Okunma: 345 kez
İnsan yapıp-eden bir varlıktır. İnsanın yapıp-ettikleri ‘şimdi’ denilen zamanda başlar. Fakat ‘şimdi’ bir orta noktadır; onun bir dünü, bir yarını vardır; o, bir tarafıyla insanı düne, geçmişe, diğer tarafıyla da yarına, geleceğe bağlar. Çünkü her ‘şimdi’, biraz sonra geçmiş olmakta, hem de geleceğe uzanmaktadır...
İnsanın tarihi bir varlık olması demek, onun bütün başarılarıyla,
başından geçen ve geçmiş olan bütün olaylarla zaman dimension’larına
(boyut) kök salması demektir. Zamanın dimension’larına kök salmak
demek, insanın geçmişi, geçmişteki başarıları bilmesi, şimdiyi geçmişin
başarılarına dayanarak ve geleceği hesaba katarak yaşaması demektir.
Bu, geçmişteki başarıların izlenmesi, hataların tasfiye edilmesi, bir
kontinuite’nin (sürekliliğin) kurulması demektir. ‘Tarihsizlik’ ise,
insanın zaman dimension’larından ‘şimdi’ye yahut da düne saplanıp
kalmasıdır. Böyle bir durumda dün-sferi, ‘geçmiş’, ‘şimdi’ye alınır;
dün, dün olarak yaşanmaz, şimdi olarak yaşanır, yani geçmiş, mazi,
şimdiye getirilerek ‘gelenekçiliğe’ saplanıp kalınır; artık burada dünü
bir tenkit süzgecinden geçirmeyi kimse aklının köşesinden bile
geçirmez.
...
Tarihsizlik,
şarklının yapıp-ettiklerinden birbirine zıt gibi görünen, aslında aynı
kaynaktan gelen iki şekilde ortaya çıkar : Donmuş gelenekçilik ve
kontitnuite’den (süreklilikten) mahrum olma. Bu yüzdendir ki şarkta
yapılan-edilenin bir kontinuite’si yoktur. Şarklı yapıp-ettiklerinde
dünle hesaplaşmadığı, yarını hesaba katmadığı için, o, devam fikrinden
yoksundur; onun kontinuite hakkında bir duygusu yoktur. Onun
yapıp-ettikleri bir yaz-boz tahtasına benzer. Bir müessesenin başında
bulunan insanın yaptığı bir şeyi, kurduğu bir düzeni, onun yerine geçen
başka bir kimse, yapılan-edilen üzerinde bir inceleme yapmadan, başka
bir şekilde yapmağa kalkar; böylece o, kendisinden önce
yapılan-edilenin eksiklerini bulup tamamlayacağı yerde, onu bozar, yeni
bir şey yaptığını sanır; yapılan-edilenler arasında bir kontinuite
kurulmaz; ya her şey tersine çevrilir, yahut da olduğu gibi kalır.
Yapılan tecrübeler kıymetlendirilmez; bunun için de yapılan hata, hata
olarak kalır; yapılan hatadan ders almak diye bir şey olmadığı gibi,
positiv bir başlangıcın da az sonra kökü kazınır; ancak yapılan
hatalara yenileri katılır.
Şarktaki
tarihsizlik her alanda kendisini gösterir; ilim de bunun dışında
kalmaz. Şarkta ilim alanında bile bir kontinuite yoktur; her şey kesik
kesiktir. Bunun içindir ki şarkta bir insanın ilmi başarısı ne olursa
olsun ölen insan, hepten ölmüştür; onun eserleri, başarıları da
birlikte ölmüştür. Bu sebepten dolayıdır ki, bizim bir topluluk olarak
ilim ve felsefe sahasındaki başarılarımızın bir tarihi yoktur. Çünkü
herkes kendisi ile başlıyor, ötekileri yok sayıyor. Batı dünyasında
bunun tam tersi ile karşılaşırız: İlim ve diğer sahalardaki başarılar,
onları gerçekleştirmiş olanlarla birlikte ölmez; bu başarıların tarihte
bir yeri vardır; çünkü hiç kimse kendisiyle başlayamaz; hiç kimse
dününü inkar edemez; dünü bilmemezlikten gelemez; başarılar unutulmağa
terkedilmez; çünkü batıda dünün başarılarıyla bugünün başarıları
arasında bir hesaplaşma vardır. Bu hesaplaşmada positiv olan ele
alınır, yürütülür; ona yeni şeyler katılır. Negativ olan terk edilir.
Burada negativ olanı positiv olandan ayıran kriterium çok basittir:
Bugünkü ilim ve hayat aktivitemize bir şey katmayan, onu engelleyen
terk edilir; bugünkü ilim ve hayat aktivitemize bir şey katan, ona
canlılık kazandıran da yeni fikirlerle birlikte yürütülür. Tarihi
gelişme, tarihilik ancak böyle gerçekleşir.
Şarkın
ilim alanında kökünü tarihsizlikte bulan ve tarihsizliği besleyen kötü
gelenekleri vardır: Şarklı kaynak vermekten korkar; çünkü o,
araştırmanın emek ve zahmetine katlanarak bir neticeye varmak yerine,
daima hazıra konmak ister; bu da ancak başkalarının fikirlerini kendi
fikirleriymiş gibi göstermekle sağlanabilir. Bunun için de o, yazdığı
yazılarda faydalandığı kaynakları değil, faydalanmadığı, hatta hiç
görmediği kaynakları verir; çünkü o “plagiat”a alışmıştır; halbuki
kaynak vermek demek, kendisi kadar başkalarını da bu sahaya emeğinin
geçtiğini kabul etmek demektir; buna şarklının “tarihsizliği”nin
tahammülü yoktur; çünkü bunu kabul etmek demek, şimdi ile geçmişte
olup-biten arasında bir kontinuite kurmak demektir. Böyle bir
kontinuite kurmadan yürümeyen batılı için başarılar ölümsüzdür; onları
gerçekleştiren insanın, insanların, gelip-geçici hayatına bağlı
değildir. Onun içindir ki, Kant, Descartes, Goethe, Shakespeare, Hume
ve benzerleri ölmemişlerdir; yaşamakta devam ediyorlar; çünkü batılı
insan tarihi bir varlıktır; ve o bunun farkındadır; o, daima dünü ile
bugünü arasında bağlar kurar. Halbuki aynı şey İbni Sina ve Yunus için
söylenemez. Onların ancak birkaç “meraklısı” vardır; bu merak, tıpkı
insanın bir oyuna saldığı merak gibidir. Şarklı sadece bir merakın
peşindedir; burada ilmi bir gaye yoktur; o, kendisinin hissi bir
tarafını tatmin ettiği için buna merak salmıştır. Böylece şark,
Descartes’ın bilginin kontinuitesi için ileri sürdüğü fikri tersine
çevirir; Descartes’ın “motus intellectualis nullibi interruptus” (İnsan
bilgisinin sürekliliği hiçbir yerde kesintiye uğramaz) sözünü, “motus
intellectualis semper interruptus” (İnsan bilgisinin sürekliliği daima
kesintiye uğrar) şekline sokar.
Böylece
şarkta değişiklik ve kesintiye uğrama yalnız ilimde, felsefede değil,
onun müesseselerinde de kendisini gösterir...
Tarihi
bir varlık olan insan daima dünün başarılarıyla, görüşleriyle
hesaplaşmak zorundadır; çünkü ilim, felsefe, kurumlar ancak böyle
ilerleyebilirler; bu da insanın yaptıkları-ettikleri arasında bir
kontinuite kurmasıyla gerçekleşebilir. Halbuki şarklının kontinuite
kurmağa, yapılan-edileni devam ettirmeğe tahammülü yoktur. O daima
değişiklik ister...
...
şarklı positiv bir gelenek, bir kontinuite kuramaz. Şark şahısları
düşünür; şahıslar müesseseyi değil, kendi çıkarlarını düşünürler;
müessese zarar görür, hatta yıkılırsa, bu şarklıyı çok az ilgilendirir;
çünkü asıl olan, değişiklik ve değiştirmektir. Böylece şarklı kendi
kurumlarını tahribetmeğe, bir kontinuitenin kurulmamasına o kadar
alışıktır ki, o ne yaptığının farkında bile değildir; onun gayesi
değişiklik ve değiştirmedir; yahut da müessese dondurulur; onun hayatla
ilgisi kalmaz; bu defa da değişiklik zaruri olur.
...
insan tarihi bir varlıktır. Tarihi bir varlık olmak demek, ne geçmişi
bir daha dirilmemek şartıyla ölmüş saymak, ne de, irsilik fenomeninde
olduğu gibi, maziye geçen herşeyi aynı sadakatle devralmaktır. Tersine
tarihilik demek, geçmişte olup-bitenleri, dini de içine almak şartıyla
bütün insan başarılarını bir revision’dan geçirmek demektir. Böyle bir
revision bile, her çağda başka bir karakter taşımak zorundadır.

Etiketler:
Bilimler
Diğer Bilimler
Tarihlilik ve Tarihsizlik
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |