Ara
16
2007
|
Fırtınalar ve Türkiye |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazartesi, 17 Aralık 2007 |
Okunma: 842 kez
a. Genel Bilgiler
Hemen her ülkede olduğu gibi, ülkemizde de halk arasında hızlı esen rüzgârlara fırtına denilmektedir. Çoğu zaman metorolojide de bu anlamda kullanılmakla beraber, fırtınayı belirli bir hıza (63 km/saat veya daha fazla) ulaşan kuvvetli rüzgârlarla birlikte şiddetli yağışların ve diğer bazı önemli hava olaylarının görüldüğü bir hava sistemi olarak tanımlamak daha doğrudur.
( www.genbilim.com )
Matematik konumu bilinen, hava kütleleri, basınç
yapılan ve rüzgâr sistemleriyle olan ilişkileri ile yerel fizikî
coğrafya özellikleri nedeniyle Türkiye, kuvvetli rüzgârların yanında
fırtına sistemlerinin de sıkça görüldüğü bir ülkedir (Şekil 77).
Türkiye,
Akdeniz havzasında yer alması ve etrafındaki denizler nedeniyle
denizel, orografik yapısı ve denizden olan ortalama yüksekliği
nedeniyle de karasal özelliğe sahiptir. Ayrıca parçalanmış
topografyası kısa mesafeler arasındaki yükselti farkını arttırmaktadır.
Bunun
için deniz-kara, dağ-vadi arasındaki ısınma farkından ortaya çıkan,
alçak ve yüksek basmç yapılarına bağlı olarak oluşan, yerel ve süreli
rüzgârlar hemen her yerde ve her zaman görülebilmektedir.
Bu
rüzgârlar, zaman zaman yerel topografik özelliklere bağlı olarak, çok
hızlı esmekte ve fırtına olarak tanımlanan hava sistemlerindeki rüzgar
hızma ulaşabilmekte hatta bu değerleri aşabilmektedir. Nitekim ortalama
rüzgârlı gün sayısı ile yıllık ortalama kuvvetli rüzgârlı günler
sayısını gösteren grafikler incelendiğinde, Türkiye'nin rüzgâr
potansiyelinin büyük olduğu görülür.
Ancak burada kasdedilen
rüzgarlar yukarıda sözü edilen yerel ve sürekli kuvvetli rüzgârlar
değildir. Bunlar saatteki hızı 63 km veya daha fazla olan rüzgâr ile
birlikte, kuvvetli metorolojik olayların görüldüğü, zaman zaman doğal
afete dönüşebilen hava sistemleridir.
b. Türkiye'de Görülen Fırtına Tipleri
Türkiye'de
Tropikal fırtınaların dışında, bazıları çok küçük boyutta da olsa,
hemen her tür fırtına, orta kuşağın cephesel siklonik fırtınaları,
şimşekli gök gürültülü fırtınalar, tornadolar-hortumlar görülmektedir.
Ancak bu fırtınaların çok büyük bir kısmı, başka bir yerde oluştuktan
sonra belirli bir yol katederek geldiklerinden, küçük ve orta boyutta
olan fırtınalardır. Bunlar özellikle de kışın daha sık görülmektedir.
Orta Kuşağın Cephesel-Siklonik Fırtınaları
Fırtına
türleri içinde değişik bölgelerde farklı nedenlerle oluşarak soğuk
mevsimde Türkiye'yi etkileyen orta kuşağın cephesel fırtınaları
(siklonları), en sık görüleni ve en etkili olanıdır. Bu tip
fırtınaların ilki Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde, İzlanda Adası
civarında kutbi cephenin hareketlerine bağlı olarak oluşan, doğuya ve
güneye yönelerek, Avrupa'nın ve Akdeniz havzasının büyük bir bölümünü
ve doğal olarak da Türkiye'yi Balkanlar, Karadeniz ve Akdeniz
üzerinden girerek etkileyen cephesel siklonik fırtınalardır.
Akdeniz
üzerinde, daha çok Cenova ve Adriyatik körfezinde oluşan ve kaynak
yerlerinden dolayı, Cenova ve Adriyatik depresyonları olarak anılan
fırtınalar ile soğuk mevsimde batı ve orta Akdeniz'e kuzeyden gelen
kutbi soğuk havayla güneyden gelen tropikal sıcak havanın karşılaştığı
bölgede oluşan depresyonlar bu tip fırtınaların ikincisidir. Bunun
için Akdeniz bir frontojenez (cephe oluşumu) ve siklojenez (siklon
oluşum) alanıdır. Ayrıca Alp dağları da bu siklonların oluşmasında
önemli bir rol oynamaktadır. Burada oluşan bu siklonlar doğuya
yönelerek batı bölgelerimizden başlamak üzere bütün yurdumuzu da
etkileyen fırtına sistemleridir.
Bu tip fırtınaların üçüncüsü,
Sibirya üzerinden Toros dağlarını aşarak gelen soğuk kutbî hava ile,
doğu Akdeniz üzerinde bulunan ılık ve nemli havanın karşılaşmasıyla
oluşan depresyonlar ve Batı ve Orta Akdenizden gelen Doğu Akdeniz
Cephesel Siklonik Fırtınalarıdır. Bunlar da, güney kıyılarımız ile doğu
ve güneydoğu bölgelerimizde çok etkili olan, kuvvetli rüzgârla birlikte
yoğun yağış (yağmur, kar) bırakan fırtına sistemleridir.
Yukarıda
kaynak yerleri ve kısaca oluşum mekanizmaları açıklanan bu
fırtınaların büyük bir kısmı, atmosferin genel dolaşımına uygun olarak
Türkiye'ye ulaşmakta, farklı biçimde ve şiddette atmosferik olaylara
neden olmaktadır. Ancak bunların Türkiye üzerindeki olumsuz etkileri,
fırtınanın kaynak bölgelerindeki şiddetine, izledikleri yolun
uzunluğuna, geçtikleri yerlerin topografik özelliklerine, kara ya da
deniz üzerinden geçmelerine bağlıdır.
Bu tip fırtınaların
etkisiyle ülkemizde, çok şiddetli rüzgârlara ve kuvvetli yağışlara
bağlı olarak oluşan, deniz kabarması, sel, çığ, tipi, ve heyelan gibi
olayların sonucunda büyük can ve mal kayıplarının görüldüğü afetler
yaşanmaktadır. Ancak bu atmosferik tehlikelerin afet haline
dönüşmesinde insanların çeşitli etkinliklerinin de çok önemli bir
etken olduğunu belirtmek gerekir.
Bu fırtına sistemlerinin hemen
hepsi önemli ve tehlikeli hava olaylarına neden olurken bunların
içinde, Akdeniz depresyonlarının ayrı bir önemi vardır. Çünkü bunlar,
kuvvetli rüzgârlarla ve taşıdıkları bol nemin neden olduğu şiddetli
yağmur ve kar sağanağı türü yağışlarla Karadeniz bölgesi dışında bütün
bölgelerimizde büyük afetlerin yaşanmasına neden olmaktadır.
Örneğin,
4 Kasım 1995 tarihinde görülen fırtınada, İzmir'de 3 saat 54 dakikalık
süre içinde, metrekareye 100 kg'den fazla yağış düşmüş, rüzgârın hızı
85 km/saate ulaşmıştır. Yaşanan sel, taşkın ve su baskını olayında 322
konut yıkılmış, 1000 bina zarar görmüş 63 kişi yaşamını yitirmiş, çok
büyük ekonomik kayıp yaşanmıştır. Yine 2001 Aralık ayında Akdeniz
Bölgesini etkileyen bu tür fırtınada Antalya ve Mersin'de etkili sel
olayları yaşanmış, büyük mal ve can kayıpları görülmüştür.
Ülkemizde
etkili olan ve yukarıda açıklanan bu tip fırtınalar, fırtına sistemi
içindeki, en şiddetli ve etkili rüzgârın yönüne göre, Karayel, Lodos ve
Poyraz fırtınaları olarak adlandırılmaktadır.
Karayel fırtınası;
kutbî cephe ve bunlarla ilişkili depresyonlardır. Balkanlardan ve
Karadeniz üzerinden kuzeybatılı akışlarla Türkiye'yi etkileyen bu
sistemde çok soğuk havanın yanında hızı 80-85 km/saat arasında değişen
kuvvetli rüzgârlar görülür. Trakya, Marmara ve Batı Anadolunun kuzeyi
ile yurdun iç kesimlerinde, kuvvetli ama çok uzun sürmeyen yağışlar
etkilidir. Yağışlar kıyılarda yağmur, iç kesimlerde kar şeklindedir.
Özellikle bu tip fırtınalar, Trakya, Marmara, Karadenizin iç ve kıyı
bölgelerinde çok kuvvetli rüzgâr ve yoğun kar yağış nedeniyle değişik
türde ve boyutta afetlerin yaşanmasına neden olmaktadır.
Lodos fırtınaları;
yine kutbi cephenin akdeniz üzerine inmesiyle görülen veya Akdenizde
oluşan ve genellikle Türkiye'yi güneybatı yönünden esen kuvvetli
rüzgârlarla etkileyen cephesel depresyonlar (siklonlar)dır.Bu tip
fırtınalar, Türkiye'nin büyük bir bölümünde, özellikle de Ege, Marmara
ve Akdeniz bölgelerinin kıyı kesimlerinde, hızı 90-100 km/saate ulaşan
şiddetli rüzgâr ile birlikte, çok kuvvetli gök gürültülü sağanak
yağışlara neden olmaktadır. Bu fırtına süresince mevsime göre, nisbeten
ılık bir hava yaşanırken, kıyılarda sel ve taşkınlara neden olabilecek
nitelikte çok kuvvetli sağanak şeklinde yağmur, iç kesimlerde ve
yükseklerde yoğun kar yağışları görülür. Bunun yanında, belirli
yerlerde daha önce büyük örtü oluşturmuş karın, bu fırtınanın getirdiği
ılık ve yağışlı hava sonucunda erimesiyle de, yine sel, çığ ve heyelan
gibi doğal afet görülebilir.
Kışın, poyraz fırtınaları olarak
adlandırılan fırtınalar ise; Sibirya oluşumlu, çok soğuk ve kuru
karasal kutbî hava kütlelerinin, kuzey ve kuzey doğulu akışlarla
(sibirya antisiklonu ile) Doğu Akdeniz'e inmesi ve nemli tropikal hava
kütlesiyle karşılaşması sonucu oluşan, cephesel depresyonlarla
ilişkilidir. Bu fırtına sisteminde en şiddetli rüzgârlar, yurdun büyük
bir bölümünde kuzey, kuzeydoğu yönlerinden oldukça soğuk olarak eser
(Şekil 83). Bu akışlara bağlı olarak doğu Akdenizde oluşan alçak basınç
ve cephe sistemlerinin kuzeydoğuya hareketiyle, Lodos fırtınasına
dönüşen fırtına ülkemizin özellikle, Akdeniz ile Güneydoğu ve Doğu
Anadolu bölgelerinde yoğun yağışlara neden olur.
Kıyılarda
şiddetli gök gürültülü sağanak yağışlar ve hızı çok yüksek değerlere
ulaşan rüzgârlar görülürken, iç kesimlerde tipi şeklinde yoğun kar
yağışı hakimdir. Bunun sonucunda büyük boyutta doğal afetler sel, çığ,
heyelan v.b. yaşanabilir.
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı Fırtına (Oraj)lar
Türkiye'de
görülen ikinci tip fırtına şimşekli, gök gürültülü sağanak yağışlı
fırtınalar'dır. Bunlar daha önce açıklandığı gibi yerel özelliklere
bağlı olarak, çok çabuk gelişen konvektif fırtına sistemleridir. Anî
olarak başlayan ve kısa sürede bol miktarda su bırakan yağışlarla
oluşan sel ve taşkınlar ile yıldırım ve büyük hızlara erişebilen
rüzgâr büyük can ve mal kayıplarına neden olabilmektedir.
Bu tip
fırtınalar, siklonik fırtınalara bağlı olarak görülebildiği gibi,
ülkemizin fizikî coğrafya özelliklerine bağlı olarak da, çok sık
görülmektedir. Hatta Türkiye orta kuşak ülkeleri arasında, orajların en
sık görüldüğü ülkelerin başında gelmektedir (Şekil 84). Çünkü Türkiye
hem denizel hem de karasal özelliğe sahiptir. Aynı zamanda cephe
hareketlerinin ve bunlarla ilgili depresyonların da sıkça görüldüğü bir
ülkedir. Yine, yerel orajların oluşumunda, çok önemli bir etken olan
uygun orografik yapıya sahiptir. Bu nedenlerden dolayı, atmosferin
aşağı kısımlarındaki sıcak ve nemli havanın anî olarak yükselmesi için,
uygun koşullar vardır. Yani denizler üzerinden gelen nemli ve sıcak
hava, hemen kıyıdan itibaren yükselen dağlar üzerinde ya da bir soğuk
cephe üzerinde yükselerek orajlara neden olabilmektedir.
Yine
karasallık özelliği nedeniyle, geçiş mevsimlerinde (ilkbahar, yaz
başları sonbahar sonlan) yere yakın seviyelerdeki hava çok ısınmakta
ve etrafındaki havaya göre yoğunluğu azalmaktadır. Bunun sonucunda bu
kısımlardaki hava hızla yükselmekte ve belirli bir seviyede
yoğunlaşarak dikey gelişimli kümülüs (Cu) bulutları, eğer yükselme
hızı fazlaysa, kümülonimbus (Cb) bulutları oluşmaktadır. Bu bulutların
gelişmesiyle de kuvvetli orajlar görülebilmektedir.
Sonuç olarak,
ülkemizin her bölgesinde, hemen her termik hava akımlarıyla, hem de
nemli ve sıcak havanın cephe sathı boyunca ya da bir yükselti
nedeniyle yükselmesiyle oluşan, orajlar görülmektedir (Tablo 29).
Orografik
orajlar daha çok kıyı bölgelerimizde görülürken, termik orajlar
kuvvetli karasallık özelliğine sahip iç ve doğu bölgelerimizde etkili
olmaktadır. Cephesel orajlar ise hemen her bölgemizde görülen
fırtınalardır.
Tablo 29: Bölgelere göre uzun yıllar ortalama orajlı gün sayısı

Ülkemizde
görülen orajların büyük bir çoğunluğu, termik kaynaklıdır. Bu nedenle
bunlar, daha çok sıcak dönemde, özellikle de nemli-ılık ilkbahar
aylarında; şiddetli rüzgâr, şimşek, gökgürültüsü, yağmur ve dolu
sağanağıyla birlikte görülür. Bunlara soğuk mevsimde, atmosferin alt
ve üst seviyeleri arasındaki sıcaklık farkı az olduğu için (kararlı
hava kütleleri) oldukça seyrek olarak rastlanır. Bu mevsimde görülen
orajlar ancak kuvvetli soğuk cephelerle ilişkili olarak oluşmaktadır.
Orajlar,
deniz üzerinde çoğunlukla kışın ve geceleyin, karalar üzerinde ise,
yazın ve gündüzün daha sık görülmekte ve daha etkili olmaktadır.
İlkbahar ve sonbahar aylarında kuzeyden gelen serin hava, Karadeniz
üzerinden geçerken ısındığından ve nem aldığından, Karadeniz bölgesinde
orografik orajlar görülür. Yine Azor antisiklonunun hareketine bağlı
olarak gelen kuzeyli akımların, Karadeniz dağlan üzerinde yükselmesiyle
de bu bölgede yaz boyunca, bu tip fırtınalara çok sık olarak rastlanır.
İç
Anadolu'da ve Doğu Anadolu Bölgesi'nin birçok yerinde mayıs, haziran ve
temmuz aylarında oluşan termik kaynaklı orajlar, kuvvetli sağanaklar ve
şiddetli rüzgârlara bağlı olarak sel ve taşkın gibi olumsuz olaylara
neden olmaktadır.
Akdeniz kıyı bölgeleri başta olmak üzere
bütün kıyılarımızda, cephesel faaliyetlerin yanında, orografik
nedenlerlede, kışın deniz üzerinden gelen nemli ve ılık havanın
yükselmesiyle bu tip fırtınalar görülmektedir.
Tornadolar
Türkiye'de etkili olan diğer bir fırtına tipide, çok seyrek de olsa
tornadolar (hortumlar)dır. Bunlar daha çok kuvvetli oraj fırtınaları
sırasında görülse de, ülkemizi ilgilendiren tornadolar daha çok, Doğu
Akdeniz üzerinde oluşmaktadır. Bunlar muhtemelen Sibirya'dan Doğu
Akdenize inen çok soğuk cP hava kütlesi ile, çok sıcak Tropikal hava
kütlesinin karşılaşması sonucu oluşan soğuk cephenin, altında sıkışan
sıcak havanın ani olarak bir yay gibi fırlayarak, soğuk hava üzerinde
yükselmesiyle ortaya çıkmaktadır. Tornadolar çok kuvvetli dönen
fırtınalar oldukları için, oluştukları ve geçtikleri yerdeki su kütlesi
başta olmak üzere, herşeyi yukarıya doğru emerek kaldırabilmektedir.
Bunun için öncelikle kıyıdaki yerleşim birimlerinde büyük hasar ile
önemli ölçüde mal ve can kaybı görülebilmektedir.
Bu tip
fırtınalar Şile, İskenderun, Alanya ve Antalya civarında, deniz
üzerinde tesbit edilerek kayda geçmiştir. Deniz üzerinde oluşarak
kıyılara doğru hareket eden bu fırtınaların çok şiddetli rüzgârları,
ani ve şiddetli yağışları kıyıdaki küçük tekneler ile bazı yapılarda
ve tarımsal amaçlı seralarda çok büyük hasarlara neden olmuştur.
Örneğin,
12 Şubat 1999 günü öğle saatlerinde Dalaman açıklarında görülen
hortum, Ege denizi üzerinde oluşan alçak basınç merkezine bağlı
cephenin Dalaman üzerine geldiği zamana rastlamaktadır. Bu cephe
sistemine bağlı olarak deniz üzerinde oluşan Cb bulutu, aşın nem ve
deniz suyu sıcaklığındaki artışa bağlı olarak daha da güçlenmiş ve bir
hortum oluşturmuştur. Daha sonra kara üzerine geçerek, Dalaman hava
alanında büyük hasara neden olduktan sonra, kısa bir süre içinde
ortadan kalkmıştır.
Bir de ülkemizin çoğunlukla iç ve güney doğu
kesimlerinde özellikle yaz aylarında şeytan minaresi ya da dolaz diye
anılan aniden yükselen küçük hava girdapları görülmektedir. Şüphesiz
bunlar tornadolarla karşılaştırılamaz. Ancak 1959 yazında Konya'da
görülen bu tip bir hortumda 3-4 yaşlarında bir çocuğun hayatını
kaybettiği bilinmektedir. Yine Kuzey Afrika kaynaklı Çöl fırtınaları
güney bölgelerimizde çok seyrek de olsa etkili olmaktadır.
Ülkemizde
tropikal fırtınalar görülmemekle birlikte, bazı durumlarda çok seyrek
de olsa, deniz suyunun belirli bölgelerde aşırı ısınmasına ve bol neme
bağlı olarak, küçük çaplı ama etkili, tropikal siklonlara benzeyen
fırtınalar da oluşabilmektedir. Bunlar tropikal siklonlara benzer
mekanizmayla oluşmalarına rağmen, tropikal siklonlardan çok daha
önemsiz ve gözü olmayan fırtınalardır. Ancak bunlar daha çok kıyılarda
büyük hasara ve can kaybına neden olabilmektedir. Ayrıca, bunların
ülkemizi batı, güneybatı ve güneyden etkilemesiyle de özellikle kıyı
alanlarında, bu tehlikeli hava olaylarına bağlı olarak oluşan çeşitli
şiddette doğal afetler yaşanmaktadır. Örneğin 16 Ocak 1995 günü Akdeniz
üzerinde oluşan bu tip bir fırtına sistemi batı kıyılarımızda etkili
olmuştur (Yayvan, 1999).
Ülkemizde hem kara, hem de deniz
üzerinde oluşan ya da başka yerlerde oluşarak gelen ve bütün
bölgelerimizde görülebilen yukarıda açıklanan fırtına sistemleri,
özellikle sonbahar sonlan, kışın ve ilkbaharın başlarında çok daha
etkili olmaktadır (Tablo 30). Bu nedenle bu dönem, atmosfer kökenli
doğal afetlerin en yoğun olarak görüldüğü dönemdir. Bir deniz ülkesi
olan Türkiye'de, büyük bir çoğunluğu deniz üzerinde oluşan ve daha
etkili olan fırtınaların diğer doğal tehlikeler yanında çok önemli bir
yeri vardır. Bunlar doğrudan denizde yapılan etkinlikler ve deniz
taşıtları üzerinde etkili olduğu gibi, kıyı ve kıyıya yakın yerleşim
birimlerinde ve kıyılara bakan yamaçlarda da tehlikeli hava olaylarına
ve dolayısıyla bunların doğurduğu afetlere neden olabilmektedir.
Tablo 30: Bölgelere göre uzun yıllar ortalama fırtınalı gün sayısı

Etiketler:
Bilimler
Jeoloji
Fırtınalar ve Türkiye
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|