Ara
18
2007
|
Hegel, Felsefe ve Diyalektik Yöntem |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Salı, 18 Aralık 2007 |
Okunma: 558 kez
Hegel’in ilk çalışmaları Hıristiyanlık ve Yahudilik ile ilgilidir. Zamanla düşüncesini geliştirdi; varoluşu düşünce temeline dayanarak açıklayan idealist felsefenin temsilcisi durumuna geldi. Tarihin ve düşüncenin gelişiminin, varlıkların birbiriyle karşılıklı etkileşimi anlamına gelen diyalektik süreç içinde geliştiğini savundu. Hegel bu sürece “diyalektik yürüyüş” adını verir.
Diyalektik
yürüyüş biri olumlu, biri olumsuz iki kavramın çatışmasından olumlu bir
kavramın elde edilme sürecidir. Bu Hegel’in tez-antitez-sentezden
oluşan üçlü basamaklandırmasıdır. Hegel bu sürece şu örneği verir:
‘Düşünce’ bir tez olarak alınırsa, henüz gerçekleşmemiş bir olanaktır.
Kendini gerçekleştirmesi için kendi dışında ikinci bir alan olmalıdır.
Bu ikinci alan doğadır. Doğa aynı zamanda düşünce kavramının
antitezidir. Bu iki zıt kavramın çatışmasından kültür ürünleri doğar.
Bu da sentezdir. Hegel’e göre diyalektik yürüyüş sürecinin en üst
basamağında Mutlak Tin ya da Zihin (Geist) vardır. Üç basamak Mutlak
Tin’in kendini belli bir amaca göre ortaya çıkarmasıdır. Buna bir
anlamda Mutlak Tin’in özgürleşme süreci denebilir.
Hegel'e
göre, insan, bilgide kendisinin dışında olan, kendisinin yaratmadığı ve
insandan bağımsız olan bir dünyayı tecrübe etmektedir. Bu doğal dünya
bütünüyle zihnin eseridir, fakat biz insanların zihinlerinin eseri
değildir; bilgimizin nesneleri bizim zihinlerimiz tarafından
yaratılmamıştır. Bundan Hegel'e göre, şu sonuç çıkar: Bu dünya, bu
dünyayı meydana getiren ve bilgimizin konusu olan nesneler, sonlu
bireyin, insanın zihninden başka bir zihnin eseri olmalıdır. Bilginin
nesneleri ve dolayısıyla bütün bir evren mutlak bir öznenin, mutlak bir
Zihin, Akıl ya da Tinin ürünüdür. Hegel'in Tin, Geist, İde, Mutlak,
Mutlak Zihin adını verdiği bu tinsel varlık, tüm bireysel, sonlu insan
ruhlarının dışındaki nesnel bir varlık olup, Tanrı'dan başka bir şey
değildir. Hegel, Mutlak Zihnin, Geist'in özüne, insan aklı tarafından
nüfuz edildiğine inanır, çünkü Mutlak Zihin, insan aklının işleyişinde
olduğu kadar, doğada da açığa çıkar.
Yani, Geist kendisini
Hegel'e göre, doğada ve insan aklında ifade eder. Ona göre, gerçekliğin
tümü yalnızca bir İde, Mutlak ya da Nesnel Akıl, bir Mutlak Tin
aracılığıyla anlaşılabilir. Bu Mutlak Akıl, dünya tarihi boyunca bir
evrim süreci içinde olmuştur. Mutlak Akıl aşkın, kendi kendisine yeten,
kendi kendisinin mutlak olarak bilincinde olan, tam olarak bağımsız bir
varlık olmaya çalışmaktadır. Söz konusu evrim süreci, mutlak Aklın tam
olarak rasyonel ve anlaşılır bir varlık haline gelme çabasıdır.
19.
yüzyılın en önemli filozoflarından Hegel, felsefe tarihinin son
sistemli felsefesini ortaya koymuştur. Ernst Bloch’da Hegel felsefesini
,’sistemin iktidarı olarak’ ifade etmektedir. Herbert Marcuse’un
deyimiyle ‘Batı felsefesinin akımı Hegel’den sonra tükenir.’ Batı
felsefesi içinde Hegel’den sonra hiçbir filozof, sistemli bir bütün
oluşturamamıştır denilebilir. Hegel felsefesi , Marcuse’un ifade ettiği
gibi Batı Felsefe Tarihi’nde önemli bir felsefe mihengidir. Hegel
felsefesinin sistemli olmasını sağlayan en önemli etken, kullandığı
diyalektik metodudur.
Hegel diyalektik yöntemini Alman idealizmi
içinde oluşturmayı başarmıştır. Hegel’in felsefesi Alman idealizminin
en yüksek noktasını ifade etmektedir. ‘Hegel’in felsefesi din ile
uzlaşma ve gerginlik arasında gelişmekte, aydınlanma ve doğa bilimi
içinde her şeyi açıklamakta ve anlamakta; böylece, felsefesi birdenbire
Kant kadar büyük bir felsefeyle yan yana durmaktadır.’ Aydınlanma çağı
filozofu Hegel için diyalektik süreç, karşıtların savaşımını ve de
birliğini sağlamaktadır. Karşıtların bu birliği ve uzlaşımı, oluş
sürecini de beraberinde getirmektedir. Hegel felsefesini sistemli hale
getiren de , bu süreç (diyalektik) ve bütünlüktür.,
Hegel’in
Diyalektik yöntemi Eski Yunan’daki karşılıklı konuşma sanatından
(diyalog), daha sonra insandaki ve insani süreçteki gelişimi inceleyen
anlamından apayrı bir yapıdadır.Hegel diyalektik yöntemi kendi felsefi
sistemine uygulamıştır. Hegel’e göre gerçek felsefe yöntemi, diyalektik
yöntemdir.
Hegel için, çelişme ve karşıtlık yalnız düşüncede
değildir. ‘Varlığın kendisinde de vardır; nesnelerin varlığı çelişik
bir örüntü içerisindedir. Varlıktaki bu çelişme oluşla çözümlenir.’
Diyalektik, varlığın ve düşüncenin karşıtlığından oluş ile birlikte,
bir çözümleme sağlar. Varlık burada karşımıza düşüncenin nesneleşmesi
olarak çıkmaktadır.
Diyalektik Tin’in gelişmesi ve
özgürleşmesini ifade etmektedir. ‘Tarihin diyalektiği boyunca Hegel’e
göre Tin giderek daha rasyonel ve ben-bilincine sahip hale gelir.’
Diyalektik Hegel felsefesinin motorudur. Tin’in , bilincin, düşüncenin
ve varlığın bir bütünlük içinde; özgürlüğe;sonsuzluğa ve mutlak olana
ulaşması diyalektik yöntem ile gerçekleşir.
Böylelikle;
‘Diyalektik, Tin’in bütün bir diyalektik gelişme sürecinin felsefe daha
doğru bir deyişle, Hegel’in kendi felsefesi tarafından, kendi üzerinden
dönen düzene sokuluşuyla doruk noktasına ulaşır.’ Hegel felsefesinde
diyalektik varlığın ve düşüncenin bütünlüğünü sağlayan olağanüstü bir
işleve sahip olmaktadır. ‘Hegelci diyalektik, felsefi bir araştırma
yöntemi değil; ama, Varlığın yapısının, bu yapıya en uygun betimlemesi
ve de varlığın gerçekleşmesinin ve kendini göstermesinin (ortaya
koymasının) bir betimlemesidir.’ Diyalektiğe böyle bir işlev
kazandıran; yani, ‘Düşünce ile varlığın bir ve aynı şey olduğunu ileri
sürerek düşüncenin diyalektiği ile varlığın diyalektiği apaçık ve kesin
biçimde ilk olarak birbirine bağlayan; onların aynı kökten geldiğini,
aynı kökten geldiğini, aynı gerçeğin iki yanı olduğunu söyleyen
Hegel’dir.’ Diyalektik. Tin’in gelişmesini ve özgürleşmesini ifade
etmektedir.
Düşüncenin diyalektiği ile ifade edilmek istenen;
düşüncenin mantıksal olarak kendi kendisini aşmasıdır. Hegel’de varlık
düşüncesini, diyalektik yoluyla ‘Mutlak Tin’e: yani, yabancılaşmanın
aşıldığı mutlak düşünceye ulaştırır. Varlığın diyalektiğinde ise
varlık, diyalektik yoluyla kendine yabancılaşmış halinden ve kendi
dışında ve bir varlık halinden kendi bilincine ulaşmış ve özgürlüğe
kavuşmuş varlık haline ulaşır. Hegel diyalektiğinde varlık ve düşünce
birliği kesin olarak sağlanmıştır.
Hegel’in çıkış noktası
İde’dir. İde her şeyin temelinde varolan evrensel varlıktır. Hegel
felsefesinin amacını da; ‘İde’yi hakiki biçimi ve genelliği içinde
kavramak olduğunu belirtir.’ İde, Hegel için varolan her şeyin
temelidir. İde’nin özelliği ise şudur: ‘İde, bu çokluk, çeşitlilik ve
tek-teklik içinde kaybolup gitmez; düşünen Tin’de (Zihinde), yeniden
kendine döner, yeniden kendini bulur. Düşünen ve kendi-bilincine
(Selbstbewusstsein-Özbilincine) dönmüş İde olarak , yeniden özüne uygun
hale gelir; kendisi olur.’ Martin Heidegger kendinin bilincinin, bilinç
ile us arasında kaldığını ve Tin ile geliştirilerek mutlak hale
ulaştığını ifade etmektedir. Kendinin bilincine ulaşmakla; ‘Hakikat
kendi yurdunu, toprağını ve zeminini bulmuş olur.Bilinç alanında,
‘yabancı ellerdedir, yani kendisine yabancıdır ve yurtsuzdur’ Kendinin
bilincine ulaşması ise, yabancılaşmanın aşılması ve mutlak Tin’e
ulaşması anlamına gelmektedir. Hegel’in İdesi mutlak varlık olarak
belirlenebilir ve diyalektik, bu mutlak varlığın,bir gelişme ve değişme
içinde olduğunu ortaya koymaktadır.
Hegel felsefesinde önemli
bir yeri olan diğer bir kavram da Tin’dir. Tin, Hegel’de İde’nin
kendisine ilişkin bilinci ya da tarihin Tanrı iradesi olan hareket
ettirici gücü dini düşünce tarafından dünyayı yarattığına inanılan yüce
varlık. Frederick Copleston’a göre Tin olarak tanımlanan: ‘Salt
kavramsal bir soyutlama değil ama türlülüğü kendi içerisinde taşıyor
olarak düşünülen bir yaratıcı yaşama tanrı denir.
Bu ayrıca Tin
(Geist) olarakta tanımlanmalıdır. Karl Löwith Tin’in ruh ve bilinç
birliği olarak tanımlamanın doğru olduğunu belirtmektedir.
Ancak
Tin bireysel değildir. ‘Tersine Tin, insan dünyasının ve bu dünyada yer
alan öznelerin (insanların) varlık tarzlarının adıdır.’ Hegel Tin’i,
tekilliğin ve tümelliğin birliği olarak tanımlamaktadır. Hegel’de Tin’i
şu şekilde ifade edebiliriz: ‘Temel varlığın yani mutlak varlığın bir
formu (biçimi) olarak değil, mutlak varlığın kendisi olarak yani
kendini bilip tanıyan mutlak varlık olarak ele alır. Tin, kendine
dönmüş, kendi içindeki doğruyu kavramış; doğanın özünü oluşturduğunu
fark etmiş, doğayı yöneten özgür güç olduğunun bilincine varmış olan
İde’dir.’Hegel İde ile Tin arasındaki ilişkiyi Felsefi Bilimler
Ansiklopedisi’nde ortaya koymaktadır. Ancak Tin’i bazı yerlerde İde,Us,
Töz terimleriyle karşılayarak bunların aynı anlama geldiğini de ifade
etmiştir.
Hegel’e göre Tin, kendini yabancılaşmaktan kurtaracak,
özgürlüğe ulaşacak ve nihai olarak Mutlak Tin haline gelecektir. Mutlak
Tin, Tin’in doğada kendi dışında bir varlık haline ve kendine yabancı
bir varlık haline gelmesi aşamasından kurtulup kendini tanımaya ve
kendi özünü fark etmeye başlar. Böylelikle Mutlak Tin haline gelir.
Felsefe
Tin’i Mutlak Tin olarak kavrar. Ve onu hem maddi olmayan bir düşünce
hem de elle tutulup gözle görülebilen bütün varlıkların birliği olarak
kavrar. Tarih, işte bu sürecin kendisidir. ‘Dünya tarihi için şu
söylenebilir: Tin’in kendini gösterip açması, kendinde olduğu şeyin
bilgisine varmak için kendisini işlemesi ile olur.’ Özü özgürlük olan
Tin, bu süreci tüm öznelerde gerçekleştirecektir. ‘Çünkü;
Dünya-Tin’inin ereğinin içerdiği bu töze herkesin özgür olmasıyla
erişilir. Welt-Geist ifadesiyle Dünya-Tin’i, kendi özünü
gerçekleştirmeye ve dünya-tarihi içinde en üst seviyeye ulaşmaya
yönelecektir. Hegel, kısaca dünya tarihinin amacınıda belirtmektedir.
‘Öyleyse dünya tarihinin amacı Tin’in aslında olduğu şeyin bilgisine
varması bu bilgiyi, nesnel kılması, varolan bir dünyada
gerçekleştirmesi, kendini nesnel olarak meydana getirmesidir. Hegel,
kendinden önceki idealist anlayıştan ve Kant’ın sürekli Us içinde
ifadesini bulduğu süreçten farklı olarak; somut ve gerçek olana yönelen
bir çözümleme çabası söz konusudur.
Hegel felsefesinin en önemli
bir diğer kavramı da Us’tur.Us, Hegel’in dünyayı anlama çabasında
yararlandığı en önemli araçtır. ‘Hegel dünyayı usla anlama çabasını en
ileri götüren filozof olmuştur.’ Usu felsefesinin en önemli noktasına
yerleştirerek felsefe sisteminin gerçekliğini de buna
dayandırmaktadır. Hegel’e göre ‘Akli olan gerçektir ve gerçek olan
aklidir.’ Mantık Bilimi’nde de bu gerçeklik ortaya konmuştur. Us,
insanın tarihsel süreci içinde en yüksek olan noktaya Hegel ile
oturmuştur. ‘Varlık anlamını böyle bulabilecektir; çünkü, gerçek Varlık
öyleyse düşünce ve ustur.’
Kaynakça :
Alexandre Kojeve
Çev.:Selahattin Hilav Yapı Kredi Yayınları İstanbul-2000
Copleston Frederick ‘ Felsefe Tarihi-Alman İdealizmi’ cilt VII
Çev.:Aziz Yardımlı İdea yayınevi İstanbul
Walter Kaufmann ‘İnsanı Anlamak-Goethe,Kant,Hegel cilt1
Çev.: Aziz Yardımlı İdea Yayınları İstanbul-1996
Jacques D’Hont Hegel ve Hegelcilik cev.: Bayram Işık
İletişim Yayınları İstanbul-1994
David West ‘Kıta Avrupası Felsefesine Giriş- Rousseau, Kant, Hegel’den Foucault ve Derrida’ya’
Çev.: Ahmet Cevizci Paradigma Yayınları İstanbul-1998
Selahattin Hilav ‘100 soruda Felsefe El Kitabı’
Gerçek Yayıncılık İstanbul-1993
Atilla Tokatlı ‘Çağdaş Diyalektiğin Kaynağı Hegel’
Yazko İstanbul-1981
Nejat Bozkurt‘Hegel Felsefesi’nin Düşündürdükleri’ Felsefe Dergisi
G.W.F Hegel ‘Tarihte Akıl’ Çev.: Önay Sözer
Kabalcı yayınevi 3. baskı İstanbul-1995
G.W.F Hegel ‘Mantık Bilimi’ Çev.: Aziz Yardımlı
İdea Yayınevi İstanbul-1994
Paul Strathren ‘Doksan Dakikada Hegel’
Çev.: Yücel Sivri

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Hegel
Felsefe ve Diyalektik Yöntem
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|