|
GenBilim Editor
|
|
Salı, 18 Aralık 2007 |
Okunma: 304 kez
Büyük İskender'in egemenliğiyle özgür ve bağımsız Yunan kent devletinin gücü gerçekten tarihe karışmıştı. Onun ve siyasi güç için birbirleriyle dövüşen ardıllarının egemenlikleri sırasında Yunan kentlerinin ellerindeki özgürlük ancak sözde egemenlikti ya da en azından her şeyin üzerinde duran egemenin iyi niyetine bağımlıydı.
İşte
bu yeni siyasi durum, kaçınılmaz olarak, felsefede de bir etki yarattı.
Hem Platon hem de Aristoteles Yunan kentinin insanlarıydılar. Ve onlar
için birey; kentten ve kentin yaşamından ayrı düşünülemezdi. Birey
kentte amacına ulaşır ve yaşamını iyi sürdürürdü. Ama özgür kent daha
büyük bir kozmopolitan bütüne kaynaştığı zaman, yalnızca Stoacılıkta
gördüğümüz gibi, dünya vatandaşlığı ideali ile kozmopolitanizmin değil,
fakat bunun yanı sıra bireyciliğin de öne çıkması doğal olabilirdi.
Gerçekte bu iki öge, kozmopolitanlık ve bireycilik, sıkı sıkıya
birbirlerine bağlıydılar. Çünkü kent devletinin Platon ve
Aristoteles'in düşündükleri gibi sıkı ve her şeyi kucaklayan yaşamı
çöktüğü ve yurttaşlar daha büyük bir bütüne kaynaştıkları zaman, birey
kaçınılmaz olarak başı boş kaldı, kent-devletindeki bağlarından koptu.
Böylece kozmopolitan bir toplumda felsefeden beklenebilecek tek şey
ilgisini bireyde yoğunlaştırması onun yaşamda kılavuzluk istemine
karşılaştırmaya çalışması olacaktı. Çünkü bu yaşam artık göreli olarak
küçük bir kent ailesinde değil ama büyük bir toplumda yaşanıyor, ve
buna göre felsefe başat olarak törel ve kılgısal eğilimler sergiliyordu.
Stoacılık
ve Epikürcülükte olduğu gibi. Metafiziksel ve ruhsal kurgu düşme
eğilimine girdi, kendileri uğruna değil ama ancak törebilim için bir
temel ve hazırlık sağlamaları işleminde birer ilgi nesnesi oldular.
Törel alan üzerinde bu yoğunlaşma yeni okulların metafiziksel
kavramlarını kendi başlarına yeni kurgular üretmeye girişmeksizin niçin
başka düşünürlerden ödünç almış olduklarını anlamayı kolaylaştırır.
Gerçekten de bu bakımdan geriye ön-Sokratiklere döndüler-. Stoacılık
Herakleitos'un fiziğine ve Epikürcülük ve Demokritos'un atomculuğuna
başvuruyordu. Bundan da ötesi, Aristoteles-sonrası Okullar en azından
belli bir düzeyde giderek törel düşünce ve eğilimleri ve eğilimleri
için bile Ön-Sokratiklere döndüler, Stoacılar Kynik törebilimden ve
Epikürcüler Kraniklerden ödünç aldılar.
Bu törel ve kılgısal
ilgi, Roma döneminde Aristoteles-sonrası okulların gelişiminde
özellikle belirgindir. Çünkü Romalılar ve Yunanlılar gibi kurgul ve
metafiziksel yanları güçlü düşünürler değil, tersine karşılıklı olarak
kılgıya yönelik insanlardı. Eski Romalılar karakter üzerinde
diretiyorlardı -kurgu onlara biraz yabancı idi- ve Roma
İmparatorluğunda, cumhuriyetin önceki idealleri ve gelenekleri söndüğü
zaman, bireye çalkantılı bir toplumsal süreç içerisinde yaşamını doğru
olarak yönlendirmesini ve belli bir tinsel ve ahlaksal bağımsızlık
üzerine dayanan bir ilke ve eylem tutarlılığını sürdürmesini
sağlayabilecek davranış kurallarını sağlama görevi sözcüğün tam
anlamıyla felsefecilere düşüyordu.
Nietzsche, Hellenistik ve diğer Yunan felsefesi hakkında şu yorumu yapar:
"Yunanlılar,
gerçekten sağlam bir millet olarak, felsefe yapmakla, bütün başka
milletlerden çok daha büyük ölçüde felsefeyi meşru kıldılar. Ama
vaktinde duramadılar, çünkü kuru ihtiyarlık çağlarında felsefeden,
sadece hristiyan doğmatiğinin sofuca akıl oyunlarını ve pek kutsal kılı
kırk yarmalarını anlamakla beraber, kendilerini felsefenin ateşli
taraftarları olarak gösterdiler.
"Vaktinde duramadıklarından ötürüdür ki, kendilerinden sonra gelen barbar aleme gördükleri hizmeti kendi elleriyle ufalttılar."
Aristoteles'ten
sonra Hellenistik felsefe, iki doğrultuda gelişmiştir. Bir yandan bir
ahlak felsefesi, öbür yandan da pozitif bilimler üzerinde bilgince bir
araştırma olmuştur. Platon ve Aristoteles'in okulları da (Akademia ile
Lykeion) bu gelişmeye ayak uydurmuştur.

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Helenizm
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |