Ara
18
2007
|
Akademia Nedir? |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Salı, 18 Aralık 2007 |
Okunma: 166 kez
Platon’un okulu Akademia bu çağda varlığını koruyan okulların başında gelir. Dönemin başında Akademia’nın materyalizme yöneldiği gözlenir. Sonraları Arkesilaos, okulun yeni bakış açısını ortaya koyar: kuşkuculuk. Kuşkucu Akademia’nın en önemli düşünürleri, Arkesilaos ve Karneades’tir. Karneades Sokrates gibi hiç yazmamıştır. Onu, öğrencisi Klitomak ve Latin yazar Çiçero aracılığı ile tanıyoruz.
Theophrastos ve ondan sonra gelenler
Aristoteles’in ve eski yazarların yapıtlarının toplu incelemesine
başlarlar. Bu çalışmalar, daha önce anllattığımız öğreti
düzenleyiciliğini doğurur. M.S I. Yüzyılda Aristotelesçilik yeniden
soluklanır. Rodoslu Andronikus, Aristoteles’in yapıtlarını yayar.
Arkesilaos
Arkesilaos
yada Arkesilas (316-241). Aeolia bölgesinde Pitane’de doğmuş. Önce
Aristoteles’in en yakın dostu, iş arkadaşı ve ardılı Theophrastos’un
öğrencisi olmuş, sonrada Akademia’ya girmiş. Pyrrhon’un çok etkisi
altında kalmış. Keskin zekalı, alaycı bir hatip olarak ün salmış.
Pyrrhon’un
öğretisini değiştirmeden bütünü ile benimseyen Arkesilaos, bir
Akademia’lı olarak Platon felsefesi üzerinde durup, bu felsefenin,
özelliklede Sokrates’in yönteminin şüpheci yönlerini belirtmeye çalışır.
Sokrates
hep kendisinin bir şey bilmediğini ileri sürerdi: kendisi
konuşmalarında hiçbir sav ileri sürmez, savları karşısındakine
söyletirdi; sonrada bir takım sorular ve itirazlarla ona bir şey
bilmediğini itiraf ettirirdi.
Platon’un gençlik dialoglarında
bulduğumuz bu yöntem, Arkesilaos’a göre, “her savı, bundan yana ve buna
karşı olan eşit güçte kanıtlarla destekleyebileceğimizi” ileri süren
şüpheci ilkenin bir anlatımıdır. Nitekim Arkesilaos’un kendiside
tartışmalarında Sokrates’in bu yöntemini kullanırmış. Yalnız; Sokrates
gibi, karşısındakini kendi, üzerinde bir düşünceye zorlamak, sonuçları
kendisinin bulmasına yol açmak için değil de, onu şüpheci görüşe
geçirmek için bu yöntemi kullanırmış. Arkesilaos’un bilgi anlayışı asıl
niteliğini, başlıca karşıtı stoa ile, daha doğrusu Zenon ile olan
savaşımında kazanmıştır. Stoa’ya göre gerçek üzerine olan bilgimiz duyu
algılarına dayanır, bu bilginin kaynağı burasıdır. Yalnız, bütün duyu
tasavvurları değil de, ancak kataleptik tasavvurlar doğruyu sağlarlar,
ancak “kavranmış”, ruhumuzda sağlam kök salarak “saklanmış” olan
tasavvur (katalepsiz) besbellidir, apaçıktır, dolayısıyla kesindir,
sarsılmazdır; katalepsiz doğru bilginin ölçüsüdür. Stoa’nın bu
anlayışını Arkesilaos şöyle eleştirir: bir tasavvurun doğru mu yanlış
mı olduğunu, yani bu tasavvurun varolan bir şeyle mi yoksa varolmayan
bir şeyle mi ilişkili olduğunu bize güvenle bildirecek böyle bir
doğruluk ölçüsü yoktur. Duyu yanılmalarında, rüyalarda, delilikte de
tasavvur mutlak bir apaçıklık niteliği taşırlar ve bizi kendilerini
onamaya zorlarlar, oysa bunlar yanlış tasavvurlardır. Bu da gösteriyor
ki, tasavvurumuzun yanlış mı, doğru mu olduğunu hiçbir zaman bilemeyiz.
Bu
yüzden stoalıların doğruluk kriteriumu işe yarayan bir ölçü değil.
Arkesilaos’un bilgi teorisi, hemen hemen, dogmatizmin baş temsilcisi
Stoa’ya karşı yaptığı bu eleştirmede sona erer.
Karneades
Şüpheci
çığır, Arkesilaos’un Akademia başkanlığında yerine geçenlerden Kyreneli
Karneades’te (214-129) büyük bir ilerleme göstermiştir. O da Arkesilaos
gibi başlıca Stoa ile tartışır; Arkesilaos Zenon ile savaşmıştı,
Karneades ise Khrysippos ile savaşır.Arkesilaos’un Stoa’ya karşı açmış
olduğu polemik ile bu iki çığır arasında başlıyan tartışma, ta milattan
önceki birinci yüzyıla kadar sürecek, sonunda iki çığır arasında bir
uzlaşmaya varılacaktır.
Karneades’in tartıştığı Khrysippos
(281-208) stoa’nın ikinci kurucusu sayılır. Khrysipposenon ile
Kleantes’in) öğretilerini tamamlamış, geniş bilgisi, dialetikteki büyük
ustalığı ile ayrıntılarına kadar iyice işlenmiş bir sistem kurmuştur.
Bu sistem, bundan böyle, Stoa’nın ana çizgileri ile değişmeyen kadrosu
özü olarak ta ilk milat yüzyıllarına kadar ayakta kalacaktır.
Khrysippos Kilikya’da Soloi’li ya da Tarsus’lu imiş. Olağanüstü bir
bilgisi, şaşılacak bir çalışkanlığı vardır. Khrysippos’a göre felsefe,
bilgeliğe vamak için bir çalışma, bir uğraşmadır; felsefe, insan ve
tanrı ile ilgili şeyler üzerine bir bilimdir. Bundan dolayı da fizik,
ahlaktan sonra gelir ve tanrı ile bilgiler, güçlükleri yüzünden, en
sonda yer almalıdır. Bununla birlikte Khrysippos bilgi dallarının
stoa’da yerleşmiş olan sırasını bozmamıştır. Mantık onunla Stoa’da
büyük bir önem kazanmıştır; ama onun için de asıl önemli olan bilgi
öğretisidir ve bunun ağırlık merkezi de “doğruluğun ölçüsü”
(kriteriumu) sorunudur.
Karneades’te başlıca eleştirmesini yine
Stoa’lıların bu “doğruluğun kriteriumu” kavramına, kataleptik tasavvur
anlayışına yönelmiştir. Ona göre, doğru ve yanlış Tasavvurları
birbirinden ayırt edebilecek güvenilir bir ölçü, bir belirti elimizde
yok. Karneades Stoa’nın yalnız bir doğruluk anlayışını eleştirmekle
kalmamış, öğretinin bütününe karşı çıkmıştır. Şüpheciliğini, Arkesilaos
ile ölçüldüğünde, çok daha ilke bakımından temellendirmiş olan
Karneades için güvenilecek bir doğru ölçüsü yoktur. Çünkü bu ölçü duyu
algılarında ya da düşünmede (akılda) aranabilir. Duyu algılarının hepsi
relatiftir. Örneğin, aynı bir kule uzaktan yuvarlak, yakından dört
köşeli görülür, aynı bir gemi üzerinde bulunana duruyor, kıyıda
bulunana yürüyor görünür; böylece her algının karşısına, karşıtı
çıkarılabilir. Düşünmenin (aklın) de güvenilir bir kaynak, bir dayanak
olmadığını göstermek için, Karneades dialektik güçlükleri ele alıp
Megaralıların ileri sürdükleri şaşırtıcı, bozuk sonuç çıkarmaları
gösterir. Bu yüzden düşünce ile yapılan belirlemeler de algılarınkinden
daha az rölatif değiller.
Stoalılar; bir Önerme (axioma) ya
doğrudur, ya da yanlıştır diyorlardı. Buna karşı Karneades “yalancı
sofismi” ile çıkar; bu önerme hem doğru hem yanlıştır.
Sonra her
tanıtlama, esasta bir kabule dayanır, ama bu kabulünde yeniden
tanıtlanması gerekir. Böylece düşünce de dönüp dolaşıp ya sonsuz olarak
geriye gitmek zorunda kalırız, ya bir döngü içine düşeriz, ya da
tanıtlanmamış bir kabul ile karşılaşırız. Buna göre: “doğru” ne
duyularla kavranır, ne de akılla çıkarılabilir; çünkü duyularla
edinilen şeyin “gerçek” olup olmadığını hiçbir zaman bilemeyiz; akılla
çıkarımda da hiçbir zaman son, koşulsuz, mutlak olarak geçersiz olan
bir şeye varamayız. Bilgimizin bu iki kaynağı yalnız başlarına bu işi
başaramıyorlarsa, beraber olduklarında, yani iki “aldatıcı” bir araya
geldiğinde de yine bir şey yapamazlar.
Bir Stoalı, Karneades’e
“sen doğru bilinemez diyorsun, ama hiç olmazsa -bu doğru bilinemez-
sözünün doğru ve bilinen bir şey olması gerekir” demiş. Buna karşılık
Karneades, kendi önermesinin de kural dışı kalamayacağını söylemiş;
yani kendi savının da mutlak doğruluğu yok, bu bakımdan ancak olasılı
bir değeri var; bu da ancak subjektif bir kanı. Burada Karneades’in
olasılık öğretisiyle (probabilism) karşılaşmaktayız. Olasılık,
bilinemeyen doğru’nun, bie kapalı olan doğrunun bilgisinin yerine geçen
şeydir ve pratik hayat için teorik temel budur. Bu anlayışa Karneades,
tasavvurda br subjektif, bir de objektif yön ayırmakla varmıştır: her
tasavvur ilkin objenin bir bilgisi, bir yansısıdır; ikinci olarak
sujektif bir şeydir, suje’nin bir durumudur. Objektif olarak tasavvur
doğru ya da yanlış, gerçek ya da gerçek değildir; subjektif bakımdan da
az ya da çok olasıdır, yani bizde az ya da çok bir inanma yaratır. Bize
dışardaki bir objeyi az ya da çok karşılıyor görünür. İşte günlük
hayatımızda, pratik eylemlerimizde biz bu olasılık kriteriumuna
yöneliriz ve yönelmemizde gerekir. Bize doğruluğu olası görünen bir
tasavvuru, bu tasavvur başkaları ile çelişik olmadıkça, kabul eder ve
ona uyarız. Yalnız, bu kabulümüzün bir sanı (doxa) olduğunuda
bilmeliyizdir. Bundan dolayı şüpheci bir bilgenin özel belirtileri
şunlar olabilir:
Zekice bir ihtiyat, her yönünden görmeye
çalışmak, bilgimizin, bilgimize güvenimizin sınırlarını bilmek, bütün
olanakları hesaba katmak.

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Akademia Nedir?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|