Okunma: 222 kez
Gelişmiş ülkelerin en önemli halk sağlığı problemlerinden biri olan "hipertansiyon" 1920'li yıllarda sertleşen damar cidarlarına göre doku perfüzyonu için vücudun bir destekleme değişikliği veya zararsız bir yaşlılık belirtisi olarak düşünülmekteydi. O tarihlerde başlayıp günümüzde de devamını sürdüren kalp-damar sistemi hastalıklarının tanı ve tedavileriyle ilgili yoğun araştırmalar bu konudaki önemli yeniliklere neden olmuşlardır.
Hipertansiyon tek başına bir hastalık olmaktan çok,bir
risk faktörü olarak kabul edilen arteryel kan basıncı yüksekliğinin
devamlılık halidir. Arteryel hipertansiyon, arter kan basıncının yükselmesidir.
Kan basıncının normal sınırları sempatik aktivite, pozisyon farkı,
vücut sıvı volümü, iskelet kas tonusu gibi fizyolojik şartlarda çok
değişkendir.
Klinikte ya da muayenehanede yapılan, devamlı kan basıncı ölçümlerinin
standard kontrollü çalışmalarının sonuçlarına göre pratik bir
hipertansiyon sınıflandırması aşağıda gösterilmiştir:
En az 18 yaşında olan erişkinlerde kan
basıncı sınıflandırması
|
Kategori
|
Sistolik
|
|
Diastolik
|
|
Optimal
|
<
120
|
ve
|
<
80
|
|
Normal
|
<
130
|
ve
|
<
85
|
|
Normal-Yüksek
|
130-139
|
veya
|
85-89
|
|
Hipertansiyon
|
|
|
Evre
1
|
140-159
|
veya
|
90-99
|
|
Evre
2
|
160-179
|
veya
|
100-109
|
|
Evre
3
|
>=
180
|
veya
|
>=
110
|
JNC
VI. Raporuna göre hipertansiyon sınıflandırılması
Hipertansiyon aynı zamanda hedef organ hasarının varlığı ve derecesi
ile de sınıflandırılabilir:
EVRE I: Organ değişikliklerinin objektif belirtilerinin olmaması
EVRE II:
Organ tutulumunu gösteren
aşağıdaki belirtilerin en azından bir tanesinin varlığı:
LVH
(grafi, elektrokardiyografi, ekokardiyografi)
Retinal
arterlerin fokal ya da genel olarak daralması
proteinüri
ve/veya plazma kreatinin konsantrasyonunun hafif yükselmesi (1.2'den 2.0
mg/dl'ye)
Aterosklerotik
plakların ultrasonografik ya da radyolojik olarak ortaya konması
(karotis
arterleri, aorta, ilyak ve femoral arterler)
EVRE III:
Organ
hasarına bağlı olarak belirti ve semptomlar ortaya çıkmıştır. Bu
durum şunları içerir:
Kalp: angina
pectoris, MI, kalp yetmezliği
Beyin: geçici
iskemik atak, inme, hipertansif ensefalopati
Optik fundus:
papilla ödemi ile beraber olan ya da olmayan retinal kanamalar ve eksüdalar
böbrek: 2.0
mg/dl üzerinde plazma kreatinin konsantrasyonu, böbrek yetmezliği
Damarlar:
dissekan anevrizma, semptomatik tıkayıcı arter hastalığı
Nedenler
ve Belirtiler
Hipertansiyon ve soy çekimi arasında
önemli bir ilişki vardır. Uzun süreli stres veya çok tuzlu diyet kan
basıncını yükselten
nedenlerdir. Obezitenin de önemli rolü vardır. Tropikal iklimlerde yüksek
kan basıncına daha az rastlanmaktadır. Bu da
muhtemelen iklim şartlarından çok, daha rahat yaşam biçimlerinin
olmasıyla ilgili görülmüştür. Stres, hareketsizlik, alkol ve sigara
kullanımının ve bazı ilaçların yüksek tansiyonu hazırladığı
bildirilmektedir.
Hipertansiyonda belirtiler genelde yoktur veya birçok normal
tansiyonlunun yüksek tansiyona ait belirtileri farklı nedenlerle
hissedebilmeleri nedeniyle hipertansiyondaki belirtiler gözden kaçabilmektedir.Bunların
en sık görülenleri burun kanaması,
kulaklarda çınlama, baş dönmesi, bayılma hissi, sabah baş ağrıları,
depresyon, görme bozuklukları, gece idrarı, gerginlik,
yüzün kızarması ve sıcaklık hissidir. Bu yakınmalar sıklıkla yüksek
tansiyonun erken dönemlerinde vardır; geç dönemlerde
hipertansiyonun komplikasyonlarına göre daha ağır belirtiler görülür
Risk
faktörleri
Artmış kan basıncı çoğunlukla semptom vermez. Kan basıncı artışı
kademeli ya da hızlı olabilir. Ancak, hipertansiyon ilk
olarak ağır bir komplikasyonla da ortaya çıkabilir. Hipertansiyona
predispozan başlıca faktörler aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:
Ailede hipertansiyon/inme hikayesi
Olası ırksal duyarlılık
Bazı ilaçların kullanılması
Önceden mevcut renal hastalık
Yüksek vücut kitle indeksi
Yüksek alkol tüketimi
Sigara alışkanlığı
Yüksek sodyum alımı
Egzersiz yapılmaması
Komplikasyonlar
Hipertansiyon, tüm yaşlarda beyin,kalp,
periferik damarlar ve böbrekleri etkileyen predispozan bir risk faktörüdür.
Her iki cinsiyet benzer etkilenir, ancak genel olarak kardiyovasküler
riskleri daha fazla olduğundan, aynı derecedeki kan basıncı yüksekliği
erkeklerde daha fazla komplikasyona neden olur. Hipertansiyon erişkin popülasyonun
% 15-25 kadarında görülür. Ancak bunlardan sadece % 50'si
hipertansiyonlu olarak tanımlanabilir ve hipertansif olduğu bilinen bu
populasyonun sadece % 50'si antihipertansif tedavi görürler ve bunlarında
ancak % 50'sinin kan basıncı kontrol edilebilir.
Kardiyovasküler ve renal komplikasyonlar, kan basıncı artışı ile
katlanarak yükselirler, bu artış "normal" sınırlar içinde
iken bile başlayabilir. Klinik çalışmalar, yüksek kan basıncının
kontrol edilmesinin buna bağlı komplikasyonları ileri derecede azalttığını
göstermiştir.
A. Metabolik parametreler
glikoz intoleransı:
Antihipertansif tedavi güçlü
antihipertansif etki oluşturmalı ve glikoz/ insülin metabolizması üzerinde
nötral etkiye sahip olmalıdır.
Tedavi edilmemiş hipertansiyonu olan hastalar sıklıkla glikoz
intoleransı (insülin direnci) ve kompansatuar hiperinsülinemi gösterirler.
Hipertansiyon, insülin direnci ve hiperinsülinemi sıklıkla birlikte
bulunarak hastayı ateroskleroza bağlı koroner
kalp hastalığı, periferik arter hastalığı ve inme gibi kardiyovasküler
hastalıklara yatkın hale getirirler. Tanı yaşı koyma ne olursa olsun,
diabetik hastaların yaşam sürelerinin üçte birinin azalmış olduğu
akılda tutulmalıdır.
Hipertansif hastalarda glikoz intoleransı oluşmasının başlıca
nedeni, insüline cevap olarak başta iskelet kası olmak üzere dokuların
yeteri kadar glikoz alamamasıdır. Glikoz intoleransı insülin
sekresyonuna neden olarak hipertansif hastalarda sık olarak görülen
hiperinsülinemiye yol açar.
Hipertansiyonun glikoz intoleransına sebep olması ya da glikoz
intoleransının hipertansiyona sebep olması bu faktörlerin arasında
bir neden sonuç ilişkisi olduğunu göstermektedir.
Tedavi
prensipleri
Tedavi prensipleri aşağıdakileri içerir:
Hipertansiyon varlığı açısından tarama : Tüm erişkinler en azından
üç yılda bir kez olmak üzere kan basıncı ölçümü yaptırmalıdırlar.
Hipertansiyon seviyelerinin ve buna bağlı risk faktörlerinin dikkatlice
değerlendirilmesi
Gerekli hayat tarzı değişiklikleri için hastaların
cesaretlendirilmesi
Yüksek kan basıncı seviyelerinin ısrarla devam ettiği hastalarda ilaç
tedavisine başlanmalı
Sınırda ya da tanısı konmuş hipertansiyonu olan hastaların uzun süreli
takibi yaşamsal öneme sahiptir.
Antihipertansif tedavi günümüzde büyük değişikliklere uğramaktadır.
Kan basıncının kontrol altına alınması sadece hemodinamik bir
kontrol olarak düşünülmemelidir, hipertansiyon artık kardiyovasküler
risk profilinin önemli bir parçası olarak görülmektedir. Hipertansif
hastaların % 80-90 kadarı birden fazla risk profiline sahiptir, bu
nedenle antihipertansif tedaviyi başlatmadan önce hastanın risk
profilinin ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Antihipertansiflerin beş önemli sınıfı mevcuttur;
· Diüretikler
· Alfa blokerler
· Beta blokerler
· ACE inhibitörleri
· Kalsiyum antagonistleri
Son zamanlarda yeni bir
antihipertansif sınıfı olan anjiyotensin II inhibitörleri ortaya çıkarılmıştır.
Genel olarak, bu beş ayrı antihipertansif sınıfının benzer
antihipertansif etkileri mevcuttur, ancak primer koroner risk faktörleri
üzerine değişik etkileri olanlar mevcuttur. Böylesine bir sınıf içi
fark, koroner risk faktörleri üzerine değişik etkileri belirgin olan
kalsiyum antagonistleri için söz konusudur ve bu nedenle homojen bir
grup oluşturmak zordur. Kalsiyum antagonistleri, dihidropiridin ya da
non-dihidropiridin olmalarına göre birbirlerinden ayrılırlar.
Genellikle
şikayete neden olmaması dolayısı ile hem gizli kalır, hem de önem
verilmez.
Pek çoğumuz raslantı sonu tansiyonumuzu ölçtürür ve yüksek olduğunu
öğrenip şaşırırız.
Sırt ağrılarım dolayısı ile doktora başvurduğum zaman,
romatizmamın olduğu söylendi ve bazı ilaçlar önerildi. Bu arada hiç
beklemediğim bir şeyi öğrendim, tansiyonumun çok yükseldiğini
(Hasta, E.A., 55 yaşında, kadın).
Sonunda hasta uygun bir tedavi ile sırt ağrılarından tamamen kurtuldu,
fakat bununla hiç ilgili olmayan tansiyon
yüksekliği için ömür boyu tedavi olması gerektiğini de öğrendi.
Daha şanslı olan hastalarda, tansiyon yüksekliği bir takım önemsiz
belirtilerle ortaya çıkarak vakit geçmeden doktora müracaatı
gerektirir.
Eşimin uzun zamandır başı ağrıyordu. Muayenede tansiyonu yüksek
bulundu. Uygun bir tedavi ile hem tansiyonu normale döndü, hem de bunun
yaptığı baş ağrılarından kurtuldu. Bir kaç yıl sonra benim de başım
ağrımaya başladı.Eşimin önerisi ve ısrarı ile gittiğim doktor
bende de orta derecede yüksek tansiyon tespit etti; başka hiç bir
bozukluk bulunmadığı için, erken geldiğimi, tansiyonumun yeni başladığını
bildirdi.
(Hasta, K.V.61 yaşında, erkek).
Çoğumuzun tansiyon yüksekliği yukardaki hastalar gibi tesadüfen,
normal bir kontrol sırasında, hatta merak dolayısı ile yapılan ölçümlerde
ortaya çıkar. Kan basıncı yüksekliği karşılığı olarak kullanılan Tansiyon yüksekliği ya da Hipertansiyon pek az
sıkıntı verir, çoğu zaman da kalp, beyin ve böbrekleri bozmadıysa
hiç bir sıkıntıya neden olmaz.
Ağrısı, ateşi olmayan, kendisini tamamen sağlıklı hisseden, sağlık
ve enerjisinden gurur duyan bir kimsenin, hasta gibi her gün devamlı ve
belki de ömür boyu ilaç kullanması kolay değildir. Hele bu ilaçların
bir kısmının yan etkilerini duyan kişilerin ilaçtan kaçmaları çok
doğaldır. Yine de tansiyon yüksekliğinin tanı, tedavi ve devamlı
kontrolu için gerekli bilgiler verildiği zaman, hastaları devamlı ilaç
almaya inandırmak mümkündür.
Unutulmamalıdır ki, tansiyon yüksekliği için alınan önlemler yaşam
boyu devam edecektir.
Normal Kan Basıncı ve Yüksek Kan Basıncı
Gerçekten nedir bunlar? Ne zaman çok yüksek denir?
Kan basıncı yüksekliği denen tansiyon yüksekliğinin sonunda ne
olmaktadır?
Akibeti ne olabilir?
Vücudumuzdaki organları oluşturan dokular kalp ve damar sistemi yolu
ile düzenli bir şekilde oksijen ve besin maddeleri alarak görevlerini
yerine getirir. Bu işlemin sürekliliği için kalp düzenli bir ritmde
çalışır. Kendisine kulakçıklardan gelen kanı karıncıklar yolu ile
büyük ve küçük dolaşıma pompalar. Bu pompalama boyun ve el bilek
damarlarında nabız atması şeklinde hissedilir ve elimize vurur. Sol
karıncıktan atılan temiz kan yüksek basınçla bütün vücuda dağılır,
işte bizim tansiyon diye ölçtüğümüz damar içindeki bu kanın
basıncıdır. Büyük dolaşım sistemi ile dokuların gereksinimini karşılamak
için dağıtılan bu kan kullandıktan sonra tekrar temizlenmek üzere, küçük
dolaşım yardımı ile akciğerden geçirilir.
Kan basıncı ölçümünde iki sayı vardır. Yüksek olan sayı sistolik basınç ya da büyük tansiyon adı ile anılır. Bu
basınç kalbin içindeki kanın damarlara pompalandığı anda oluşur.
Bu pompalama nabız sayısı gibi dakikada 70-100 civarındadır.İki
pompalama arasında kalp adalesi içine kanı doldurmak için gevşer ve
bu sırada damardaki basınç düşer, buna diyastolik basınç ya
da küçük tansiyon denir.
Kan basıncını ölçmek için içine hava pompalanan bir lastik kolluk
dirseğin üst tarafından kola sarılır. Bu kolluk hava pompalanınca,
temiz kan damarlarını (arter) o kadar sıkıştırır ki içindeki kan
akımı durur, ayrıca bilekteki nabız kaybolur. Sonra lastik kolluk içindeki
hava yavaş yavaş bırakılır. Kolluk içindeki hava basıncı kalbin
kanı pompalarken oluşturduğu basınca inip eşitlenince, kanın çarpması
ile bu damarda bir ses meydana gelir.
Her kalp atımında oluşan bu ses sistolik kan basınç değerini verir.
Tansiyon ölçülen kolun bilek damarını kontrol edersek kulaklıkla
dinlenen bu sesin oluştuğu basınç seviyesinde, nabız atımının başladığını
hissederiz. Kolluk içindeki hava boşaltılmaya devam edilince, basınç
azalarak, kulaklıkla duyulan sesin bir noktada artık duyulmadığı görülür.
Burada basınç damardan kanın serbestçe akabildiği seviyededir. Buna
diyastolik basınç denir.
Diyastolik basınç bilek damarlarından bulunmaz. Tansiyon seviyeleri,
ortasında ibresi bulunan göstergelerle, civa sütununun yüksekliği ile
ya da elektronik aletlerin sayısal göstergeleri ile okunur. Okunan değerler
milimetre civa sütunu olarak açıklanmakla birlikte, 13-15 gibi sayılarla
da ifade edilir (Örneğin 170 mmHg yerine 17 denebilir).
Bunları
hiçbir zaman unutmamak gerekir:
-
Tansiyon
seviyeleri duvara çakılan bir çivi gibi sabit değildir.
Günün saatlerine ve kişilerin durumuna göre, devamlı olarak az-çok
değişiklikler gösterir. İş dönüşü en yüksek, gece sabaha karşı
en düşük seviyede bulunur.
-
Polikliniklerde
heyecan ve sıkıntı dolayısı ile ölçülen yüksek seviyeler, aynı
kişinin evinde ölçülse daha düşük bulunabilir. Bu yüzden birkaç
saat içinde görülen önemli derecedeki tansiyon farklarını hemen
ölçenin dikkatsizliğine ya da cihazın bozukluğuna bağlamak yanlıştır.
-
Normal
tansiyon seviyeleri yaş ilerledikçe artar. Yaşlı insanlarda kan
basıncı yükselme eğilimi gösterir. Buna karşılık kan basıncı
ne kadar yüksekse ömür o kadar kısadır. Sağlığı bozan kan basıncı
sınırı belirlenmiştir. Bu sınır normal tansiyonla yüksek
tansiyonu birbirinden ayırır. Sistolik
basınç 140, diyastolik basınç 90ın altında ise normal kan basıncından
bahsedilir.
-
Eğer
bir haftada üç defa ölçülen tansiyonun en az ikisi 160/95in üzerinde
bulunursa tansiyon yüksekliği (hipertansiyon) sistolik 130-139 arası ve
diyastolik de 85-89 arası bulunuyorsa buna sınır tansiyon
yüksekliği denir. Bu kişilerin tansiyonlarını kontrol
ettirmeleri gerekir. 5 milimetre cıva (mmHg) lık yükselmeler bile
hayatın akışına ve ömrün uzunluğuna etkisi olduğu için ihmal
edilmemelidir. teşhisi
konulabilir. Bu ölçümlerde sık sık
-
Tansiyon
yüksekliği ile sinirlilik birbirine paralel olmadığı gibi pek çok
sakin ve rahat görünüşlü insanda yüksek tansiyona rastlanabilir.
Tansiyon yüksekliğinin yaşlılara has bir hastalık olduğunu düşünmek
yanlıştır. 3-5 yaşındaki çocuklarda bile bazı nedenler tansiyon
yüksekliği yapar. Tansiyonun kendisi genellikle bir şikayet oluşturmadığı
için hastalık tanısı olamaz. Bununla birlikte, bir süre sonra çeşitli
organlarımızda meydana getirdiği bozukluklar ciddi hastalıklara
neden olur.
Dikiş dikerken birden bire sol gözüm bulandı ve görmez oldu.
Doktoruma gittiğim zaman çok yüksek tansiyona bağlı göz içi
kanaması olduğunu öğrendim. Halbuki o güne kadar kendimi çok sıhhatli
zannediyordum,
(Hasta N.L. 56yaşında, kadın).
Tansiyon yüksekliğinin hedef seçtiği belli başlı üç organ
vardır: Kalp, Beyin ve Böbrekler. Hastalarda er geç bu organların
damarlarında hasar meydana gelir.
Babam hipertansiyonu dolayısı ile 30 yıldır tedavi altında,
halen 81 yaşında, benim tansiyonum da şimdi kontrol altına alındığı
için, artık korkmuyorum,
(Hasta A.R. 55 yaşında, erkek).
Hastalar tedaviye devam ettikleri sürece sağlıklı yaşarlar. Yüksek
tansiyon damar sistemindeki direnci arttırarak kalbin pompalamasını
engeller. Kalp daha çok ve güç çalışır. Sonunda büyüme başlar
ve adelesi kalınlaşır. Tansiyon yüksekliği tedavi edilmez ise
neticede kalp kanı boşaltamaz ve kalp yetmezliği ortaya çıkar.
Vücutta bulunan tüm damarlarla birlikte kalp damarları, koronerler
de sertleşerek, daralır, tıkanır ve kalp krizleri meydana gelir.
Beyin damarlarındaki sertlik felçlere neden olurken, böbrek
yetmezliği üremi ile sonuçlanır.
Bunlar tansiyon yüksekliğinin en önemli sonuçlarıdır. Gelişmiş
ülkelerde hastalık ve ölümlerde birinci sırada bulunurlar.
Kan basıncının neden yükseldiği genellikle bilinmez. Bununla
birlikte tansiyonlu hastanın nasıl davranması gerektiği ve
tansiyon yüksekliğinin nasıl tedavi edileceği bilinmektedir.
Kan basıncı yüksekliği çok yaygındır. Almanyada 40 yaşın
üzerinde olanların % 20sinde hafif ya da ağır tansiyon yüksekliği
vardır.Amerikalıların en az yarısında hayatlarının bir döneminde
mutlaka tansiyon yüksekliği gelişir.
Bu kadar yaygın bir hastalık olduğu için sorunun aydınlatılmasına
yönelik geniş kapsamlı çalışmalar devam etmektedir. Vücudumuzda
kan basıncı ve dağılımını düzenleyen mekanizmalar çok karmaşık
ve içiçe girmiş durumdadır. Bu denge bir ya da birkaç yerinden
bozulduğu zaman tansiyon yükselir.
Yüksek kan basınçlı hastaların çoğunda bu bozukluğu açıklayabilecek
bir hastalık yoktur. Bu duruma esansiyel (primer)hipertansiyon
denir. Bazı ailelerin fertlerinde diğerlerine göre daha fazla
saptanabilir. Tansiyon oluşmasındaki diğer önemli etkenler ise basınç
yüksekliğini kolaylaştıran ya da devam ettiren dış faktörlerdir.
Bu
faktörlerin çoğunun bizim hayat tarzımızla ilgisi vardır.
Hareketsizlik, şişmanlık ve stres tansiyon yüksekliğinin oluşmasını
kolaylaştırır ve ayrıca damar sertliğini doğrudan arttırır.
Hergün farkına varmadan kalp-damar sistemini uyaran pek çok olay yaşarız.
Boşu boşuna sinirleniriz. İşlerimizde karşılaştığımız öfke
ve üzüntüleri düşünürsek, bunların çoğunluğunun dış
etkenlerle olduğunu hatırlarız. Bu durumlarda masaya bir yumruk
atmak ya da bağırıp-çağırmak daha sıhhatli bir tepki olabilir,
fakat herkes böyle tepki gösteremez.
Yine de normal işlerimizi yürütmemiz için dış uyaranlar ve iç
etkenler gereklidir.
Buna karşılık çoğunluğumuz, gerektiğinden ya da katlanabileceğimizden
fazla uyarı alırız, işte buna stres denir. Bunların içinde
en kötüsü insanı devamlı dürten, içini kemiren etkenlerdir. Bu
insanın dayanabileceğinden çok fazlasını götürür. Zaman baskısı,
huzursuzluk ve umutsuzluk sonuç olarak ortaya çıkar. Muhtemelen her
iki hastadan biri yukarıda tarif edilen psikolojik tablodadır.
Tansiyon yüksekliğini kolaylaştıran başka faktörler de vardır.
Tuz kullanımı bunların başında gelmektedir. Acı, ekşi, limon ve
baharatın tansiyona hiçbir etkisi yoktur. Bunları izleyen diğer
bir önemli etken şişmanlıktır. Şişman kişilerde kalp daha çok
çalışmak zorundadır.
Yukarıdaki
etkenlerin hepsi hem tansiyon yükselmesine neden olur, hem de kan basıncını
yükselten uyaranlara daha fazla cevap verilir.
Ekseri vakalarda yaşam şeklinin değiştirilmesi kan basıncının
normale dönmesi için yeterlidir.Özellikle tansiyonu hafif yüksek
vakalarda çok başarılı olunabilir.
İlaç ihtiyacının azaltılması ve hipertansiyonun istenmeyen sonuçlarından
korunmak için önlemlere dikkat etmelidir. Bu konuda düzenli bir
spor yapmak önerilir. Antrenman ile birkaç ayda pek çok tansiyonlu
hasta düzelebilir.
-
Koşu,
ip atlama, bisiklete binme, bahçe çalışmaları tavsiye
edilebilir. Haftanın en az üç günü 15 dakikadan az olmamak
kaydı ile yapılan egzersizler çok faydalıdır. Bu süre içinde
nabız sayısı 150 civarında kalacak şiddette egzersiz
uygulanmalıdır.
-
Yürüme
bir spor değildir. Ancak 70 yaşı aşan kimselere, hızlı olmak
koşulu ile önerilebilir.
-
Sigara
tansiyon yüksekliğinin doğrudan damar sertliği üzerine olan
etkisini hızlandırır. Mutlaka terk edilmelidir. Bugüne
kadar azaltarak sigarayı bırakana pek rastlanmadığı için,
uygun bir zamanda bir daha içmemek üzere terk etmelidir. Sigara
bıraktığı için hasta olan hiç kimse görülmemiştir.
-
İçkiyi
mümkün olduğu kadar az için.
-
Tuzlu
gıdalardan ve sofrada tuzluk kullanmaktan kaçının.
-
Baharatlı
ve ekşilerden hoşlanıyorsanız, çekinmeyin, birçok gıda da
tuz ihtiyacınızı giderir.
-
Kilonuz
fazla ise ayda 2-4 kilo zayıflayın.
Az
iş planlayın, yerine getirebileceğiniz günlük bir plan yapın. Bütün
istekleriniz aynı derecede önemli değildir
Eğer
kan basıncı tüm tedbirlere rağmen hala yüksekse, ilaç almak
gerekir
Önceden kesinlikle karar verilmesi gereken bir konu vardır: Tansiyon ilaçları genellikle ömür boyu kullanılır. Doktor
önermeden miktarı değiştirilmez, terk edilemez ve başka ilaca geçilmez.
Hiçbir tansiyonlu diğerine benzemeyeceği için Ayşe hanıma
çok iyi gelen Fatma hanımı daha da hasta edebilir. En
iyisi tansiyonla iyi geçinmeli ve ilaç ile arkadaş olmalıdır.
Hergün ilaç almak gerçekten zor bir iştir.Özellikle unutkanlık,
sonraları da bıkkınlık, düzenli ilaç alınmasını önlemektedir.
Bazı hastalar ise tansiyonlarının yükseldiğini
hissedebildiklerini zannederek yalnızca o zaman ilaç alırlar. Bu
son derece hatalı bir tutumdur.
Tedavide başarılı olmak için en önemli etken ilacın önerilen
dozda ve zamanında alınmasıdır. şayet ilaca bağlı yan etkiler
ortaya çıkarsa ya da ilaç sizi rahatsız ediyorsa, doktorunuza
bunları hemen bildirin. Tansiyon tedavisinde uygun ilacın uygun
miktarının bulunması için, birkaç defa ilaç değişikliği yapılabilir.
Bu da en az iki aylık bir zaman alır.
Tedavinin başarılı olduğunu nasıl anlayacaksınız ?
-
İlaca
başladıktan bir müddet sonra çabuk yorulmaya başladım. Daha
sonra verilen ilaç ise ağız kuruması ve garip rüyalar meydana
getirdi. Bir ay sonra doktorum başka bir ilaç önerdi. Şimdi
tansiyonum normal ve bir şikayetim yok, (Hasta N.R., 42 yaşında,
erkek).
-
Hızla
normale getirilen yüksek tansiyonlar bazen şikayete neden
olabilir. Bu yüzden tansiyonun yavaş normal seviyelere
indirilmesi daha doğrudur. Aradan birkaç gün geçmeden ilaç
miktarını arttırmak doğru değildir.
-
Tansiyon
ilacını aldığı sürece yüksek tansiyonlunun kendisini hasta
hissetmesi için bir neden yoktur. Eğer önerilen tedbirlere
uyup,verilen ilacı alıyorsanız ve tansiyonunuz normale geldi
ise, normal hayat akışınız devam edecek demektir.
-
Tansiyon
yüksekliği genellikle rahatsızlık vermediği için ilaçlarınızdan
şikayetleriniz olmasa bile, tedavinizin durumunu doktorunuza düzenli
aralıklarla danışın. Doktorunuz, evde kendi tansiyonunuzu nasıl
ölçeceğinizi öğretebilir. Yardımcı sağlık personeli size
ölçme konusunda yardımcı olabilir. Tüm ölçüm sonuçlarını
bu kitabın arkasındaki kısma yazın.Mümkünse aynı saatte ölçüm
yapın.
-
Kan
basıncının gün boyu oynamalar gösterdiğini unutmayın. Kan
basıncı tedavi sırasında da beklenmeyen oynamalar gösterir,
bunu izleyip doktorunuza bildirin. Ölçümlerinizi doktorunuzunki
ile karşılaştırın. Sizin evdeki ölçmeniz, daha sakin olacağı
için 5 mm daha düşük çıkacaktır.
Kendi
kan basıncınızı ve ilacınızı diğer hastalarla karşılaştırmayın.
Doktorunuz tansiyonunuzu ölçtükten sonra mutlaka aldığınız ilaç
ve miktarlarını gerçek olarak söyleyin. Mümkünse doktorunuza
kullanmakta olduğunuz tüm ilaç ve son tahlil raporları ile
birlikte başvurun.

Etiketler:
Bilimler
Tıp
Hipertansiyon
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |