Ara
18
2007
|
Bilgi Kavramının Tanımı |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Salı, 18 Aralık 2007 |
Okunma: 525 kez
Önce “Bilgi” kavramıyla neyi kast ettiğimi net bir şekilde belirteyim. Bir şakul düşünün. Bildiğiniz gibi, şakul hep yerin merkezine doğru yönelir. Peki yerin merkezi ne demek? Şu demek: Gravite veya yer çekimi denilen güç sistemi vardır; ve bu güç sistemiyle tüm maddeler birbirlerini kütleleriyle doğru orantılı, aralarındaki mesafenin karesiyle ters orantılı olacak şekilde (f=m1 x m2/r2) çekerler!
Dünyamızdaki
tüm maddeler birbirlerine yapışarak bir küre şeklinde kümeleştikleri
için, dünyamızdaki tüm maddelerin toplamının oluşturduğu (yaklaşık
6.1021 tonluk) toplam bir çekim gücü oluşur ve yeryüzündeki bir madde
için, bu toplam çekim gücü, yerin merkezindeymiş gibi bir bileşke
oluşturur. Bu nedenle, elimizden düşen her nesne, bu merkezi çekim
kuvvetini algılayarak, yerin merkezine doğru düşerler. Şakul de aynen
öyle. Yeryüzü düz değildir. Yüksek dağların olduğu bölgeler vardır;
derin göllerin veya denizlerin olduğu bölgeler vardır. İşte ilginç
nokta burada başlar: Bir şakul, düz bir ovada iken tam yerin merkezine
doğru yönelirken, yüksek bir dağın dibine geldiğinde, tam yerin
merkezine yönelmeyip, biraz dağa doğru eğilerek yönelir, çünkü dağın
kütlesi küçümsenecek bir şey değildir ve gözle görülebilir derecede bir
sapma etkisi yapar. Yani elimizden bırakılan bir taş, dağın kütlesini
de yukarıdaki formüle göre ekstradan hesaplayıp, oluşan sonuca göre bir
açıyla "düşer"! Peki bir taş veya demir parçası, yakındaki bir dağda
kaç ton malzeme olduğunu, aralarında kaç metre mesafe olduğunu nasıl bu
kadar hassas olarak saptayıp da ona göre düşüyor? Aynı durum
denizlerdeki gel-git olayında da ortaya çıkar. Ayın dünya etrafında
dönmesine uygun olarak, denizlerdeki sular, ayın bulunduğu tarafa doğru
kayarak, dünyanın o tarafında yükselip "gel" olayını başlatırken, doğal
olarak, dünyanın Ay'a uzak tarafındaki denizlerdeki su seviyesi düşer
ve "git" olayı oluşur. Hele Güneş ve Ay aynı hizaya gelip, çekim
kuvvetleri bir-birlerine eklenince, bu "gel-git" oranı daha da artar.
Denizlerdeki su zerrecikleri, ayın veya güneşin ne kadar kütlesi
olduğunu, ne kadar uzakta olduklarını nasıl biliyorlar ve yukarıdaki
formüle yerleştirerek (bizlerin karmaşık matematiksel işlemlerle
zar-zor yapabildiğimiz dereceden çok daha) hassas olarak bu karmaşık
hesaplamaları yapıp, ona göre kendilerine bir yön belirliyorlar?
Akılları bu işlere yetmeyenler hemen kestirmeden gidip, "Bu Allah'ın
işidir" veya "Bu doğanın bir işidir" deyip, işin içinden çıkarlar. Ama
asıl sorun işte bu ya: "Allah (veya doğa) olayları nasıl
etkileyip-yönlendiriyor? Allah'ı (veya doğayı) nasıl
anlayıp-yorumlamalıyız?"
Doğa ve dünyanın sürekli
değişim-dönüşüm içinde olması sonucu ortaya çıkan “değişim-dönüşümler”
göstergesine zaman denir; yani zaman her şeyde var olan bir
sürekli-değişim-dönüşümlülüğün sonucudur. Bizim yaşadığımız evrensel
sistem sürekli bir genişleme içinde olduğundan, fizik ilkeleri gereği,
enerji ve momentin evrensel ölçekte sabit tutulması gerekliliği
karşısında, tüm varlıklar, enerji yoğunluğu gittikçe azalan ortamlarda
yaşamak (veya bulunmak) durumuyla karşı karşıyadırlar. Bu durumda, tüm
varlıklar, sürekli değişim-dönüşüm içindeki bu sisteme uyum
sağlayabilmek için, çevrelerindeki değişim-dönüşümleri algılayıp,
yapılarında da bunlara uygun değişim-dönüşümlere giderler. Her hangi
bir şeyin yapılabilmesi, “bilgi” ile olası olduğundan, her varlık,
belli bir “bilgi” oluşturur ve bu bilgiye göre davranır. Bilgi, var
olan şeyleri ve bunlara ait özellikleri gözlemleyip, bu şeylerden ve
özelliklerinden yararlanarak daha ekonomik bir yapısallaşmaya
gitmektir. Bu temel tanımdan sonra, “bilgi” dediğimiz şeyin nasıl
oluşturulduğunu inceleyelim.
Bilgiler Nasıl Oluşur?
15-20
bin yıl öncelerinde yaşayan insanları düşünün; henüz hala mağaralarda
yaşıyor. Ama dünyanın her yerinde barınacak mağara yok, bol besin
bulunan düz yerlerde yaşamanın bir çaresini arıyorlar. Kafalarındaki
mevcut bilgilere göre bulabildikleri çözüm, toprağı kazıp bir çukur
oluşturmak ve bu çukurun üzerini, öldürdükleri hayvan derileriyle
örtmek. Pek ideal değil ama, yine de bir çözüm. Ama sürekli daha iyi
bir çözüm arayışı içindeler. Zamanla çamurun kurutulmasıyla kerpiç gibi
sert bir malzeme üretmeyi başarırlar ve bu şekilde, ağaçlardan elde
ettikleri parçalardan da yararlanarak, kerpiç evler yapılmaya başlanır.
Şimdi
bu yeni bilgilerin o insanların beyninde nasıl oluştuklarını günümüz
nöro-fizyolojik bilgilerine göre tasarlamaya çalışalım.
Çevresini
gözlemleyen bir insanın gözleri ağaçları görür; ağaç, beyindeki
hücrelerce şöyle bir görüntüyü simgeleyen biyo-fiziko-kimyasal bir
sinyale dönüştürülür. Beyindeki hücrelerce bu sinyal oluşturulduğunda,
“ağaç” hatırlanır veya düşünülmüş olur. Ağacın parçalarına ayrılması
ile oluşan tahta veya kalas gibi kısımlar da yine benzer şekilde
sinyallere dönüştürülerek beyindeki bilgi deposuna yüklenirler. Benzer
şekilde, doğada gözlenen tüm nesneler (toprak, su, taş, taşın parçaları
olan mineraller, bitki ve hayvan türleri, vs.) birer sinyal olarak
beyinde depolanırlar ve gereksinim duyulduğunda hatırlanıp, işleme
konulurlar. Toprağın suyla karıştırılmasından oluşan ve istenilen
formda kurutulduğunda kerpiç gibi sert bir yapı taşına dönüşen nesne
“kerpiç” olarak ayrı bir kavram, ayrı bir madde olarak depolanır.
Kerpiç ve ağaç parçalarının kombinasyonundan oluşan “ev” kavramı ayrı
bir sinyal olarak depolanır. Beyindeki hücreler, gece-gündüz sürekli
beyindeki bu bilgileri kullanarak doğa ve dünyadaki değişim-dönüşümlere
karşı yeni çözümler oluşturma çabasındadırlar. Bunun için geceleri
rüyalar şeklinde senaryolar oluşturulurken, gündüzleri somut deneyler,
ve tasarımlar yapılır.
Kerpiç, ev, tahta gibi kavramlar sadece
bu nesneleri gözlemleyip, bunları tanımlayıcı sinyaller oluşturabilen
hücre-şirketleri (örn. insan) için vardırlar. Yani bu tür kavramlar
hücreler arası bağlantılar ve etkileşimlerle oluşturulurlar. Tek bir
hücre için kerpiç veya ağaç gibi kavramlar yoktur. Tek bir hücre için,
başka hücreler ve onların yaptıkları vardır; her gün karşı-karşıya
oldukları, şeker, su, her türlü mineral, her türlü protein, amino-asit,
tüm kimyasal elementler, vs. gibi mikro ölçekli varlıklar ve bu
varlıkları simgeleyen sinyaller onların bilgi-depolarında vardır.
Dolayısıyla, yiyip-içtiğimiz her türlü besin, hücrelerimiz tarafından
bu mikro-boyutlu parçalarına ayrılarak tek tek algılanıp, gerekli
analiz ve sentezler yapılır ve sindirim denilen işlem gerçekleşir!
Anlaşılacağı üzere, hücrenin ufku küçüktür; hücreler-şirketinin
(insanın veya başka bir hayvanın) ufku genişlemiştir. Görüldüğü üzere,
biz insanların gerçekleştirdiği tüm eylemler, gerçekte beden içindeki
hücrelerce yapılıyor. Bizler sadece onların belli işlemleri
gerçekleştirebilmek için oluşturdukları birer aygıtız. Bedenlerimizin
tasarımcıları da, tamircileri de hücrelerimizdir. Kısacası, bedenimiz
ve canımız tamamen onlarındır. Bir yerimiz yaralandığında, yarayı onlar
kapatmaya başlarlar; bedenimize bir zararlı mikrop girdiğinde, o
zararlı mikropla savaşacak “askerleri” de onlar yetiştirirler, oluşacak
“ordunun sayısını” da onlar ayarlarlar; deniz kenarındaki evimizden
kalkıp, 2-3 bin metrelik bir yaylada yaşamaya başladığımızda, o
yükseklikte oksijen oranını azaldığını algılayıp, bu az yoğunluktaki
oksijenden gerektiği kadarını taşımak için gerekli oksijen taşıyıcı
(alyuvar) sayısını artıran da yine hücrelerimizdir; uzayda bir uydu
içinde yaşamaya başlayan bir bedende, gravite kuvvetinin azalması
nedeniyle, her zıplayışta 3-5 m. yükselip, kafası tavana çarpan
insanlarda, gravite kuvvetinin azaldığını algılayıp, bu kadar
yükselmeyi gerektirecek kas hücrelerine gerek olmadığı kararını alan ve
fazla kas hücrelerinin intihar etmelerini sağlayanlar da yine
hücrelerimizin taa kendileridir!!! Bir darbeyle beynimizdeki hücreler
arası bağlantıların hasar görmesi durumunda, bilincimiz kaybolur;
soğukta donmaya başladığımızda, tüm hareket yeteneklerimizin yavaş
yavaş kaybolması, en sonunda düşünce bile üretemez duruma gelip, tüm
bilincimizi ve hareketliliğimizi kaybetmemiz de hücreler arası
bağlantıların donmasının bir sonucudur. Beynimizde bir tümör (ur) büyür
ve bu ur çevresine baskı yapıp, hücreler arası bağlantıları zedelerse,
bağlantıları zedelenen hücrelerin kontrolünde olan organlarımız felç
olmuş olurlar. Sindirim sistemindeki hücreler boş kaldıklarında, şirket
merkezine sinyal gönderince, beden yemek peşinde koşmaya başlar; seks
organlarındaki hücrelerde üretilen ve depolanan "nesli devam ettirme
bilgisi" sinyalleri şirket merkezine ulaşınca, "mart kedisi" gibi
dolaşmaya başlanır; vs. Sözün kısası, biz insanlar, tamamen
hücrelerimizin güdümünde birer vasıtayız!
Bilgi Oluşumuyla
Örgütlenme Arası İlişki Şimdi bu "bilgi" dediğimiz kavramın nasıl bir
şey olduğuna bakalım. Malum, doğa ve dünya sürekli değişim içinde
olduğuna (yani zaman denilen olgu ortadan kaldırılamadığına) göre, bu
"bilgi" olgusunun bu değişimlerle ilişkisi nasıl?
Bakınız,
günümüzde sivil-toplum örgütleri denilen guruplaşmalar ortaya çıkmakta
ve insanlar “tepeden bir otoriteden (liderden, vs.)” emir almadan,
tamamen kendi kişisel iç dürtüleriyle bir araya gelip, toplumsal hayat
sistemlerinin rayına oturtulması için neler yapılması gerekliliği
konusunda çözümler ortaya koymaya çalışıyorlar; yani “bilgi
oluşturuyorlar”
Hücrelerimiz de bizlerin bedenleri olan
“hücre-şirketlerini” aynen böyle oluşturmuşlardır; ve doğadaki bu
şekilde, içten dışa doğru gelişen, küçüklerin-büyükleri oluşturma
sistemine “sinerjetik sistem” denilmektedir. Bu sistemin fiziksel ve
matematiksel temelleri synergetic-fizik dalında “information &
self-organization” olarak ortaya konulmuştur.
“Bilgi”siz hiçbir
yapılamamakta, oluşturulamamaktadır, çünkü, bilgi varlıkları
birleştiren “bağlayıcı” unsurdur. "Bilgi"nin öğeleri yönlendirici
kuvvet oluşturmasını bir örnekle gösterelim: "Şu (...) meşhur kişi
pazar günü saat 14de Trabzon-Atapark'da olacak." şeklinde bir bilgi
yayıldığını düşünelim. Kafasında o kişi hakkında bir bilgi bulunan ve o
kişiye güvenen tüm insanlar o gün o saatte, o meydanda toplanmaya
başlar!
Maddelerin bir araya gelerek çeşitli bileşikler, çeşitli
kümeleşmeler oluşturulması da aynen böyle olmaktadır. Bilgiyi ortaya
atan kişi dünyanın bir ucunda, öğelerin birleşmesi ise dünyanın öteki
ucundaki bir noktada olabilir! İşte bu durum, atom-altı-parçacıkların
"nonlocality" özelliğinden kaynaklanır. Her öğe kendine has bir "bilgi"
ile donatılmıştır ve bu bilgi, o maddeye has bir elektro-manyetik dalga
olarak ondan çevresine yayılır. Maddenin en temel parçacıkları simetrik
yapıdadırlar ve karşılıklı olarak birbirlerini tamamlarlar; yani
aralarında alıcı-verici, amaç-hedef ilişkisi vardır. Onlardaki bu temel
özellik, onların entegrasyonundan oluşan tüm daha büyük öğeler için de
geçerlidir ve bu şekilde proton-elktron, anyon-katyon, erkek-dişi gibi
tüm sistemler arasında sinyal alış-verişleri gerçekleşmeye başlar ve
tüm maddeler birbirleriyle belli bir oranda karşılıklı olarak
etkileşirler. Aynı tür bilgi-dalgaları, o tür bilgi-çipine sahip tüm
öğelerde aynı anda aynı etkiyi yapar ve öğeler ortak davranışa
girerler. Fizikçilerin "bosons" dedikleri kuvvet iletici öğeler de
aynen böyle tanımlanmaktadırlar.
Bilginin
“bağlayıcılık-birleştiricilik” işlevinin sağlanabilmesi, bileşenlerin
hepsinde aynı türde bilginin yerleşik olmasına bağlıdır; yoksa öğeler
birbirlerine yapışamazlar. (Aynı türde olan canlıların birbirleriyle
eşleşip, yeni bir canlı ortaya koyabildikleri; ama farklı tür veya
cinslere ait canlıların döllenmelerinin ise asla yeni bir canlı
oluşumuna olanak sağlayamadıkları olgusu, bileşenlerdeki bilgilerin
birbirleriyle uyumlu olmamasındandır.) Dolayısıyla, insanlar karşılıklı
olarak birbirleriyle anlaşıp-uzlaşıp doğru bir toplumsal sistem
oluşturamıyorlarsa, bunun iki nedeni vardır: 1- Bilgiler birbirinden
farklıdır; 2- Bilgiler doğal sisteme uygun değildir, yani negatif-bilgi
söz konusudur. İnsanlar arası ilişkilerde her iki neden de maalesef söz
konusudur. “Negatif-bilgi” kavramı biraz sonra açıklanacaktır.
İki farklı Bilgi Sistemi Oluşumu ve Aktarımı Vardır!
Dünyaya
yeni gelen bir çocuğun beynindeki bilgi depolayıcı hücreler, henüz
birbirleriyle bağlantı oluşturmamışlardır. Bu nedenle yeni doğan bir
çocukta henüz bilgi ve bilinç oluşmamıştır. Duyu organlarından gelen
verilere göre, ilgili sinir hücreleri bir-birleriyle, zaman içinde
gerekli bağlantıları yaparak, söz konusu bilgiyi betimleyecek gerekli
sinyal ardışımlarını oluşturmaya başlarlar ve bu şekilde çocuk
büyüdükçe, çevresiyle etkileştikçe, bilgi ve bilinç-sistemi de o oranda
artmaya başlar.
Bir insanın oluşum ve gelişimini, düşünce ve davranışlarını etkileyen "bilgiler" iki ayrı kategoride bulunur.
Birincisi
Kalıtsal Bilgiler olup, hücrelerin içlerindeki genlerde depolanırlar.
Bu kalıtsal bilgilere göre bedenin genel çatısı ve işleyişi oluşturulur
ve çocuk dünyaya gelir. Hemen çocuğun dünyaya gelmesiyle birlikte,
şekilde gösterilen sarı hattın üstündeki 2 nolu beyin bölgesi büyümeye
başlar ve bu büyüyen bölgedeki sinir hücreleri kendi aralarında
örgütlenmeye başlayarak, duyu organlarından gelen verileri işleyecek ve
yorumlayacak, yaşanılan ortama uygun bir işletim sistemi bilgileri
oluşturmaya başlarlar. Eğitsel Bilgiler! Bu bilgiler sonradan büyüyen,
beynin 2 nolu bölgesindeki hücreler arası örgütlenmelerde depolanırlar
ve tamamen duyu organlarında gelen verilere uygun olurlar! İşte bu
nedenle, eğitim çok çok önemlidir, ne ekersek onu biçmek zorunda
kalırız.
(Hücreler, değişim-dönüşüm içindeki bir doğa ve dünya
içinde oluşup-geliştiklerinden, oluşturacakları bedenlerin çevreye
uyumunu kolaylaştırmak için, dış ortam verilerini işleyecek örgütlenme
işlemini, dışarıdan aktarılacak verilere göre, sonradan yapmaktadırlar!
Bu nedenden dolayıdır ki, bir karınca, yumurtadan çıktığı anda
algıladığı ilk kokuyu, ait olduğu kolonininki olarak kabul eder; bir
ördek, yumurtadan çıktığı anda gördüğü ilk hareket eden canlıyı
en-yakını kabul eder; örn. o canlı bir insansa, o insanın peşinden asla
ayrılmaz! Yani, dünyaya yeni gelen bir canlıya, nelerin kendisi için
iyi, nelerin kötü olacağı bilgileri önceden verilmemiştir, çünkü doğa
ve dünya sürekli bir değişim ve dönüşüm içindedir.) İnsanlarda da bu
özellik aynen vardır ve çocuklarımızın düşünce ve davranışları,
çocukluk evresinde onlara aktarılan ilk bilgilerle denetlenirler!)
İnsanlarda
da bu özellik aynen vardır ve insanların düşünce ve davranışları,
çocukluk evresinde onlara aktarılan ilk bilgilerle denetlenirler!
Çocukluk dönemi sonrasında vereceğiniz başka bilgilerle, daha önceden
oluşturulmuş olan bu ilk işletim sistemini değiştiremezsiniz! Bu
saptama çok çok önemlidir, çünkü "doğru" olgusunun saptanmasının 2. ön
şartıdır.
Kaynak:
Prof.Dr. İsmet Gedik
Karadeniz Teknik Üniversitesi Paleo-Biyoloji Uzmanı (Jeoloji Bölümü)

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Bilgi Kavramının Tanımı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|