Ara
18
2007
|
Kuşkuculuk |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Salı, 18 Aralık 2007 |
Okunma: 207 kez
En genel anlamda herhangi bir şeyden duyulan belirgin kuşku; kuşkulanma tutumu. Eski Yunanca'da "gözlemek", "incelemek" anlamına gelen skeptesheia sözcüğünden türetilmiş felsefe terimi.
Yerleşik Felsefe dilinde, kesin bir tutum almamayı, enson bir yargıya varmamayı ilke edinmiş; bütün değerlerden, inançlardan, bilgi savlarından ilkece kuşku duymanın doğruluğunu savunan felsefe anlayışı.
Kuşkuculuk,
düşünülebilecek hiçbir konuda kesin bilgi diye bir şeyin olmadığını,
olsa bile insanın eldeki verileriyle kesin bilgilere ulaşmasının
olanaklı olmadığını öne sürerek, nesnel bilgiyi ve nesnel bilme
olanağını bütünüyle yok- saymaktadır. Buna karşı açık ve seçik doğruya,
kendisinden kuşku duyulamayacak sağlam bilgiye ulaşmak için sağlam bir
dayanak bulana dek bütün bilgilerin kuşkuya açılarak sınanıp
sorgulanması ise "yöntembilgisel kuşkuculuk" diye adlandırılmaktadır.
Her türden düşünce uğraşısında doğrulan yanlışlardan ayırmak amacıyla
bütün bilgilerin tek tek yeni baştan gözden geçirilmesini öngören bu
kuşkuculuk anlayışı, kimileyin "olumlamacı kuşkuculuk" ya da "geçici
kuşkuculuk" diye de anılmaktadır. Bu anlamıyla kuşkuculuk modern
felsefenin kurucusu Descartes tarafından geliştirilmiştir. Bunun
yanında gerçekliğin özünü bilmenin ilkece olanaksız olduğunu ileri
süren bütün metafızik öğretiler de kuşkuculuk deyişiyle
nitelendirilmektedir. Bilgi olanaklarının son derece sınırlı olduğunu,
şaşmaz bir kesinlikle hiçbir şeyin bilinemeyeceğini, topu topu bir
takım kişiye özel, doğruluğu her zaman için kuşkuya açık görüşlerin
bulunabileceğini savunan genel kuşkuculuk öğretisi yanında,
kuşkuculuğun ilk bakışta iki ayrı biçimi daha bulunmaktadır. "Sonuna
dek götürülmüş kuşkuculuk" diye adlandırılan ilk biçim her türlü bilgi
olanağını yadsıyarak işin doğası gereği hiçbir şeyin hiçbir koşulda
bilinemeyeceğini savunur. Bu kuşkuculuk anlayışı yer yer felsefe
metinlerinde "olumsuzlamacı kuşkuculuk" ya da "sürekli kuşkuculuk" diye
de geçmektedir. Buna karşı "olumsal kuşkuculuk" ya da "ölçülü
kuşkuculuk" diye adlandırılan ikinci biçim bilgi olanağını yalnızca
belli alanlarda daha yumuşak bir dille yadsıyarak, belli şeylerin
bilgisine '. belli çekinceler göz önünde bulundurmak koşuluyla
varılabileceğini düşünmektedir. "Alan kuşkuculuğu" diye de adlandırılan
bu kuşkuculuk biçiminde, metafızik gibi belli araştırma alanlarında
bilgi edinilemeyeceği ya da algılama gibi belli yetilerin bilgi
sağlamayacakları gibi düşüncelerle elemeci-ayıklamacı bir kuşkuculuk
tutumu söz konusudur. Kuşkuculuğun bu daha ılımlı biçimi, bir bütün '
olarak bilgi olanağını bütün alanlarda yadsımadan ancak belli alanlarda
kuşkuculuğun işletilmesinden yanadır.
Kuşkuculuğun varolan bütün
değerlere karşı olumsuzlayıcı bir tutumun sergilendiği, bencil olmayan
değerlerin bunların varlığına duyulan inançsızlık nedeniyle yoksaydığı,
insanlığın temel değer ve ülkülerinin geçerliliğinin toptan kuşkuya
açıldığı "Kinizm" ile karıştırılmaması gerekir. Yine kuşkuculuğun,
felsefe ilkelerinin neliği gibi enson soruların ilkece yanıtlanamaz
olduğunun, bu tür konularda araştırma yapmanın gereksizliğinin,
dolayısıyla bu tür konularda yargıda ' bulunmaktan kaçınmanın
doğruluğunun savunulduğu bir başka felsefe anlayışı "bilinemezcilik"
ile de arasında çok ince ayrımlar bulunmaktadır. Felsefe tarihinin
bilinen en eski kuşkuculuğu Eski Yunan'ın gezgin düşünürleri
sofıstlerce temellendirilmiştir. Başta Protagoras ile Gorgias olmak
üzere bütün sofistler, herkesçe benimsenecek ortak genelgeçer
doğruların olmadığını, doğrunun her bireye ayrı görünen bir şey olarak
kişiden kişiye değiştiğini savunarak felsefece düşünmeyi olanaksız
kılacak denli ileri götürmüşlerdir kuşkuculuğu. "Sofıst Öğreti"nin
olmazsa olmaz bileşeni kuşkuculuk, Eski Yunan'da özellikle yapılan
siyasal tartışmalarda karşı tarafın savunduğu düşünceyi kuşkuculuk
yoluyla çürüten sofıstlere büyük bir retorik üstünlük sağlamıştır.
Eskiçağ kuşkuculuğunun dizgeli bir biçimde temellerini atan Elisli
Pyrrhon, Felsefe tarihçileri arasında genellikle kuşkuculuğun da
kurucusu olarak görülmektedir. Bilginin değerini yücelterek göklere
çıkartan Stoacılar ile Epikurosçulara karşı Pyrrhon, düşünce kesinliği
varsayımına dayanan bilgi olanağını salt öznel yorumlarla ilintili bir
konu sayarak bütünüyle yadsımış usa dayalı düşüncelerle şaşmaz
kesinliklere varılamayacağını öne sürmüştür.
Yöntembilgisel
kuşkuculuğuyla modern çağa damgasını vuran Descartes, verimsizliği
nedeniyle tıkanmış olduğunu düşündüğü geleneksel kuşkuculuk anlayışına
yeni bir yön çizerek bir anlamda kuşkuculuğun önünü açmıştır. İnsan
zihninin hiçbir zaman kesin nesnel doğrulara ulaşamayacağı düşüncesi
üstüne bina edilmiş eskiçağ kuşkuculuğunun, yerini kuşkunun bilgiye
ulaşmada izlenecek bir yöntem olarak yeniden tanımlandığı yeniçağ
kuşkuculuğuna bırakması bir anlamda modern felsefe döneminin
başlangıcını da yansıtmaktadır. Descartes bu yeni kuşkuculuk anlayışını
temellendirirken eski kuşkucuları biraz da tiye alarak şu sözlerle
eleştirmektedir: "Kuşkucular salt kuşkulanmak için kuşkulanmışlardır."
Descartes 'ın söylediğinden anlaşıla- cağı üzere, eski kuşkuculuk için
kuşku enson amaçken, yeni kuşkuculuk için kuşku ulaşılması gereken amaç
yönünde bir araçtır. Nitekim yeniçağın önemli düşünürü Bacon, yeniçağ
kuşkuculuğunu eskiçağ kuşkuculuğundan ayıran en belirgin özelliği şöyle
dile getirmiştir: "Kuşkudan yola çıkarsak sağlam sonuçlara ulaşırız;
kesinliklerden yola çıkarsak işi kuşkulanmakla sona erdiririz."
Montaigne, Bayle ve Hume da daha ılımlı bir kuşkuculuğu savunmakla
birlikte kuşkuculuğun yeniçağdaki en ö- nemli temsilcileri arasında
gelmektedirler. Bu yeniçağ düşünürlerinin anlayışında kuşkuculuk,
doğruya vatma yolunda atılması gereken hem zorunlu bir ilk adımdır hem
de varılan sonuçların sınanması için sürekli yeniden kendisine geri
dönülen düşünsel bir sağlama yöntemidir. Daha açık söylemek gerekirse,
bu düşünürlere göre kuşkuculuk dar görüşlülüğe ya da katıkafalığa karşı
usa esneklik kazandıran bir araştırma tutkusunun en dogal dışavurumudur.
Öte
yanda Kant'ın eleştirel felsefesinde ileri sürülen kuşkuculuk anlayışı,
eleştirel bir tutumun ışığı altında neyi bilip neyi bilemeyeceğimizi
belirleyip kesinleme amacı gütmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Kant '
ın felsefe söz dağarında kuşkuculuk terimi "eleştirel" nitelecinde
etkili bir biçimde içerilmektedir. Kimi felsefe tarihçilerine göre,
Kant'ın kuşkuculuğu yeni- çağ kuşkuculuğunun en özgün yorumu olarak
kuşkuculuğun doruk noktalarından birine karşılık gelmektedir.

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Kuşkuculuk
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|