeyde ancak deneyden gelen veriler
birleştirilir, salt usun kurguları bireştirilemez. Usun bireştirici
kalıpları, deneyle hiçbir ilgileri olmayan ve deneyden çıkarılmamış
önsel (a priori) kalıplardır ama ancak deneyin verilerini bireştirmekte
işe yarayabilirler.
Kavramlar'la nesneler asla kopmaksızın
bağıntılı olmalıdır. Metafizik, bu bağıntıyı gerçekleştiremediği
içindir ki metafizik bilgi olamaz. Yoksa, Kant'a göre; kesin, tümel,
her zaman ve her verde geçerli bilgi elbette deneyüstü önsel bir
bilgidir. Çözümsel yargıların tümü sonsaldır, deneyden sonra
gerçekleşmişlerdir ve bu yüzden bilimsel ve kesin bir bilgi vermezler.
Bireşimsel yargıların da önsel olanları vardır ama sonsal olanları da
vardır. İşte asıl kesin ve bilimsel bilgi bu önsel bireşimsel
yargı'lardadır.
Örneğin matematik yargıların tümü bu
niteliktedir, "iki kez ikinin dört ettiği" yargısı hiçbir deneyden
çıkarılmamıştır. Çünkü deney sınırlıdır, bin deney yaparız ama bin
birinci deneyde ne elde edeceğimizi bilemeyiz. Matematik yargılar,
deneyden çıkmamış önsel bireşimsel yargı'lardır ama bir bakıma bu
karakterde olan metafizik yargılara benzemezler, çünkü her zaman deneye
uzanabilirler. İki kez ikinin dört ettiği her zaman denenebilir,
Tanrı'nın varlığı hiçbir zaman denenemez. (Kant, bu düşüncelerinden
ötürü, 1794'te Gillaume II. hükümetinden bir ihtar almış ve din
konusunda yazı yazması yasaklanmıştır).
Kant, usun önsel
kalıplarını, Aristoteles'ten de yararlanarak, yargı biçimlerinden
çıkarıyor. On iki yargı biçimi vardır, öyleyse bunlardan her birini
meydana getiren —kendisiyle biçimlendiren— on iki kalıp olmalıdır. Bir
yargı, ya "insanlar ölümlüdür" önermesinde olduğu gibi tümel (Os.
Külli, Fr. Universel), ya "kimi insanlar erdemlidir" önermesinde olduğu
gibi tikel (Os. Cüz'i, Fr. Particulier), ya da "Sokrates düşünürdür"
önermesinde olduğu gibi özel (Os. Hususi, Fr. Singulier) olur.
Bunları meydana getiren kalıplar, sırasıyla: Tümellik (Os. Külliyet,
Al. Allheit), çokluk (Os. Kesret, Al. Vielheit), teklik (Os. Vahdet,
Al. Einheit) kalıplarıdır ki nicelik (Os. Kemmiyet, Al. quantitaet) ana
kalıbında toplanırlar. Bir yargı, ya "Herakleitos usludur" önermesinde
olduğu gibi olumlu (Os. İcâbi, Fr. Affirmatif), ya "Diogenes uslu
değildir" önermesinde olduğu gibi olumsuz (Os. Selbi, Fr. Négatif), ya
"ruh ölmezdir" önermesinde olduğu gibi sınırlayıcı (Os. Tahdidi, Fr.
Limitatif) olur.
Bunları meydana getiren kalıplar, sırasıyla:
Varlık (Os. Hakikat, Al. Realitaet), yokluk (Os. Selb, Al. Negation),
sınırlıtık (Os. Mahdudiyet, Al. Limitation) kalıplarıdır ki nitelik
(Os. Keyfiyet, Al. qualitaet) ana kalıbında toplanırlar. Bir yargı, ya
"Tanrı iyilikçidir" önermesinde olduğu gibi kesin (Os. Hamli, Fr.
Catégorique), ya "Tanrı iyilikçiyse kötüleri sevmez" önermesinde olduğu
gibi varsayımsal (Os. Şartı, Fr. Hypothétique), ya "Tanrı ya iyilikçi,
ya da kötülükçüdür" önermesinde olduğu gibi ayrık (Os. Munfasil, Fr.
Disionctif) olur.
Bunları meydana getiren kalıplar, sırasıyla:
Tözlülülük (Os. Cevheriyet, Al. Substantialitaet), nedensellik (Os.
İlliyet, Al. Causalitaet), karşılıklık (Os. Müşâreket, Al.
Wecheelwirkung) kalıplarıdır ki ilişki (Os. İzâfet, Al. Relation) ana
kalıbında toplanırlar. Bir yargı, ya "insanlık belki dik yurümeyle
başlamıştır" önermesinde olduğu gibi belkili (Os. İhtimâli, Fr.
Problématic), ya "Tanrının iyilikçi olması gerekir" önermesinde olduğu
gibi zorunlu (Os. Zaruel, Fr. Apodictique), ya "dünya yuvarlaktır"
önermesinde olduğu gibi savlı (Os. Tahkiki, Fr. Assertorique) olur.
Bunları meydana getiren kalıplar, sırasıyla: Olanaklılık (Os. İmkân,
Al. Möglichkeit), zorunluk (Os. Vücub, Al. Nothwendigkeit), gerçeklik
(Os. Hâriyet, Al. Wirklichkeit) kalıplarıdır ki kiplik (Os. Darp, Al.
Modalitaet) ana kalıbında toplanırlar. Görüldüğü gibi Kant, deney
verilerinin ancak on iki biçimde birbirleriyle bireştirilebileceğini
ileri sürmektedir. Bu on iki biçimi de dört ana biçimde (nicelik,
nitelik, ilişki, kiplik) topluyor.
Bunlann içinde en önemli
bulduğu ilişki'dir. Çünkü her bireşim bir ilişkiyi dilegetirir. Bu
ilişkilerden de zorunlu olarak nedensellik ve süreklilik yasaları
çıkar. Bu yasalar da, kendilerinden çıkarıldıkları kalıplar gibi,
önseldirler. Kant, bu önsel, deneyden alınmamış, usun kendi malı olan
kalıpların, ilkelerin ve yasaların uygu alanını sınırlarken sadece
metafizik yolunu kapamakla kalmıyor; fizik yolunu da kapayarak
bilinemezci üçüncü felsefe'nin kapılarını açıyor.
Kant'a göre
us, deneyin verileriyle bağını koparıp metafizik yapamayacağı gibi
deneyin verilerinin arkasına geçerek fizik de yapamaz. Çünkü deney bize
sadece görünenler (Al. Erscheinung)'i vermektedir. Bizse bu
görünürlerin ardında bir de kendilik (Al. Ding an sich) hayal ediyoruz
ve yukarı sınırı aşmaya çalıştığımız gibi bu aşağı sınırı da aşmaya
çalışıyoruz. Kant, bu her iki aşamayı da aynı aşma (Al. Transzendent)
saymakta ve usun kalıplarının sadece şeyin görüneni (fenomen)'ne
uygulayıp şeyin kendisi (numen)'ne uygulanamayacağını söylemektedir.
Kant, böylelikle, usun sınırını kesinlikle çizmiş oluyor. Bu sınır
şeyin kendiliği'dir ve hiçbir zaman aşılmamalıdır, çünkü bilinemez.
Kant'ın oluştuğu ortam, bir matematik-fizik-usçuluk ortamıdır. Nitekim
genç Kant da üniversiteyi fizik doktora teziyle bitirmiştir.
Matematiğin ve fiziğin ilkeleri usun ürünü sayılmakta, gerçeğe us
yoluyla varılabileceğini savunan Antikcağ Elea'lılarının düşüncesi
Leibniz-Wolff öğretisinde en yüksek aşamasına ulaşmış bulunmaktadır.
İngiltere'den gelen yepyeni bir ses, David Hume'un sesi, usun
eleştirilmesini ve yetilerinin gereği gibi belirtilmesini
öğütlemektedir.
Tarihsel düşünce diyalektiği XVIII. yüzyıl
sentezini us'ta gerçekleştirmiştir. Böyle bir ortamda Kant, zorunlu
olarak yapması gerekeni yapmış ve şu sonuca varmıştır: "Bizler,
gizlerle dolu bir evrende bir düşün düşünü görmekteyiz. Gerçekte
bildiğimiz hiçbir şey yoktur. Sezişlerimizin, kavramlarımızın,
deneydışı ide'lerimizin içine gömülmüşük; bir şeyler kuruyoruz. Ne var
ki, bildiğimizi sandığımız şey sadece olaylardır. O olaylar ki,
bilmediğimiz bir nesneyle asla bilemeyeceğimiz bir öznenin birbirlerine
olan ilişki'sinden doğmuştur". Nesneyi bilmiyoruz, özne'yi de asla
bilemeyeceğiz, us'a zorunlu olarak bu iki bilinemez'in ortasindaki
ilişki alanı kalıyor. Oysa us, özgür olma dileğindedir; aşma çabaları
bu yuzdendir.
Salt Usun Eleştirisi'nde bu özgürlük dileğinin
işe yaramadığı anlaşılmıştır; salt us deneyle olan bağını kopararak
kuram yapamıyor, ama eylem de yapamaz mı?.. Kant'ın ikinci büyük yapıtı
Uygulayıcı Usun Eleştirisi (Kritik Der Praktischen Vernunft, 1788) bu
sorunun karşılığını arayacaktır. Zorunlukla olan'ın karşısında bir de
özgürlükle olan var. Öteki bilim, buysa törebilim alanıdır. Us, salt
olamıyor ama uygulayıcı olabilir. Ne var ki bu durumda adı değişerek
irade olur. Doğru'nun duyusu nasıl nesneler düzeninden düşünce düzenine
yükselip biçimlenmek zorundaysa, iyi'nin duyusu da öylece düşünce
düzeninde biçimlenip nesneler düzenine inmek zorundadır. Özgürlükle
olmayan iyiliğin hiçbir anlamı olamaz.
Ceza korkusu, armağan
umudu, beğenilme isteği, göreneğe uyma zorunluğu vb. gibi etkenlerle
gerçekleştirilen iyilik, gerçek iyilik değildir. Demek ki usun
uygulayıcı olarak çok önemli bir görevi var: İyiliği, özgürlükle, salt
iyilik için gerçekleştirmek. Bu özgürlük, duyarlığın bütün etkilerinden
kurtulmuş bir özgürlük olmalıdır. Özgürlük zorlamaz, sadece yükümlü
kılar. Törebilimsel yasa, fizik yasa gibi zorunlu olamaz. O, serbest
bir serim işidir. O, kendi yasasını kendisi koyar. Önceden konmuş ve
verilmiş bir yasaya uymaz.
Demek ki tanrısal ve dinsel bir
törebilim, gerçek bir törebilim değildir. Yasa'yla özgürlük'ün
çelişkisi, ancak kendi yasanı kendin koy'makla aşılabilir. Ancak bu
yasayı insanlığa bir araç olarak değil, bir erek olarak belirtecek bir
biçimde koy'malı. Yoksa deney alanıyla yeniden bir ilişki kurup
özgürlüğünü yitirmiş olursun; çünkü insanlığı araç olarak gözeten bir
yasa, usun özgür yasası değil, kişisel çıkarının yasasıdır. Bu yasa
evrensel ol'malı. Yoksa bu yasa usun gerçek ürünü olan önsel bireşimsel
yargı niteliğini taşımaz ve tümel geçerli'lik niteliğini elde edemez.
Törebilimsel yasa, deneylerden elde edilmiş bir koşullu (Al.
Hypothetisch) yasa değil, uygulayıcı usun kendi kalıplarında
biçimlendirdiği bir düzenlenmiş (Al. Kategorisch) yasadır. Bir şey elde
etmek için değil, iyilik için iyilik edilecek. İşte Kant'ın iyi irade
(Al. Gute wille) adını verdiği özgür irade budur. (Kant, bu
törebilimsel düşüncelerini, söz konusu yapıtından çok Grundlegung zur
Metaphysik der Sitten ve Metaphysik der Sitten adlı yapıtlarında
incelemiştir).
Görüldügü gibi Kant, Salt Usun Eleştirisi'nde
yadsıdığı metafiziği pratik usun eleştirisinde diriltmeye
çalışmaktadır. Kant'ın bu idealist eğilimi üçüncü büyük yapıtında daha
da belirecektir. Doğru ve iyi ideleri incelendikten sonra geriye usun
üçüncü bir işlevi kalmıştır: Güzel idesi. Us, doğayla törebilim
arasında kalan estetik alanda nasıl işliyor ve bu işleyişin de ötekiler
gibi önsel ilkeleri var mıdır?
Kant'ın üçüncü büyük yapıtı
Yargı Gücünün Eleştirisi (Kritik der Urteilskraft, 1790) bu sorunun
karşılığını arayacaktır. Kant, duyulardan gelenle (salt us) düşünceden
giden (uygulayıcı us) arasındaki köprüyü yargı gücü adını verdiği
(yargılayıcı us) ussal bir yetiyle kurmak istiyor. Deneylerden gelenle
düşünce gerçekleşiyor, düşünceden giden de deneyde gerçekleşecek. Oysa
bu gerçekleşmenin usun buyruğuna uygun olup olmadığını yargı gücü
denetleyecek. (Bu tema, diyalektik materyalizmin teori, pratikle
doğrulanır önermesinin Kantcı sezisidir).
Doğru bir düşünceyle
gerçekleştirilen bir iyi'liğe "güzel bir davranış" diyoruz. Öyleyse
güzel bu iki ideyi birbirine bağlayan bir köprüdür ki bunu da yargı
gücü gerçekleştirir. Kant, güzel'i yüce'den ayırıyor. Bir fırtınada
denizin kudurmuş dalgalarına bakarak "ne güzel" diyebiliriz ama
gerçekte duyduğumuz güzellik değil; büyüklük, güçlülük ve ürkünçlükten
doğan yücelik (Al. Erhabene)'tir. Yücelik, böylesine gürel (Fr.
Dynamique) olabildiği gibi yıldızlı bir gecenin ihtişamı gibi
matematiksel (Fr. Mathématique) de olabilir. Böylece yüce'den ayrılan
güzel; iyi'den, hoş'tan yararlı'dan da ayrılmaktadır.
Güzel'in
niteliği, hiçbir karşılık gözetmeksizin yargılanır oluşudur. Kantcı
törebilime göre iyi de bu niteliği taşır, oysa iyi eylemsel bir irade
işidir; güzelinse ne eylem ne de iradeyle ilgisi vardır. Hoş duyusal
bir beğeni, güzelse yargısal bir beğenidir. Bir tabak meyve tablosu,
onları yemek isteğini duyurursa hoş ve ancak bu isteği duyurmadıkça
güzel'dir. Yararlı elde edilmek istenir, güzelse sadece seyredilir. Hiç
bir karşılık gözetilmeden beğenilmek onun temel niteliğidir.
Güzelin başka bir niteliği de tümel geçerli oluşudur, Kant böylece
önsel bireşimsel yargıyı burada da yakalamış oluyor. Demek ki güzel'de
de bir önsellik var, bu önsellik bizi kendisine karşı belli bir tutuma
zorlar. Bu tutum, özel değil, genel bir tutumdur; sadece bizim için
değil, herkes için geçerlidir. Güzellik yargısı kavramsız (Fr. Sans
concept) bir yargıdır, demek ki bir bilgi işi değildir. Güzellik, ereği
düşünü bir ereksellik'tir.
Bir müzik parçasında bize zevk veren
onun bestelenme nedeni değildir, oysa o gene de bir ereğe uygun olduğu
için güzeldir. Kant, böylece, estetik yargı (Fr. jugement
esthétique)'yi ereksel yargı (Fr. jugement téléologique)'dan ayırıyor.
Sanatçı güzel'i yaratırken onu belli bir ereğe göre biçimlendirir,
bizse o güzel'i ereğini düşünmeden kavrarız. Güzelin bizler için anlamı
kendi ereğine uygunluğu değil, bizim ereğimize uygunluğu'dur.
Kant, yapıtının ikinci bölümünde, ereklik (Al. Finalitaet) kavramını
incelemektedir. Kant'a göre ereklik, Aristoteles'in entelekheia'sı
gibi, kendi nedenine uygunluk'tur. İki türlü uygunluk (Al.
Zweckmaessigkeit) var: Biri güzeli doğuran öznel uygunluk, ikincisi
yararlıyı doğuran nesnel uygunluk. Bunun içindir ki bir çiçek,
yağlıboya bir tabloda estetik yargının konusu olurken bir ilaç
kutusunun içinde ereksel yargının konusu olabilir.
Cansız doga,
sürekli bir nedensellik içinde Dekartcı bir mekanizmle
düzenlenmektedir. Canlı doğaysa kendi ereğiyle düzenlenir. Kömür bir
neden-sonuç zincirinin ürünüdür, ama göz pek bellidir ki görmek için
yapılmıştır. Bu yüzden, doğanın açıklanışında ereklik kavramından
vazgeçemiyoruz.
Kant, burada, usun metafizik yapamayacağını
söylediği halde metafiziğin alanına yeniden ve iyice girmekte olduğunu
görerek sakıntılı bir dil kullanmaktadır. Ne nedensellik ne de ereklik
doğanın kendiliğini açımlayamaz, der. Cansız ve canlı, tümüyle doğa,
Kant'a göre bilinemez olmakta devam etmektedir. Duyular bize bu
bilginin anahtarını veremez, ama duyular-üstü'nde "anlakalır'da
birtakım anahtarlar gizlidir". Görüldüğü gibi, idealizmin kapısını her
şeye rağmen aralık bırakmak bilinemezciliğin zorunluğudur.
Kendisinden önceki felsefe akımlarının düşünsel sentezini ustaca
gerçekleştiren Immanuel Kant'ın, kendisinden sonraki felsefe akımlarını
büyük ölçüde etkileyen bu üç önemli yapıtını toparlarsak şu sonucu
saptarız: Doğru'yu us kurar, iyi'yi us buyurur, güzel'i us yargılar.
Bilinemez kendilik'in dışındaki bilinir olaylar dünyasını teksözle us
düzenler. Bu yargı, idealist bir yargıdır.
Immanuel Kant'ın
kendi felsefesini adlandırmak için ilerisürdüğü eleştiricilik deyimi,
inakçılık ve şüphecilik deyimlerine karşıt bir anlam taeir. Öznel
düşünceci bir yaklaşimla usçuluk ve görgücülük öğretileriyle savaşmak
amacını gütmüştür. Nesnelerin özünün bilinemeyeceğini ilerisürerek
bilme sürecini yadsımış ve bilinemezcilik'e varmıştır.

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Kritisizm
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |