Okunma: 700 kez
Toprağın fiziksel özelliklerini, toprağın katı fazını oluşturan maddelerin boyutları, bunların birbirlerine bağlanma durumları, agregat sistemleri, agregat veya toprak parçalarının diziliş ve duruş şekilleri teşkil etmektedir. Toprağın fiziksel özellikleri, toprakta havalanma, suyun toprağa sızması ve alıkonulması, köklerin nüfuzunu, toprakta bitki besin maddelerinin tutulmasını önemli ölçüde tayin etmektedir.
( www.genbilim.com )
Mesela kil
gibi ince unsurlu maddelerden oluşan toprak kütlesinin havalanması ve
suyun sızması güç olmaktadır. Buna karşılık taneli bir yapı gösteren
topraklarda havalanma ve su dolaşımı mükemmel olarak cereyan eder.
1.1. Toprağın Bünyesi (Tekstür)
Toprağın
katı fazını kil, mil ve kum boyutundaki malzemeler oluşturmaktadır. Bu
boyuttaki malzemelerin toprak içindeki nispi miktarları ve bunların
birbirlerine göre oranları toprağın tekstürünü ifade etmektedir.
Toprağın tekstür sınıflarına ayrımında toprağın kimyasal bileşimi,
renk, ağırlık ve diğer özellikleri gözetilmeksizin sadece farklı
boyuttaki parçaların toprakta bulunan parçaları esas alınmaktadır.
Toprağı
oluşturan parçaların boyutu küçüldükçe 1 gr. da ki parçacık sayısı
artmakta ve parçaların işgal ettikleri yüzey de genişlemektedir.
Özellikle kilin parçacık sayısı ve yüzey alanının aşırı derecede geniş
olması dikkat çekicidir. Kum büyük ebattadır ve eşit ağırlıktaki kil
minerallerine göre çok yüzey işgal etmektedir. Bu bakımdan kumun,
toprağın kimyasal ve fiziksel aktivitesindeki oynadığı rol ihmal
edilecek kadar azdır. Kum toprak yapısında çatı vazifesi görmekte, hava
ve suyun dolaşımını kolaylaştırmaktadır.
Mil, toprak ayrışmasını
hızlandırır, bitkilerin büyümesi için eriyik haldeki besin maddelerinin
tahliye edilmesinde kuma göre daha elverişli rol oynamaktadır. Ayrıca
mil toprakta suyun yerçekimine karşı tutulmasında çok önemli bir yer
işgal etmektedir. Demek ki milli topraklar, bitkilerin istifadesine
elverişli olan suyu sağlamakta ve bu da dona karşı toprakları
korumaktadır.
Kil, hem toprağın su tutma kapasitesini arttırır
hem de toprak çözeltisindeki besin maddelerinin tutulmasını sağlar.Kil
miktarı fazla olan topraklara ağır bünyeli, kum miktarı fazla olan
topraklara ise hafif bünyeli denilmektedir. Toprağın tekstürel
özelliği, toprağın plastiklik, sertlik, geçirgenlik, kuraklık,
verimlilik vs. gibi özelliklerini etkiler.
Belli başlı tekstür
sınıfları ise şöyledir: Kil, killi balçık, balçık, kum, balçıklı kum,
kumlu balçık, kumlu killi balçık, kumlu kil, mil, milli balçık, milli
killi balçık, milli kil.
1.2. Toprak Strüktürü
Toprağın
strüktürü, toprak parçalarının bir araya gelerek oluşturduğu sıralanma
ve bunların duruş şekillerini ifade etmektedir. Bir toprak profilinde
farklı horizonların strüktürü toprağın renk, tekstür veya toprağın
kimyasal bileşimini ortaya çıkardığı kadar toprağın ana karakterini de
yansıtır.
Toprağın strüktürü toprağın tekstürünün etkisine bağlı
olarak değişir; ayrıca nem, havalanma durumu, mikroorganizmaların
faaliyetleri, kök büyümesi ve gelişmesi, hatta topraktaki besin
maddelerinin bitkiler tarafından alınmasını da etkilemektedir.
Toprak
strüktürü esas itibariyle taneli, bloğumsu, levhamsı ve prizmamsı olmak
üzere dört ana tipe ayrılır. Toprak strüktürü, topraktaki boşlukların
şekillenmesi açısından son derece önemli olup, toprakta su ve havanın
dolaşımını ve hareketini tayin etmektedir.
1.3. Toprağın Ağırlığı
Topraktaki
gözenek veya boşluklar su ve hava ile dolmaktadır. Bitkilerin
beslenmesi için gerekli olan su ve havanın dolaşımı gözeneklerin
miktarına ve ebadına bağlıdır. Toprak ağırlığı, topraktaki gözenek
miktarıyla alakalıdır. Toprak ağırlığı hesap edilirken iki ayrı durumu
dikkate almak gerekir. Bunlardan birincisi, sadece toprak kitlesi esas
alınarak hesap edilen yoğunluktur ve topraktaki boşlukların oluşturduğu
hacim dikkate alınmaz. İkincisi ise toprak parçaları arasında gözenek
veya boşluklar hacme katılarak elde edilen toprak ağırlığıdır. Buna
volüm veya görünen ağırlık denilmektedir.
1.4. Toprağın Rengi
Toprağın
almış olduğu renk, toprak oluşumunda ayrışma olaylarının şiddet ve
seyrini yansıtmaktadır. Toprak ilk olarak oluşmaya başladığında rengi,
ana materyalin rengine benzer. Ayrışmanın ilerlemesi, oksidasyonun
artması ve organik maddenin toprağa karışması ile toprağın rengi
koyulaşmaktadır. Organik maddeler, demir ve manganez bileşikleri
toprağa renk veren unsurlardır. Bunlardan organik maddelerin oranı
arttıkça toprağın rengi koyulaşmakta ve koyu siyah renkli topraklar
oluşmaktadır. Demir minerallerinin hasıl ettiği renkler ise esmer,
kırmızı ve sarı olup, bu renkler ferri hidroksitlerden ileri
gelmektedir. Topraktaki yeşilimsi ve mavimsi renkler, indirgenme
olayına işaret etmektedir. Bu renkler drenajı bozuk ve havalanmanın iyi
olmadığı şartlarda oluşmaktadır.
Ferro demirin fazla olması
durumunda toprak mavimsi renk almaktadır. Ayrıca topraktaki sarımsı
renk, fazla miktarda demir oksitle ilgilidir; Yüksek oranda hidrate
olmuş demir oksitler sarı renktedir, fakat hidrasyon azaldıkça renk
kırmızılaşır. Dolayısı ile topraktaki kırmızı renk genellikle, iyi
drenaj ve havalanma şartları altında dehidrate olmuş demir oksitler ile
ilgilidir. Manganez bileşikleri genel olarak, toprağa esmer ve siyah
renk vermektedir.
Diğer taraftan, profil boyunca toprak renginin
önemli ölçüde değiştiği görülmektedir. Organik madde yönünden zengin A
horizonu koyu renklidir. B horizonunda demir ve alüminyum
bileşiklerinin oksidasyonuna bağlı olarak renk değişmektedir. Kalsiyum
karbonat, jips, kuvars ve kil minerallerinin biriktiği alt zonlarda
renk açıklaşmaktadır.
İklim bölgeleri ile toprak renkleri
arasında sıkı bir ilişki mevcuttur. Kurak bölgelerde açık renkli, kurak
ve sıcak bölgelerde kırmızımsı renkli topraklar, yağışlı ılıman
kuşaklarda koyu renkli, sıcak ve nemli tropikal ve ekvatoral bölgelerde
kırmızı renkli topraklar yaygın durumdadır.
1.5. Toprak Sıcaklığı
Toprakta
bitkilerin yetişmesi, mikroorganizmaların faaliyeti, organik maddenin
parçalanması ve mineralizasyonu ile topraktaki kimyasal olayların devam
etmesi için toprak sıcaklığı önemlidir. Toprağın sıcaklığı ve nemi
yeterli miktarda ise toprak dahilindeki biyolojik ve kimyasal
faaliyetler devam eder. Toprak donduğu zaman bu faaliyetler durur.
Toprağın
sıcaklık bilançosu, güneşten gelen enerjinin tutulması veya
ısıtılmasına bağlıdır. Koyu renkli topraklar gelen enerjinin % 80’ ini
, açık renkli kuvars kumları ise % 30’ unu tutmaktadır. Toprakta
tutulan sıcaklık suyun buharlaşması, toprak yüzeyindeki havanın
ısıtılması, toprağın ısıtılması ve uzun dalga ışınlar halinde tekrar
atmosfere dönmesi halinde harcanır. Toprağın ısınma ve soğuma
kapasitesi, toprakta bulunan su miktarına, toprağın yüzeyini örten
organik madde ve bitki örtüsüne bağlıdır.
2. TOPRAK SUYU
Toprakta bulunan su, bitkilerin
yetişmesi, toprak içindeki biyolojik faaliyetlerin devamı, çeşitli
ayrışma ve özellikle iyon alışverişinin sağlanması bakımından son
derece önemlidir.
Toprakta suyun tutulması Adhesion ve Kohezyon
yoluyla olmaktadır. Adhesion, katı toprak parçacık yüzeylerinin suyu
çekme kuvvetidir. Su, toprak parçacıklarının iç ve dış yüzeylerinde
bulunan elektriksel alandaki elektrostatik kuvvetlerle tutulmaktadır.
Birkaç su molekülünden ibaret olan tabakalar, kuvvetli Adhesiv
kuvvetler sayesinde toprak parçacıklarını kuvvetli olarak sarmaktadır.
Bu suya adhesion suyu denilmektedir. Adhesion suyu çok küçük ölçüde
hareket etmekte, dolayısıyla bitkilere faydalı olamamaktadır.
Kohezyon
olayı su moleküllerinin birbirini çekmesidir. Toprak dahilinde su
moleküllerinin birbirini çekmesi ile tutulan suya kohezyon suyu
denilmektedir. Kohezyon suyunda su molekülleri daha fazla hareket
etmekte dolayısıyla da bu suyun yaklaşık 2/3’ ü bitkiler tarafından
kullanılır.
Su ile doygun olan topraklarda suyun hareketi, kuru
veya doygun olmayan topraklara doğrudur.Bitki kökleri tarafından suyun
absorbe edilmesi de suyun hareketini sağlar.
2.1. Gravitasyon Suyu
Doygun
haldeki bütün toprakların gözeneklerini dolduran su basınç altındadır.
Bu durumda gözeneklerde bulunan su, çok yüksek basınç sahasından düşük
basınç alanlarına doğru serbest halde akmaktadır. Bu hareket
yerçekiminin etkisiyle olmaktadır.İşte, yerçekiminin etkisiyle toprak
dahilinde hareket eden suya gravitasyonal veya serbest su denilmektedir.
2.2. Kapilar Su
Yerçekiminin
etlisiyle topraktan sızan su, topraktan tamamen ayrıldıktan sonra
toprakta kalan su miktarına kapilar su ya da tarla kapasitesi
denilmektedir. Bu su toprakta otuz mikrondan daha küçük gözeneklerde
tutulur. Kapilar su toprak parçacıkları dahilinde adhesion ve kohezyon
kuvvetleri tarafından 1/3 ile 31 atmosfer basınç altında tutulmaktadır.
Topraktaki
kapilar suyun hareketini ve depolama kapasitesini toprağın tekstür,
strüktür ve organik madde durumu tayin etmektedir. Gerçekten de bir
toprak ne kadar ince bünyeli ise kapilar boşluk miktarı o kadar fazla
olmaktadır.
2.3. Hidroskopik Su
Toprak
kolloidleri tarafından 31 atmosfer veya daha fazla basınçla tutulan
sudur. Toprak zerreleri tarafından tutulan bu su tanelerin iç ve dış
yüzeylerini çok ince bir tabaka olarak örter. Bu haldeki su, sıvı
durumunu ve akışkanlığını kaybettiğinden bitkilere faydalı olamaz.
3. TOPRAĞIN KİMYASAL ÖZELLİKLERİ
Kimyasal bakımdan
topraklar basit yapılı tuzlardan başlayarak çok fazla karmaşık olan
organik ve inorganik bileşiklere kadar çok sayıda maddelerden
oluşmuşlardır. Toprakta kimyasal olaylar, ardı arkası kesilmeyen bir
surette devam etmekte olduğundan toprağın bileşimi de devamlı olarak
değişmektedir. Bitkilerin yetişmesi ve beslenmesi bakımından önemli
olan kimyasal olayların başında; topraktaki bitki besin maddelerinin
miktarı, bu besin maddelerini depo eden absorbsiyon ve iyon değiştirme
kapasitesi ile toprağın reaksiyonu gelmektedir.
Toprağın
kimyasal özelliklerini belirtmek bakımından, toprakta bulunan mineral
besin elementleri, genellikle killerin oluşturduğu inorganik ve organik
toprak kolloidleri, katyon değişimi, toprağın reaksiyonu ve bitki besin
elementleri üzerinde ana hatları ile durulacaktır.
3.1. Toprakta Bulunan Besin Maddeleri
Topraktaki
besin maddeleri ana kayadan kaynaklanan mineral elementler
oluşturmaktadır. Katı yer kabuğunun % 98’ ini 8 element
oluşturmaktadır. Bunlar sırasıyla, oksijen, silisyum, alüminyum, demir,
kalsiyum, sodyum, potasyum ve magnezyumdur. Bunlardan oksijen ve
silisyum kayaların % 75’ ini oluşturmaktadır.
3.2. Toprağın Kolloidal Fraksiyonları
Toprak
katı parçacıklarının yüzeylerinde moleküllerin ve iyonların toprak
çözeltisinden çekilip bağlanmaları ve özellikle katyon değiştirme
kapasitesinde etkili olan kil ve organik maddeler, toprak kimyası,
bitki beslenmesi ve toprak reaksiyonu yönünden çok önemli rol
oynamaktadır. Bu başlık altında toprak kolloidlerini oluşturan kil
mineralleri ve organik maddeler üzerinde durulacaktır.
Tabiatta
bileşimlerine göre iki türlü kil bulunmaktadır. Ilıman bölgelerde
yaygın olan silikat killeri ve tropikal ve yarı tropikal bölgelerde
baskın olan oksit killeridir. Bilindiği gibi, topraktaki kil sekonder
mineral olup ana kayadaki özellikle silikat minerallerinin ayrışması
sonucunda oluşmaktadır.
Değişik ana kayaların farklı ortamlarda
ayrışması sonucunda oluşan killerin miktarı ve bileşimi çok değişik ve
karmaşıktır. Ayrışma ortamının iklim şartları, kil çeşidinin
oluşmasında önemli rol oynar. Şöyle ki, illit ayrışmanın şiddetli
olmadığı ılıman iklim kuşaklarında yaygındır; yapısal potasyumun kısmen
kaybolması ile mika mineralinin alterasyonu ve hidrasyon, illitin
oluşumunda ön plana geçer. Bu kilde hidrasyon katyon absorbsiyonu
şişme, büzülme ve plastiklik özellikleri belirgin değildir.
Montmorillionit in teşekkülü ise bol magnezyum ile nötral veya sadece
hafif asit ortam şartları altında gerçekleşmektedir. Ilıman bölgelerde
illit montmorillionitin alterasyonu ile oluşabilir. 2:1 strüktüründe
olan montmorillionit plastiktir, kohezyonu fazladır, kurudukları zaman
çatlar, bünyesine su alınca şişerler. Kaolinit, nemli tropikal
bölgelerde doğrudan topraktaki veya ayrışmış zondaki primer
minerallerinin ayrışmasından oluşmaktadır. 1:1 strüktüründe olan kaolin
plastiklik, kohezyon ve çatlama şişme özellikleri çok zayıftır. Bundan
dolayı porselen yapımında kullanılır. Genel olarak silikat kil
mineralleri iki ana bileşimden ibarettir. Bunlardan bir bileşen, silis
oksijen levhası, ikincisi ise alüminyum levhasıdır.
Oksit killer
tropikal ve subtropikal bölgelerde demir ve alüminyumun bünyelerine su
alarak hidroz oksitleri meydana getirmeleri sonucunda oluşmaktadır.
Bunlara örnek olarak gibsit ve götit verilebilir.
3.3. Topraklarda Katyon Değişimi
Toprakta
kolloidal halde bulunan kil ve organik madde geniş bir yüzeye sahip
olduğundan, su ve iyonları bünyelerinde toplamaktadır. Ayrışma
esnasında torak çözeltisi içinde serbest hale geçen Ca, Mg, K, Na, Al,
H gibi bitki besin maddeleri olan katyonlar humus ve kil
parçacıklarının yüzeyinde tutulmaktadır. Bu olay tek yönlü olarak
cereyan etmez. Şöyle ki, kireç bakımından zengin olan nemli bölge
topraklarında organik maddenin ayrışması ile CO2 meydana gelmektedir,
buna bağlı olarak toprak çözeltisinde karbonik asit (H2CO3) zengin
durumdadır. Bu asitteki H iyonu Ca ile yer değiştirme özelliğine
sahiptir. Böylece Ca iyonlarının yerine H iyonları geçmektedir.
Toprağın yağış sularıyla yıkanması devam ettiği takdirde toprakta H
iyonları ile diğer iyonların yer değiştirmesine bağlı olarak H
iyonlarının konsantrasyonu artar.
3.4. Toprakta Değişebilir Anyonlar
Anyonlar
kil minerallerinde OH grupları ile yer değiştirmektedir ve bu gruplar
montmorillionit kiline nazaran kaolinitte fazla bulunmaktadır. Bundan
dolayı kaolinit killerinin baskın olduğu nemli ve kurak bölge
topraklarında anyon değiştirmesi daha yüksektir. Bu sahalar fazla
yayılış göstermemesine rağmen nemli tropikal bölgelerde fazla ayrışmaya
uğramamış bazı topraklarda az miktarda kaolinit bulunmaktadır. Bu
topraklar, pozitif yüklenme gösterirler. Özetle, pozitif yükle
yüklenmiş kolloidli topraklar; nitrat ve klorit gibi anyonları absorbe
ederler, Ca, Mg ve Na gibi katyonlar reddedilmekte ve dolayısıyla
bunlar toprak solüsyonunda yıkanmaya karşı çok hassas duruma geçerler
ve toprağın baz saturasyonu çok düşer, fosfat ve sülfat iyonları,
hidroksillerin (OH) yerine geçer ve yapışık halde sabitleşirler. Bu
topraklarda yüksek derecede potasyumu tespit etme kapasitesine sahiptir
ve tabi olarak alınabilir fosfor düşük seviyede kalmaktadır.
3.5. Toprak Reaksiyonu
Toprak
reaksiyonu, toprağın asitliliğini, alkalenliliğini ve nötral durumunu
ifade etmektedir. Toprak reaksiyonu, pedojenezin seyrini veya
özelliğini aksettirmesi yanında topraktaki bitki besin elementleri
hakkında bilgi vermektedir. Şöyle ki, asitliliği fazla olan topraklar
nemli iklim şartları altında bulunmaktadır ve aşırı yıkanmaya bağlı
olarak da topraktaki bazlar önemli ölçüde uzaklaşmıştır ve bunların
yerini H iyonları almıştır. Bunun yanında alkalen topraklar, bitki
besin elementleri olan bazların toprakta fazla olduğunu işaret
etmektedir.
Toprak reaksiyonu pH (potansiyel hidrojen) ile ifade
edilmektedir.Suda H+ ve OH-iyonları bulunmaktadır. H+ ve OH- iyonları
birbirine eşit olduğu takdirde su nötral durumdadır. Yani suyun pH’ ı
7' dir.
Toprak çözeltisinde serbest hidrojen (H+) iyonlarının
konsantrasyonu hidroksil (OH-) iyonlarından fazla ise çözelti asittir.
Bu durumun tersi olursa çözelti alkalendir. İşte bu durumu belirtmek
bakımından pH terimi kullanılmaktadır. pH 7’den küçük ise asit, 7’den
fazla ise alkalen, 7 nötr durumu göstermektedir. Başka bir ifade ile
hidrojen iyonları arttıkça pH azalmakta, OH iyonları arttıkça pH
yükselmektedir.
Yağışlı bölgelerde, yağış suları vasıtasıyla
toprak yıkanmaya başladığı zaman sudaki H katyonları Ca, Mg, K, Na
katyonlarının yerine geçer. Bu suretle toprakta bulunan katyonların
yerine H’ in geçmesiyle toprak asitleşir.
Toprak reaksiyonunun
değişmesinde etkili olan önemli faktörlerin başında CO2 gelmektedir. Bu
gaz su ile birleşerek karbonik asiti oluşturur. CO2 basıncı ne kadar
fazla olursa, topraktaki H konsantrasyonu o nispette artar. Karbonik
asit ve onun oluşturduğu bikarbonatlar, nemli bölgelerde toprağın alt
katlarına doğru taşınmaktadır. Böylece topraklar asitleşirler.
Bazların
yıkanması özellikle toprakta Ca ve Mg un eksilmesi, toprak pH’ ının
düşmesine yol açar. Bu arada organik maddelerin ayrışmasıyla oluşan
organik ve inorganik asitler bazların yıkanmasını arttırır. Özellikle
vejetasyon devresinde hasıl olan bol miktarda H iyonları topraktaki
bazların yerine geçerek bazları serbest bırakır. Bu bazlar ya bitkiler
tarafında alınır ya da taban suyu ile uzaklaşırlar. Bu durum da
toprağın asitleşmesine sebep olur. Nemli bölgelerde çayır örtüsü de
toprağın fazla asitleşmesini sağlayan bir faktördür.
Kurak
bölgelere gelince yağış topraktaki bazları yıkamaya kafi gelmediğinden
toprağın bazlarla olan doygunluğu yüksektir ve toprak nötr ve daha çok
alkalen reaksiyon gösterir. Demek ki, toprak asitliliğinin artmasında
iklim ana faktördür. Nitekim, yağışlı iklim şartlarında toprak
yıkanmakta bu esnada H iyonları, Na, Ca, Mg, K gibi katyonların yerine
geçmektedir. Ayrıca nemli bölgelerde vejetasyon örtüsünün gür olması
bir taraftan organik maddelerin artmasına ve diğer taraftan da organik
maddelerin ayrışmasıyla hasıl olan CO2 ve diğer organik asitler
toprağın asitleşmesine yardımcı olur. Kurak bölgelerde ise bu durumun
hemen hemen tersi cereyan ettiğinden, topraktaki bazların yıkanması son
derece sınırlıdır, bu yüzden kurak bölge toprakları genellikle alkalen
reaksiyon göstermektedir.
3.6. Toprakta Bitki Besin Elementleri
Bitkilerin
gelişip büyümeleri için iklim faktörleri yanında topraktaki besin
elementlerine de ihtiyaç vardır. Türlü bitkilerin topraktan aldıkları
besin elementleri çok değişiktir. Bitkilerin topraktan istedikleri
besin elementlerinden birinin veya birkaçının eksik ya da fazla olması
bitki gelişimini engeller hatta tamamen durdurabilir.
Bitkilerin
gelişmesi için mutlak surette gerekli olan elementler esas itibariyle
bitki besin maddeleridir ve bunların sayısı 16 civarındadır. Bitkiler
tarafından kullanılan esas elementler şunlardır; havadan kaynaklanan
CO2 , H ve O, topraktan alınan nitrojen, P, K, Ca, Mg ve S’ dir.
Topraktan alınan fakat az miktarda kullanılan belli başlı elementler
ise Fe, Mn, B, Mo, Cu, Zn ve Cl’ dur. Bitkiler karbon ve oksijenin
büyük bir bölümünü havadan doğrudan doğruya fotosentezle alırlar. H
doğrudan ve dolaylı olarak sudan alınmaktadır.
3.6.1. Makro Elementler
Fosfor,
potasyum, kalsiyum, magnezyum, kükürt ve nitrojen bitkiler tarafından
en fazla kullanılan elementlerdir. Bu elementler bitkilerin hücre
(gövde) büyümelerinde ve meyve verimlerinde etkili olmaktadır.
3.6.2. Mikro Elementler
Toprakta
az bulunmasına ve bitkiler tarafından az alınmasına rağmen eksikliği
halinde bitkilerin gelişmesini engellemektedir. Bu elementler: demir,
manganez, bakır, bor, çinko, molibden ve klordur.

Etiketler:
Bilimler
Jeoloji
Toprağın fiziksel özellikleri
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |