|
GenBilim Editor
|
|
Pazartesi, 17 Aralık 2007 |
Okunma: 754 kez
Yeryüzünün yedide birini kaplayan çöller yaşamın olanaksız olduğu bölgelerden sayılır. Bununla birlikte yeryüzünün en etkileyici doğa parçaları arasında bazı çöller de vardır. Buralarda yaşayan hayvan ve bitkiler bölgeye uyum sağlayarak varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Bölgede yaşayan insanlar ise vahalar oluşturarak ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağlamaktadırlar.
Bu kurak arazide
sulama yoluyla gerçek cennetler oluşturmak olanaklıdır. Bugün pek çok
çölden petrol ve değerli madenler çıkarılmaktadır.
Yaşama Düşman Bir Ortam
Yeryüzünün
en kurak, bitkileri çok az ya da hiç olmayan bölgelerine çöl denir.
Çölün en önemli özelliği buharlaşmanın yağış miktarından daha çok
oluşudur. Tam çöllerde 11-12 ay süren bir kuraklık döneminden sonra 10
mm’den az bir yağış görülür.
Gece ile gündüz arasındaki
sıcaklık farkı çok büyüktür; bu fark +58 derece ile –10 derece arasında
değişir. Bu yüksek sıcaklık farkı kayaların parçalanmasına yol açar.
Böylece dağlar giderek birer moloz yığınına dönüşür. Sıcaklık
değişmeleri kum ve toz fırtınalarına neden olur. Kum tanecikleriyle
yüklü rüzgarlar önlerine çıkan kayaları yontup biçimlerini değiştirir.
Yağmur yağdıktan sonra suların akıp gideceği yataklar olmadığından
bunlar çeşitli yerlerdeki düzlüklerde birikir ve güçlü buharlaşmanın
etkisiyle Cezayir ve Namibia’daki gibi tuz gölleri ortaya çıkar.

Çöllerin Dağılımı
Çölün en ayırt edici özelliği olan kuraklık çeşitli nedenlerden
kaynaklanır. Çöller bulundukları yerlere göre alize ya da dönence
çölleri, iç çöller ya da kıta çölleri ve kıyı çölleri biçiminde
sınıflandırılır. Alize çölleri neredeyse tüm yeryüzünü çepeçevre saran
bir kuşak oluşturur. Bunlar ekvatoral alçak basınç kuşağının her iki
yanında uzanan yüksek basınç bölgesinde yer alır. Ekvator’da ısınan
hava yükselerek kuzey ya da güneydoğuya yönelirken karşı akımlara yol
açar. Bunların bir bölümü yere doğru inerek alçalır ve böylece
içlerindeki nem oranı yüzde 10’un altına düşer. Bunlar üstünden
geçtikleri alanlara kuraklık getirir. Büyük Sahra ya da Arabistan
Yarımadası’ndaki çöllerde sürekli bu tür rüzgarlar eser. Denizden esen
alize rüzgarları ise Antiller’de olduğu gibi, yüksek oranda nem taşır
ve yağışa neden olur.

Kıtaların içindeki çöllerin az yağış almasının nedeni denize çok uzak
olmaları ve önlerinde bulunan sıradağların yağış yüklü bulutların
ilerlemesini engellemesidir. Kışların çok soğuk geçtiği bu tür çöllere
örnek olarak Gobi verilebilir. Kıtaların batısında yer alan kıyı
çöllerinin ortaya çıkış nedeni soğuk okyanus akıntılarıdır. (Örneğin
Afrika’nın güneybatısındaki Benguela Akıntısı ile Güney Amerika’nın
batısındaki Humboldt Akıntısı.) Bu tür soğuk okyanus akıntıları hava
sıcaklığının 6° C’ye kadar düşmesine neden olur; bu nedenle denizden
esen rüzgarlar içlerindeki nemi kıyıya ulaşamadan deniz üstünde
boşaltmak zorunda kalır. Bu tür çöllere örnek olarak Namib ve Atacama
verilebilir.
Sahra-Yeryüzünün En Büyük Çölü
Sahra 8 milyon km2’lik yüzölçümüyle alize çöllerinin en büyüğüdür. Erg
adı da verilen kum çölü, genel kanının tersine bütün çölün yalnızca
beşte birini kaplar. Onun dışında kalan yerler kaya ve molozlardan
oluşur. Sahra’da Tibesti ve Ahaggar gibi, yükseklikleri 3.265 m’yi
bulan dağlar da vardır. Buraları görece daha çok yağış alan ve
göçebelerin yazın konaklamalarına elverişli yerlerdir.

Buna
karşılık Sahra’nın bazı yerlerine arka arkaya 10 yıl yağmur düşmediği
olur. Yağışlar mineralleri yıkayıp götürmediği ve bitkiler onları
tüketmemiş olduğu için, çölün zemini mineral besinler açısından çok
zengindir. Bunun için, uzun süreli kuraklığı atlatmayı beceren tohum
taneleri kısa ve güçlü sağanaklar biçiminde yağan ilk yağmurlarda hemen
kök salıp çiçek açar ve birkaç gün içinde olgunlaşır.
Çöllerin Yeşil Adaları: Vahalar
Çöllerde kilometrekareye düşen insan sayısı bir kişiden daha azdır.
İnsanlar genellikle vahalarda yaşarlar. Vahalar ulaşılabilir bir yer
altı ya da yerüstü su kaynağının yapay biçimde korunarak buraya
getirilmesi ya da yer altı kaynak sularının doğal biçimde yüzeye
çıkmasıyla oluşur. Sahra’daki vahalar 8.000 km2’lik bir alanı, yani çöl
alanının binde 1’ini kaplar.

Buralarda
daha çok hurma ağaçları yetiştirilir. Ayrıca burada yaşayanların
gereksinimini karşılayacak kadar darı, mısır, meyve ve sebze ekilir.
Çöl gemisi olarak da adlandırılan develeri ve keçi kılından
çadırlarıyla bir otlaktan ötekine gidip gelen göçebeler, yüzyıllar
boyunca vahalarda yerleşik yaşayıp tarımla uğraşanlar üstünde egemenlik
kurmuşlardır. Bu göçebeler genellikle Sahra’daki Tuaregler gibi aynı
zamanda taşımacılık yapan savaşçı topluluklardır.
Uygarlık Geliyor
Uçak ve öteki ulaşım araçlarının ortaya çıkmasıyla kervanlarla yapılan
ticaret ve taşımacılık önemini yitirmiş ve Sahra’daki göçebelerin çoğu
yerleşik yaşama geçmiştir. Ekolojik dengeleri çok duyarlı olan ve
gitgide kalabalıklaşan vahalar çölün genişleyerek kendilerini yutma
tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Bir
zamanlar çöl şövalyeleri olarak adlandırılan insanlar artık ya petrol
kuyularında, kömür, uranyum ocaklarında ya da çöl kıyısında kurulmuş
sanayi tesislerinde çalışmaktadır. Yabancı gezginler de çölü
keşfetmiştir. Eski çağlarda insanlar düşünceleriyle başbaşa kalmak için
çöllere çekilirken, bugün uygarlık yorgunu Avrupalılar çölde serüven
gezilerine çıkmaktadır.

Etiketler:
Bilimler
Jeoloji
Çöller
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |