Ara
17
2007
|
Atmosfer Kökenli Doğal Afetler |
|
|
- Currently 4.6/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
Rating: 4.6/5 (Toplam Oy: 5)
|
GenBilim Editor
|
|
Pazartesi, 17 Aralık 2007 |
Okunma: 2807 kez
A. Aşın Sıcaklar ve Soğuklar (Ekstrem Sıcaklıklar)
İnsanlar, beslenme, üreme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla yaptıkları bütün etkinliklerini çağlar boyunca hakim olan iklim ve çevre koşullarına göre düzenlemişlerdir. Doğal olarak bu durum hayvanlar ve bitkiler için de geçerlidir.
Ancak iklimde görülen bazı dalgalanmalar ve beklenilmeyen ekstrem (uç) olayların yaşanması, canlıların yaşamı üzerinde çok olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.
Bir yerde o güne kadar görülmeyen veya çok seyrek olarak görülen sıcak ve soğukların belli bir süre yaşanması, başta insanlar olmak üzere bütün canlılar ile doğal ve yapay çevreyi olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü her canlının sıcaklık, nem, rüzgâr, basınç gibi pek çok atmosferik değişkene karşı, mutlaka fizyolojik bir tepkisi vardır. Ancak çevreye ve iklim koşullarına en kolay uyum sağlayan, olumsuz sonuçlarından en az etkilenen canlı, insandır. Buna rağmen insan da, zaman zaman yaşanan, sürekli ya da geçici olarak görülen sıcaklık değişmeleri karşısında nemin de etkisiyle çaresiz kalmaktadır. Örneğin, yaşanan aşın sıcaklarda güneş çarpmasından, aşırı soğuklarda ise donarak, yaşamını kaybedebilmektedir.
Daha önce don,kar ve tipi gibi tehlikeli atmosfer olay lan anlatılırken düşük sıcaklıkların olumsuz etkileri üzerinde geniş bir biçimde durulmuştur.Bunun için burada daha çok aşın sıcaklıklar, özellikle de bunların insan üzerindeki olumsuz etkileri konusunda bilgi verilecektir.
Genellikle insanların yaşamlarını rahat bir biçimde sürdürebildikleri hava sıcaklık değerleri, 17°C ile 31°C'ler arasıdır. Doğal olarak normal yaşam için bu değerlerin altında ve üstünde belirli bir tolerans sının söz konusudur. Ancak bu tolerans sınır değerlerinin dışındaki sıcaklık değerleri, değişik bünyelerde çok farklı klinik sendromlara, fizyolojik streslere, hastalıklara ve hatta ölümlere bile neden olabilmektedir. Normal olarak ortalama vücut sıcaklığı 36.5-37.0 °C arasındadır. Aşırı sıcak ve nemin etkisiyle belli bir süre insanların hissettikleri sıcaklık 40.6° ve daha yüksek değerlere ulaşırsa bir sıcak hava dalgasının varlığı söz konusudur. Bu durumda güneş çarpmalarına bağlı ölümler görülebilmektedir. Yine yaşanan sürekli aşın sıcaklarda, çok sayıda insan kalp krizi ve diğer fizyolojik rahatsızlıklardan dolayı ölmektedir. Doğal olarak sıcaklıkla beraber artan nemin ve rüzgârın da bu olumsuz tablo üzerinde büyük etkisi vardır.
Bu konuda, ABD ve Avrupa'da yapılan araştırmalara göre, sıcak dalgalarında, ölüm olaylarının, özellikle de hastalardaki ölüm oranlarında %50 artış olduğu tespit edilmiştir.
Birkaç gün süreyle yaşanan aşırı sıcaklar (sıcak hava dalgalan) kırsal alanlara göre büyük kentlerde sıcaklık adacığı oluşması nedeniyle daha etkili olmakta, yüzlerce insan yaşamını kaybedebilmektedir. Örneğin 1995 yılında Şikago'yu etkileyen sıcak dalgasında onlarca, 1995 ile 2003 yılları arasında Hindistan'da değişik zamanlarda yaşanan sıcak dalgalarında ise, binlerce insan yaşamını yitirmiştir. 1998 yılında Rusya'da yaşanan sıcak dalgası 100'den fazla insanın ölümüne neden olmuştur. 2000 ve 2003 yılları arasında, Hindistan'da 1000'lerce kişi aşın sıcaklardan ölmüştür. Örneğin Kuzey ve orta Güney bölgelerinde etkili olan sıcaklardan 2001 yılında 150, 2003 yılında ise 1000 dolayında insan yaşamını kaybetmiştir.
Aşırı sıcaklar gibi, aşın soğuklarda ölümlere neden olmaktadır. Örneğin, 2001 yılı kış mevsiminde Rusya'da Moskova civarında 100 Hindistan'ın kuzey bölgelerinde ise 140 kişi yaşamını yitirmiştir (Cornford, 2002). Yine 2003 yılının Aralık-Ocak aylarında Güney Asya ülkelerinde toplam 1900 kişi aynı nedenle ölmüştür. Bu sayı sadece Hindistan'da 819'dur (Hürriyet Gazetesi, 24 Ocak 2003).
Genel olarak aşırı sıcaktan daha çok hastalar ile hastalığa karşı hassas bünyeye sahip olanlar, 65 ve 65 yaşın üzerindeki insanlar etkilenmektedir. Ancak insan vücudunun hastalığa ve yaşa bağlı olmadan da aşırı sıcağa karşı bir hassasiyeti vardır. Kronik hastalıklar (kalp ve beyin), deri hastalıktan, anlama zorluğu ve davranış bozuklukları (akıl hastalığı) aşın sıcaklarda artış gösteren hastalıklardır. Yine kullanılan bazı teskin edici ilâçlar ile alınan alkolün etkisi de aşırı sıcaklarda arttığı için, istenmeyen durumlar ortaya çıkmaktadır. Buraya kadar aşın sıcakların insan sağlığı üzerinde doğrudan yaptığı olumsuz etkilerden söz edildi. Doğal olarak aşın sıcakların ve soğukların dolaylı etkileri de vardır. Bunlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
Bir yerde aşın sıcak ve soğuk havanın uzun bir süre devam etmesi, bir kuraklık nedenidir. Bu süre uzadıkça da, kuraklığın şiddeti artmaktadır. Subtropikal kuşak ile kutup bölgelerinde yaşanan devamlı kuraklık, oralarda yaşanan sıcaklık koşullarıyla ilişkilidir (Fizikî kuraklık, fizyolojik kuraklık). Örneğin, ABD'nin büyük bir kısmında 1977-2001 yıllarında etkili olan ekstrem kış koşullan ile aynı bölgelerde, 1980 yılında yaşanan ekstrem yaz koşullan, sonuçları çok ağır olan ve o güne kadar görülmeyen kuraklıkların yaşanmasına neden olmuştur.
Sıcak ve soğuk baskınları ile uzun dönem yaşanan ekstrem sıcaklıklar ve bunun sonucunda oluşan kuraklık, daha sık ve yaygın olarak orta enlemlerde görülmektedir. Yaşanan kuraklık daha önce kuraklık konusunda açıklanan zararların yanında dolaylı olarak insanlarda büyük strese ve salgın hastalıklara neden olmakta, özellikle hasta yaşlı ve dayanıksız kişiler başta olmak üzere birçok insan yaşamını yitirmektedir.
İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler aşın soğuklarda dondan, aşırı sıcaklarda ise, bünyelerinin bu beklenmeyen hava koşullarına uyum sağlayamamasından dolayı büyük zarar görmektedir.
Beklenmeyen sıcakların ve soğukların yaşandığı dönemlerde, hem sürücülerin ruhsal ve bedensel yönden olumsuz etkilenmesi, hem de yolların fizikî koşullarının bozulması nedeniyle büyük can ve mal kayıplarının görüldüğü kazalar daha sık olmaktadır.
Baraj göllerinin aşın soğuklarda donması, aşın sıcaklarda ise buharlaşma sonucunda su seviyesinin hızla düşmesi sonucunda, kullanma ve içme suyu azalmakta enerji üretimi düşmekte, buna bağlı olarak da üretim azalmaktadır. Halbuki kışın yaşanan aşırı soğuklarda ısınma, yazın görülen aşırı sıcaklarda ise serinleme amacıyla kullanılan cihazlar için daha fazla enerjiye ihtiyaç vardır. Böyle durumlarda enerji ihtiyacını gidermek için değişik doğal kaynaklar daha çok kullanılmakta, canlı ve cansız çevre daha çok zarar görmekte, büyük boyutta ekolojik sorunlar yaşanmaktadır.
Soğuk ve sıcak süreçlerin uzaması ölçüsünde oluşan kuraklık sonucunda çekilen içme ve kullanma suyu sıkıntısı yanında, aşırı sıcaklıklara bağlı olarak büyük orman ve çalı yangınları görülebilmektedir.
Türkiye, bulunduğu enlem derecesi, etkileyen hava kütleleri ve basınç yapılarının özellikleri ile genel fizikî coğrafya koşullan, nedeniyle aşırı sıcak ve soğukları ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan etkili tehlikeli olayların ve özellikle de kuraklığın sıkça görülebildiği bir ülkedir.
Ülkemizde Ekstrem sıcaklıkların yaşanması aşağıdaki olaylar sonucu olmaktadır.
Sibirya oluşumlu karasal kutbi (cP) hava kütlesi ile denizel kutbi (mP) hava kütlesinin beklenilmeyen, zamanlarda anî olarak bir bölgemize inmesi (karayel, yıldız ve poyrazla) ve orada belirli bir süre kalması, bir soğuk baskını olarak değerlendirilebilinir. Böyle bir durumda insanlar, hayvanlar ve bitkiler gibi bütün canlı varlıklar yaşamsal olarak etkilenmekte akarsular, göller ve göletler donmakta, enerji üretimi aksamakta ve büyük ekonomik kayıplar görülmektedir. Ayrıca ulaşımda büyük aksamalar yanında, can ve mal kaybına neden olan kazalarda büyük artış olmaktadır.
Yine, Karasal Tropikal (cT) hava kütlesinin güney ve doğu bölgelerimizden itibaren Basra alçak basıncıyla ülkemizi beklenilmeyen bir zamanda etkilemedi (keşişleme ve samyelinin etkili olması) ve yurdun büyük bir kesiminde belirli bir süre etkili olması da aşırı sıcaklara neden olmaktadır. Bu durumda insanlar başta olmak üzere bütün canlılar olumsuz yönde etkilenmektedir.
Ülkemizde yaşanan sıcak ve soğuk baskınları sadece hava kütlelerinin hareketiyle ilişkili değildir. Türkiye'nin jeomorfolojik özellikleri bazı yerlerde Föhn ve Dranaj rüzgârlarının oluşması için çok elverişlidir. Beklenilmeyen bir nan sıcaklık koşullarıyla ilişkilidir (Fizikî kuraklık, fizyolojik kuraklık). Örneğin, ABD'nin büyük bir kısmında 1977-2001 yıllarında etkili olan ekstrem kış koşulları ile aynı bölgelerde, 1980 yılında yaşanan ekstrem yaz koşullan, sonuçlan çok ağır olan ve o güne kadar görülmeyen kuraklıkların yaşanmasına neden olmuştur.
Sıcak ve soğuk baskınları ile uzun dönem yaşanan ekstrem sıcaklıklar ve bunun sonucunda oluşan kuraklık, daha sık ve yaygın olarak orta enlemlerde görülmektedir. Yaşanan kuraklık daha önce kuraklık konusunda açıklanan zararların yanında dolaylı olarak insanlarda büyük strese ve salgın hastalıklara neden olmakta, özellikle hasta yaşlı ve dayanıksız kişiler başta olmak üzere birçok insan yaşamını yitirmektedir.
İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler aşırı soğuklarda dondan, aşırı sıcaklarda ise, bünyelerinin bu beklenmeyen hava koşullarına uyum sağlayamamasından dolayı büyük zarar görmektedir.
Beklenmeyen sıcakların ve soğukların yaşandığı dönemlerde, hem sürücülerin ruhsal ve bedensel yönden olumsuz etkilenmesi, hem de yolların fizikî koşullarının bozulması nedeniyle büyük can ve mal kayıplarının görüldüğü kazalar daha sık olmaktadır.
Baraj göllerinin aşırı soğuklarda donması, aşırı sıcaklarda ise buharlaşma sonucunda su seviyesinin hızla düşmesi sonucunda, kullanma ve içme suyu azalmakta enerji üretimi düşmekte, buna bağlı olarak da üretim azalmaktadır. Halbuki kışın yaşanan aşın soğuklarda ısınma, yazın görülen aşın sıcaklarda ise serinleme amacıyla kullanılan cihazlar için daha fazla enerjiye ihtiyaç vardır. Böyle durumlarda enerji ihtiyacını gidermek için değişik doğal kaynaklar daha çok kullanılmakta, canlı ve cansız çevre daha çok zarar görmekte, büyük boyutta ekolojik sorunlar yaşanmaktadır.
Soğuk ve sıcak süreçlerin uzaması ölçüsünde oluşan kuraklık sonucunda çekilen içme ve kullanma suyu sıkıntısı yanında, aşırı sıcaklıklara bağlı olarak büyük orman ve çalı yangınları görülebilmektedir.
Türkiye, bulunduğu enlem derecesi, etkileyen hava kütleleri ve basınç yapılarının özellikleri ile genel fizikî coğrafya koşullan, nedeniyle aşırı sıcak ve soğuklan ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan etkili tehlikeli olayların ve özellikle de kuraklığın sıkça görülebildiği bir ülkedir.
şekilde ve uzun süre devam eden föhn, aşın sıcakların yaşanmasına, çok soğuk bölgeden gelen ve soğuk hava taşıyan drenaj rüzgârları ise, dondurucu soğukların yaşanmasına neden olabilmektedir.
Aşın sıcaklıklar insanın beden ve ruh sağlığı üzerinde doğrudan etkili olmakta, verimi azaltmakta, bünyesi hassas ve hasta kişiler arasında da ölüm oranlarında bir artışa neden olmaktadır. Bunun yanında ulaşımda büyük can ve mal kayıplarının yaşandığı kazalar belirgin bir biçimde artmaktadır.
Yaşanan aşırı sıcaklıklar ve buna bağlı olarak bitkilerin fazla nem kaybetmesi, hatta insanların sıcaklardan korunmak için orman içinde serinleme arzusu nedeniyle de, ülkemizde orman yangınlarında büyük bir artış görülmektedir.
Son yıllarda çok sık olarak yaşanan aşırı sıcak ve soğuklar ve bunların neden olduğu olumsuzluklar hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için çok büyük bir sorundur. Kuşkusuz bu sorunlar iklimde olabilecek değişmelerle daha da artacaktır. Bunun için ülkelerin meteoroji kuruluşlarınca mümkün olduğu kadar uzun bir süreyi kapsayan tahminlerle, aşırı soğuk ve sıcak dalga uyanları yapılmaktadır. Ayrıca dünyanın gelişmiş ülkelerinde ısı sağlık gözlem uyan sistemleri geliştirme çalışmalarına da hız verilmiştir. Bu çalışmalar ülkelerin meteoroloji ve sağlık kuruluştan arasında bir işbirliği içinde yapılmaktadır. Bu iki kurum arasındaki bilgi alışverişi sonrasında, soğuk ve sıcak hava baskınlarının önceden tahmini yapılmakta, bunların verebileceği zararlar saptanmakta, vatandaşların ve ilgililerin gerekli önlemleri almaları sağlanmaktadır.
B. Buzlanma
Herhangi bir yerde hava sıcaklığının 0°C'nin altına düşmesi sonucu, değişik yüzeylerde bulunan suyun donarak, tabaka ya da tabakalar oluşturması, genel bir ifadeyle buzlanma olarak adlandırılır. Nehir, göl ve denizlerde, kara yollarında, hava alanlarındaki pistlerde, şehir içindeki cadde ve sokaklarda, enerji iletim hatlarında, uçuş halindeki uçak ve helikopterlerde görülen buzlanma sonucunda büyük tehlikeler yaşanabilir.
Nitekim yazılı ve görsel basında hemen her gün dünyanın değişik yerlerinde, özellikle soğuk mevsimde buzlanmadan dolayı, göl ve nehirlerde ulaşımın aksadığını, kayganlaşan şehir içi ve şehir dışı yollarda insanların kayarak düştüğünü, birçok aracın birbirine girdiğini, bu olaylara bağlı olarak yaşanan büyük ekonomik kayıpların yanında çok sayıda insanın da çeşitli derecelerde yaralandığını ya da yaşamını yitirdiğini görmek mümkündür.
Bugün için karalar ve su kütleleri üzerinde, cadde ve sokaklarda görülen buzlanmanın önlenmesi veya zararlarının azaltılması için etkili önlemler alınabilmekte ve bunda kısmen de başarılı olunmaktadır. Ancak seyir halindeki uçak ve helikopter üzerinde görülen buzlanma için bunu söylemek zordur. Çünkü kara ve deniz trafiğini buzlanma tehlikesi geçinceye kadar bir süre durdurmak mümkündür, ama havadaki bir uçak veya helikopter, inebileceği bir hava alam buluncaya kadar uçmak durumundadır. Bunun için, buzlanma deyince çoğunlukla atmosfer içindeki buzlanma akla geldiğinden, bunun üzerinde biraz daha fazla durulacaktır.
Gerçekten de atmosferde oluşan buzlanma, havacılıkta en tehlikeli ve her an afet hâline dönüşebilen tehlikeli doğal olaylardan birisidir. Bugüne kadar buzlanma nedeniyle, ülkemizin de içinde bulunduğu birçok ülkede önemli uçak kazaları olmuş, büyük mal ve can kayıpları görülmüştür.
Meteoroloji kuruluşlarınca önceden buzlanmayla ilgili tahmin seviyesinde bilgi verilmesine ve uçak üzerinde bazı koruyucu önlemler alınmasına rağmen, anî gelişen atmosfer koşulları nedeniyle hava araçları daima buzlanma riski altındadır. Çünkü ancak belirli hava koşullarında, hava araçlarının dış yüzeylerinde ve motor kısmında buzlanma görülür. Özellikle de bu araçların, bulut ya da yağış içinden geçerken gövde, kanat, kuyruk ve pervaneleri üzerinde, atmosferdeki aşın soğumuş su damlacıklarının donması sonucu, buz tabası oluşabilir. Dış buzlanma denilen bu tür buzlanma sonucunda dış yüzeylerde biriken buz tabakası, uçağın aerodinamik yapısını bozarak sürtünmeyi arttırdığı gibi, ek bir ağırlığa da neden olarak, havanın kaldırma kuvvetini azaltır. Buna bağlı olarak hız düşer, uçağın veya helikopterin kontrolü zorlaşır. Bu tipteki bir buzlanma sonucunda uçağın dış yüzeylerinde biriken buz, yüksek hıza sahip uçaklarda, daha çok kalkış ve tırmanış ve aşamalarında daha etkili olmaktadır. Çünkü bu aşamalar uçağın aerodinamik veriminin düşük olduğu zamanlardır.
Bir de karbüratör ve benzin buzlanması gibi iç buzlanma olarak anılan buzlanma türleri vardır. Uçakların karbüratör ve benzinlerinde görülen buzlanma çok olumsuz durumların ortaya çıkmasına neden olan en tehlikeli buzlanma türüdür. Bu tür buzlanmalar sonucu, motora gelen hava ve yakıt azaldığı için uçağın motor gücü azalır, performansı düşer ve uçak havada tutunamaz duruma gelerek yere çakılabilir.
Karbüratör buzlanmasında en önemli etken, karbüratörlerdeki benzinin buharlaşması ve aşın nemdir. Benzin buzlanması ise, özellikle jet uçaklarında görülür. Bu olay uçakların yüksek seviyede ve uzun süre uçması durumunda çok soğuyan yakıt deposunun benzini de soğutmasıyla oluşur. Sıcaklığın düşmesiyle benzinin su tutma özelliği azaldığı için, bir miktar su açığa çıkarak donar. Bu durum önlenemezse kısa bir süre sonra benzin kanalları tıkandığı için motora giden benzin akışı durduğundan uçak düşebilir.
Atmosferdeki su damlacıkları büyüklüklerine ve mevcut koşullara göre, 0°C ile -38°C arasında donmadan, aşın soğumuş su damlacıktan halinde kalabilir. Ancak sıcaklık -38°C'nin altına düştüğü anda mutlaka hemen donma gerçekleşir. Aşırı su damlacıklarının uçak yüzeyleri üzerinde donması dış buzlanmayı oluşturur. Su damlacıkları ne kadar büyükse biriken buz kütlesi de o kadar fazladır.
Bunlardan başka bir de açık ve bulutsuz bir havada oluşan açık hava buzlanması vardır. Uçak çok soğuk bir hava tabakasından sıcak ve nemli, ama bulut oluşmamış bir tabakaya girdiği anda, uçakla temas eden nemli havanın çok soğumuş olan uçak üzerinde yoğunlaşması sonucu oluşur. Buna kırağı şeklinde buzlanma da denir. Bu tip buzlanma hava aracının uçuşunu engellememekle beraber iniş sırasında pilot mahallindeki pencere camlarında görülmesi hâlinde, görüşü kısıtladığı için kazalara neden olabilmektedir.
Ancak su kütlelerindeki, kara yüzeylerindeki ve atmosferdeki her buzlanma olayında mutlaka bir kaza, en azından afete dönüşebilen bir kaza beklenemez. Çünkü buzlanma tehlikesinin bulunduğu atmosferik koşullarda, önceden hazırlanan tahminler sonucu alınan Önlemlerle ve buzlanma görüldüğü anda yapılan mücadele ile istenmeyen durumların ortaya çıkması önlenebilmektedir.
Türkiye; klimatolojik-meteorolojik ve yerel fizikî coğrafya özellikleri nedeniyle, soğuk mevsimde her türlü buzlanma olayının çok sık görüldüğü bir ülkedir. Özellikle karasallık derecesi yüksek iç ve doğu bölgelerimizde, şehir içi ve şehir dışı yollarda ve ülkemizin yüksek kesimlerinde daha sık görülmektedir. Anî kar erimeleri başta olmak üzere herhangi bir nedenle serbest kalan suyun donmasıyla kara ulaşımı büyük ölçüde aksamakta ve çok tehlikeli sonuçlar doğuran zincirleme kazalar olmakta, bunun sonucunda büyük can ve mal kayıpları yaşanmaktadır.
Yine özellikle Doğu Anadolu Bölgesi'nde ve ülkemizin diğer yüksek kesimlerinde bulunan bazı akarsuların, göllerin, göletlerin ve enerji hatlarının buz tabakasıyla kaplanması ölümle sonuçlanan kazalara neden olmakta, ulaşım aksamakta, üretim düşmekte ve can kayıpları yanında büyük ekonomik kayıplar görülmektedir.
Nitekim bugüne kadar atmosferde ve yeryüzünde oluşan buzlanmaya bağlı olarak ülkemizde önemli sayıda kazalar olmuş, birçok hava ve kara aracımız hasar görmüş, önemli ölçüde mal ve can kaybı yaşanmıştır.
C. Türbülans
Zaman zaman afete dönüşebilen atmosfer kökenli doğal tehlikelerden birisi de türbülans olayıdır. Bunlar aynı anda atmosferdeki normal yatay hava akımlarıyla birlikte aşağıya ve yukarıya doğru hava akımlarının da bulunduğu girdaplar anaforlardır. Halk arasında buna hava boşluğu denilmektedir. Bu son derece yanlış bir ifadedir. Çünkü hava molekülleri devamlı hareket halinde olduğundan bir hacim içinde (atmosferde) boş bir alandan söz edilemez.
Türbülans oluşum nedenlerine göre konvektif türbülans, mekanik türbülans, rüzgâr şiri türbülansı ve açık hava türbülansı (CAT) olarak değişik adlarla anılır.
Konvektif türbülans; en çok görülen türbülans türüdür. Yeteri kadar nem ve sıcaklığa sahip bir hava parselinin yükselmesiyle oluşan kümülüform tipi bulutlarda görülür. Bunun için buna bulut içi türbülansı da denir. Özellikle de yatay ve düşey hava akımlarının bulunduğu kümülonimbus (Cb) bulutlan bunların en sık görüldüğü bulut türleridir.
Mekanik türbülans; yeryüzündeki doğal ve yapay engellere (sürtünmeye) bağlı olarak oluşur. Bu engellerin yüksekliği, rüzgârın hızı ve atmosferin kararsızlığı arttıkça, bu tür türbülansın şiddeti de artmaktadır. Bunların en yaygın olanı, dağlara çarpan havanın yükselmesi ve bu dağın etkisinin ortadan kalkmasıyla havanın çökmesi sonucu oluşan dağ dalgalandır.
Yükseklikle rüzgârın hızı ve yönündeki anî değişmelere rüzgâr şir'i denir. Bunun sonucunda oluşan türbülans da rüzgâr şiri türbülansı olarak adlandırılır.
Görüleceği gibi yukarıda açıklanan türbülans türleri bulut içinde, yeryüzünün yapısına bağlı olarak ve dikey yönde rüzgâr hızındaki anî değişmelere bağlı olarak üç yolla oluşmaktadır. Ancak kısaca CAT (Clear air turbulance) olarak anılan açık hava türbülansı, troposferin yukarı kesimlerinde 7-8 km den sonra (mutlaka sürtünme tabakasının üstünde) ve bulutsuz bir havada görülmektedir. Oluşum nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, bunların atmosferin 10-12 km'leri arasında maksimum değere ulaşması, oluşumlarının tropopoz ve jet akımlarıyla ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Doğal olarak bu, tek neden değildir. Karalar üzerinde denizlere nazaran daha fazla CAT olayına rastlandığından, bu olayda çok yüksek dağların da etkili olabileceği kabul edilmektedir.
Bunlar açık havada ve oldukça sınırlı bir bölgede çok şiddetli girdaplar hâlinde görüldüğünden ve önceden tahmin edilemediklerinden bulut içi türbülansından çok daha tehlikelidir. Çünkü pilot bu türbülansa anîden girdiğinden, kontrolünü kaybedebileceği için, uçak kazaları olabilmektedir. Bu durum kara yolunda görülebilen bir çukurla, görülemeyen bir çukurun bir araç üzerinde yaratacağı farklı sonuçlarla açıklanabilir.
Havacılıkta türbülans hafif, orta, şiddetli ve çok şiddetli olarak belirli şiddet dereceleriyle değerlendirilir.
Hafif şiddette türbülans, kümülüs (Cu) bulutlan içinde ve engebeli araziler üzerinde, yer rüzgâr hızının 45 km/saatin altında olduğu durumlarda görülür. Bu durumda hava araçlarında bulunan yolculann mutlaka emniyet kemerlerini bağlamaları gerekir.
Orta derecedeki türbülans, daha çok dağ dalgalarında, dağa çarpan rüzgârın hızının 37-93 km/saat arasında olması hâlinde oluşmaktadır. Böyle durumlarda hava araçlarında yürümek zorlaşmakta, kemerler bağlanmadığı takdirde yolcular savrulmakta ve eşyalar devrilmektedir.
Şiddetli türbülans, dağ dalgalarına neden olan rüzgârın hızının 93 km/saat veya daha fazla olması durumunda görülebildiği gibi, oraj (fırtına) bulutlarının olgunlaşma döneminde de bulut içinde etkili olmaktadır. Bu derecedeki bir türbülansta hava aracı kontrolden çıkabilmekte, içerdeki yolcular kuvvetle sarsılmakta, yaralanmalar ve ölümler görülmektedir.
Çok şiddetli türbülans, yine 93 km/saat'den fazla hıza sahip olan rüzgâra bağlı olarak oluşan dağ dalgalarıyla ilişkilidir. Ancak bunlar alçak seviyelerde dağların rüzgâr tutmayan yanında oluşan bulut kümeleri içinde görülür. Bir de çok gelişmiş Cb (fırtına bulutları) içinde fırtına sırasında görülmektedir. Bu tür bir türbülansta uçağı yönetmek hemen hemen imkansızlaşmakta, büyük can mal kaybına neden olan, uçağın düşmesine kadar varan kazalar kaçınılmaz hale gelmektedir. Türbülans türleri arasında ayrı bir yeri olan CAT'ler ise; genellikle orta ve şiddetli türdeki türbülanslardır.
Türbülans dünyanın büyük bir bölümünde değişik nedenlerle ve değişik şiddetlerde sıkça oluşan tehlikeli bir atmosfer olayıdır. Ancak bunlar belirli bir şiddet derecesinden sonra ve hava aracının yapısına göre afet hâline dönüşebilmekte, bunun sonucunda çok büyük hava kazalan yaşanmaktadır. Hava aracının içindeki yolcular, aracın anî olarak, yükseklik kaybetmesiyle sarsıntıdan belirli derecede yaralanmakta, hatta yaşamını yitirmekte, araç havada parçalanabilmekte ya da kontrolünü kaybederek düşmektedir.
Bunlar özellikle dikey gelişimli fırtına bulutlan (gelişmiş Cb'ler) içinde oluştuklarından, tropikal ve ekstra tropikal fırtınalardan etkilenen yerlerde daha yaygın ve etkili olarak görülmektedir. Yine topografik yönden orografik türbülansın oluşmasına uygun olan ve yükselti farkının fazla olduğu dağlık ve çukur alanlar ile dağların birden yükseldiği kıyılar ve Tropopoz seviyesi, türbülansın sıkça görüldüğü yerlerdir.
Türkiye'de her tür türbülans olayı yaşanmaktadır. Kıyıya paralel olarak uzanan yüksek dağ sıraları, hem orografik türbülansın, hem de dağa çarpan havanın yükselmesiyle oluşan dikey gelişimli bulutlara bağlı olarak oluşan bulut içi türbülansının, çok sık görülmesine neden olmaktadır.
Yine ülkemizde çukur alanlarla dağlık alanlar çok geniş bir yer tutmaktadır. Bunların arasındaki yükselti farkı orografik türbülansın oluşması için uygun koşullar hazırlamaktadır.
Dikey gelişimli bulutlara bağlı olarak oluşan konvektif türbülans da; oraj ve orta kuşağın cephesel fırtınalarına bağlı olarak gelişen kümülonümbus (Cb) bulutları içinde oluştuğundan, ülkemizde sıkça görülen türbülans türüdür.
Türkiye üzerinde belirli bir seviyenin altında uçan, ya da hava alanlarına iniş yapan helikopter ve uçaklar çoğu zaman türbülans riski altındadır. Nitekim yurdumuzda bu nedenle birçok hava kazası olmuş, araçlar kısmen zarar görmüş veya düşmüştür. Bunun sonucunda büyük can ve mal kayıpları yaşanmıştır.

Etiketler:
Bilimler
Jeoloji
Atmosfer Kökenli Doğal Afetler
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|