Okunma: 1164 kez
Diğer Eski Önasya toplumlarının M.Ö. yak. 3000 yıllarından itibaren yazı kullanmasına karşın Anadolu ancak II. binyıl başlarında Assurlu tüccarların Anadolu'nun çeşitli yerlerinde ticaret kolonileri kurmaları ve tüm Önasya'da yaygın olan çiviyazısını burada da kullanmaları ile yazılı, dolayısıyla tarihi dönemine girer.
II. Binyılın ilk çeyreğine tarihlenen ve Eski Assur
Ticaret Kolonileri çağı olarak tanımlanan bu evrede, tüccarlar,
Anadolu'daki kent beyliklerinin himayesinde, merkezi Assur şehri olan,
iyi örgütlenmiş bir Pazar ağı geliştirmişlerdi. Bu ağ, kent beylikleri
yakınında Assurlu tüccarların belirli bir serbestlik içinde yaşayıp
ticari faaliyetlerini sürdürdükleri, karum denilen yerleşmeler ve daha
küçük istasyonlar olan vabartum'lardan oluşuyordu. Ticaret
kolonilerinin merkezi, Kayseri yakınındaki Kültepe=Kaniş karum'u idi.
Gerek tüccarların ülkelerindeki aileleri ve firmalarıyla, ve gerekse
kolonilerdeki görevlilerin birbirleriyle ve Assur'daki resmi
makamlarla, Eski Assur çiviyazısı ve lehçesiyle yaptıkları ticari
amaçlı yazışmalar, Anadolu topraklarında bulunan ilk mektupları
oluşturur. Bu devirde, yerel beylerin de kendi aralarındaki
yazışmalarda yine Eski Assur lehçesini kullandıkları, Kültepe
kazılarında ele geçen yirmi bini aşkın tablet arasında bulunan ilginç
bir mektuptan anlaşılmaktadır. Mektup, Mama kralı Anum-Hirbi'den Kaniş
kralı Warşama' ya yazılmıştır. Anadolu'nun siyasi durumunu ayrıntılı
bir şekilde yansıtan bu mektubun başında kral şöyle demektedir: "Sen
bana şöyle yazmışsın: Taişama'lı benim kölemdir, ben onu
sakinleştiririm. Fakat sen kölen Sibuha'lıyı yatıştırabiliyor musun?
Taişama'lı senin köpeğin ise, o nasıl oluyor da diğer krallara karşı
bağımsız davranabiliyor? Benim köpeğim Sibuha'lı diğer krallara karşı
istediği gibi davranıyor mu? Taişama'lı aramızda neredeyse üçüncü kral
mı olacak? Benim düşmanım beni yendiğinde, Taişama'lı benim ülkeme
saldırdı, 12 kentimi yıkıp, sığır ve koyunları yağmaladı". Koloni
çağının sona ermesiyle (yak. M.Ö. 1750) Assurlu tüccarlar ülkelerine
geri döndüler ve Eski Assur tarzı çiviyazısı Anadolu'da kullanılmaz
oldu.
HİTİT DEVLETİ ZAMANINDAKİ MEKTUPLAŞMALAR
Yaklaşık
yüz yıl kadar sonra Anadolu'nun tarihinde çok önemli bir rol oynayan
Hitit devleti kuruldu (M.Ö. : 1650-1200). Hititler, Babilli katiplerden
öğrendikleri Eski Babil tarzında çiviyazısını dillerine uyguladılar.
Başkentleri, Çorum'un Sungurlu ilçesi yakınındaki Hattuşa=Boğazköy
kazılarında ele geçen, devlet arşivlerine ait otuz bine yakın kil
tablet arasında, birkaç yüz tane mektup bulunmaktadır. Bunların
bazıları, Hattuşa'dan yollanan önemli mektupların arşivlerde korunan
kopyalarıdır. Boğazköy yazışmalarının küçük bir bölümünü kral ailesinin
bireylerinin birbirlerine yazdığı mektuplar oluşturur; bir kısmı, Hitit
büyük krallarının ülke içindeki görevlilerle ve vasal devletlerin
kralları ile yaptığı yazışmalardır. En büyük grubu ise, çağın diplomasi
dili olan Akkadça ile yazılmış uluslararası mektuplaşmalar oluşturur. O
çağda, uluslararası mektuplar yeni bir kralın tahta geçişini veya bir
prensin doğuşunu kutlamak, bir pensesin başka bir ülkenin kralı ile
evlendirilmesi veya iki devlet arasında kalıcı bir barış sağlamak gibi,
çeşitli vesilelerle yazılabilirlerdi. Ama bir çoğu, tarafların ülkeleri
arasındaki ilişkileri konu eden ve iyi ilişkilerin devamını sağlamak
amacıyla kaleme alınan mektuplardır. III. Hattuşili, (13. Yüzyılın 2.
Çeyreği) tahta geçtiği zaman kendisini tebrik etmeyen Assur kralı
Adad-nirari'ye yazdığı mektubunda şu sözlerle sitem etmektedir: "Ben
kral olduğum zaman, bana bir elçi yollamadın. (oysa) bir kral, kral
olduğu zaman, onunla eşdeğerde olan hükümdarların ona, uygun kutlama
hediyeleri, krallığa yakışan giysiler ve sürünmesi için ince yağ
göndermesi adettir. Ama sen bu güne kadar bunu yapmadın." Uluslararası
yazışmalar içinde III. Hattuşili ve eşi kraliçe Puduhepa'nın Mısır
firavunu II. Ramses ve eşi ile mektuplaşmaları özel bir yer tutar. II.
Muvattalli devrinde Mısır'la yapılan Kadeş savaşından (M.Ö. 1285) sonra
taraflar arasında bir süre daha devam eden gerginliğin, Hattuşili ve
Ramses arasında yapılan antlaşma ile sona erdirilmesiyle (M.Ö. 1270),
iki büyük devlet arasında kalıcı bir barış sağlanmıştı. Bu nedenle her
iki tarafın kraliyet ailesinin bireyleri ve hatta yüksek bürokratları
birbirlerine dostluk ve kardeşlik mektupları yazdılar ve değerli
hediyeler yolladılar. Daha da ötesi, Hattuşili ve Puduhepa çifti
kızlarından ikisini Ramses'e eş olarak verdiler. Mektupların önemli bir
kısmını bu evlilikler ile ilgili yazışmalar oluşturur. Hattuşa'dan
gönderilen mektupların hiçbiri Mısır'daki kazılarda bulunamamakla
birlikte, Boğazköy arşivlerinde ele geçen Mısır mektuplarından bir
çoğunun, Hattuşa'dan gönderilenlere cevap olarak yazıldığı
anlaşılmaktadır. Boğazköy'den sonra, önemli sayıda mektup (96 adet)
Tokat ilinde, Zile yakınındaki Maşathöyük (eski adı Tapigga)
kazılarında ele geçmiştir. Burası, Hitit topraklarına sürekli
saldırılar düzenleyen Gaşga ülkesi sınırında bir garnizon şehridir. III
Tuthaliya (M.Ö 14. Yüzyıl başları) devrine tarihlenen mektupların çoğu,
kral ve başkentteki bürokratlar tarafından, Maşat'taki askeri valiye ve
diğer görevlilere yazılmıştır. Pek az bir kısmı, Maşat'tan krala
yollanan mektupların kopyaları veya yollamaya fırsat kalmadığı için
Maşat'ta kalan son mektuplardır. Yazışmalarda genel olarak, düşman
hareketleri ve bunların dikkatle izlenmesi, kraldan, destek yaya ve
arabalı savaşçı istekleri, bu savaşçıların gönderildiğinin
bildirilmesi, Gaşkaların yağmalamasına meydan vermeden ekinlerin
biçilmesi, üzümlerin toplanması, kaçaklar, körler (çoğunlukla
değirmenlerde çalıştırılırlardı), görevlilerin kralın huzuruna
çağırılması vs. gibi konular ele alınmıştır. Maşat mektuplarında da
Boğazköy'dekilerde olduğu gibi, kralın adı hiç verilmez ve kendisinden
yalnızca DUTUSI "güneşim=majeste" olarak sözedilir. Bazı tabletlerde,
kral tarafından yazdırılan mektuptan sonra iki çizgi çekilerek, ikinci
ve çok seyrek olarak da üçüncü bir mektup eklendiği görülmektedir.
Bunlar, Hattuşa'daki katiplerden Maşat'taki katiplere veya diğer
görevlilere yazılmış olup, bazıları özel konuları da içermektedir.
Ayrıca, bir grup mektup , Hattuşa dışındaki şehirlerde görevli memurlar
tarafından yollanmıştır. Maşathöyük ile aynı devre ait önemli sayıda
mektup buluntusuna sahip olan, Çorum yakınındaki Ortaköy (eski adı
Şapinuva) kazılarında ele geçen belgeler henüz yayın aşamasındadır.
Hafire göre burası, önemli bir idari merkez, kralın bir dönem için
oturduğu başkenttir ve arşivlerdeki mektupların büyük bir çoğunluğunu,
Hitit büyük kralına ülkenin çeşitli yerlerindeki görevliler tarafından
gönderilen mektuplar oluşturmaktadır. Bir kısmı, majestenin görevlilere
ve görevlilerin birbirlerine yazdıkları mektuplardır. Ayrıca,
kraliçenin krala yolladığı çok sayıda mektup bulunmuştur. Yukarda
sayılan merkezler dışında, Alacahöyük'te, Hatay'da Tel Açana'da
(Alalah), Suriye'de Ras Şamra (Ugarit) ve Meskene'de (Emar) ve Mısır'da
Tel El Amarna'da (Akhetaten) Hitit devrine ait az sayıda mektup ele
geçmiştir. Ayrıca, 1994 yılında yayınlanan ve özel bir kolleksiyonda
bulunan Akkadça bir mektubu da burada belirtmek gerekir. Hitit
devletinin kurucusu I. Hattuşili' ye tarihlenen mektup, kral
tarafından, Kuzey Suriye'deki bir vasaline yazılmıştır. Eğer tarihleme
doğru ise, Hitit dönemine ait en eski mektup olması açısından önemlidir.
GEÇ HİTİT DEVRİNE AİT MEKTUPLAR
Hitit
devletinin yıkılışını takibeden Geç Hitit Döneminde (yak. 1000-700)
kurulan şehir devletlerinde, çiviyazısının terkedilmesine karşın, Hitit
devletinde geçerli diğer yazı sistemi olan Hitit/Luvi hiyeroglif
yazısının kullanımının devam ettiği görülür. Assur kazılarında ele
geçen, hiyeroglif yazısı ile kurşun levhalara yazılmış olan yedi
mektup, bu devre ait ünik yazışma örneklerini oluştururlar. Taksalas
adlı birinin çeşitli kişilere yazdığı ticaret malları siparişlerini
içeren mektuplar, yazı karakteri açısından 8.Yüzyılın sonlarına
tarihlenirler. Açıklaması zor olan husus ise, bu mektupların neden
Assur kentinde bulunduğudur.
MEKTUPLARIN YAZILIŞ ŞEMASI
Hitit
mektupları, içeriklerinin kısa veya uzun oluşuna göre çeşitli
boyutlardaki kil tabletlere yazılmıştır; çok küçük, 8-10 satırlık ve
görünüşü Kültepe metinlerini andıran, adeta yastık biçimli tabletlerin
yanısıra örneğin, Mısır mektuplaşmalarında olduğu gibi, bir yüzünde 80
satır içeren çok büyük tabletler de vardır. Hititlerin, Maşat belgeleri
dışında mektup için hemen daima Akkadça TUPPU "tablet" kelimesini
kullandıkları, yalnızca Maşat mektuplarında bunun Hititçeleştirilmiş
şekli olan tuppi(yant)-''ı tercih ettikleri görülmektedir. Mektuplar
kural olarak şu şemaya göre yazılırdı: "Hitap kısmı, iyi dilek
formülleri içeren bölüm, mektubun konusu". Hitap kısmı, ya "X şöyle
söyler: Y'ye söyle" ya da " X'e söyle: Y şöyle söyler" ifadesi ile
başlardı. Bu iki hitap şekli Mezopotamya örneklerinden alınmış olup,
göndericinin rütbesi alıcıdan daha yüksek ise birincisi, daha aşağı ise
ikincisi kullanılırdı. Böylelikle hiyerarşide üst düzeyde olanın ismi
önce yazılmış. olurdu. Buna göre, kralın gönderdiği mektuplar
daima"Majeste şöyle söyler: ......'ye söyle!" hitabı ile başlardı.
İkinci bölümde yer alan iyilik dilekleri, "Senin yanında her şey iyi
olsun! Tanrılar / bin tanrı seni yaşatsınlar ve seni iyilikle
korusunlar/ ellerini senin etrafında iyilikle tutsunlar ve seni
korusunlar!" gibi kalıplaşmış ifadelerle yansıtılırdı: Daha sonra ise
mektubun yazılış amacına geçilirdi. Hitap kısmındaki "X'e söyle!"
ifadesi ve zaman zaman karşılaştığımız "X'in önünde (yüksek sesle) oku!
/ onu sizin önünüzde (yüksek sesle) okusunlar!" gibi ifadeler
mektupların, gönderildiği yerdeki katipler tarafından alıcılarına
okunduklarını gösterir. Esasen, mektubu gönderen de yazdırma işini bir
katibe yaptırmaktaydı. O çağlarda, halkın çoğunun okuryazar olmadığı
dikkate alınırsa bu doğaldır. Eğer kendisi gönderen ya da alıcı
değilse, yazan katibin adı mektuplarda pek zikredilmezdi. Ayrıca, adı
geçen kişilerin de unvan ve meslekleri çok ender belirtilirdi.
Mektuplarda, katipler ve yüksek memurlar birbirlerine genellikle
SES.DÚG.GA-ÌA "sevgili kardeşim" diye hitap etmektedir. Bunun, katipler
ve eşit düzeydeki memurlar arasında kullanıldığı anlaşılıyor. Saygı
belirtmek için de EN-ÌA "beyim" ve GASAN-ÌA "beyçem" ifadeleri
kullanılmaktadır. Devletlerarası yazışmalarda ise ancak, eşit düzeydeki
krallar birbirlerine "kardeşim" diye hitap edebilirdi.
MEKTUPLARIN ALICISINA İLETİLMESİ : HABERCİLER
Mektuplar, tüm Eski Önasya'da olduğu gibi Hititlerde
de, günümüzdeki postacıların işlevini gören "haberci"ler tarafından
alıcısına iletilirdi. Haberci, Boğazköy'e gelen ve giden Akkadça
uluslararası mektuplarda MAR SIPRI (Sümerce DUMU.KIN) terimi ile ifade
edilmesine karşın, Hititçe mektuplarda bunun yerine çoğunlukla yine
Akkadça LÚTEMU kelimesi tercih edilmiştir. Mezopotamya'da da yaygın
olarak kullanılan bu terimler, mesaj taşıyan basit bir kuryeden,
devletler arası bir elçiye kadar her sınıftan haberciyi kapsamaktaydı.
Assur Ticaret Kolonileri devrinde haberci/elçi için MAR SIPRI yerine
SIPRU'nun kullanıldığı görülür. Kültepe- Kaniş karum'unda ele geçen
bazı belgelerden "şehrin (yani Assur'un) elçilerinin (SIPRU SA ALIM),
koloninin otoritelerinden daha güçlü bir konumda oldukları
anlaşılmaktadır. Bunların görevi öncelikli olarak Anadolu'daki yerel
beyliklerle olan diplomatik ilişkileri yürütmek olup, doğrudan doğruya
karışmadıkları hemen hiçbir diplomatik konu yoktu. Normal haberciler
ise, kolonilerdeki görevlilerin ve tüccarların mesaj ve mektuplarını
götürüp getirirlerdi. Hititlerde de Mezopotamya'da olduğu gibi, eğer
bir haberin acil olarak yerine varması gerekiyorsa bir atlı ulak
(LÚPETHALLU). ya da koşucu/hızlı kurye (LÚKAS4. E).yollanırdı.
Muhtemelen kraliçe Puduhepa tarafından eşit düzeyde bir devletin
kralına yazılan bir mektupta, şöyle bir ifade bulunmaktadır:
"Haberciler sana ulaştıkları zaman, kardeşim, bana bir atlı ulak
gönder!". Devletlerarası mektuplaşmalarda, üst düzey memuriyetlerde
bulunan, iyi eğitimli ve yetişmiş diplomatlar elçi/haberci olarak
kullanılıyordu. Bunlar, devletler arası ilişkilerde her tür haberi
götürürlerdi ve gittikleri ülkelerde saygı görürlerdi. Büyük bir
olasılıkla uluslararası diplomasi dili olan Akkadçayı da biliyorlardı.
Karşı tarafın güvenini kazanma açısından bazı haberciler hep aynı
ülkeye gönderiliyordu. Örneğin, III. Hattuşili dönemi elçilerinden
Tili-Teşup, mühründe kendisini "Mısır'a gönderilen haberci" olarak
tanıtmaktadır. Bu tip elçiler belki devamlı olarak gittikleri ülkelerin
dilini de biraz öğreniyorlardı. Haberci/elçilerin, günümüzde de olduğu
gibi, bulundukları ya da mektup götürdükleri ülkeler hakkında
krallarına önemli bilgiler yolladıkları ya da getirdikleri
bilinmektedir. Ülke içinde resmi mektupları, mesleği habercilik olan
görevliler iletiyordu Bunlar, gerektiğinde eşya ve daha az olarak ta
insanları bir yerden bir yere götürebiliyorlardı. Haberciler, ülkedeki
önemli merkezlerin başkent ve kralla olduğu kadar birbirleriyle de
temasını sağlıyorlardı. Bu yazışmaların, düzenli bir şekilde mi yoksa
gerektikçe mi yapıldığı konusunda kesin bir şey söylenemez. Birçok
mektupta, habercilerin acele olarak geri gönderilmeleri ile ilgili
ifadeler yer almaktadır. Bir Maşat mektubunda ordu müfettişi, askeri
valiye şöyle yakınıyor: "Habercilerimi neden düzenli olarak geri
yollamıyor sunuz? Senin hizmetkarların (görevlilerin) haddini aşıyor.
Haberciler, efendimize (krala) ait değiller mi? Ülke de efendimize
aittir. Orada neler olup bittiğini bana sürekli olarak yazabilirsin".
Mektuplardaki habercilerle ilgili ifadelerden, Maşat ile Boğazköy
arasında Gaşka tehlikesine rağmen sıkı bir haber ağı kurulduğu
anlaşılabiliyor. Acaba, riskli bölgelere askerlerden seçilen haberciler
mi yollanıyordu? Önasya'nın güçlü krallıklarından Assur'da, idari
yazışmaların zaman zaman çeşitli türden askerler. tarafından taşındığı.
bilinmektedir. Bu yolla, önemli bir postanın dağıtımı emniyet altına
alınmış. oluyordu. Assur kraliyet yazışmalarını taşıyanlar ise,
hadımlardan oluşan seçkin askeri birliklerin mensuplarıydı ve bir tür
imparatorluk birliği olarak tarif edilirlerdi. Hitit belgeleri, halkla
ilgili konuları içermediğinden, ülke içinde özel haberleşmenin nasıl
sağlandığı hakkında bilgimiz yoktur. Büyük bir çoğunluğu okuma yazma
bilmeyen halk, mektuplarını şehir meydanlarında veya tapınak önlerinde
serbest çalışan katiplere yazdırıyor olmalıydı. Halka ait mektupların
çiviyazısı ile kil tabletlere değil, Hititlerin diğer yazı sistemi olan
hiyeroglif yazısı ile tahta tabletler (GIS.HUR) üzerine yazılmış
oldukları ve bu nedenle günümüze kadar gelemedikleri tahmin edilebilir.
Bunları yollamak için, belki gerektiğinde kiralanabilen serbest
meslekte haberciler vardı ya da resmi haberciler halka ait posta
işlerini de görüyorlardı. Hitit metinlerinin suskun olmasına karşın,
Anadolu'da Assur Koloni Çağına ait belgelerde tüccarların habercilere
yaptıkları ödemeler ve miktarları konusunda kayıtlar vardır.
Mezopotamya kaynakları da bu konuda oldukça iyi bilgi verir. Çok sayıda
Eski Babil metninden, halkın posta işlerini gören özel haberciler
olduğunu ve bu kişilere aldıkları iş başına, peşin veya sonradan ödeme
yapıldığını öğreniyoruz. Ayrıca, Mezopotamya'da kadın habercilerin de
olduğu bilinmektedir (MARAT SIPRI). Bunlar, çoğunlukla kadın
müşterilerin posta hizmetini görüyorlardı.
MEKTUPLARIN TAŞINMASI
Hitit
Habercilerinin/elçilerinin, nakliye sırasında küçük tabletleri bir
torba içinde boyunlarında taşıdıklarını varsayabiliriz. Ama, riskli
büyüklükteki tabletleri zarar görmemeleri için, büyük bir olasılıkla
özel bir mahfaza (GIPISAN "hasır sepet veya kutu" içine koyuyor ve bir
çantayla omuzlarında veya sırtlarında taşıyor olmalıydılar. III.
Hattuşili'ye ait bir mektupta geçen "tableti aç!" ifadesinden
Hititlerin, özellikleri hakkında bilgi edinemediğimiz bir tür tablet
zarfı kullandıklarını anlıyoruz. Buna karşın, kazılarda bu güne kadar
hiçbir zarflı Hitit tabletinin ya da bir zarfın bulunamamış olması
dikkat çekicidir. Bu nasıl açıklanabilir? Acaba Hititler tablet
zarflarını kilden değil de, kumaş, deri ve ağaç gibi dayanıksız
malzemelerden mi yapıyorlardı? Ya da eğer kilden yapıyorlarsa, az
sayıda ve ancak gizli haberler içeren tabletleri veya uluslararası
yazışmaları zarfladıklarından mı örnekleri elimize geçmiyordu?
Uluslararası yazışmalarda tabletlerin zarflanması ve göndericinin
mührünün basılması, tabletin ilk olarak alıcısı tarafından açılmasını
garanti etmesi ve içeriğinin değiştirilmesine olanak vermemesi
açısından çok önemliydi. Üzerinde göndericinin ve alıcının adı yazılı
olan ve gönderenin mührü basılmış kil mektup zarfları Mezopotamya'dan
bilinir. Assur Ticaret Kolonileri devrinde Anadolu'daki tüccarların
Assur ile yazışmalarında da tabletler aynı şekilde zarflanmıştır. Eğer
Hititler tablet zarflarını yukarda söylediğimiz gibi dayanıksız
malzemelerden yaptılarsa, bunlara bağladıkları koni biçimli kil
topaklarını mühürlemiş olabilirler.
HABERCİLERİN YOLCULUK BİÇİMLERİ
Eski
Önasya'da atlı kurye dışındaki haberciler, yolculuklarını yaya olarak
(koşarak) veya arabayla yaparlardı. Mezopotamya'da, nehir yoluyla da
gitmek mümkündü. Gerek ülke içinde gerekse uzun süren uluslararası
Yolculuklarda, haberci/elçileri bekleyen çeşitli tehlikeler vardı.
karşılarına her an çıkabilecek haydutlar tarafından soyulabilir hatta
öldürülebilirlerdi. Ayrıca, yollardaki ulaşım zorluklarını ve kötü hava
şartlarını da hesaba katmak gerekiyordu. Elçiler/haberciler tehlikeli
bölgeleri geçmek için gruplar halinde ya da kervanlara katılarak (eğer
hediye taşıyorlarsa bu daha gerekli hale geliyordu) .yolculuk
ederlerdi. Eski Assur koloni çağı mektuplarında Kültepe-Kaniş ile Assur
arasında kervanlarla yola çıkan ve hem mektup hem de gümüş/ticari mal
taşıyan habercilerden söz edilir. Ayrıca, yalnızca mektuplar da yerine
götürülmek üzere kervanlara teslim edilebiliyordu. Tüccarların, kervan
yollarının emniyetini sağlamaları için Anadolu'nun yerel beylerine
vergi ödediklerini, zaman zaman siyasal huzursuzluklar yüzünden
yolların kapalı veya tehlikeli olması nedeniyle kervan seyrüseferinin
aksadığını mektuplardan öğreniyoruz. Yine bu çağa ait tabletlerde,
"tepenin üstünde pusuya yatmış kara bir köpek, dağınık kervanları
bekliyor: gözleri iyi insanları kolluyor" biçiminde haydutları anlatan
yarı-edebi ifadelere rastlanır. Önasya'da Haberci/elçilerin korunmaları
için gerekirse, güzergah üzerinde bulunan ya da gönderildiği ülkeler
tarafından özel eskortlar tahsis edilirdi. Koloni çağına ait, Kanis
karum'u ve "şehrin (=Assur) elçileri" tarafından tüm karum'lara
yollanan bir mektupta, talimat vermek üzere gönderilmiş olan iki resmi
habercinin, iki eskort eşliğinde, bir sonraki koloniye koruma altında
gönderilmesinden, her koloninin yükümlü olduğu belirtilmektedir. Alınan
bütün bu önlemlere karşın, kervanlara yapılan saldırılarda zaman zaman
haberci/elçilerin de yaşamını kaybettiğini biliyoruz.. Uluslararası
haberciler için ayrıca, siyasi karşıtlıklar yüzünden bir bölgeden geçiş
izni alamamak, yolda veya gittiği ülkede uzun süre alıkonmak ya da
güvensizlikle karşılanıp kabul edilmemek gibi tehlikeler de vardı.
Krallar, haberci/elçilerin inanılırlıklarını kontrol etmek için bazı
yöntemlere başvururlardı. Hitit kralı II. Tuthaliya, Kizzuvatna kralı
Şunaşşura ile yaptığı antlaşmanın bir yerinde şöyle demektedir: Ayrıca,
Majestemin sana yolladığı, üzerinde sözlerin yazılı olduğu tabletle ve
habercinin sana cevap olarak şifahen söylediği sözlerle ilgili olarak,
ey Şunaşşura eğer habercinin sözleri tabletin sözleri ile uyuşuyorsa,
haberciye güven, ama eğer habercinin konuşmasının sözleri tabletin
sözleri ile uyuşmuyorsa, sen ona kesinlikle güvenmeyeceksin ve onun
haberinin kötü (niyetli) içeriğini dikkate almayacaksın. "Zaman zaman
iki ülkenin elçilerinin karşılıklı korunma sağlamak ve belki
birbirlerini kontrol etmek amacıyla birlikte yolculuk ettikleri de
olurdu. Mezopotamya'da, bazı krallar tarafından haberci/elçilere
günümüzdeki pasaportlara benzer tanıtıcı belgeler verildiği
bilinmektedir.
GÜZERGAHLAR
Hitit belgeleri
arasında itinerer türünde bir metne rastlanmamasına karşın bazı
metinlerde yer yer güzergahların sıralandığı görülür. Örneğin, fal
metinlerinde kralın yapacağı bir seferle ilgili sorular sorulurken aynı
zamanda seferde takip edeceği rota da belirlenmektedir. Bazı
bayramlarda, kral ve beraberindeki kült personelinin çeşitli kült
yerlerini ziyaretlerinde, yolculuk süresince geçecekleri şehirler
sırayla sayılmaktadır. Bunlar bize bazı yollar hakkında fikir verse de,
ülkedeki birçok önemli merkez arasında posta hizmeti gören habercilerin
takip ettikleri güzergahları tanıtmaktan uzaktırlar. Esasen, metinlerde
adı geçen yerlerin büyük bir kısmının kesin lokalizasyonu
yapılamamıştır. Hititlerin aksine, Mezopotamya'da belirli yollar
hakkında iyi bilgiler edinebileceğimiz itinerer metinleri vardır.
Bunlar, ele alınan yolun başlangıç ve bitiş noktalarını belirterek,
rotası, aradaki konaklama istasyonları, zaman ve yer açısından uzaklık
bilgileri verirler. Bazı mesafelere ancak 30-40 günlük uzun bir
yolculuk sonunda ulaşıldığı görülmektedir. Metinlerde Adı geçen
şehirlerin bir kısmının yeri belli olmasa da, kuzey. Suriye ve
Mezopotamya'da bilinen birçok şehir veya bölge arasındaki güzergah
belirlenebilmektedir. Eski Assur devri tüccarlarının, Assur ile
Kültepe(Kaniş) arasında izledikleri kervan yollarını gösteren muntazam
itinererlere sahip değiliz. Bununla birlikte, yolculuk masraf
listelerinde, ödenilen gümrük vergileri nedeniyle kaydedilen şehir ve
bölge adlarının yardımıyla ve doğal yollar göz önüne alınarak yapılan
çalışmalar sonucunda, Assur şehrinden çıkıp Dicle kıyısı boyunca kuzeye
ilerleyerek, Fırat nehrini geçtikten sonra Kültepe-Kaniş'e tahminen iki
yoldan gidildiği saptanmıştır.
Bunlardan biri kuzey
(Diyarbakır-Urfa-Malatya-Kahramanmaraş-Kayseri), diğeri güney
(Urfa-Gaziantep-Adana-Gülek Boğazı-Konya yöresinden) rotasını
izlemektedir. Ama bu güzergahlar üzerinde, metinlerde geçen yer
adlarının çoğunun yerleri henüz tam olarak belirlenememiştir. Assur ile
Kültepe arası 1000 km. (kuş uçumu 775 km.) olup, kervanların, yirmiye
yakın mola istasyonu bulunan bu yolu, yaklaşık olarak iki ayda aldığı
tahmin edilmektedir. Hitit haberci/elçilerinin de Assur'a giderken bu
eski kervan yollarını izlediklerini varsaymak yanlış olmaz. Çünkü Eski
Önasya'da haberciler de ticaret kervanları gibi tamamen belirli
güzergahları takibederlerdi. Babil'e giden Hitit elçilerinin ise,
Kargamış'dan itibaren Fırat kıyısını takip ederek güneye indikleri
düşünülmektedir. Mısır yolculuğu için de en uygun rotanın Kilikya
bölgesinden geçerek, Halep-Lübnan-Filistin üzerinden kıyı boyunca
güneye inmek olduğu söylenebilir. İki tekerlekli hafif bir arabayla bu
yolculuğun kırkbeş ila otuz gün sürebileceği hesaplanmıştır. Eğer, elçi
beraberinde hediye de götürüyorsa, güvenliği açısından kervanlara
katılması gerekeceğinden bu süre doğal olarak uzardı.
Prof. Dr. Belkıs Dinçol /Prof. Dr. Ali Dinçol
Kaynakça
ALP, S.
1991, Hethitische Briefe aus Maşat-Höyük, Ankara
1997, Hititlerin Mektuplaşmaları (Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Yayınları: 9), İstanbul
DİNÇOL, A.
1981, "Hititler", Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi, Cilt I: 18-120, İstanbul
EDZARD, D. O.
1976-1980 "Itinerare" und "Karawane" Reallexikon der Assyriologie, V: 216-220, § 1-3; 414-422
HAGENBUCHNER, A.
1989 , Die Korrespondenz der Hethiter, Teil 1-2 (Texte der Hethiter, Heft 15), Heidelberg
LARSEN, M. T.
1976, The Old Assyrian City-State and its Colonies (Mesopotamia 4)Kopenhag
OLLER, G. H.
1995, "Messengers and Ambassadors in Ancient Western Asia", Civilisations of the Near East (Vol. III) : 1465-1473, Michigan
SALVINI, M.
1996, The Habiru Prism of King Tunip Tessup of Tikunani, Documenta Asiana Vol. III, Roma
SÜEL, A.
1997, "Ortaköy-Sapinuwa arşivleri",1996 Yılı Anadolu Medeniyetleri Müzesi Koferansları: 93-99, Ankara
SZABO, G.
1976-1980 "Itinerare", Reallexikon der Assyriologie V: 220,§ 4
VEENHOF, K. R.
1972, Aspects of Old Assyrian Trade and its Terminologie, Leiden

Etiketler:
Bilimler
Arkeoloji
Eski Anadoluda Haberleşme
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |