GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Sosyoloji arrow Mühendisler ve İdeoloji Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Ara 09 2007
Mühendisler ve İdeoloji Yazdır E-posta
(0 Oy)



Alper ÇEKER   
Pazar, 09 Aralık 2007
Okunma: 663 kez

"Mühendisler ve İdeoloji"Turgut Özal döneminin 'gentlemen' mühendislerinin ürünlerinden sadece biri. Körfez depreminin ardından Türkiye'nin içine girdiği çalkantılı dönem, Nilüfer Göle'nin "Mühendisler Ve İdeoloji" (ikinci baskı, 1998) adlı kitabından yola çıkarak, Türkiye'de toplumsal mühendisler tarafından uygulamaya konulan modernlik projesi ve bu projenin aktörleri hakkında bir çözümleme denemesine girişmemize vesile oldu. ( www.genbilim.com )

Göle'nin söz konusu kitabının ikinci baskısına kitabı güncelleştirmek için konan önsözü bir tarafa ayırırsak, kitabı üç bölümde ele alabiliriz: Kitabın ilk bölümünde bir kavram olarak toplumsal mühendisliğin Batı'daki öyküsü anlatılıyor. İkinci bölümde aynı konunun Türkiye'deki öyküsü bir özet halinde okuyucuya hatırlatılıyor. Bunun ardından da Nilüfer Göle kendi çalışmasına geliyor. Bu çalışmada, ilginç bir rastlantı sonucu kitabın birinci baskısından (1986) on üç yıl sonraki Körfez depreminden en çok etkilenen bölgelerin başında gelen İzmit'teki bir gübre fabrikasında çalışan yedi mühendis, ve sonradan gruba katılan fabrika çalışanı sendikacı bir işçi ile gerçekleşen seanslar, araştırmayı oluşturuyor. (N. Göle, a.g.e., s. 124)

Nilüfer Göle

Toplumsal mühendislik kavramının Batı'daki gelişimi anlatılırken Göle'nin Karl Raimund Popper'ı anmaması, affedilemez bir vefasızlıktır. Çünkü toplumsal mühendislik (social engineering) terimi her ne kadar Popper'dan önce iki kişi (Roscoe Pound ve M. Eastman) tarafından kullanılmış olsa da, günümüzde ele aldığımız anlamıyla terimi ilk kullanan Karl Popper'dır (Karl Popper, "Açık Toplum Ve Düşmanları", Çev. Mete Tunçay, s.228): Toplumsal mühendis "tarihi yönelimler yahut insanın kaderi hakkında sorular sormaz. İnsanın kendi kaderinin hâkimi olduğuna inanır ve amaçlarımıza uygun olarak, tıpkı yerin yüzünü değiştirdiğimiz gibi, insanın tarihini de etkileyebileceğimizi veya değiştirebileceğimizi söyler" (Karl Popper, a.g.e., s.24,25).

Nilüfer Göle'nin kitabının Türkiye'nin toplumsal tarihinin özeti biçimindeki ikinci bölümü üzerine bir eleştirimiz yok. Biz kitabın gübre fabrikasının mühendislerini konu alan bölümüne göndermeler yaparak, 1980 sonrası Türkiye'si hakkında bazı saptamalarda bulunacağız.Görüşleri adem-i merkeziyetçilik, bireyselleşme ve özgür girişimciliğin yaratılması olarak çok kısa bir biçimde özetlenebilecek Prens Sabahattin'in (Prens Sabahattin, "Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?", 1965, haz. Muzaffer Sencer) gerçek mirasçısı, Turgut Özal'dır. Turgut Özal, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Fakültesi mezunudur. Süleyman Demirel'in aynı Üniversitenin İnşaat Fakültesinden, Necmettin Erbakan'ın da Makina Fakültesinden mezun olması yine ilginç bir rastlantıdır.

Prens Sabahattin'in gerçek mirasçısı olarak betimlediğimiz Turgut Özal, yerel yönetimleri (belediyeler) güçlendirmiş, hayali ihracatlar ve benzeri yollarla sermaye birikimi yaparak oluşan özgür girişimciler yine bu dönemde ortaya çıkmış ve ülke dışında da Türk girişimcileri boy göstermeye başlamıştı. Özal döneminin asıl ilgi çekici aktörleri, Turgut Özal'ın bir dönem "prensleri" olarak da anılan, devlet mekanizmasına yerleştirilmiş bürokratik kadrolarıydı.

Max Weber, "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu" (Çev. Zeynep Aruoba, birinci baskı, 1985) adlı kitabında İngilizce'deki 'gentlemen' sözcüğünü 'sonradan görmeler' anlamında kullanıyor (M. Weber, a.g.e., s.52). Özal kadrolarının, 1980 sonrası Türk toplumunda hırsızlığın erdeme dönüşmesine yol açan iş bitirici söylemleri, bu kadroların Weber'in kullandığı anlamıyla birer 'gentlemen' olması ile açıklanabilir. Nilüfer Göle'nin seanslara katılan mühendislere çevre kirlenmesi ve nükleer santraller hakkında sorduğu bir soruya mühendisin verdiği yanıt ve Göle'nin benzetmesi bu sözlerimizle örtüşmektedir: "'Eğer midem boşsa kirlilik beni ilgilendirmez." Bu görüşleri Brecht'inkinden farklı değil: 'Önce biftek, sonra ahlak' " (N. Göle, a.g.e., s. 162)

İstanbul, bu kadrolar tarafından yönetilmenin bedelini, estetik çehresini beş yıldızlı otellere değişerek ödemiştir. Bu kadrolar için yalnızca amaçlar vardı, bu amaçlara ulaşmakta kullanılacak olan araçların 'meşruluğu' diye bir sorun ise bu mühendisler için yoktu.

Özal 'ın iş bitirici gentlemen'larının önemli bir bölümü doksanlı yıllara gelindiğinde çoktan yurt dışına kaçmıştı. Çöken toplumsal yapıyı, 1999 yılındaki Körfez depremi ile Özal dönemine ait mimari yapılanmanın (yollar, köprüler, vb.) çöküşü izledi. Oysa Nilüfer Göle, Anavatan partisinin bir zamanlar geleceğin Türkiye'sine ait bambaşka bir resmi çizdiğini gösteriyor: "Anavatan Partisi'nin mühendis iktidarı, Turgut Özal'ın kişiliğinde hem liberal hem muhafazakar bir çizgi temsil etmeye başladı. Turgut Özal "İcraatın İçinden" isimli bir televizyon programında, ekonomik uygulamaları, teknik adam kimliğini pekiştirircesine elinde bir kalemle ve sayılar vererek anlatıyordu. Anavatan Partili mühendisler kendilerini memleket meselelerinin çözümüne diğer meslek gruplarından, örneğin iktisatçılardan ve hukukçulardan daha yatkın gördüklerini ifade ediyorlardı: 'Mühendisler toplumun elle tutulan, gözle görülen somut ihtiyaçlarını tatmin edebilirler. Yollar, köprüler, barajlar inşa edebilirler...'" (N. Göle, a.g.e., s. 16) Görüldüğü gibi bu mühendislere göre ülke sorunları tamamen tekniktir ve bizim teknokratlardan oluşan bir aristokrasi dışında hiç bir şeye gereksinimimiz yoktur.

Karl Popper

Kitaptaki ifadelere göre, Nilüfer Göle'nin seanslarına katılan mühendisler ve sendikacı işçi, üretim sözünden yalnızca teknoloji ve sanai üretimini anlıyorlar. Aslında bu üretim anlayışı, tüm bir teknokrat takımının genel zihniyeti. 1995 yılında Rusya'ya yaptığım ilk ziyarette, Moskova sokaklarında dolaşırken, Sovyetler Birliği'nin neden dağıdığı sorusu üzerine uzun uzun düşünmüştüm. Bu ülkenin inanılmaz boyutlarda doğal kaynakları ve teknik eleman birikimi vardı.

Körfez depreminin yıkıntıları arasında, tıpkı Moskova sokaklarında dolaşırken yaptığım gibi düşündüm. Moskova'da Rus insanı ile her fırsatta sohbet etmeye çabalıyordum; Ziya Gökalp'i İngilizce çevirisinden okuyan Nilüfer Göle de Türk kılığına girip halkın arasında dolaşsaydı, belki de kitabını bizim tamamlamamıza gerek kalmazdı. "İdeolojilerin sonu" sloganı aslında fikri ortadan kaldırmaya yöneliktir. Biz bir çölün orta yerinde fikir çimleri yeşertmeye çalışalım: ülkemizin ve teknokratlarla yönetilip bizimki ile aynı sonu paylaşan tüm ülkelerin ortak sorunu, insan yetiştirmemeleridir. Dine, felsefeye, şiire artık ihtiyaç olmadığı, bunların yerine teknolojinin bize tek başına yetebileceği büyüsü artık bozulmuş, Türkiye'deki modernlik projesi Körfez depreminde köprüleri, yolları ile birlikte teknokratların başına yıkılmıştır. Batı'nın kendisi için biçtiği kılıfın bize uymadığı açıkça ortaya çıktı. Getirileri uzun vadede elimize geçecek olan insana yatırım, ilk olarak girişmemiz gereken iştir.Teknokratlarla birlikte sözlüklerimizden ahlak, estetik gibi sözcüklerin kalkmasının nedeni, onların toplumu da bir makina gibi tasavvur etmelerinden kaynaklanır. Mühendisler, bu tasavvur sayesinde modern sosyolojinin de kurucuları olmuştur. Onlara göre toplumun işleyişinin yasaları keşfedilirse, toplumun geleceği yönlendirilebilir. Oysa sosyoloji hiç de göründüğü kadar masum değildir:

Birinci Dünya Savaşında Amerikan ordusuna alınan erler üzerinde yapılan bir araştırma, beyazların zencilerden daha akıllı olduğunu kanıtlamaya çalıştı; Avrupa'da da Renan ve Marks Doğu halklarının düşünemediğini, kendilerini temsil edemediklerini ve bu yüzden Avrupalılar tarafından yönetilmeleri gerektiğini kanıtlamaya hizmet ettiler. Sosyoloji hep sömürenlerin yanında oldu.

Zenciler beyazlardan daha akılsız değildir, Doğulular düşünebilir, kendilerini temsil edebilirler. Türkiye'nin de sorunları teknik değil, insani nedenlerden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden de kurtuluşumuz, kendilerini zenciler arasındaki beyazlar olarak gören mühendislerin oluşturduğu teknokrat aristokrasisi tarafından yönetilmekte değildir. Toplumumuzun içine işleyen ahlaksızlık, sayılarla ifade edilip, bir şalterin indirilmesiyle ortadan kaldırılabilecek bir sorun değildir.

Alper  ÇEKER


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
GenBilim
GenBilim