Okunma: 568 kez
Eski Arap inancında, bulutları yöneten melek Kuzah’la, Fırtına Tanrısı Şeytan Kuzah’ın alâmetleri; Yunan mitinde Zeus’un, Hera’nın habercisi, yerle göğü birleştiren Yağmur Kuşağı Tanrıçası iris; altından geçen erkeği kadın, kadını erkek yapan, üstünden atlamayı kimsenin düşünmediği tılsımlı köprü; yağmur damlalarının Güneş’i optik ve matematikle yontarak yaratıp sundukları renk şöleni.
Neden
gökkuşağı olur, bilir misiniz? Bilseniz bile, yanılıp yanılmadığınızı
anlamaya çalışın. Kağıdı, kalemi alıp, kırılma, yansıma, tam yansıma,
renklere ayrışma gibi optik kurallarını kullanarak kendinizi bir kere
sınayın. Çok küçük olduğu için küresel bir şekil alan yağmur
damlacığını çizin; Güneş'ten gelip damlacık içine giren-çıkan değişik
ışınları dikkatle belirtin; şunları göreceksiniz: Damlacık yüzeyine
0-90° arasındaki her açıyla düşen sayısız Güneş ışını vardır. Bunların
hepsi kısmen yansır, kısmen de kırılarak damlacık içine girer; yani her
ışın, damlacık yüzeyinde iki çatala bölünür.
Damlacık içine
giren her ışın, onun yüzeyinde başka bir noktada yine kısmen yansıyarak
damla içinde kalır, kısmen kırılarak dışarı çıkar. Tam yansıma
dediğimiz, ışının tümüyle yansıyarak içeride kaldığı durum hemen hemen
hiç olmaz. Işının damlacık içinde kalan kolu, tekrar tekrar yukarıda
sözü edilen yansıma-kırılma değişikliğine uğrayarak çatallaşır; fakat
her seferinde kırılarak dışarı kaçan kayıp ışın yüzünden, gittikçe
zayıflar.
Güneş ışığının saf renkte bileşenlerine ayrışması,
girişteki ilk kırılma ile, sıfır, bir ya da daha çok sayıdaki iç
yansımadan sonra, son çıkıştaki kırılma sırasında iki kez olur. Ama pek
çok ışın ve pek çok yansıma olduğu için, damlacığın her tarafından
adeta dışarı fışkıran, pek çok da basit renkte ışın vardır.
Buraya
kadar iyi. Ama saf renklerin iç içe nasıl düzgün daire şeklinde
sıralanarak oluşabildiğini açıklayamadık henüz. Göğün bakmakta
olduğumuz kısmında, etrafa her yönde, her renkte ışınlar saçan sayısız
damlacık varken, nasıl oluyor da bazı "özel" damlacıklar sıralanarak,
gökkuşağı görüntüsü vermek üzere "bizi" seçiyor? Cevap basit, ama
açıklanması biraz karışık.
Kırılma sonucunda bileşik bir ışık
ışını saf renk bileşenlerine ayrışır. Bu, kırılma indeksinin ışığın
dalga boyuna bağlı olmasından ileri gelir. Bir saydam ortamdan diğerine
geçen ışının yönü, kısa dalga boyunda uzun dalga boyunda olduğundan
daha fazla sapar. Böylece, kırmızıdan mora bütün bileşenler dar bir
yelpaze oluşturur; prizmada olduğu gibi.
Damlacığa giren ışınla,
belirli bir sayıda iç yansımadan sonra dışarı çıkan, renklerine
ayrışmış fakat zayıflamış ışın genellikle aynı yönde olmaz; bunların
arasındaki, "sapma açısı" diyebileceğimiz yön değişikliğini ele alalım.
Damlaya giren ışının geliş açısı (ışının damlacık yüzeyine dik yönle
yaptığı açı) 90° den başlayarak azaldıkça, sapma açısı da önce
azalıyor; en düşük bir değere eriştikten sonra tekrar artmaya başlıyor.
İşte
bu kritik dönüş noktasında, oldukça geniş bir açısal yelpaze içinden
gelerek damlacık üzerine düşen fazla miktarda Güneş ışını, hemen hemen
aynı (en düşük) sapmayı gerçekleştirdikleri için, birbirlerini
destekleyerek kuvvetli bir huzme oluşturabiliyorlar. Bu huzmeleri
gözümüze erişen bütün damlacıklar ise, Güneş'le gözümüzü birleştiren
eksen etrafında, tepe yarı açısı en küçük sapma açısı olan bir koni
üzerinde bulunuyor.
Böylece renkli huzme, sanki tam tepe
noktasından seyredilen bir koni yüzeyi gibi, yani bir daire yayı
şeklinde görünüyor; bu yüzden belki de gökkuşağına "renk konisi" demek
daha doğru olurdu. Görüldüğü sanılan dairenin tam merkezinde de
başımızın Güneş ışığı altındaki gölgesi bulunur (tabii bir yere gölgesi
düşüyorsa).
Şimdi, havadaki kırılma indeksi 1.33 olan bir su
damlacığını daha yakından ele alabiliriz. Damlacık içinde sadece bir
defa yansıdıktan sonra dışarı çıkan ışınlar, yaklaşık 42° lik bir koni
ile ilk gökkuşağını; iki defa yansıdıktan sonra çıkanlar ise 52° lik
bir koni olarak daha dıştaki ikinci gökkuşağını verir.
Biraz
dikkatli bir inceleme, renk sıralamasının ilk kuşakta içte mor dışta
kırmızı; ikincide içte kırmızı dışta mor olacağını gösterir. Damlacık
içindeki yansıma sayısı arttıkça, oluşacak her yeni kuşağın eni daha
genişlerken, renkleri gittikçe zayıflar. Üçüncü ve dördüncü kuşaklar,
sadece daha zayıf olmakla kalmayıp ayrıca Güneş tarafında oluştukları
için, daha sonrakiler ise görülemeyecek kadar zayıf oldukları için,
ikiden fazla gökkuşağı görmek herhalde kimseye nasip olmamıştır.
Böylece,
ikincisi biraz nazlı görünen iki taneyle sınırlı da olsa, herkesin
tamamen kendine ait bir gökkuşağı takımı olduğu ortaya çıkıyor. İkimiz
de aynı şekilde görsek, hatta birbirimize "göstersek" bile, benim
gökkuşağımı sizin, sizinkini benim görmemiz mümkün değil; çünkü iki
ayrı gözün aynı anda aynı noktadan bakmasına izin yok.
Sivri ucu
daima gözümüzden başlayan ve bizden hiç ayrılmayan, kişisel renk
konilerimiz, yani gökkuşaklarımız, daima bizimle birlikte hareket
edecekler, açıları hep aynı kalacak; yani "gökkuşağı altından geçme"
fantezisi hiçbir zaman gerçekleşemeyecek.
Başka Yağmurların Kuşakları
Yağmuru
su yerine başka sıvılardan olabilecek hayali gezegenlerde gökkuşağı
olabilir mi? Genellikle birinci gökkuşağının oluşması biraz kritik.
Metan, amonyak, kükürtlü hidrojen yağmurları altındaki gökkuşakları,
kırılma indeksi 2’nin altında olduğu sürece, bizimkinden farklı
açılarda (yani çaplarda) olmak üzere görülebilirdi.
Her ne kadar
sıvı halde bulunamasa da, elmas "damlacıklarıyla" yüklü bir atmosfer
düşünmemiz yadırganmazsa, elmasın yüksek indeksi (2.42) birinci kuşağa
izin vermediği için, gökkuşakları ancak ikinciden itibaren
görülebilecek, fakat bunlar daha geniş ve parlak olacaklardı.
Yansımaların Oyunu
Durgun
bir göl ya da deniz kıyısında iseniz, asıl gökkuşağınızla birlikte iki
tür yansıma görme şansı elde edebilirsiniz. Bunlardan biri, hem Güneş
hem de göl arkanızda iken olur: Güneş'in gölden yansıyarak, gölün
"içindeki" görüntüsünden çıkıyormuş gibi gelen ışınlarının oluşturduğu,
daha yüksek bir gökkuşağı.
Bu kuşağın ufuk çizginize göre
simetriğini hayalinizde canlandırabilirseniz, asıl gökkuşağınız ile tam
bir daire oluşturduğunu göreceksiniz. Gölden, onun arkanızda bir
yerlerde olduğunu unutacak kadar uzakta iseniz, gördüğünüz manzarayı
mucize olarak kabul etmeniz mümkün.
Bir diğer yansıma, Güneş
yine arkanızda fakat göl önünüzde ise meydana gelebilir: Göl
aynasındaki kendi görüntünüzün "görebileceği", aslında size ait olmayan
bu kuşağı oluşturan ışınlar, size ancak gölden yansıyarak
görünebileceği için, asıl gökkuşağınızla, onun göl yüzeyinden yansıyan
simetrik hayalini birlikte görürsünüz.
Eğer kıyıdan uzakta, göl
ortasında iseniz, her iki tür yansıma da mümkün olabilir. Ve önünüzde,
birbirleri ile ufuk çizgisi üzerinde kesişen, simetrik, iki ayrı tam
daire kuşak oluşur. Etrafta başka kimse yoksa, bu çok ender
görülebilecek hazinenin sadece size ait olduğuna artık inanabilirsiniz.
Akşama Doğru
Gökkuşağının
çoğunlukla yağmurdan sonra ve akşama doğru görüldüğünü
farketmişsinizdir. Acaba neden? Bunun açıklaması kolay: Bir kere,
atmosfer yaygın şekilde su damlacıkları ile yüklü olmalı ki renk konisi
yeterince derin olabilsin; böylece koni üzerinde bulunan, birbirlerini
destekleyecek damlacık sayısı çoğalsın; o halde yağmur biraz önce
yağmış ya da yağıyor olmalı.
İkincisi, renklere ayrışacak Güneş
ışığı olmalı. Yağmurla birlikte Güneş ışığı ise, genellikle üstümüzdeki
yağmur bulutları kütlesinin batıya doğru son bulduğu yerden Güneş'in
açığa çıkmasıyla, yani akşama doğru (bazan da sabah, gün doğduktan
biraz sonra) gözlenir. Bu da, çoğu zaman, yağmurun son bulma eğilimine
bir işarettir.
Güneş'in çok alçakta, ufuk çizgisinin hemen
üstünde olması durumunda, kırmızı dışındaki renklerini atmosferde
kaybetmiş olabilir; ama üzülmeyin, gökkuşağınız bu sefer kırmızı bir
kuşak olarak yine belirecektir.
Güneş daha yüksekte iken de
gökkuşağı olabilir. Ama, başımızın yerdeki gölgesi bize yakın olduğu
için, merkezi bu gölge olan dairesel, renkli kuşak, yerdeki Güneş'le
iyice aydınlanmış, açıklı-koyulu diğer görüntülerle yarışmak, onları
yenerek ayırdedilebilmek zorluğu ile karşı karşıyadır. Yine de,
dikkatli bir gözlemci, basınçlı hortumdaki bir iğne deliğinden
fışkırarak toz halinde havaya dağılan su damlacıklarının meydana
getirdiği bir "mini" gökkuşağını; hatta Güneş tepedeyse kuşağın tam bir
daire tamamladığını farkedebilir. Tabii ki kuşağın koni açısı hep aynı
kalır: 42 derece.
Çarpık Bir Kuşak
Alışık
olduğumuz daire yayı şeklindeki gökkuşakları, arka plandaki, genellikle
uzak, yeri ve derinliği pek iyi anlaşılamayan, bulutlu bir göğe karşı
görüldüğünden, tam tepesinden bakılan bir dairesel koninin
algılanabileceği gibi, daire yayı olarak yorumlanır.
Yağmur
damlacıkları bu koni yüzeyinin herhangi bir yerinde, bizden belki 1
metre, belki 1000 metre uzakta bulunabilir. Bazen, çok seyrek de olsa,
çok özel bir başka durumla da karşılaşabiliriz. Gece radyasyonla
soğuyan atmosferin yerdeki bazı bitki yüzeyleri üzerinde çiğ şeklinde
oluşturduğu su damlacıkları, sabah güneşiyle aydınlanınca, bunlardan
sadece renk konimiz üzerinde bulunanlar bize renkli kuşağın bir parçası
olarak görünür.
Üzerinde bulundukları zeminden bağımsız olarak
algılayabilseydik, bunları yine bir daire üzerindeymiş gibi görecektik.
Fakat zemin belirgin bir referans düzlemi teşkil ettiği için, kuşak
yere yapışık şekilde, yani sanki koni ile zeminin arakesiti şeklinde
yere çizilmiş bir "hiperbolik yerkuşağı" olur, çıkar.
Bazı
güzelliklerin, altında yatan gerçek nedenlerin açıklanmasıyla, hatta
başkalarınca biliniyor olmasıyla büyüsünden, değerinden kaybedeceğini
düşünüyor olabilirsiniz. Bunun tam tersine, nedenini bilmenin
verebileceği heyecanı tatmak da isteyebilirsiniz.
Göreceğiniz
ilk gökkuşağında kendinizi sınayın. Güzelliğinde ve yarattığı
duygularda herkesin birleşebildiği belki de tek olayın,
gökkuşaklarının, ancak seyredenler varsa varolduğunu, herkes gibi sizin
de gökkuşağınızın (bütün renk kuşaklarınızın) tümüyle size ait olduğunu
düşünerek tekrar bakın.

Etiketler:
Bilimler
Jeoloji
Gökkuşağı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |