Okunma: 712 kez
Yurdumuz, İnsanın iki ayağa üzerine kaltığı, düşünemye ve üretmeye, çevresini değiştirmeye başladığı günden beri, yarattığı uzun ve ilginç öykünün kesiksiz oluşagelmiş kültür kanıtları ile dolu. Hem de tüm gücümüzle yok etmeye çalışmamıza karşın dolu.
Bu belge zenginliğine karşılık henüz insanlık
tarihinin doğru yazılabildiğini söyleyebiliyor muyuz? Elimizdekileri
doğru yorumlayıp değerlendirebiliyor muyuz?
Hala karşımızda duran pek çok nesnenin ne işe
yaradığını, nasıl kullanıldığını, ne için yapıldığını, onu üreten
insanın ne düşündüğünü, onun yapılışının arkasında yatan bilgi
birikiminin ne olduğunu kestirebiliyor muyuz?
Dip tarihten çağımıza doğru gelirken öylesine bilgi
boşlukları, eksiklikler var ki, bugün onlar fikir spekülasyonları ile
kapatılmaya çalışılmaktadır. Oysa tarih, sosyoloji, antropoloji birer
bilim dalıdır ve bilimde spekülasyon zaaf alametidir.
Buna karşılık, pek çok şeyin yanıtı henüz toprak
altında yatmakta, araştırılmayı ve günışığına çıkarılmayı
beklemektedir. Yeni yeni belgeler bulundukça, değerlendirildikçe
zincirin halkaları birbirine bağlanacak, doğru ve tam bilgiye ulaşma
yolunda önemli gelişmeler olacaktır.
Bugün M.Ö. I. Binyıl başlarından Türklerin gelişine
kadar, Batı, Orta ve Doğu Anadolu arasındaki politik, kültürel ekonomik
bağlar pek çok noktada karanlıktadır. Birdenbire ortaya çıkıveren
kültürler vardır. Oysa biliriz ki hiçbir şey birdenbire olmaz ve hiçbir
kültür de yeryüzüne gökten inmez. Arkalarında o oluşumu hazırlayan
birikimler ve gelişmeler vardır.
Her kuşak insanı düşündüğü ve ürettiği ile kendinden
sonraki çağın hazırlanmasına bir katkıda bulunur. Bu birikim kuşaktan
kuşağa bir miras olarak aktarılır. Bu aktarma bazen sözlü ve yazılı
edebiyat kılığında şiirle, öyküyle, tarih ve anı yazımıyla, bazı kere
bir kralın veya tiranın kendini öven yazıtı ile ulaşır. El emeği bir
dokuma, bir ahşap oyma, bir av aleti, bir resim, vazo, heykel bunlarla
bütünleşir ve o dönem insanını söyler bize. Butün bunlar
araştırmacıların sabırla, dikkatle ve özveri ile yıllar yılı işlemesi
ve değerlendirmesiyle birleşir ve bütüne ulaşır.
Bugün, çok yakın ve iyi bildiğimiz çağların bile çok
doğru olarak tarihini yazabildiğimizi söyleyebilir miyiz? Yaşanan
olaylarla ilgili belgeler ortaya dökülmeden, perde arkası oyunların
içyüzünü bilmeden yakın tarihimizdeki gerçeklere ulaşmanın ne kadar zor
olduğunu görüyorsak, bunun çok eski dönemler için de geçerli olduğunu
düşünmemiz gerekmez mi?
Anadolu'nun Türklerle başlayan döneminin tarihini
doğru ve tam yazabildiğimizi söyleyebilir miyiz? Osmanlıyı 600 yıl
ayakta tutan şeyi, kılıç kuvvetine bağlamak, kurduğu ekonomik ve idari
devlet düzenini görmezden gelmek, fütuhat ile yaşamış bir devlet gibi
değerlendirmek haksızlık olmaz mı?
Anadolu'daki Türk kültürü bir Anadolu sentezidir.
Kendinden öncekilerin birikimlerini alan, kendindeki öz ile birlikte
özümleyen ve yeni bir oluşumu ortaya koyan bir kültür özelliği taşır.
Konuya böyle yaklaşınca maddi kültür mirasının önemi
daha iyi anlaşılacaktır. Bu miras salt müzelere toplanan milyonlarca
eserden oluşmuyor. Kültür, yaşanan doğal çevre ve onu kullanan insanın
karşılıklı alışverişi ile oluştuğuna göre, doğal çevre, kültürün
yaratılışında önemli etkenlerden biridir. Bir başka etken de insan
eliyle oluşmuş olan yapay fiziksel çevredir. Yani insanın yaşadığı
mekan ve mekanlar topluluğu. Öyle ise insana ve onun ortaya koyduğu
kültüre varmak, bunları iyi bilmele sağlanabilir.
Biz ise bu kadar iyi bilmemiz, bilmek için de
varlığını sürdürmesini sağlamamız gereken bu bilgi ve kanıt
kaynaklarını, değişen dünyamızın koşulları ile hızla yok ediyoruz.
Buraya kadar bir bütün olarak değindiğimiz, kültürel varlıkların tehlikede olan özel bir bölümünden ayrıca söz etmek isteriz.
Anadolu'da isimli isimsiz 15.000'den fazla höyük
vardır. Adlarını ve yerlerini bildiğimiz kentsel nitelikte 300'den
fazla yerleşme, ondan birkaç kat fazla kırsal yerleşme olduğunu
söyleyebiliriz. Hemen tümü araştırılmayı bekliyor. Bunlar, belirli
kültürlerin birikimi ve ürünleri olarak nasıl yüzlerce yıllık sürelerde
oluşmuşlar ise, araştırılmaları ve değerlendirilmeleri de o ölçüde uzun
sürmektedir. Her şeyi gözden kaçırmaksızın inceleyip araştıran bilim
adamları, uzun emeklerle gerekli bilgileri saptarlar.
O nedenlerle bu iş bir bilim kuşağının işi değildir.
Bu bile bize, kültür kalıtının kuşaktan kuşağa aktarılmasındaki
bilimsel amacı açık seçik göstermektedir.
Anadolu'ya açık hava kültür ve medeniyet müzesi gibi
bakmak gerek. Salt bakmak da yetmez. Korumak, değerlendirmek ve tüm
insanlığa tanıtmak, onlara Anadolu'yu bu açıdan da öğretmek gerek.
Bergama'da o eşsiz kral mezarlarının çevresini
apartmanlarla donatabiliyoruz; koca ovada başka yer yokmuşçasına,
Asklepion'un içine tesis yapıp bunu becermekle de övünebiliyoruz. Antik
Side kentini, devlet gücüne de kafa tutarak korkusuz ve saygısızca
işgal edip eserlerin üzerine ev, lokanta yapabiliyoruz. Kimse görmesin
diye, Didim kıyılarında, yol makinesi denilen canavarlar ile
kalıntıları süpürüp tatil sitelerine olanaklar yaratabiliyoruz.
Dünya bir tek yapıyı kurtarmak için neler yaparken, Hasankeyf gibi bir kenti cömertcesine baraj sularına terk edebiliyoruz.
Bunlar hep “arkeolojik sit”lerdir.
Kültürün tapu senetleridir. Bu tapu senetlerinin ise, Türkiye bütünü
için yapılmış bir taşınmaz kültürel varlık envanteri yoktur. Aradan
geçen bunca yıla, onca yazma, çizme ve söylemeye rağmen bu envanter
hala yapılmamıştır. Böyle olunca da her türlü bayındırlık işinde
sorumlu kurumların karşısına eski eser sahaları, anıt, yapıt vb. şeyler
dikilmekte ve genelde olaylar bu kalıtın yol olması ile
sonuçlanmaktadir.
Bugün artık, sorumluların ve yetkililerin
bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi için harcanacak çabalar da
geçerli değil inancımızca. Kültür katliamı bilinçli yapılmaktadır. Bu,
gelişme yolundaki ülkelerin ortak kaderi ve sorunudur. Gelişmiş ülkeler
de bunu yaşadılar. Şimdi suyu arayan adam gibi kaybolan kültür
değerlerini arıyorlar. Oysa bizim önümüzde, onların
yararlanabileceğimiz deneyimleri var.
Altını çizerek, iyi bilememiz gerektiğini vurgulamak
istediğim şey şudur: Bugün daha iyi anlaşılmaktadir ki, ulusların
kültürel statüsü onların kaderini de belirlmektedir. Geçmişsiz gelecek
yoktur. Bu bilincin, sokaktaki adamdan en üst düzeydeki bireye kadar
tüm insanımızda yerleşmesi gereklidir.
Prof.Dr. Ümit Serdaroğlu
Kaynak
Makale aşağıdaki kitaptan alıntıdır.

Etiketler:
Bilimler
Arkeoloji
Kültür Varlık Sorunu ve Arkeolojik Sitler
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |