|
Kuantum Fiziği ve Kontrolü |
|
|
|
Prof. Dr. Mustafa EROL
|
|
Cumartesi, 15 Aralık 2007 |
Okunma: 290 kez
“Yaşamdaki temel amacımız nedir?”… sorusunun en mantıklı cevabı sanırım “Mutlu olmak” olmalıdır. İstisnasız tüm insanların yaşlısı genci, yoksulu zengini, Paris’lisi İzmir’lisi…ne kadar farklı yaşam tarzlarına sahip olursak olalım ne kadar farklı çevrelerde yaşarsak yaşayalım temelde ihtiyaçlarımız aynıdır.
Ancak günlük yaşam içinde hepimizin sıkıntıya girdiği oldukça mutsuz
olduğu adeta aşılması imkansız bazı sorunları vardır. Bu sorunlar dış
etkenlere bağlı olabileceği gibi büyük bir oranda aslında kendi düşünce
sistemimizin ortaya çıkardığı sorunlardır. Bu nedenle gerçekte
insanoğlu sorunları aşmaya çalışırken en büyük mücadeleyi yine
kendisine karşı vermektedir. Karşılaştığımız sorun nedenli büyük yada
aşılmaz olursa olsun aslında düşünce sistemimizin ortaya çıkardığı ve
dolayısıyla da yine beynimizin çözebileceği sorunlardır. Burada esas
olan insanın düşünce sistemini değiştirmesi yada sorunu çözebilecek
şekilde soruna adapte etmesidir. Bu ise gerçek anlamda zihinsel,
bedensel eğitim ve ciddi çalışma gerektirmektedir. İnsanın mutluluk
sorunu felsefe, psikoloji, nöroloji, psikiyatri, sosyoloji, fizik…gibi
aslında bütün bilimlerin ortak sorunudur.
İnsan düşüncesinin
oluştuğu ve yönetildiği yer olan beynimiz bilindiği gibi yaşamımıza
dair olumlu yada olumsuz her şeyden adeta sorumludur. Bu durumda bütün
mesele beynimizin işleyiş mekanizmasının çözümlenmesi düşüncelerin
nasıl oluştuğunun ve nasıl yönetildiğinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu ise
sadece nörologların yada tıp biliminin altından kalkabileceği bir sorun
değildir. Zaten şuan kadar da bu alanda fazlaca bir yol kat
edilememiştir. Aslında insan beyninin ürünü olan düşünce ve eylemler
yine o kişinin geçmişte yaşadığı olaylar ve deneyimler tarafından
belirlenmektedir. Kişilik dediğimiz kavram tüm bunların bileşkesidir.
Geçmişte yaşanılan her olay deneyim yada bilgi, beyin hücrelerinin
içinde bir takım protein zincirlerinin oluşmasına yada bir çeşit
yolların oluşmasına neden olmaktadır. Bu yollardan daha sonra düşünce
oluşumu ve yönetimi esansında elektronik sinyaller rahatlıkla geçerek
çeşitli kararların alınmasını yada alınamamasını ve uygulanmasını
sağlarlar. Örneğin iğne battığında acı hissini yaşamamızın yada çok
sevdiğimiz bir tatlıyı yediğimiz zaman mutluluk hissini yaşamamızı
sağlayan bu elektronik sinyal bağlantılarıdır. Bütün bunlar aslında
yaşadığımız olaylara beynimizin getirdiği yorumla ilişkilidir ve bu
yorum da beynimize yine geçmişte yaşanan olaylar esnasında
öğretilmiştir. Örneğin aynı restorana gittiğimizde aynı yemeği yeme
eğilimimiz bu şekilde kolayca oluşmaktadır. Sigara içen bir kişinin bir
türlü bu alışkanlığından kurtulamamasının nedeni de yine budur.
Bütün
bu beyinsel aktiviteleri bilimsel açıdan incelediğimizde bütün olup
biten yaklaşık 1200 g olan beynimizde bulunan yaklaşık 100 milyar kadar
hücre arasındaki çok küçük elektriksel sinyallerin sürekli olarak
merkezler arasındaki hareketidir. Düşüncenin oluşumu da bunun eyleme
dönüşmesi de tamamen elektronik sinyaller aracılığı ile olmaktadır. Bu
sinyaller boyutların çok küçük olduğu mikro evren de gerçekleşmektedir.
Mikro evrende (uzunluk<< 10-6m) gerçekleşen bu olaylar yine bu
evrenin kurallarıyla ancak gerçekleşebilir. Mikro evreni yöneten
yasaları konu alan kuantum fiziği bu alanda yapılacak çalışmaların
olmazsa olmazı konumundadır. Zira kuantum fiziği mikro evreni yöneten
yasaları aslında 1900 yılından beri araştırmakta ve çok önemli ölçüde
de çözümlemiştir. Bu nedenle insan beyninde meydana gelen düşünceler ve
bunların yönetilmesi, eyleme dönüşmesi konusu kuantum fiziği
yasalarının yönetimi altındadır. Örneğin mikro evrende tünel olayı
gerçekleşir, yani bir elektron kendi enerjisinden daha büyük bir enerji
barajını aşıp barajın arka tarafına ulaşabilir. Bu kuantum mekaniksel
ve mikro dünyaya ait bir olaydır ve her an gerçekleşir. Buna benzer bir
çok olay yine kuantum dünyasında şuanda gerçekleşmektedir.
Kuantum
fiziğinin düşünce dünyamız ve bunun yönetilmesinde nasıl
kullanılabileceğine geçmeden önce mikro dünyayı şekillendiren yada
yöneten kuantum evreni nin bazı çok temel bulgularına kısaca göz
atarsak şunları özetleyebiliriz.
1-Mikro Evrenin Hareketliliği
(Dinamizmi): Kuantum Fiziğinde ve dolayısıyla mikro evrende her şey
mutlak anlamda hareket halinedir. Durağan yada statik hiçbir tanecik
yoktur. Zaten kuantum fiziği statik sistemlerle ilgilenmez. O halde
mikro dünyanın en temel özelliklerinden birisi mikro evrenin dinamik
olmasıdır.
2-Mikro Evrende Kesiklilik (süreksizlik) yada
Kuantizasyon: Enerjinin aslında sürekli olmadığı fikri ilk kez kuantum
fiziğinin en önemli kurucularından biri olarak anılan Max Planck
tarafından 1900 yılındaki fizik kongresinde ortaya atılmıştır. (Enerji
= n h f ….burada n bir tam sayı, h Planck sabiti olarak adlandırılan
evrensel bir sabit ve f de frekanstır.) Bu düşünce o güne kadar var
olan düşünceleri temelden sarsmış ve yeni bir dünyanın yani kuantum
dünyasının doğmasına neden olmuştur. Madde yani kütle mikro dünyada
kuantizedir yani madde belli noktalarda bulunan atomlardan meydana
gelmiştir. Einstein’ın “Enerji ile kütle eşdeğerdir.” ( E=mc2 ) ifadesi
ile bu fikir birleştirildiğinde enerjinin kuantize olması gerektiği
hemen anlaşılabilir. Artık hakkında hiçbir kuşku bulunmayan bu kesin
gerçek bizi daha sonra momentum, konum, hız ve açısal momentum gibi bir
çok kavramın mikro dünyada kuantize olduğunu keşfetmemizi sağlamıştır.
3-
Mikro Evrende Dalga Fonksiyonu (Ψ): Mikro evrenin kuantize oluşu daha
sonra Erwin Schrödinger’i mikro dünyadaki bütün taneciklerin uyması
gereken bir denkleme götürmüştür. Bu denklem ünlü Schrödinger Dalga
Denklemi’dir. Bu denklemin en önemli yeniliklerinden biri taneciklerin
davranışının bir matematiksel fonksiyon (Ψ) tarafından tanımlanmasıdır.
Bu fonksiyonun belirlenmesi ile söz konusu taneciğin bütün özellikleri
belirlenmiş oluyor. Bu şekilde (Ψ) nin devreye girmesi ile bunun
karesine eşit olan olasılık yoğunluğu devreye giriyor. Yani parçacıklar
uzayın belli noktasında belli bir anda belirli bir olasılıkla var
olabilmektedir. Böylece klasik fizikteki determinizm ortadan kalkıyor
ve olasılıklar devreye giriyor. Artık hiçbir şey eskisi kadar kesin
değil yada hiç kesin değildir. Ancak bazı olasılıklarla tanecikler
belli yerlerdedir. Ünlü fizikçi Einstein dahi bu gerçeği kabul etmekte
zorlanmıştır ve “Tanrı asla zar atmaz” demiştir. Ancak gerçek odur ki
mikro dünyada kesinlik yok ve olasılıklar vardır.
4- Mikro
Evrende Heisenberg Belirsizlik ilkesi: Olasılıklar fikri daha sonra
Heisenberg’i olasılıkların olduğu yerde belirsizlikler de vardır
fikrine götürmüş ve kendi adıyla anılan yine çok önemli bir yasa olan
belirsizlik ilkesini ortaya koymasını sağlamıştır. Artık yapılan
ölçümler kesin değildir. Her ölçümde bir belirsizlik vardır. Eğer siz
örneğin elektronun konumunu ve ona bağlı olan hızını ölçmek isterseniz,
konumu ne kadar doğru ölçerseniz o ölçüde hızını ölçemezsiniz yada
hızını ölçmedeki belirsizlik artar. Bu belirsizlik sadece mikro evrende
etkili olabiliyor. Makro evrende belirsizlik çok küçük olduğu için
hiçbir etkisi yok biz bunu doğal olarak algılamıyoruz.
5- Mikro
Evrenin Dual (ikili) Yapısı: Fizikçileri şaşırtan bir başka çok önemli
konuda mikro evrende yada atomik boyutlarda maddenin ve ışığın dual
(ikili) karakteridir. Diğer bir deyişle madde yani tanecik bazen dalga
karakterine bazen de tanecik karakterine bürünür. Aynı dual karakter
ışık için de net bir şekilde gözlenmiştir. Işık bazen tanecik yani
foton gibi bazen de dalga gibi davranır. Ancak ya biri yada öteki
duruma hakimdir. İkisi de aynı anda varolamazlar.
6- Mikro
Evrende Tünel olayı: Kuantum fiziğinin diğer bir çok önemli gözlemi
tünel olayı olarak isimlendirilen olaydır. Bu olay bize mikro dünyada
örneğin bir elektronun olmaması gereken yerde bulunabileceğini
göstermiştir. Klasik açıdan bir elektron kendi enerjisinden büyük bir
duvarı aşarak duvarın arka tarafına geçemez. Oysa kuantum mekaniksel
denklemler ve gözlemlerimiz göstermiştir ki, bu mikro dünyada her an
gerçekleşen olağan bir olaydır. Örneğin elektronik aletlerimizde
kullandığımız transistorler de bu olay çok olağandır.
7-Karşılıklı
Etkileşim (Correspondence) İlkesi: Kuantum fiziği ile klasik fizik
arasındaki ilkeler ve yasalar bu denli çelişkili olduğuna göre acaba
nerede ve nasıl bu ikisi kesişebilir diye bakıldığında ise şu sonuç net
olarak bulunmuştur. Kuantum fiziği yasalarından klasik fizik yasaları
elde edilebilmektedir (tümevarım ilkesi). Yani mikro dünyanın
verilerinin birleştirilmesi ile makro dünya hakkında bilgiler elde
edilebilmektedir. Bu tersinir olmayan bir ilişkidir. Yani makro dünya
(klasik fizik) yasalarından mikro dünya (kuantum fiziği) yasaları elde
edilemez.
Yukarıda çok kısaca ifade edilen ve bunlar gibi bir
çok bilimsel yasa insan düşüncesinin de üretildiği ve yönetildiği yer
olan insan beyninde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla insan beyninin
işletim sisteminin bu yasalara uymak zorunluluğu açıktır. Normal insan
sağduyusu ve mantığı ile çelişen bu bulgular mikro evreni
şekillendirdiğinden insan düşüncesini de mutlak anlamda
şekillendirmektedir. O halde yapılması gereken şey bu yasaların
yardımıyla insan beyninin işleyiş mekanizmasını kuantum fiziği yasaları
ile yeniden çözümlemektir. Ancak bu konu o kadar da kolay
olamamaktadır. Aslında oldukça farklı ve karmaşık bir çalışma alanına
girmiş oluyoruz. Zira insan yaşamını yöneten beyinsel aktiviteler yada
kısaca düşüncelerin çözümlenmesi yada yönetilmesi konusu bir çok
disiplinin birlikte çalışmasını gerektiren bir konudur. Ancak
çözümlemenin beklide en önemli aşamasını, mikro evrendeki kuantum
fiziksel yasaların insan düşüncesine uyarlanması oluşturmaktadır.
Mikro
dünyayı yöneten kuantum fiziksel yasalar ile yine mikro dünyanın ürünü
olan insan düşüncesi birleştirildiğinde çok temel anlamda öne çıkan
bazı noktalar şunlardır.
1- Düşüncenin Kuantizasyonu: İnsan
düşüncesi fiziksel açıdan incelendiğinde enerji anlamına gelmektedir.
Düşünce, mikro tanecikler olan beyin hücreleri tarafından meydana
getirildiğine göre mikro evren in yasalarıyla yönetilmelidir ve
kuantize olmak zorundadır. Gerçekte yaşam, beyinde düşünce kuantları
nın oluşması ve bunların insan bedenini yönetmesi anlamını
taşımaktadır. Herhangi bir düşüncenin yönetilmesi yada yönlendirilmesi
o düşünceyi oluşturan çok küçük elemanter parçacıklar olan düşünce
kuantlarının yönetilmesi anlamına gelmektedir. Bu olay ise bütün bir
düşüncenin kontrol edilmesine oranla çok daha kolay olmalıdır. Çünkü
düşünce kuantları enerji miktarı olarak değerlendirildiğinde düşüncenin
tamamına göre çok daha küçüktür. Bu anlamda yapılması gereken şey
kuantum fiziği yasalarını kullanarak düşünce kuantlarının ortaya çıkışı
ve gelişiminin çözümlenerek kontrol edilmesidir. Her hangi bir olay
yada konu hakkındaki özellikle olumsuz ve rahatsız edici istenmeyen
düşünceler bu şekilde ayıklanarak yok edilebilir ve istendik türden
yapıcı ve olumlu düşüncelerin ortaya çıkması sağlanabilir.
2-
Düşüncenin Matematiksel İfadesi: İnsan düşüncesi bir çeşit enerji
olduğuna göre ona eşlik eden ve onu tanımlayan bir matematiksel dalga
fonksiyonu yani düşüncenin fonksiyonu olmalıdır. Bu fonksiyon o
düşünceye ait her türlü bilgiyi içinde barındırır. Dolayısıyla tespit
edilmesi durumunda o düşünceye ait her şey bilinir duruma gelecektir.
Özellikle istenmeyen düşüncelere ait fonksiyonların belirlenmesi ile o
düşüncenin çözümlenmesi ve ortaya çıkmasının yada yok edilmesinin
sağlanması mümkün olabilecektir. Burada önemli olan nokta kuantum
fiziği yasaları ile dalga fonksiyonunun bulunmasıdır.
3-
Düşüncedeki Tünel Olayı: İnsanların yaşamları boyunca karşılaştıkları
ve aşılması mümkün olamayan engeller (düşünsel ve yaşamsal sorunlar)
gerçekte özel bir teknik ile yani tünel olayı ile aşılabilir. Bu bir
elektronun gerçekleştirdiği tünel olayından asla farklı değildir. Bunun
için gerekli koşulların sağlanması ve nasıl yapılacağının kuantum
mekaniksel anlamda belirlenmesi gerekmektedir. Böylece üstesinden bir
türlü gelemediğimiz yaşamsal sorunlarımızı bu özel teknik sayesinde
yeterli enerjimiz olmasa dahi aşabilecek ve yeni ufuklara doğru
rahatlıkla yol alabileceğiz.
4- Düşüncede Tümevarım ilkesi:
İnsan beyninde meydana gelen düşünce kuantları nın birleştirilmesi ile
düşüncenin bütünlüğü yani makro düşünceler elde edilebilir. Böylece
mikro düşünce kuantları ndan makro düşünce bloklarına geçiş
yapılabilir. Bu düşünce blokları doğrudan yaşamımıza ait düşünceleri,
kararları, eylemleri kısacası her şeyi kapsamaktadır.
Sonuçta
insan beynindeki düşüncelerin fizyolojik anlamda çok küçük elektronik
sinyallerden meydana geldiği ve dolayısıyla da enerji olduğu
gerçeğinden hareketle insan düşüncesinin de kuantize olduğu ortaya
çıkmaktadır. O halde sorun bu düşünce kuantlarının kontrol edilmesi ve
yönetilmesi sorunudur. Düşüncenin süreksizliği yada kuantize olduğu
gerçeğinden hareketle hepimizin sıkıntıya girdiği ve istemediği yada
kurtulmaya çalıştığı düşüncelerden ve dolayısıyla da eylemlerden
kurtulması mümkün olabilecektir. Bir anlamda insanın mutluluğu bu
şekilde ciddi olarak artırılabilir. Ancak bunun için sadece düşünce
yönetiminin kuantum mekaniksel teorilerinin geliştirilmesi yetmez, buna
ilaveten bu modellerin insana kazandırılması için nasıl bir eğitim
sürecinin gerektiği de ortaya konmalıdır. Bu gerçekte ciddi çalışma ve
sabır gerektirmektedir. Her şeye rağmen, kısa bir süre sonra insan
zekasının harika birikimleri ve kuantum fiziği sayesinde yine insan
zekasının ortaya çıkardığı ve insanın mutluluk yollarını tıkayan
engeller rahatlıkla aşılabilecektir.
Prof. Dr. Mustafa EROL

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Kuantum Fiziği ve Kontrolü
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |