Ara
15
2007
|
Kuantumu Anlamak |
|
|
- Currently 4.0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
Rating: 4.0/5 (Toplam Oy: 1)
|
GenBilim Editor
|
|
Cumartesi, 15 Aralık 2007 |
Okunma: 537 kez
Kuantum teorisini anlamak en sade ve pratik şekliyle çok kısaca tanımlamak, mümkün müdür? derseniz, evet mümkündür deriz ve bu teoriyi olabildiğince sade kavramak, günlük yaşamda kullanır ve düşünür hale getirmek için kısa, öz ve en pratik haliyle şöyle sıralayabiliriz.
1. Temelde kuantum teorisi aynı anda hem dalga hem parçacık olmayı içinde barındırır. Bu onun en özgün ifade şeklidir.
2. Fakat ölçmeye veya gözlemlemeye kalkarsanız ya dalgayı ya da parçacığı bulursunuz. İkisi aynı anda saptanamazlar!
3. Dalga ve parçacığı aynı anda net bir şekilde saptayamama durumu, Heisenberg’in ünlü belirsizlik İlkesinin özüdür.
Bu
olgu, tıpkı koca bir kazan çorba içindeki şeyler gibi, hiçbir şeyin
sabit ve tam ölçülemediği, belirsizliğin hayaletvari bir etki
yarattığı, kolay kolay anlaşılamayacak olma olgusunu taşıyan bir yapıya
sahiptir ve Newtoncu determinizmdeki her şeyin sabit, belirli ve
ölçülebilir olma olgusunun yerine geçmiştir.
4. Bu durumda ya
elektron parçacık konumundaysa onun kesin durumunu, ya da dalga
konumundaysa momentumunu (hızını) ölçebiliriz. Kuantum teorisinde
gerçeklikle ilgili her şey bir olasılıktır ve öyle kalmaya da mahkumdur.
Örnek:
Dalgınlık anlarımızda birbirine bağlı birçok his ve bazen de görüntü
oluşur, bunların ayırımına varamayız, öylesine geçerler. Gözümüz
dalmıştır sanki. Bir düşünceye odaklandığımızda ise yalnızca o düşünce
oluruz. Bir yandan düşünüp bir yandan dalmamız mümkün değildir. İşte
düşünmeye başladığımız anda dalga hareketi çöküşe uğrar gibi.
5.
Elektronların çoğu ve atom altı varlıklar ne tam anlamıyla parçacık, ne
de dalgadırlar. Onlara daha muğlak bir tanımla “dalga paketi”
diyebiliriz.
6. “Tamamlayıcılık Prensibi”nde, varlığın iki türlü
tanımı da birbirini tamamlar ve “tek bir dalga paketinden” çıkmış olur.
Temel varlığın şu ya da bu şekilde görülmesi koşulların tümüne
bağlıdır. (Herhangi birinin o varlığa bakıyor olup olmadığı, ne zaman
ve niçin baktığı gibi koşullar dalga veya parçacık şeklinde görünmeyi
etkileyecektir.)
Sir W.Bragg, “Temel parçacıklar, pazartesi,
çarşamba ve cumaları dalga, Salı, Perşembe ve cumartesileri parçacık
gibi görünüyorlar” diyerek şaşkınlığımızı zarif bir espriyle tanımlar.
Bu teori gerçekten de çok şaşırtıcı etkilere sahiptir ve evreni
bildiğimizi sandığımız evren olmaktan tamamen çıkarmaktadır.
7.
Hem dalga hem de parçacık aynı derecede varlığın temel unsurudur; yani
her biri maddenin beliriş yollarından biridir ve maddeyi birlikte
oluşturur.
8. Kuantum kuramı; hareketi, kesintiye uğramış bir
dizi sıçrama diye tanımlar. Bu onun fizikte yapmış olduğu en belirgin
kavramsal değişikliktir.
Max Planck, tüm enerjinin bir spektrum
içinde akımlar halinde sürekli akmayıp, “kuanta” denilen paketler
içinde ışınlar yaydığını buldu. Niels Bohr ise elektronların, süreksiz
kuantum sıçramaları şeklinde bir enerji durumundan diğerine
atladıklarını gösterdi.
Film şeridindeki karelerin sunuluşundaki
ardı ardına sıralanış, yukarıdaki ifadeyi andırmaktadır. Atom altı
parçacıklar belki daha doğal gelen bir sıralanış içindeki planı yok
sayıp 2-3 sonraki kareye sıçrıyor olabilirler.
9. Bu kesintili
yolda “gerçekliğin” sabit bir edimsellikten değil, bilebileceğimiz bir
takım edimsellik olasılıklarından ibaret olduğu dünyada, bir parçacığın
hareketini ne kadar derinden incelerseniz o denli anlaşılması zor hale
gelir. “Anlaşılmazlık” kuantum hareketinin en büyük sorunudur; daha
büyük sorun ise bütün o kayıp olasılıkların nereye gittiğidir!
10. Doğanın türlü olasılıklarından biri hangi aşamada ve niçin, kendini “gerçek şeyler” dünyasında sabitler?
Olasılık
dalgası görünümündeki bir elektron bir yörüngeden diğerine geçmeye
niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda
yerleşebilme olasılığı olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer!
Bu yoklama mahiyetinde etrafa gönderilen dokungaçlara “sanal geçişler” denir.
Elektronun sonunda geçtiği kalıcı evine ise "gerçek geçiş" deniyor.
11.
“Sanal geçişler” enerji tutmazlar ve bu yüzden de enerjiyi daha ileri
gitmeden tersine çevirirler. (Yukarıda dokuzuncu maddedeki “bütün kayıp
olasılıklar” tanımı sanal geçişler için kullanılan bir ifadedir.)
12.
“Çok dünya” kavramı, her birinde bir versiyonumuzu bulabileceğimizi ve
bu farklı versiyonların farklı olaylar zincirinin gelişmesini
sağladığını öne sürer. “hiçbir kayıp olasılık yoktur!” Bunun izlerini
evrimin mucizevi ilerleyişinde görebiliriz. Az ömürlü iki mutasyon uzun
ömürlü (asıl geçiş) bir melez oluşturabilir. Biz insanlar büyük bir
olasılıkla böyle iki “sanal türün” melez birleşmesinden oluştuk.
13.
Eğer tüm potansiyel şeyler tüm yönlere doğru sonsuz olarak uzanıyorsa
bunlar arasında bir ayrılık olabilir mi? Bütün şeyler ve bütün anlar
her noktada birbirleriyle temas halindeler; tüm bu sistemin BİR’liği
onu mükemmel kılmıştır. Parça bütünde ve bütün her bir parçadadır.
Zaman ve mesafeler anlam yitirirler. Kuantum şu ana kadarki en büyük
kavramsal meydan okumadır.
14. Gözlemlenmemiş kuantum olayı,
gözlemlenmiş olandan tamamıyla farklıdır. Schrödinger’in Kedisi olgusu;
“Gözlenmeden önce dar iki yarıktan aynı anda gizemli bir biçimde
geçmeyi başaran görünmeyen foton ışınları, biz gözlemlediğimizde ya
birinden ya ötekinden geçmeyi seçerler ve biz bakarak kediyi
öldürürüz!” demek istemektedir.
Kısaca, sonsuz ve çok olasılıklı
kuantum dalga fonksiyonu görüldüğü (ya da kaydedildiği) anda tek ve
sabit bir gerçeklik olarak çözünür. Biz baktığımızda dalga fonksiyonu
neden çöker? (Yanıtı fizikçiler tarafından şimdilik bilinmiyor!)
15.
Kuantum fiziğinde bir şeyin varlığının onun tüm çevresine bağlı olma
durumuna “bağlamsallık” denir. Başka bir tanımla da “Durum içindeki
hakikat!” demek mümkündür.
16. Gözlemci, gerçeği yaratmaz. Dalga
fonksiyonu içinde zaten var olan bir olasılığa “somut bir şekil” verir.
Görünür hale getirir.
17. Yeni fizikte ifade edilen temel
gerçekliğin davranış biçimiyle ilgili bir şey, bizden neredeyse tüm
bilinç sorunsalını gözden geçirmemizi talep eder. Ve bu yalnızca
kendimizle ilgili değil evrendeki tüm şeyleri kapsamalıdır.
18.
“Ya insan biricik değilse?” Bilinçli oluşumuzu evrendeki diğer şeyler
ve yaratıklarla, belki de evrenin kendisiyle paylaşıyorsak? Acaba biz
insan varlıkları bildik Batı geleneğinin ileri sürdüğü gibi diğer bütün
şeylerden farklı mıyız yoksa bizim bilincimiz evrendeki diğer
şeylere/şeylerle süreklilik mi kazandırıyor/kazanıyor?
Oysa gerçeklik hem dalgaları (ilişki) hem de parçacıkları (bireysellik) kapsar.
19.
David Bohm’a göre; “Bir noktaya yoğunlaşmış düşünce, elektronun
parçacık yönü, ilham ise dalga yönü gibidir, ikisini aynı anda
deneyimleyemeyiz.”
20. “Bose-Einstein Yoğunluğu”: Belli bir
çizginin üstünde enerji pompalanan moleküllerin birlik içinde titreşim
yaydıklarını göstermiştir. Kendilerini olabilecek en düzenli yoğun
dönem konumuna sokuncaya kadar devam ederler.
21. Bose-Einstein
Yoğunluğu’nun en önemli özelliği; düzenli bir sistem oluşturan
parçaların yalnızca bir bütün olarak davranmaları değil “bir bütün
oluşturmalarıdır.” Her parçanın kimliği öyle bir birleşime uğrar ki
kendi bireyselliklerini tamamıyla yitirirler.
22. Bilinçliyi bilinçli olmayandan ayıran şey, nöron bileşenleri arasındaki B-E Yoğunluğudur.
23.
Örnekleyecek olursak; bir iş esnasında durup dalgınlıkla geçirdiğimiz
anlar bilincin sınır bölgelerinde “zihnin alacakaranlığı” denen bölgede
bulunuruz. Ve bir çok olasılığı birinin üzerinde özellikle durmaksızın
seyrederiz/yaşarız. Bir an gelir bedenimizde meydana gelen rahatsızlık
bizi yoğunlaşmaya kışkırtır. Gerilimden kurtulmak için yoğunlaşır ve
bir seçim yaparak “olası düşüncenin dalga fonksiyonunu çökertiriz.”
24.
Yani insan özgür iradeye sahiptir. Bedenimizin o anki olası rahatsızlık
durumu, yalnızca seçim yapmamızı gerektirdi; seçimin kendisi özgürdü.
Rahatsızlık, seçimimizin ne olacağının bağlayıcı ya da yönlendiricisi
değildi.
25. Kuantum kuramının işlerliğinde, bir şeyin olabilme olasılığı, onun olabilmesi için gerekli enerjinin miktarıyla ilgilidir.
26.
Enerjinin miktarı kavramının doğanın temel yapısında belirsizliğe izin
veren bir yasanın bulunuşu yani “Kritik Etki Yasası” ile de bağlantısı
vardır. Bir olayın veya olgunun (fenomenin) ortaya çıkabilmesi için
kritik bir etkinin bulunması gerekir. Doğa genelde bu şekilde
çalışmaktadır. Eğer bu kritik etki oluşmuyorsa olay gerçekleşmez. Yani
varlığın hem oluşumunda hem de dağılımında kritik etki yasasından söz
edebiliriz.
Dolayısıyla, hem düzenli hem de düzensiz
rastlantıların gerisinde duran yasa “Kritik Etki Yasası” dır ve kuantum
kuramlarının işleyişinde belirleyici rol oynar.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Kuantumu Anlamak
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|