Ara
18
2007
|
Sezgicilik |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Salı, 18 Aralık 2007 |
Okunma: 510 kez
Felsefe tarihinde bilginin kaynağı ve gerçeğin kavranması konusunda ortaya atılan sorunlar, birer dizge niteliği kazanmış, değişik düşünme yöntemlerine bağlanan çığırların doğmasına yol açmıştır. Bilginin duyularla sağlanan bir veri olduğunu ileri süren çığırlar, genellikle maddecilik, deneycilik ve onlara bağlanan öğretilerdir.
Bilginin
duyularla değil de yalnız düşünme yeteneğiyle oluştuğunu ortaya atan
akımlar da idealizm adı altında toplanmıştır. Bu düşünce akımlarının
bilgi konusunda ileri sürdükleri yöntemlerin iki temel kaynağı vardır.
Biri içinde yaşanan ve duyularla algılanan doğa, öteki insandaki
üretici ve yaratıcı nitelik taşıdığı söylenen us ve kavrayış yeteneği.
Birincide ağırlık doğaya, ikincide düşünme yeteneğine verilmiştir, iki
düşünme biçiminden de birçok öğreti doğmuştur.
Bergson
'un geliştirdiği sezgicilik (intuitio) üçüncü bir yöntem niteliği
taşır. Bu yöntem daha önce matematikle ilgili sorunların çözümünde
kullanılmış, us kurallarından bağımsız bir kavrayış yeteneği diye
nitelenmiştir. Bilim tarihinde, bir içedoğuşun ilk örneği olarak
Arkhimedes'in' buluşu gösterilir. Suya batırılan bir nesnenin, yerini
değiştirdiği suyun ağırlığınca kendi ağırlığından yitirdiği ve nesnenin
neden batmadan suyun yüzünde kaldığı sorununu çözen olay deneyden
kaynaklanan bir sezgi sonucu aydınlanmıştır. Bu olay "bilimsel sezgi"
diye nitelenmiştir, Düşünme yeteneğini belli bir konu üzerinde
yoğunlaştıran düşünürün, deneyle elde edemediği sonucu beklenmedik bir
süre içinde içedoğuşla aydınlığa kavuşturacak veriyi kazanması sezgidir.
Bergson'un
sezgiciliği bilimsel bir nitelik taşır, özellikle ruhbilimle
bağlantılıdır. Düşünülen bir sorunun çözümünü kolaylaştıran veriyi elde
etmeye, dayanır. Daha önceki çağlarda, özellikle tanrıbilim alanında
"sezgi" tanrısal bir uyarı, tanrısal bir ışık olarak nitelenmiştir.
Augustinus' tan ‘Aquino’ lu Thomas "a değin gelen Hıristiyan
tanrıbilimcilerinde, inanla bağlaşımlı sezgi gerçeğin kavranmasından
önemliydi. İslam tasavvuffunda, özellikle Yeni-Platonculuk' tan
kaynaklanan öğretilerde, gerçeğin kavranması içedoğuş niteliği taşıyan
sezgiyle sağlanabilirdi.
Gazzali' de sezgi Tanrı'nın insana bilgi ve
bilgelik verdiği bir yetenektir. Şahabeddin Sühreverdi' ye göre sezgi
tanrısal gerçekleri kavramak için bir duyuştur, içedoğuştur. Böyle bir
yeteneği sağlamak için, kişinin bütün gönlüyle Tann' ya, üstün gerçeğe
yönelmesi, bütün geçici eğilimlerden, tutkulardan sıyrılması, içinde
Tanrı' dan başka bir varlık bırakmaması gerekir. Yeni-Platonculuk' tan
esinlenen tarikatlarda sezgi Tanrı' ya ulaşmanın, kendi özünde Tanrı'
yı görmenin tek koşuludur. Onlara göre sezgi usun, kavrayış gücünün
bütün yetkilerini aşar, en kısa süre içinde en kesin gerçeğe varmayı
sağlar. "Ermişlik ‘’ denen aşamaya ancak sezgiyle ulaşılır.
Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi
Cilt.2 Sayı.15 Sayfa.835
Bergsoncu Sezgicilik
A)
Nesnenin biricik ve bunun sonucu ifade edilemez olarak sahip olduğu
şeyle bir olmak için o nesnenin içine taşınılmayı sağlayan bu
entelektüel sempati türü sezgi olarak adlandırılır. Aksine, analiz,
nesneyi daha önce bilinen yani bu nesneye ve diğerlerine ortak
unsurlara indirgeyen işlemdir. O halde analiz etmek bir şeyi, o şey
olmayan şeye göre açıklamaktır... Çevresinde dönüp durmaya mahkum
olduğu nesneyi kucaklamanın sonsuzca tatmin edilmemiş isteği içinde
olan analiz her zaman eksik olan tasarımı tamamlamak için sonu gelmez
bir biçimde görüş açılarını çoğaltır, her zaman eksik olan anlatımı
tamamlamak için sembolleri ara vermeden değiştirir. O halde analiz
sonsuza kadar sürecektir. Ama sezgi, eğer mümkünse yalın bir
eylemdir... En azından, hepsini yalın analizle değil sezgiyle içeriden
kavradığımız bir gerçek vardır. Bu, zaman içindeki akışı içinde kendi
öz kişiliğimizdir. Süregiden kendi benimizdir. Entelektüel veya daha
çok tinsel olarak başka hiçbir şeye eğilimli olmayabiliriz. Ama
kesinlikle kendimize eğilimliyiz. Sezgi, bir kez yoğunlaştığında,
düşüncemizin alışkanlıklarına uygun olan ve değişmez kavramların içinde
çok fazla gereksindiğimiz sağlam dayanak noktalarını bize sunan bir
anlatım ve uygulama biçimi bulmalıdır. Bu kesinlik, belirgin ve de
genel bir yöntemin özel durumlara sınırsız genişlemesi olarak
adlandırdığımız şeyin koşuludur. Oysa bu genişleme ve mantıksal
mükemmelleşme çalışması yüzyıllar boyu sürebilir, buna karşın yöntemin
üretici eylemi yalnızca bir an sürer. İşte bu sebepten çoğu zaman
sezgiyi unutarak bilimin mantıksal aygıtını bilimin kendisi olarak
kabul ediyoruz.
Filozoflar ve bilim adamları tarafından bilimsel
bilginin göreceliliği hakkında söylenen her şey bu sezginin
unutuluşundan kaynaklanmaktadır. Daha önceden varolan kavramlar
aracılığıyla sabitten devingene giden sembolik bilgi görecelidir. Ama
devingenin içine yerleşen ve şeylerin yaşamını benimseyen sezgisel
bilgi göreceli değildir. Bu sezgi bir mutlağa varır.
B) İçgüdü
sempatidir. Eğer bu sempati konusunu genişletebilir ve de kendi üzerine
düşünebilirse, gelişmiş ve düzelmiş zekanın bizi maddenin içine sokması
gibi, bize canlıyla ilgili işlemlerin anahtarını verecektir. Çünkü zeka
ve içgüdü birbirine zıt yönlere dönmüşlerdir, zeka cansız maddeye,
içgüdü yaşama yönelmiştir. Zeka, eseri olan bilimin aracılığıyla bize,
gitgide daha tam olarak fiziksel işlemlerin gizini verecektir; zeka
yaşamdan bize yalnızca devinimsizlik terimleriyle bir anlatım getirir.
Nesnenin içine girmek yerine, dışarıdan kendine çektiği nesne üzerinde
mümkün olan en yüksek sayıdaki görüşü elinde tutarak dönüp durur. Ama
sezginin bizi götürdüğü yer yaşamın tam içidir. Bu sezgi, yansız,
kendinin bilincine varmış, nesnesi üzerinde düşünebilen ve onu
sınırsızca genişletebilen bir içgüdüdür.
Bu tür bir çaba
olanaksız değildir. Bu, insanda normal algının dışında estetik bir
yetinin varlığının kanıtladığı bir şey dir. Gözümüz canlı varlığın
çizgilerini aralarında düzene girmiş biçimiyle değil, yan yana eklenmiş
olarak görür. Yaşamın eğilimi, çizgiler arasında koşan, onları
birbirine bağlayan ve onlara bir anlam veren yalın devinim gözden kaçar.
Sanatçının
bir tür sempatiyle nesnenin içine yerleşerek ve bir sezgi çabasıyla
uzamın kendi ve modeli arasına koyduğu engeli kırarak yeniden
yakalamayı amaçladığı bu eğilimdir. Dışsal algı gibi bu estetik
sezginin yalnızca bireysele ulaştığı doğrudur. Ama, fizik biliminin,
dışsal algı tarafından belirlenen yönünü sonuna kadar izleyerek tikel
olguları genel yasalara kadar götürmesi gibi, sanatla aynı yöne
yönelmiş ve konu olarak genelde yaşamı ele alan bir araştırma
düşünülebilir. Kuşkusuz bu felsefe hiçbir zaman, bilimin kendi
nesnesinden edindiği bilgiyle karşılaştırılabilir bir bilgiyi
nesnesinden elde edemez. Zeka, çevresinde içgüdünün, sezgi olarak
genişletilmiş ve yetkinleştirilmiş olsa da sadece belirsiz bir
bulutsuzluk oluşturduğu, aydınlık bir çekirdek olarak kalıyor. Ama, saf
zekaya ayrılan bilginin eksikliği durumunda, sezgi bize, zekanın
verilerinin eksik olduğu şeyleri kavratabilir ve bizim onları
tamamlamamız için gerekli aracı sezinlememizi sağlar.
Henri Bergson- Yaratıcı Evrim
Felsefe Yapıtlarından Seçilmiş Metinler-Armand Cuvillier- Çeviri:M.Mukadder Yakupoğlu- Doruk Yayıncılık

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Sezgicilik
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|