Okunma: 2470 kez
MERKÜR
Güneş sisteminde, güneşe 58 milyon km mesafeyle en yakın ve 4.878 km çap ile Plüton'dan sonraki en küçük gezegendir.
Güneş çevresindeki dolanımını 48 km/sn hızla 88 günde tamamlayarak en hızlı dolanan gezegen konumundadır. Kendi ekseni çevresindeki dönme hızı son derece düşüktür ve Merkür'ün 1 günü yaklaşık 180 dünya gününe eşittir.
( www.genbilim.com )
Yüzey
sıcaklığı -170 ile 400 oC arasındadır. Merkür yüzeyine en fazla
meteorit çarpan gezegendir, bu nedenle Merkür'ün yüzeyi büyük ölçüde
Ay'ın yüzeyi gibi kraterlerle kaplıdır. Yüzlerce km uzunluğunda
yılankavi izler saptanmıştır. Bazı bilim adamları Merkür'ün
çekirdeğinin önceden eriyik demirden oluştuğunu, bu çekirdeğin
soğuyarak katılaşmasından sonra da yüzeyin kilometrelerce büzüldüğünü,
bunun sonucunda da kabuk katmanında uzun kıvrımların ortaya çıktığını
ileri sürerler. Merkür'ün yakınlarında manyetik bir alanın varlığı bu
gezegeninde tıpkı dünya gibi büyük bir demir çekirdeğe sahip olduğunu
düşündürmüştür. Merkür'ün atmosferi oldukça önemsizdir ve yerçekimi o
kadar zayıftır ki, atmosferinde önemli miktarda gaz tutunamaz.
VENÜS
Venüs kütlesi ve boyutları bakımından
neredeyse dünyanın ikizidir. Venüs'e dünyanın kız kardeşi de denir.
Ünlü İngiliz fizikçi Maxell'in adının verildiği 11.000 m yükseklikteki
dağ hariç olmak üzere Venüs'ün tüm yüzey şekillerine bayan ismi
verilmiştir.
Güneşe 108 milyon km mesafeyle ikinci sırada yer
alır ve güneş etrafındaki dolanımını 224 günde tamamlar. Çapı yaklaşık
12.103 km (dünyanın 12.756 km) ve kütlesi de dünyanın 0.81 katıdır.
Gezegen;
yüzeyinden 50 km yükseklikte, sülfirik asit damlacıklarından oluşmuş 15
km kalınlığında bir bulut ile kaplıdır. Bu bulut tabakasının altında da
kükürt dioksit ve kükürt bulutları yer alır. Gezegende meydana gelen
şimşek çakmalarının ve hava tedirginliklerinin bu kimyasal yapıdan
kaynaklandığı sanılmaktadır. Atmosferin % 96 kadarlık bölümü CO2 'den
oluşmaktadır. Yoğun atmosfer ve gezegeni çevreleyen kalın bulut örtüsü
güneş enerjisini öyle bir tutar ki Venüs'ün yüzey sıcaklığı 465 oC'ye
ulaşır. Bu güneş sistemindeki gezegenler arasında en yüksek yüzey
sıcaklığıdır. Yüzey basıncı da yaklaşık 94 atmosfer basıncı gibi yüksek
bir düzeydedir. Öteki gezegenlerin çoğunun tersine Venüs, ekseni
çevresinde ters yönde (doğudan batıya doğru) döner ve bir tam dönüşünü
243 günde tamamlar.
DÜNYA (Yer)
Güneş sisteminde, şu ana kadar edinilen
bilgiler ışığında canlıların yaşamasına elverişli tek gezegendir.
Güneşten yaklaşık 150 milyon km uzaklıkta bulunan yerin, güneş
etrafında dolanma hızı 30 km/sn'dir. Kendi ekseni etrafındaki dönüşünü
yaklaşık 24 saatte, güneş etrafındaki dolanımını ise 365 gün 6 saatte
tamamlar. Güneş sisteminin 5. büyük gezegeni olan dünyanın, ekvator
uzunluğu 40.000 km, çapı ise 12.750 km'dir. Kütlesi yaklaşık olarak
6.1021 ton' dur. Toplam yüzey alanı yaklaşık 510 milyon km2 dir. Kara
parçaları yüzey alanının %29'unu kaplar. Kuzey Amerika, Güney Amerika,
Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya ve Antarktika yeryüzündeki kara
parçalarını oluşturan 7 kıtadır.
Dünyanın tek doğal uydusu olan
ay, yaklaşık 385.000 km uzaklıktadır. Kilitli dönme sistemiyle Ay,
dünyaya sürekli olarak aynı yüzünü gösterir. Ay'da atmosfer olmadığında
gökyüzü sürekli olarak karanlık görülür ve yüzeyi göktaşı çarpmasına
bağlı olarak çok sayıda kraterlerle kaplıdır. Eliptik bir yörüngeye
sahip olan Ay, 40.000 km.lik bir band içerisinde Dünya'ya yakınlaşıp,
uzaklaşmaktadır.
Yerin biçimi elipsoittir, yani kutuplar
ekvatora göre basıktır. Bunun da nedeni, yerin kendi ekseni etrafında
dönüşü nedeniyle oluşan merkezkaç kuvvetidir. Mevsimlerin oluşması
dünyanın dönme ekseninin eğimiyle ilgilidir. Sıcaklık, yeryüzüne güneş
ışınlarının dik gelmesine göre değişir. Yaz aylarında kuzey yarıküreye
dik gelen güneş ışınları, kış aylarında ise güney yarıküreye dik olarak
gelir. Yerin çevresinde magnetosfer denilen güçlü bir manyetik alan
vardır. Magnetosfer, yerden 140 km yükseklikten başlayarak dışa doğru
yayılır ve yer yarıçapının yaklaşık 10 katı kadar (64.000 km) bir
uzaklığa ulaşır. Bu sayede güneşten salınan elektronlar ve yüksek
enerjili protonları yakalayarak yeryüzünde yaşamın devam etmesine
katkıda bulunur. Yakalanan bu parçacıklar Van Allen adı verilen ışınım
kuşaklarını oluştururlar. Bunlar yeri çevreleyen, eşmerkezli, sınırları
kesin olarak ayrılamayan, iki kalın halka biçimindeki yüklü parçacıklar
kuşağıdır. Kuşaklara biçimini veren etki yerin manyetik alanıdır. Yerin
manyetik alanı simetrik olmadığından bu kuşaklarda simetrik değildir ve
yerden 64.000 km yükseklikte ışınım kuşağı birdenbire son bulur. Bu
yükseklik yerin manyetik alanın düzenli etkisinin, güneş rüzgarı
nedeniyle ortadan kalktığı geçiş noktasıdır.
Magnetosferin dış
sınırında, yerin çekim alanından kurtulan parçacıkların uyguladığı
basınç ile güneşin kütleçekimi alanından kurtulan proton ve
elektronlardan oluşan parçacık akışının (güneş rüzgarı) uyguladığı
basınç birbirini dengeler. Yaklaşık 100 km kalınlığındaki bu
dengelenmiş kuşağa magnetopoz denir ve burası magnetosferin dış
sınırını oluşturur.
Güneş rüzgarının bu basıncı, magnetosfer
üzerinde bir miktar daralmaya yol açar ve magnetosfer kabaca bir
kuyruklu yıldız biçimini alır. Yer bu kuyruklu yıldızın çekirdek
bölümünde bulunur, magnetosferin kuyruğu ise yerden güneşten öte tarafa
doğru uzar.
Sıvı halde su içerdiği bilinen tek gezegen,
dünyadır. Hidrosferin toplam kütlesinin %98'den fazlasını deniz suyu,
geri kalanını ise göller ve akarsular oluşturur. Yerin kütlesi üç ayrı
bölümden oluşur.
Kabuk (Litosfer) ; kalınlığı yaklaşık 35 km' dir.
Manto ; 35 - 2.900 km arasındaki bölümdür
Çekirdek ;2.900 - 6.400 km arasındaki bölümdür.
Dış
çekirdek erimiş haldeki demir metallerinden, iç çekirdeğin ise yüksek
basınç altında olması nedeniyle ( yaklaşık 3.2 milyon atmosfer basıncı)
donmuş demir metallerinden oluştuğu sanılmaktadır. Kutup bölgelerinde
atmosfer dışından gelen elektron ve proton gibi hızlı parçacıklar ile
üst atmosferdeki atomlar arasındaki etkileşimler sonucunda çapı 2.000
km' ye kadar uzanan ışık olayları görülür. Bu kutup ışıkları perde,
yay, ışın, şerit, yelpaze şeklinde olabileceği gibi kutup ışığı
fırtınası da denilen değişebilen ışık gösterileri biçiminde de
olabilir. Bu ışık olaylarının kutuplarda olmasının nedeni de, güneş
rüzgarlarınca taşınan yüklü parçacıkların, yerin manyetik alanı
tarafından kutuplara doğru iletilmesidir.
Dünyanın güneşin
çevresindeki, güneşin de Samanyolu galaksisi çevresindeki dolanımları
ve bütün evrenin geometrik yapısı da kütleçekimi (yerçekimi) kuvvetinin
sonucudur. Einstein'in geliştirdiği genel görelilik kuramı, 200 yıldan
fazla geçerliliğini koruyan Newton'un kütleçekimi kavramına karşı
tamamen yeni bir anlayış ortaya koymuştur. Buna göre Eukleides
geometrisine değil Riemann geometrisine uyan bir evren ortaya çıkar ve
böyle bir evrende cisimler eğrisel jeodezik (en kısa yol) üzerinde yol
alırlar. Böylece Newton'un kuramına aykırı düşen;
*Işık ışınlarının, güneş gibi kütlesi çok büyük bir cismin yanından geçerken doğrultu değiştirmesi,
*Kütlesi çok büyük bir cisimden salınan ışığın renginin kırmızıya kayması,
*Yerden yüksekte tutulan bir saatin yeryüzündeki saate göre geri kalması,
*Merkür'ün yörüngesinin güneş çevresinde yalpalaması
gibi olayların da açıklanması, Einstein'in geliştirdiği genel görelilik kuramı sayesinde mümkün olmuştur.
Havayuvarı
da olarak bilinen atmosfer, %78 N ve %21 O2'den oluşur. Geri kalan %1'
de ise daha çok argon olmak üzere su buharı, CO2 ve diğer gazlar
vardır. Deniz yüzeyinde cm2'ye 1.033 kg'lık basınç uygular ki bu da 760
mm yüksekliğindeki civa sütununun uyguladığı basınca eşittir. Kabaca
1.000 km olan bu hava örtüsünün derinliği, yükseklik arttıkça giderek
inceldiğinden tam olarak bilinememektedir. Atmosfer ağırlığının %50'si
yerden 5.5 km yükseklikte, %99'dan fazlası yerden 40 km'lik yükseklikte
bulunur. Yerden 100 km yükseklikte atmosfer, hava boşluğu olarak
nitelendirilebilecek kadar seyrelir. Burada basınç, deniz yüzeyindeki
atmosfer basıncının milyonda biridir. Su buharı ilk 10-15 km'lik
bölümde yoğunlaşmıştır. Büyük bölümü 30-80 km arasında yoğunlaşmış olan
ozon tabakası ise güneşten gelen zararlı morötesi ışınları
soğurduğundan yeryüzündeki yaşam açısından büyük önem taşır.
Atmosfer sıcaklık değişikliklerine göre katmanlara ayrılır ;
Troposfer;
sıcaklığın giderek azaldığı yerden 11 km'lik yüksekliğe ulaşan
bölgedir. Bu yükseklik kutuplarda 8 km, ekvatorda ise 17 km'dir. Yeri
etkileyen hava süreçlerinin çoğu burada gerçekleşir.
Stratosfer ;
troposferden sonraki 50 km'lik bölgedir ki burada sıcaklık yeniden
artmaya başlar. Ozon tabakasının bulunduğu stratosferin üst bölümünde
sıcaklık kabaca yeryüzeyi ile aynıdır.
Mezosfer ; stratosferin üzerinde yer alan bu kuşakta ise hava sıcaklığı yaklaşık 85 km yükseklikte en düşük değeri olan -100 oC'ye düşer.
Termosfer ; mezosferin üzerinde yer alan bu kuşakta ise sıcaklık yeniden yükselerek 1.750 oC'ye kadar çıkar.
Atmosferin diğer bölgelerinin belirlenebilmesi amacıyla sıcaklıktan başka parametrelere de ihtiyaç vardır.
Yerden
55 km yükseklikten başlayıp yer çapının birkaç katına kadar çıkan
bölgede çok miktarda iyon olduğundan buraya İyonosfer bölgesi denir.
Gazların
dengeli dağılımı ve bölgenin her yerinde aynı oranda olması nedeniyle
yerden mezosferin ortalarına kadar olan bölgeye homosfer, daha
yükseklerde ise yoğunluğun azalması nedeniyle gazların oranlarında
değişmeler görüldüğünden bu bölgeye de heterosfer denir.
Egzosferde
atmosferin yoğunluğu o kadar azalır ki, molekül çarpışmaları giderek
yok olur ve buna bağlı olarak da sıcaklık kavramı bilinen anlamını
yitirir. Bu bölgede hidrojen ve helyum gibi hafif atomlar yerin
kütleçekiminden tümüyle kurtulmalarına yetecek hıza ulaşabilirler.
MARS (Merih)
Demir oksit nedeniyle kırmızı gezegen
olarak adlandırılan Mars'a aynı zamanda dünyanın erkek kardeşi de
denilmektedir. 228 milyon km mesafesi ile güneşe olan uzaklığı
bakımından 4. Sırada yer alan Mars kırmızımsı görünümdedir. Güneşin
etrafında eliptik bir eksende dolanan Mars, bir turunu 657 günde
tamamlarken, kendi çevresini 24.5 saatte döner. 6.787 km çap ile
dünyanın yarısı kadar bir büyüklüğe sahip olan Mars'ın ortalama yüzey
sıcaklığı (- 40 oC) dir.
Mars'ın çevresinde manyetik
alan saptanamaması ve yoğunluğunun düşük olması dikkate alındığında ,
gezegenin çekirdek bölümünün metalsi yapıda olmadığına işaret eder.
Mars'ın ince atmosferi temel olarak CO2'den oluşur. Bir miktar da azot
ve argon içerir, ayrıca eser miktarda da su buharına rastlanmıştır.
Mars'ın kuzey ve güney yarıkürelerinin son derece farklı yüzey
yapılarından oluştuğu anlaşılmıştır. Güney yarıküre daha eski ve
kraterli, kuzey yarıküre ise daha genç ve volkanik kökenlidir. Mars'ın
yüzeyinde çeşitli yanardağların, geniş lav düzlüklerinin, çeşitli
türden kanalların ve kanyonların ve heyelan kalıntılarının olduğu
saptanmıştır. Bu yüzey şekillerinin boyutları, dünya yüzeyindekilerinin
boyutlarına oranla oldukça büyüktür.
Mars, güneş sistemindeki
bilinen en büyük yanardağ olan Olympus Mons'u bünyesinde bulundurur. Bu
dağın taban çapı 600 km yüksekliği ise 20 km civarındadır. Olympus
Mons'un da içinde bulunduğu Tharsis yaylasında bir çok yüksek yanardağ
da vardır. Buna karşılık ekvatoral bölgede ise 2.000 km genişliğinde
büyük bir çöküntü alanı vardır. Rüzgar, Mars'ın yüzey şekillerinin
oluşmasında önemli bir etkendir. Gezegenin yüzeyinde rüzgarlarca
biriktirilmiş kumullara ve krater izlerine rastlanır.
Mars'ın
Phobos ve Deimos isimli iki uydusu vardır. Yüzeylerinin düzensiz,
kraterli kaya bloklarından oluştuğu anlaşılmıştır. Bunların Mars'ın
oluşumu evresinde kütle çekimine yakalanarak yörüngesine giren küçük
gezegenler (asteroid) olduğu sanılmaktadır.
JÜPİTER
Güneş sistemindeki en büyük gezegendir.
Yaklaşık 143.000 km çapa sahip olan Jüpiter'in kütlesi Yer'inkinin 318
katı, hacmi ise 1.300 katıdır. Jüpiter'in bu devasa kütlesinin
oluşturduğu kütle çekimi etkisi, güneş sistemindeki diğer gezegenler
üzerinde önemli tedirginliklere yol açar. 4 tanesi 1610'da Galileo
tarafından bulunmuş en az 16 uyduya sahip olan Jüpiter, güneş
sisteminin küçük bir modeli gibidir.
Hidrojen ve helyum
elementlerinden oluştuğu ve güneşten aldığı kızılötesi ışınların %70'ni
geri saldığı anlaşılan Jüpiter'in çekirdeğinin, yer büyüklüğünde, kayaç
yapılı ve iletkenliği çok yüksek sıvı metallerle kaplı olduğu
sanılmaktadır.
Jüpiter ile uydularından biri olan İo arasında
bir akım hattı vardır ve bu hattan akan yüklü parçacıklar ile gezegenin
dış atmosferindeki yüklü parçacıkların etkileşimi sonucunda yaygın bir
kutup ışığı ışıması ortaya çıkmaktadır.
Yaklaşık 10 saatte kendi
ekseni etrafında dolanan Jüpiter, bilinen gezegenler içerisinde en
büyük manyetik alana sahip olandır ve yarıçapının 100 katına kadar
ulaşarak Satürn'ün yörüngesini içine alır. Yüzeyinde oldukça büyük bir
alanı kaplayan kırmızı lekesi vardır.
Ganymedes (Ganimed ya da
Jüpiter III) ; Gezegenden 1.070.000 km uzakta bir yörüngede dolanan
Ganymedes, Jüpiter'in en büyük uydusudur. Yoğunluğunun çok düşük olması
kütlesinin yaklaşık yarı yarıya kaya ve buzdan oluştuğunu gösterir.
Europa
(Jüpiter II) ; Jüpiter'in dördüncü büyük uydusu olan Europa'nın
yüzeyinin büyük bölümü düzgün ve çok parlak buzla kaplıdır. Europa'nın
en çarpıcı özeliği, yüzeyinde çapraz, koyu renkli, karmaşık çizgilerin
bulunmasıdır. Bunlar onlarca km genişliğinde ve bazen binlerce km
uzunluğundadır. Bunların Europa'nın kabuğundaki gerilmelerin yarattığı
çatlaklar olduğu düşünülmektedir.
İo ; 4 büyük
Galileo uydusundan en içte yer alanıdır ve Yer dışında etkin
yanardağlara sahip olduğu bilinen tek gökcismidir. Kendi ekseni
etrafındaki dönme hızı ile yörüngede dönme hızı aynı olan (1.77 Yer
günü) İo, Jüpiter'e her zaman aynı yüzünü gösterir. İo'nun olağanüstü
çok renkli görünümü, çok sayıdaki lav akıntısından kaynaklanmaktadır ve
bu akıntılar o kadar çoktur ki, uydunun yüzeyi her yıl 1 cm
kalınlığında yeni bir örtüyle kaplanmaktadır.
SATÜRN

Satürn güneş sisteminde Jüpiter'den sonra en
büyük gezegendir. Kütlesi Yer'inkinin 95 katı, hacmi ise yaklaşık 750
katıdır. En büyüğü Titan olmak üzere tümü buz yapılı 22 uydusu vardır
ve Güneş sisteminde en fazla uyduya sahip olan gezegendir. Güneş
sisteminde yoğunluğu sudan az olan tek gezegendir. Eğer Satürn'ü
okyanus üzerine bırakabilseydik suya batmaz, yüzerdi.
Gezegenin
ekvator düzlemi, yörünge düzlemine göre 27o yatıktır. Bu nedenle
gezegenin üzerinde mevsimsel değişiklikler olduğu düşünülmektedir.
Gezegenin çevresinde ince, yassı ve birbirinden ayrı 7 halkadan oluşan
bir dış halka sistemi vardır. Halkalar ancak birkaç yüz metre
kalınlığındadır ve ekvator düzleminde sabit bir konumdadır. Halkalar
değişik boyutlarda, birbirinden ayrı sayısız cisimden oluşur. Bu
cisimlerin büyüklüğü ince toz zerresinden onlarca km çapındaki
kütlelere kadar değişir.
Halkaları oluşturan cisimler ayrı ayrı
gözlemlenememiştir, bunların varlığı güneş ışığını ve radar dalgalarını
yansıtma tarzlarına bağlı olarak belirlenmiştir. Bunların yüzeyinde su
buzuna rastlanılmıştır, aslında halka malzemesinin asıl hacmini su buzu
oluşturur.
Satürn'ün uydusu Titan, şu anda dünyanın ilk oluşum
evrelerine çok benzemektedir. Bu nedenle Titan'ın gelecekte
insanoğlunun yeni adresi olabileceği düşünülüyor.
URANÜS
Uranüs'ün kütlesi Yer'inkinin 15 katı, hacmi
ise 67 katıdır. Uranüs'ün çevresinde ince, keskin hatlı ve koyu renkli
10 halkanın olduğu tespit edilmiştir. Halkaların tümü, yaklaşık 1 m
çapında koyu renkli kaya benzeri parçalardan oluşmaktadır. Bunların
yapısı henüz belirlenememiştir. Uranüs, kutbu güneşe bakacak şekilde
tekerlek gibi döner. Böylece etrafındaki halkalarda dik olarak onunla
birlikte döner.
Uranüs'ün 21 uydusu bulunmaktadır. Satürn'den
sonra en fazla uyduya sahip olan gezegendir. Beş büyük uydusunun
(Miranda, Umbriel, Ariel, Oberon ve Titania) çapı 310 - 1600 km
arasında değişir.
Uranüs'de, Yer'in ve Satürn'ün
çevresindekilerle karşılaştırılabilecek ölçüde manyetik alan vardır.
Manyetik alanın ekseni, gezegenin dönme eksenine göre 55o eğiktir ve bu
diğer gezegenlere oranla oldukça yüksek bir değerdir. Bu eğiklik
manyetik alanın, güneş rüzgarı karşında tirbuşan benzeri uzun bir
kuyruk yapmasına neden olur. Gezegenin dönme periyodu yaklaşık olarak
17.5 saattir ve dönme ekseni olağandışıdır. Uranüs'ün eriyik halde
bulunan ağır bir çekirdeği vardır. Çekirdeğin çevresinde ise su, metan
ve amonyaktan oluşan birkaç bin oC sıcaklığında ve binlerce km
kalınlığında bir manto yer alır. Bu aşırı sıcak mantonun, üzerindeki
atmosferin ağırlığından kaynaklanan devasa basıncın etkisiyle
kaynayamadığı ve buranın elektriksel olarak iletken olduğu, gezegenin
manyetik alanını ürettiği sanılmaktadır.
NEPTÜN
Neptün, varlığı keşfedilmeden önce
matematiksel yöntemlerle orada olması gerektiği hesaplanan bir
gezegendir. Neptün'ün kütlesi Yer'inkinin 17 katı, hacmi ise 57
katıdır. Yüzeyinde büyük bir kara leke vardır.
8 uyduya sahip
olan Neptün, kendi ekseni etrafındaki bir dönüşünü 16 saate
yapmaktadır. Yapılan çalışmalar çevresinde 5 halkanın bulunduğunu ve
gezegenin manyetik alana sahip olduğunu göstermiştir. Jupiter ve Satürn
gibi önemli bir iç ısıya sahip olduğu düşünülmektedir.
Yer
atmosferinin stratosfer katmanında olduğu gibi sıcaklık terslenmesi
(yüksekliğe bağlı olarak sıcaklık artması) vardır. Bunu açıklayabilecek
düzeyde ozon ya da metan bulunmadığından, bu sıcaklık terslenmesi
açıklanamamıştır.
PLÜTON
Güneş'den 5.913 milyon km mesafesi ile en
uzak gezegendir. Çapı yaklaşık 2,300 km olan Plüton, Dünya'nın uydusu
olan Ay'dan bile küçüktür. Yoğunluğu çok düşük olan gezegenin yüzeyi
metan donu ve buzundan oluşmuştur. Sıcaklığın -220 oC kadar olduğu
gezegende atmosfer ya çok ince bir tabaka halindedir ya da hiç yoktur.
Plüton'un farklı fiziksel özelikleri (kütlesi, büyüklüğü, eksenel
dönme, yörünge dışmerkezliği ve eğiklik gibi) farklı bir evrim
geçirdiğinin göstergesidir.
Araştırmalar gezegenin eskiden
Neptün'ün bir uydusu olduğunu ve sonradan bu sistemden ayrıldığını
gösterir. Plüton'un Charon adında, kendisinin yarısı büyüklüğünde ve
onda biri ağırlığında bir uydusu vardır.
SEDNA
NASA, Sedna (2003VB12) adı verilen gök
cisminin Mars gezegeninden sonra güneş sisteminin ikinci kızıl renkli
gezegeni olabileceğini belirtti.
NASA'dan yapılan açıklamada,
güneş sisteminin sınırlarında yer alan, Ay'ın yaklaşık yarı boyutunda
olan ve gezegene benzeyen bir gök cisminin belirlendiği kaydedildi.
California
Teknoloji Enstitüsü'nden Michael Brown, çapı 1300 ila 1800 kilometre
arasında bulunan ve Güneş'ten en uzak gök cismi olan Sedna'nın
göktaşından daha büyük, ancak güneş sistemindeki gezegenlerden de daha
küçük olduğuna dikkat çekti.
NASA'dan yapılan açıklamaya göre,
Sedna'nın keşfi, varlığına teorik olarak inanılan ve kuyruklu
yıldızların doğuşuna kaynaklık ettiği varsayılan buz parçacıklarından
oluşan "Oort Bulutu"nun varlığını da doğrulayıcı bulgular sunuyor.
Açıklamaya
göre Sedna, Mars'tan sonra güneş sisteminde en kızıl gök cismi
durumunda ve Plüton gezegenin ise 4'te 3'ü büyüklüğünde.

Etiketler:
Bilimler
Diğer Bilimler
Gezegenler
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |