Ara
17
2007
|
Dünya Haritası |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazartesi, 17 Aralık 2007 |
Okunma: 2929 kez
Dünyamızın gerçeğe uygun bir resmini yapmak ve yüzey şekillerini kapsamlı haritalar biçimine getirmek, insanlığın kültür alanındaki en büyük başarılarından biridir. Hava ve uzay fotoğrafları aracılığıyla haritalardaki son beyaz lekeler, yani bilinmeyen noktalar da artık ortadan kalkmıştır.
( www.genbilim.com )
Laser ışınlarıyla ölçme, tarayıcılarla belirleme ve
bilgisayarla harita çıkarma gibi çağdaş teknikler haritacılık alanında
devrimler yaratmaktadır.
İlk Haritalar
İÖ 13.yy’dan kalan ve Nübye’deki altın madenlerini gösteren bir papirüs
rulosu en eski haritalardan biri sayılır. Çin’de de İÖ 1100
dolaylarında, yerölçümü için bir devlet örgütünün kurulduğu ve burada
çizilen haritaları korumakla görevli memurların bulunduğu
bilinmektedir. Eski Yunan’da Milletli Anaksimandros (İÖ 610-546) o
zaman bilinen dünyanın bir haritasını çizmiştir.
‘Yön bulma
çizgileri’ öneren ilk insanın ise Aristeles’in bir öğrencisi olan
Dikaiarkhos (İÖ 350-290) olduğu sanılır. Avrupa ortaçağının bilim
düşmanlığı döneminde, başka şeyler gibi haritacılığın da Arap kültür
çevresi içinde geliştiği görülür. Haritacılık alanında verilebilecek
başka erken örnekler arasında Polinezyalılar’ın deniz haritalarıyla,
Meksika’da yaşamış olan Aztekler’in haritaları vardır.
Yeryüzünün düz, silindir ya da Platon’un ileri sürdüğü gibi küp
biçiminde olduğuna ilişkin görüşler daha İÖ 4. yüzyılda aşıldı.
Parmenides, aristoteles ve özellikle Eratosthenes gibi düşünür ve
matematikçiler iki yüzyıl gibi bir süre içinde insanları Dünya’nın küre
biçiminde olduğuna inandırdılar. Yerkürenin yaklaşık büyüklüğünü ilk
hesaplayan gene Eratosthenes oldu.
Eratosthenes önce, bugünkü
adı Assuan olan Syene’de, Güneş’in öğle zamanındaki yüksekliğini
ölçmüş, sonra aynı işlemi, yaklaşık aynı boylam üstündeki
İskenderiye’de yinelemişti. Aradaki açı farkından yola çıkarak
Dünya’nın çevresinin 5.000 stad (yaklaşık 40.000 km) olduğunu
hesapladı. Ortaçağ insanı, antik yazmalarda sözü edilmesine karşın,
Dünya’nın yuvarlak olduğu düşüncesini benimseyememişti. Çünkü böyle bir
durumda karşı yanda, yani kendisine göre arkada kalanların nasıl olup
da baş aşağı durabildiğine bir türlü akıl erdiremiyordu. Dünya’nın
yuvarlak olduğuna inanan Kristof kolomb, 1492’de Atlas Okyanusu’nu
aşarak öte yana geçme yürekliliğini gösterebilen ilk insan oldu.
Yeryüzünde Yön Bulma
Her yana doğru kıvrık olan bir cismin ne başlangıcı olur, ne de sonu;
bu nedenle onun üstünde yön bulmak zormuş gibi gelir. Buna karşılık
Dünya’nın, bir koordinat sisteminin geçmesine olanak sağlayacak iki
sabit noktası vardır; bunlar Kuzey Kutbu ile Güney Kutbu’dur.
Kutupların üstünden Dünya’yı boyuna dolaştığı varsayılan çemberler olan
boylam çizgileri (meridyenler) geçirilmiştir. Uluslararası bir
anlaşmayla Londra yakınlarındaki Greenwich’te bulunan bir gözlem evinin
üstünden geçen boylam çizgisi sıfır ya da başlangıç meridyeni olarak
kabul edilmiştir. Bundan önce her ülkenin sıfır noktası ayrıydı.
Örneğin, 17.yüzyılda Kanarya Adaları’ndaki Ferro’dan ,18.yüzyılda
Paris’ten ve Petersburg yakınlarındaki Pulkova’dan geçen meridyenler
ayrı ayrı sıfır boylamı olarak kullanılmıştı. Başlangıç meridyeninden
hem batıya, hem de doğuya doğru 180’er derece sayılarak boylam
çizgilerinin buralardan geçeceği düşünülmüş, aralarındaki açı farkı
Greenwich’e göre doğu ve batı olarak belirtilmeye başlanmıştır.
Bunun dışında yerküre, kutuplara teğet olan iki düzleme koşut bir dizi
enlem çizgisiyle de (paralel) kesilmiştir. Burada Ekvator sıfır
paralelini oluşturmuş, onun kuzeyinde ve güneyinde 0-90 derece arasında
paraleller çizilmiştir. Bir yerin paraleli, yani coğrafi enlemi, ufuk
çizgisi üstündeki Kutup Yıldızı’na bakarak hesaplanabilir. Kuzey Kutup
noktasında bu yıldız tam tepede, Ekvator’da ise hemen ufuk çizgisinin
üstünde bulunur. Uygulamada, örneğin deniz üstünde, sekstant denen
araçla Güneş’in ufuktan yüksekliği ölçülür ve eldeki tablolardan hangi
coğrafi enlem üstünde bulunduğuna bakılır.
Hangi boylam üstünde
bulunduğunun hesaplanması biraz daha karmaşıktır ve ilke olarak zaman
farklarının karşılaştırılmasına dayanır. Bir meridyen, Dünya’nın ekseni
üstünde 24 saatte tam bir dönüş yapar. Yani 360 derecelik bir dönüş 24
saatlik bir zamana eşit olur. (Buna göre 15 derecelik dönüş bir saate,
1 derecelik dönüş ise 4 dakikaya eşit olmaktadır.) Başka bir deyişle,
coğrafi boylam zaman ile ifade edilebilir. Boylamı belirleyebilmek
için, bulunulan yerin öğlen tam 12’deki yerel saatini bilmek gerekir.
Bunun yanında, başka bir meridyenin saatini de bilmek önemlidir. Burada
Greenwich’den geçen sıfır boylamı kullanılır. Aradaki fark o yerin doğu
ya da batı boylamını verir. Ortaçağın sonlarına doğru saatin bulunması,
yüzyılımızda ise Dünya saatinin radyo dalgalarıyla duyurulması, yön
bulma işlemlerini önemli ölçüde kolaylaştırmıştır.
Biçim Bozulmalarını İçermeyen Bir Harita Olmuyor
Bilimsel haritacılığın en önemli işlevi, yeryüzünün küçültülmüş,
düzleme geçirilmiş, çizime dönüştürülmüş genel ya da belirli bir
bölümünün görünümünü vermek, bunu yaparken de elden geldiğince bütün
ayrıntıları göstererek gerçeğe yakın bir imge oluşturmaktır. Zaman
içinde Dünya’yı resim olarak göstermenin iki yolu ortaya çıkmıştır.
Bunlardan biri harita, öbürü küredir. Harita daha kullanışlı ve çok
yönlü olduğundan, bazı olguları daha iyi yansıtabilen küreye göre daha
yaygındır. Haritanın bu özelliklerinin karşıtı ise, kaçınılmaz biçim
bozulmalarını göze almaktır. Yeryüzü gibi eğri bir düzeyin düz bir
yüzey üstüne aktarılması, ister istemez bozulmalara ve oran
değişmelerine yol açar. Bunu hem matematiksel olarak hesaplanabilir
sınırlarda tutmak, hem de belirli bir kullanışlılığı sağlamak
haritacılığın en önemli amacıdır. Bunun için önce değişmeyen yön bulma
çizgilerini, yani enlemle boylamları geometrik izdüşüm (harita
izdüşümü) ya da matematiksel formüller (harita ağı tasarımları) yoluyla
kağıda geçirmek gerekir. 15. yüzyıldan beri bu amaçla geliştirilen
yöntemlerin hiçbiri yeterince doyurucu değildir, çünkü bu, temelde
çözümü olmayan bir sorundur. Haritanın her yerinde uzunlukların doğru
olmasını sağlamak olanaksızdır. Bu da insanı, alanların ya da açıların
doğru olması arasında bir seçim yapmakla karşı karşıya bırakır ve her
iki durumda da önemli biçim ve konum bozulmalarına göz yummak gerekir.
Ayrıca biçim ve konum bozulmalarını elden geldiğince aza indirmek
amacıyla alanların ve açıların doğru olmadığı haritalar da yapılmıştır.
Harita Yapma Tekniği
Haritacılığın başlangıç dönemlerinde, çizimi gerçekleştirilen özgün
haritalar ancak kopya yoluyla çoğaltılabiliyordu. Ortaçağın sonlarına
doğru önce ahşap gravür, sonra da bakır gravür teknikleri uygulanmaya
başladı. Bunu 1.800 dolayında, Münihli Alois Senefelder’in bulduğu taş
baskı (litografi) izledi. Bu teknik, örneğin Almanya’nın Bavyera
eyaleti Arazi Ölçüm Dairesi’nin bodrumunda her biri 50 kg ağırlığında,
üstleri sanatkarca işlenmiş Bavyera haritaları ile dolu birkaç bin taş
levhanın saklanması ve yeniden kullanılabilmesi olanağını doğurdu.
1980’lerin ortasından bu yana ölçüm verileri, yeryüzü şekilleri,
yerleşimler, adlar, kullanım türleri gibi bütün bilgiler bilgisayarlara
yüklenmektedir. Bilgisayarla ekleme ve düzeltmeler çok daha kolay
gerçekleştirilebilmektedir. İsteyen herkes, yeryüzünün her bölgesinin
haritalarını, istediği ölçek, içerik ve grafik anlatımla
edinebilmektedir. Ayrıca ekonomi ve ekoloji gibi çevreye bağlı başka
bilgilerin de eklenmesiyle kapsamlı bir coğrafi bilgi sistemleri ağı
kurma olanağı vardır. Çok yakın bir gelecekte bu bilgilere dayanarak
bilgisayar ekranı başında gerçeğe çok yakın bir biçimde istediğimiz
herhangi bir yeri gezebileceğiz
Harita Üstünde Dünya
Yalına indirgenirse Dünya’yı yarıçapı 6.370 km olan bir küre kabul
edebiliriz. Ama 18. yüzyılın başından beri onun kutuplarda daha basık
olduğu bilinmektedir. Bu da Ekvator’daki yarıçapının 6.378 km,
kutuplardakinin ise 6.357 km olduğu anlamına gelir. En yeni
araştırmalar Dünya’nın kendi ekseni çevresinde dönmesi nedeniyle
oluşturduğu bu elipsoitte, geometrik olana göre çeşitli sapmaların ve
düzensizliklerin bulunduğunu ortaya koymuştur. Yerkürenin gerçek biçimi
bu nedenle geoit olarak adlandırılır. Alman haritacılığı için Bessel’in
1841’de hesapladığı yerküre biçimi kabul edilmiştir. 1924’ten bu yana
ise uluslararası alanda Hayfort’un önerdiği dönme elipsoit
belirlenmiştir.
Harita tasarım bilgisi, eğri yeryüzünü düz bir
yüzey olan kağıda aktarma işiyle uğraşır. Bunun biçim bozulmaları
olmadan gerçekleştirilemeyeceği çok az bilinir. Ancak Dünya’nın gerçeğe
uykun küçük bir modeli olan bir küre, biçim bozulmaları içermez.
Yeryüzü üstündeki herhangi bir noktanın yerini enlem ve boylam
çizgileriyle belirlemek çok kolaydır. Ama hangi çizim yöntemi
kullanılırsa kullanılsın, düz bir yüzey olan haritada biçim ve açı
bozulmaları olur. Bu nedenle uzunlukların her yönde doğru ve gerçeğe
uygun olduğu bir harita bulmak olanaksızdır. Buna karşılık alanları
doğru (Mercator-sanson tasarımı), açıları doğru (Mercator haritası) ve
uzunlukları bir yönde doğru (Mollweide tasarımı) olan özel haritalar
vardır. Bu haritada yalnızca alanlar ya da açılar doğruysa, uzaklık ve
konum alanındaki biçim bozulmaları daha belirgin bir biçimde ortaya
çıkar. Yeryüzünün gerçeğe en yakın resmini elde etmek için her üçünde
de belirli bir ölçüye kadar bozulmayı kabul eden, ama bunları kabul
edebilir sınırlarda tutan haritalar seçilir. Bunlar (özellikle Winkel
tasarımı) daha çok okulatlaslarında kullanılmaktadır.

Etiketler:
Bilimler
Jeoloji
Dünya Haritası
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|