Okunma: 2068 kez
Türkler dünyanın en mutsuz insanları çıkmış, son yapılan bir Amerikan araştırmasına göre. Bin yıldan uzağa giden bir kültür nehrinin uzantısı olan Türk kültürü mutsuzluk üreten bir yapı mıdır?
Türk kültürü yaşama sevinci içeren ve bu sevinci toprağa, göğe, suya ve ağaca yazan kadın erkek yan yana hayatı paylaşandır. İslam’ı kabul ettikten sonra da bu değişmemiş, İslam dinine neşe ve eğlenceyi taşımışlardır. Ürettikleri mistik felsefe ve din hayatı çürütmeden, yasaklamadan iç içe geçmiştir yaşamla. Gazeller, musikinin neşesi, Mevleviliğin raksı, Bektaşiliğin rindliği, Mimar Sinan’ın Süleymaniye’si hep buna örnektir. Müthiş bir estetik ve duygu cümbüşü karşılar insanı her daim.
Eski bir ilahi ne der:
“Gülden kurulmuş bir pazar
Gül alırlar, gül satarlar… güldür gül.”
Bu medeniyet “gülü gül ile tartar” idi.
Kültürün gerçekliği yorumlayışında temel oluşturan duygu ve davranışlar duygu karakterine temel teşkil eder. Sanat ürünleri bu yapının kaynaklarıdır. Şair Latifi’nin deyimiyle “gönlü soğuk” bugünün kültür üreticileri toplumun sesi olamıyorlar. Hayatın duygusal boyutunun çok önemli olduğu Osmanlı kültüründen kopan aydın zümre ve yöneticiler boş bir balon gibi salınıp durdular. Toplumsal ruh güneşte erimiş tereyağı gibi şekil kaybına uğradı. Ona şekil verecek sanat ve şiir yoktu.
Türklerde duygu ile akıl çoğunlukla çatışma halindedir. Örneğin şiirde çelişki ana yapıyı oluşturur ve çelişkiyi normalleştirerek alışıldık bir parça haline getirir. Böylece çelişkiyi göz ardı etmek kolaylaşır. Tıpkı arabesk parçalarda ya da filmlerde olmadık rastlantı ve acıların ağır karışımının günlük hayatın acılarının üstüne çıkması gibi. O zaman gündelik sıkıntılar anlamsız ve hafif kalmaktadır. Duyguları ve çelişkileri yoğun topluluk bunu duygularla aşmak istemekte yine.
Duygusal yönü sürekli akan bir çeşme gibi olan bu kültürde Anadolu’da gelin başları taze çiçeklerden yapılır. Kadın giysileri çiçek motiflidir ve çiçek isimleri çoktur. Bu kadar çiçek ve doğa âşığı bir kültür nasıl mutsuz edildi? Lüfer ve erguvan bayramı kutlayan bu kültür nasıl Arjantin gibi karamsar olabilir?
Bugün vardığımız mutsuzluk durağına son elli yılda hızla geldik. Aşırı siyasallaşma ve onun getirdiği duygusal yozlaşma ile zihinsel kireçlenme Türkleri mutsuz robotlara dönüştürdü. Kendine güveni olmayan ve kendinden olmayana hiç güvenmeyen bu robotlar elbette sanat falan üretemediler. Bu toprakların, kentlerin, göçebelerin, varoşların, savaşta ölenlerin, terörde ölenlerin, kadınların şiiri ya da romanları yazılmadı. Filmleri çekilmedi. Geçmişi ve bugünü örterek ve korkarak bodruma kapatılmış çocuklar gibi tir tir titriyoruz. Ama kendimize gelemiyoruz.
İşi ehline vermeyen, işi bilene değil çeteden olana makam veren düzen güven duygusunu topluma kaybettirdi. Ahlâksızlık normalleşti. Yalan söylemek su içmekten kolay. Namaz kılan da kılmayan da çıkarları için her günahı yapmayı mubah görüyor. İmanın adı var, ehli yok. Nefs her şeyin üstünde ve sahtekârlık övgü şeklinde.
Parası olanlar daha çok olsun diye uğraşmakta; ama topluma ne verdikleri belli değil.
Küçük çıkarlar uğruna büyük çıkarlar her an feda edilmekte. Türkiye’nin çıkarı ise hiç önemsenmemekte. Ben kötü bir yöneticilik yaparsam Türkiye kaybeder diye düşünen yok, ben burada koltuğuma yapışırsam kazanırım diyenlerle nasıl mutlu olsun millet?
Kendi kimliğinden, dininden haberi olmayan, bunun hayatla sentezini sindirememiş insanlar nasıl mutlu olabilir ya da edebilir ki?
Karışık unsurları bir vatan yapan ahlâki unsurların sağlam temeline sahip değiliz. İnsanlar değişimle başa çıkmak için yeni sistemler geliştirme yeteneğine sahiptirler, bir belirsiz geleceğe rağmen, istikrar ve güvenlik duygusu geliştirebilirler. Sanat buna katkı yapandır. Sanat bütünlük duygusu verendir. Osmanlı sanatı, Osmanlı toplumunun yapılanışında ve davranışlarında çok önemli yönlendirici bir kuvvet olmuş. Ortak değerler için de bugün demokrasi bize temel sağlamakta.
“Savaş silahın zaferiyle bitti. Barış aklın, temiz duygunun zaferiyle kazanılabilir. İyi bir barış yapmak için bu zaferi insanlığın kendi nefsine karşı kazanması ilk şarttır. Demokrasiler gibi yerleşmiş, gelişmiş rejimlerle diktatörlükler arasındaki fark şudur:
Birinciler zaman faktörünü en doğal iş arkadaşı kabul ederler. Zaman içinde kurulduğundan, zaman içinde devam etmek onlara yeter. Diktatörlükler ise, her şeyin kendi ömürlerinde olup bitmesini isterler. Demokrasi sürekliliktir. Kimlikleri uzun bir geçmiş içinde, onun dersleriyle gelişmiştir.” *
Türkiye, özgür düşüncenin önünü açmalı ve demokrasinin bir devamlılık olduğunu kabullenmeli. Baştan ayağa radikal bir yeniden yapılanmaya cesaret edecek olanlar Türkiye’yi mutsuzluktan kurtaracaktır. Mutsuzluktan kurtulmanın diğer yüzü ise kendi benliğimizle vereceğimiz savaştır. Bu mutsuzluğa birey olarak katkısını herkes düşünmek zorunda. Yoksa mutsuzluk ağır bir sis gibi hayatımızı sarmaya devam edecek. Sis belirsizliğin kaynağıdır. “Ağaç güneşte serpilir, fakat derinliklerdeki kökü ile beslenir. İnsanoğlu kendi ferdiyetini bile ancak içinde yaşadığı toplumla idrak eder.” *
*A. Hamdi Tanpınar Yaşadığım Gibi
Nevval Sevindi

Etiketler:
Genbilim Yazarları
Genbilim Yazarları
Gülü gül ile tartarlar
|
| 1 | heh.. 
Cenk Sahhan Kepenek 2006-03-19 10:20:09 Amerika milletleri mutsuz etmeye devam ederken bir taraftan araştırmasını da yapıyor ;) ( bu arada işgal ettiği ülkeler bizden mutlu.İlginç... )
|
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |