Ara
17
2007
|
Depremin nedenleri |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazartesi, 17 Aralık 2007 |
Okunma: 666 kez
Dünya'nın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir Yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, Yerküre'nin dış kısmında yaklaşık 70-100 km kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taşkürede yer alır.
( www.genbilim.com )
Litosfer
ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı
verilir. Manto'nun altındaki çekirdeğin nikel-demir karışımından
oluştuğu kabul edilmektedir. Yer'in, yüzeyden derine gidildikçe ısının
arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının, Yer'in çekirdeğinde
yayılamadığı olgusundan giderek, çekirdeğin sıvı bir ortam olması
gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Manto, genelde katı olmakla
beraber yüzeyden derine inildikçe, içinde yerel sıvı ortamları
bulundurmaktadır. Taşküre'nin altında Astenosfer denilen yumuşak Üst
Manto bulunmaktadır. Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon
akımları nedeni ile, taş kabuk parçalanmakta ve birçok "Levha" lara
bölünmektedir.
Üst Manto'da oluşan konveksiyon akımları,
radyoaktivite nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır.
Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe Taşküre'de gerilmelere ve
daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla, levhaların oluşmasına neden
olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar
vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer
üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların
hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler.
Konveksiyon
akımlarının yükseldiği yerlerde, levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta
ve buradan çıkan sıcak magma da okyanus ortası sırtlarını
oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde
sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya
Manto'ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluşturmaktadır.
Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay, Taşküre'nin
altında devam edip gitmektedir.
İşte Yerkabuğu'nu oluşturan
levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları,
birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların
sınırları Dünya'da depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza
çıkmaktadır. Dünya'da olan depremlerin büyük çoğunluğu bu levhaların
birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında, dar kuşaklar üzerinde
olusmaktadır.
Birbirlerini iten ya da diğerinin altına giren iki
levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir
levhanın hareket edebilmesi için, bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi
gerekir. İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme
kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket, çok kısa bir
zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara
kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar.
Bu
dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden
uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada Yeryüzü'nde, bazen
gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve fay adı verilen arazi
kırıkları oluşabilir. Bu kırıklar bazen Yeryüzü'nde gözlenemez, yüzey
tabakaları ile gizlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş
ve Yeryüzü'ne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden
oynayabilir.
Depremlerinin oluşumunun bu sekilde ve "Elastik
Geri Sekme Kuramı" adı altında anlatımı, 1911 yılında, Amerikalı Reid
tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmıştır.
Bu kurama göre, herhangi bir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaş
yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı
enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca varolan
sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç
bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır.
Bu
olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir
noktada biriken birim deformasyon enerjisinin, açığa çıkması,
boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç
olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.
Aslında
kayaların, önceden bir birim yer değiştirme birikimine uğramadan
kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini,
hareketsiz görülen Yerkabuğu'nda, üst mantoda oluşan konveksiyon
akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar
dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır.
İşte bu
kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da
kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin
bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır. Çoğunlukla bu deprem
olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın
her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar.
Faylar,
genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay
hareket sonucu meydana gelen faylara "Doğrultu Atımlı Fay" denir. Fayın
oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola
hareketlerinden de bahsedilebilir ki bunlar sağ veya sol yönlü
doğrultulu atımlı faya bir örnektir.
Düşey hareketlerle meydana
gelen faylara da "Eğim Atımlı Fay" denir. Fayların çoğunda hem yatay,
hem de düşey hareket bulunabilir.

Etiketler:
Bilimler
Jeoloji
Depremin nedenleri
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|