Okunma: 355 kez
Terör Örgütlerinin Temel Stratejileri ve Devletlerin Düştüğü Hatalar
Teröristler başlangıç noktasında devletle kıyaslandığında oldukça zayıftırlar. Bu zayıflık sadece silah veya maddi zayıflık değildir. Siyasi-fikri alanda da zayıftırlar. Her ne kadar demokratik ve adil olmayan sistemden şikâyet etseler de, çoğu kez sistem demokratik olsa bile teröristler barışçıl ve meşru yollarla istedikleri ölçüde taraftar toplayamazlar.
Bu nedenle terör için ‘zayıfın aracı’ da denir. Tabloya bu şekilde bakıldığında
devletin başlangıç noktasında çok güçlü olduğu açıkça görülecektir. Sağlıklı ve
güçlü bir devlet mekanizması daha bu aşamada teröristler ile ilgilenmeye başlar
ve doğru yöntemleri kullanır ise terörü izole edebilir ve kısa sürede tamamen
bitiremese de kabul edilebilir ‘küçük’ bir sorun haline getirebilir. Ancak bu
aşamada asıl teröristler ne kadar zayıf olduklarının bilincindedirler ve devlet
çoğu kez bu aşamada terörün çıkış noktası ve teröristlerin potansiyeli ile
yeterince ilgilenmez.
Bundan sonraki safhalarda teröristler ilk iş olarak
yakın çevrelerinde korku salmaya ve sempatizan kitlesindeki rakiplerini
‘temizlemeye’ başlarlar. Bu ‘iç temizlik’ (ya da sindirme) safhasında hain,
işbirlikçi, jurnalci vs. suçlamaları yaygındır. Söz konusu dönemde terör örgütü
devlet güçlerinden çok daha fazla kendisine yakın hissettiği hedef kitleden
kişileri öldürür. Bu bir tür iç savaştır ve burada terör örgütü tek iktidarın
kendisi olduğunu kanıtlamaya çalışır. Bu dönemdeki terörist saldırılar son
derece vahşidir ve ölçüsüzdür. Maksat bazı kişileri öldürmek ya da yaralamak
değil, ne kadar acımasız ve dolayısıyla ne kadar güçlü olunabileceğinin
kanıtlanmasıdır. Aslında bu aşama devletler için teröristle mücadelede en uygun
zaman dilimlerinden biridir. Ancak güvenlik güçleri bu safhada çoğu kez yer
almazlar ve hatta bazı çatışmaları görmezden gelirler. Oysa ki ‘iç savaş’ dönemi
terör örgütünün her açıdan çekirdek kadrosunu ve ‘çekirdek ideolojisi’ni
oluşturduğu bir safhadır. Terör örgütü sembollerini, sloganlarını vs. daha çok
bu aşamada genişletir. Hatta sözde mahkemeler kurmaya, mühürler basmaya
çalışarak dar bir alanda da olsa bir iktidar sahası oluşturmaya çalışır. Devlet
güçleri bu aşamada terör örgütünü ile rakipleri ile dengeleyebilir ve iç
çatışmayı tarafların birbirini tüketmesi sürecine çevirebilir.
Üçüncü
safha
Üçüncü safhada teröristler o ana kadar rakipsiz görünen
devletin gücünü sorgulatmak amacıyla eylemlerini arttırmaya başlarlar. Bu
eylemler kuralsız-ölçüsüz olabilir. Amaç devletin aslında sanıldığı kadar güçlü
olmadığını ispatlamaktır. Bunun için sembolik devlet kurumları, tarihi binalar
ve özellikle güvenlik güçleri hedef alınır. Güvenlik güçlerinin öldürülmesi
teröristler için son derece önemlidir. Çünkü bu sayede devletin kendi polisini
ve askerini dahi koruyamadığı, yani bu kadar acz içinde olduğu mesajı
verilmektedir. Aynı şekilde devletin iktidarını göstermesi gereken yerlerde
terör örgütleri alternatif bir iktidar alanı geliştirmeye başladığının
mesajlarını da vermeye çalışır. Örneğin kendince vergi koyar, belli bölgeleri
yasak bölge ilan eder vs.
Dördüncü safha
Dördüncü safhada
terör örgütü kendisi ile devlet arasındaki ilişkinin toplumda, medyada ve hatta
devlet kademelerinde eşitler arasındaki bir ilişki olarak algılanmasına çalışır.
Böylece terörle mücadele terörle savaşa dönmüş olur ve devlet artık tek meşru
güç olma pozisyonundan kutuplardan biri olmaya doğru yol alır. Devletler en çok
hatayı bu safhada yaparlar. Tam da terör örgütlerinin arzu ettiği gibi konuyu
sadece silahlı bir mücadele olarak görür ve saldırılara tam da terör
örgütlerinin istediği tarzda karşılık verirler. Böylece karşılıklı açılan
ateşler arasında devam eden bir sürüklenme başlar. Artık devlet inisiyatifi
kaybetmeye başlamaktadır. Terör örgütünün saldırılarına aynı tarzda ve misliyle
karşılık verilirken terör örgütlerinin militanlarında da değişmeler yaşanır. İlk
başlarda oluşmuş olan tereddütler artık yok olmaya başlar. Sıcak çatışma içinde
teröristler birbirlerine daha da yakınlaşırlar ve ilk başlar da çoğu yapay olan
birleştirici unsurlar gerçeğe dönüşmeye başlar. Artık gerçek bir dava ve dava
kardeşliği vardır. Bu şekilde sorun hızla ‘kan davası’na dönüşmektedir. Ölen her
bir terörist devletten uzaklaşan en az birkaç kişi anlamına da gelir. Bu süreçte
başarı ne kadar çok kişi öldürüldüğü ile değil, ne kadar az kişi öldürüldüğü ile
ölçülür. Oysa devlet güçlerinin bu safhada gözünü yok etme arzusunu bürümüştür
ve ne kadar çok terörist öldürürlerse o kadar başarılı olacaklarını sanırlar.
Gerçekte ise öldürülen 20-25.000 kadar terörist yaklaşık 100.000 kişiyi terör
örgütünün potansiyel beslenme kaynağı haline getirir. PKK terörü örneğinde
ailelerin kalabalık oluşu ve aşiret yapısı nedeniyle bu etki daha da hızla
olabilmektedir.
Dördüncü safha için devletin terör örgütüne benzeşmeye
başladığı safha da denebilir. Terörün verdiği zarar arttıkça sabırlar zorlanır
ve bir süre sonra devletler terör örgütlerinin uyguladıkları yöntemleri kullanır
hale gelebilirler. Hatta bir süre sonra teröristle mücadele ettiğini söyleyen
güvenlik güçleri bizatihi kendileri teröristlerden daha çok terör üretir hale
gelebilirler. Hatırlanacağı üzere teröristler silahlı saldırıları terör ortamı
oluşturmak ve bu ortamda çeşitli güçleri devlet aleyhine kanalize ederek onu
belli eylemlere zorlamak için kullanırlar. Diğer bir deyişle terörde asıl amaç
silahlı eylemler değildir. İşte bu temel hedefi doğru okuyamayan güvenlik
güçleri çoğu kez birkaç terörist için köyleri basarlar, çok sayıda
ilgili-ilgisiz kişiyi sorgudan geçirirler, insan haklarını ihlal etmeye,
gündelik yaşamı olağan seyrinin dışına çıkarmaya başlarlar. İnsanlar
etraflarında daha çok polis, asker, panzerler, tanklar ve alçaktan uçan uçaklar
görmeye başlarlar. Belki de kasabasında bir tek terörist bile görmemiş çocuklar
alçaktan uçan uçakların, gece yarısı baskınlarının tesiri altında terörü, yani
gerilimi yaşamaya başlarlar. Bu önlemler gerilimi arttırdıkça arttırır. Yani tam
da terör örgütünün istediği gerçekleşir: Gündelik yaşam gerilir ve manipülasyona
uygun bir hale gelir. Terör örgütünün bu safhadaki tüm çabası devleti yöntem ve
ilkeler açısından kendisine benzetmeye çalışmaktır. Devlet ne kadar çok kişiyi
rahatsız eder, ne kadar çok insan haklarını ihlal eder, kendi koyduğu kurallar
ile çelişir ise terörist o kadar memnun olur. Bir yandan şikâyet edebileceği ve
istismar edebileceği yeni bir sahaya kavuşur, diğer taraftan devletin elindeki
en önemli gücü, yani meşruiyeti ortadan kaldırmaya başlamış olur. Ayrıca devlet
ile benzeştikçe terör örgütüne de zaman zaman devlet gibi muamele edilmeye
başlanır.
Bu süreçte devlet terör örgütü ile mücadelesinde zaiyat
vermeye devam ettikçe ilk akla gelen güvenlik güçlerinin yetkilerini arttırmak,
daha fazla silah almak ve haklarda sınırlandırmalara gitmek olur. Özellikle
‘şahin’ kanattakiler polis ve askerin yeterince yetkili olmadıklarını savunurlar
ve mahkemelerin terör konusunda daha az liberal davranmasını talep ederler.
Aslında bu taleplerin sonu gelmez. Daha çok yetki çoğu kez tam tersi sonuçlar
doğurur. Çünkü terör sürecinde devlet güçlerinin teröristler ile şiddette
yarışabilmesi mümkün değildir. Teröristler neredeyse sıfır-ilke ile hareket
ederler ve kan dökmede her zaman daha başarılıdırlar. Devletin kan dökmede
teröristlerle yarışmaya başlaması aslında devlet olma özelliklerini terk etmesi
anlamına gelir.
Beşinci safha ise devleti yalnızlaştırma
safhasıdır
Beşinci safha ise devleti yalnızlaştırma safhasıdır.
Devlet ve güvenlik güçlerinin yaptıkları hataları kullanan terör örgütü
manipülasyon ve propagandaları yoluyla rakibini içeride ve dışarıda
yalnızlaştırmaya ve hatta kendi içinde kavgalı hale getirmeye çalışır.
Yalnızlaştırmada dış kamuoyuna terör olayları haklı ama zayıf bir grubun zulme
direnişi olarak yansıtılır. Etnik terörde daha çok üzerinde durulan azınlık
haklarıdır. Diğer terör türleri de dışarıda daha çok hukuku bir tür araç olarak
görürler. Buna ek olarak terör örgütleri diğer ülkelere hizmet önererek mücadele
ettikleri devleti siyasi alanda da yalnız bırakmaya çalışırlar. Terör örgütünün
hedeflerini kendi hedeflerine uygun bulan bazı ülkeler de terör örgütlerine ya
doğrudan destek verirler, ya da faaliyetlerine göz yumarlar. Bu ikisi olmasa
dahi terör örgütünün ülke dışındaki faaliyetleri terörle mücadele eden ülkede
çoğu kez diğer ülkelerin teröristlere destek verdiği şeklinde algılanacaktır.
Terörle mücadele eden ülke diğer devletlerin de kendi çıkarlarını tehlikeye
sokarak teröristler ile mücadele etmesini ister. Oysa hiçbir ülke doğrudan
tehdit altında olmadan, ya da çıkarları bunu emretmeden kendisini riske atmak
istemez. Bu çekingenlik de terörle mücadele edilen ülkede komplo teorilerine
eğilimi arttıracaktır. Sonuçta oluşacak olan güven eksikliği ise en çok terör
örgütlerinin işine yarayacaktır. Devletler arasında oluşan güven ve iletişim
boşlukları terör örgütlerinin yuvalandığı yerler haline gelmektedir. Bu noktada
konuya sadece devletlerin terör örgütlerini bilinçli olarak desteklemesi
şeklinde yaklaşmanın yanıltıcı olacağını belirtmek gerekir. Devletlerin zaman
zaman terörü bir dış politika aracı olarak kullandıkları açıktır. Ancak bu
ilişkide terör örgütlerinin rolü de sıfıra indirgenmemelidir. Daha önemlisi
terörle mücadele eden ülkenin bu tür ilişkilere meydan veren açıkları da
unutulmamalıdır. Tüm bu bilgiler ışığında terör örgütleri nedeniyle devletlerin
dış ilişkilerinin ciddi zararlar aldığı söylenebilir. Örneğin IRA terörü
nedeniyle İngiltere birçok ülkeyle (Almanya, İrlanda, ABD gibi) sorunlar
yaşamıştır. Aynı şekilde terörün Fransa ve İspanya arasında gerilime neden
olduğu da bilinmektedir. Türkiye ise terör nedeniyle neredeyse tüm komşuları ve
tüm Avrupa ülkeleri ile sorun yaşamıştır ve yaşamaya da devam etmektedir.
Kısacası terör örgütü kendi gücünün dışındaki güçler arasındaki rekabetten
yararlanarak devleti dışarıda yalnız bırakmaya çalışmaktadır.
Aynı
şekilde içeride de devletin yalnızlaştırılması çabası sürer. Öncelikle devletin
kendi vatandaşlarını dahi koruyamadığı izlenimi verildikten sonra, devletin
kendi güvenlik güçlerini dahi korumakta yetersiz kaldığı işlenir. Bundan sonra
ise medyaya yansıyan açıklamaların doğru olup olmadığı üzerinde soru işaretleri
üretilir. Böylece terör vatandaşlar gerçeklerin örgütünün açıklamaları ile
devletin açıklamaları arasında bir yerde olduğuna inandırılır. Bu devletin
vatandaşları nezdinde yalancı çıkarılması sürecidir. Güven telkin etmeyen
devletin yetersizliği ülke içinde şikâyetlere neden olurken, siyasi yapı
içindeki rakip gruplar da yavaş yavaş terör nedeniyle birbirlerini suçlamaya
başlarlar. Bu aşamada ne kadar derinleşilirse terör örgütü o kadar başarılı
oluyor demektir. Rakip gruplar arasındaki tartışmalar daha çok temel strateji
üzerinde değil, kişiler üzerinde yapılır. Terör örgütleri ise sanılanın aksine
bu tür tartışmalarda ılımlıları güçlendirecek bir tutum yerine tartışmaları
derinleştirecek ve aşırıları güçlendirecek eylemler yaparak sürecin
derinleşmesini sağlamaya çalışırlar.
Terör örgütleri devleti içeride
yalnızlaştırırken ülkenin tüm çıkar gruplarının devlet üzerinde baskı kurmasını
sağlamaya çalışır. Diğer bir deyişle kendisinde olmayan bir gücü nispeten küçük
müdahalelerle devletin üzerine yönlendirir. Bu taktikte özellikle kendisine
karşı yasal veya kanun dışı bir alternatif oluşmaması için elinden geleni yapar.
Haklardan bahsetmesine karşın teröristler kendi savundukları konularda kendileri
ile aynı söylemi kullanan rakiplerden hoşlanmazlar. Bu çerçevede terör örgütünü
gereksizleştirebilecek her türlü kişi ve gruplaşma terör örgütü tarafından
fiziksel olarak yok edilir, ya da sindirilir. Böylece terör örgütü söyleminde
tekelini korumuş olur. Garip olan ise genelde devletlerin de terör örgütlerinin
tekel kalmasına katkıda bulunmasıdır. Devlet çoğu zaman teröristlerin dile
getirdiği sorunları yasal zeminde dile getirenleri de terörist gibi algılar ve
tıpkı teröristler gibi bu kişileri sindirmeye çalışır.
Devletin
yalnızlaştırılması
Devletin yalnızlaştırılması aşaması ile birlikte
terör örgütünün toplum üzerindeki manipülasyon gücü daha da artar, inisiyatif
daha fazla devletin elinden kaçar. Böylece devletin belli politikalar
zorlanması, yani terörün hedefine ulaşması daha bir kolaylaşmış olur. Elbette
yukarıda özetlediğimiz safhalar kusursuz bir şekilde bu sıra içinde cereyan
etmek zorunda değildir. Çoğu kez bu safhalar birbirinin içine geçmiş bir şekilde
sürer ve bazı safhalar bir sonraki içinde tamamlanır. Bazen de başarısızlıklar
ve devletin aldığı önlemler sayesinde belli aşamalarda geriye dönüşler
yaşanabilir.
Doç. Dr. Sedat Laçiner

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Devletlerin Düştüğü Hatalar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |