Okunma: 736 kez
Siyaset felsefesinin bir dalını meydana getiren ve toplumsal yaşamla devletin doğuşunu, doğasını ve anlamını araştıran, insanlarla insanların içinde yer aldıkları siyasi örgütlenmeler arasındaki ilişkileri inceleyen felsefe dalı.
Devlet felsefesi tarihinde, devlet şu şekillerde anlaşılmıştır:
1. Doğal bir kurum veya organizma olarak.
( www.genbilim.com )
Bu yaklaşımın klasik temsilcisi
Platon’dur. O, devleti büyük ölçekli bir insan ya da organizma, bireyin
bir devamı olarak görür ve bu durumun bir sonucu olarak da, sırasıyla
akıl, can ve iştihadan oluşan üç parçalı ruh anlayışını aynen devlete
yansıtır. Buna göre, o devletin temelini insan doğasında bulmaktadır.
2.
Devletin, yönetimde bulunanlardan ayrı olan, fakat yöneticilerin karar
ve ehliyetleriyle gelişmesine katkıda bulundukları bir kurumlar ve
hizmetler sistemi olduğunu dile getiren Aristotelesçi devlet anlayışı.
Bu çerçeve içinde, Aristoteles’te, devletin asıl amacı, yurttaşların
maddi bakımdan refaha ulaşmaları, ama daha çok ahlâki bakımdan
gelişmeleri ve olgunlaşmalarıdır. Devlet, bu amaç için vardır. Yani,
ona göre, devlet yö*netimleri kendi başlarına iyi ya da kötü değildir,
ancak söz konusu amacı gerçekleştire*bilmesine göre, iyi ya da kötü
devlet vardır.
3. Yapma bir varlık ve araç olarak devlet. Klasik
temsilciğini Rousseau, Hobbes ve Locke’un yaptığı bu anlayışa göre,
insan mutlak bir özgürlük durumu içinde varolamaz. Mutlak bir özgürlük
durumunda, insanı dışarıdan belirleyen ve sınırlayan hiçbir güç
olamayacağından, her insan neyin iyi olduğuna kendisi karar verir ve
kendi çıkarlarını hayata geçirmeye çalışır. Bu ise, tam bir çıkar
çatışmasına, hatta insanlar arasında bir savaşa yol açar. Fakat böyle
bir durum, tüm insanlara zarar vereceğinden, insanlar bir araya
gelerek, aralarında bir sözleşme yaparlar. İnsanlar toplum sözleş*mesi
adı verilen bir uzlaşma ve anlaşmaya dayanarak, ortak iradelerini
temsil edecek bir gücü, kendileri için hakem ve yönetici olarak tayin
ederler. Buradan da anlaşılaca*ğı gibi, söz konusu anlayışta devletin
doğal bir temeli yoktur. Bu yaklaşımda devlet, insanları birbirlerine
karşı koruyacak ve ken*dilerini geliştirmelerine imkan verecek bir araç
olarak ortaya çıkar.
4. Devleti, kendi irade, ehliyet, yeteneği,
ve amaçları olup, bir üniversiteye benzetilebilecek cisimleşmiş bir
kişi, dünyadaki ilahi düşünce, milli bir ruh olarak gören Hegelci
devlet anlayışı. Devletin içeriğini milli ruhun meydana getirdiğini öne
süren Hegel ‘e göre, milli ruh, din, hukuk, bilim, sanat, sanayi gibi
türlü özel alanlara ayrılır.
5. Devletin, devleti kontrol
edenlerin, gücü elinde bulunduranların çıkar ve tercihlerinden
hareketle politikalar üreten bir tür yönetim makinesi olduğunu,
toplumdaki egemen sınıfın çıkarlarına hizmet ettiğini dile getiren
Marksist devlet görüşü. Söz konusu anlayışa göre, devlet sınıflara
bölünmüş olan topluma sıkı sıkıya bağlıdır. Bu çerçeve içinde devlet,
sosyal mücadeleyi, sınıf savaşını yavaşlatan, ona engel olan, ekonomik
bakımdan üstün durumda olan, üretim araçlarına sahip bulunan sınıfın
baskı aracıdır.

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Devlet Felsefesi Nedir?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |