GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Tıp arrow Duyu Organları Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Ara 07 2007
Duyu Organları Yazdır E-posta
(0 Oy)



GenBilim Editor   
Cumartesi, 08 Aralık 2007
Okunma: 3434 kez

Sinir sistemine sahip canlılarda sisteme bilgi girişi çeşitli özelleşmiş hücreler aracılığıyla yapılır. reseptör adı verilen bu hücreler, dış etmen ile sinir sisteminin karşılaşma noktası olup, bu hücreler dış etkii algılamak ve bunu sinir sisteminde iletilebilir form olan impulsa çevirmek zorundadır Gelişmiş canlılarda çevreden gelen uyarıları alabilecek özelleşmiş reseptörlerin yoğunlaştığı organlara duyu organları denir. Duyu organlarındaki reseptörlerle alınan uyarılar duyu nöronlarına aktarılır duyu nöronları da uyartıları merkezi sinir sistemine aktararak uygun tepkilerin oluşmasını sağlar. Oluşan tepki motor nöronları vasıtası ile tepki (efektör) organlarına iletilir ve tepki organlarının faaliyeti başlar.

Duyu reseptörleri uyarılma şekline göre dörde ayrılır;

    * Kemoreseptörler: Kimyasal uyarılara karşı duyarlıdırlar. Burun ve dildeki reseptörler kemoreseptörlerdir.

    * Fotoreseptörler: Işığa karşı duyarlıdırlar. Gözde bulunan reseptörler fotoreseptörlerdir.

    * Mekanoreseptörler: Dokunma, sıcaklık, titreşim, basınç gibi mekanik uyarılara karşı duyarlıdırlar. Deri ve kulaktaki reseptörler mekanoreseptörlerdir.

    * Termoreseptör: Soğuk ve sıcaklık duyusuna duyarlı reseptörlerdir. Deri ve iç organlarımızda bulunurlar.

Farklı reseptörlerde duyunun algılanması ve iletilmesi fizyolojik olarak aynı yöntemlerle gerçekleştirilir. Her reseptör, dışardan duyarlı olduğu uyarıyı algılar ve bu uyarıya bağlı olarak bağlı olduğu sinir hücrelerinde “sinir iletimi - impuls” oluştururlar.

Aynı tip uyaranlar farklı duyu organında farklı etkiler oluşturabilirler. Örneğin; ateşin alevi gözde ışık, kulakta ses, deride ısı duyusu oluşturur. Çünkü bu organların üzerinde sadece belirli etkilere duyarlı reseptörler vardır.

Duyu organlarını ve görevlerini şu başlıklar altında incelemek mümkündür:

¦ Dokunma organı (Organum tactus) : Isı, ağrı ve temas ile ilgili hisleri alır.
¦ Görme organı (Organum visus) : Görme ile ilgilidir.
¦ İşitme ve Denge organı (Organum vestibulocochleare) : İşitme ve denge ile ilgili duyuları
alır.
¦ Koku organı (Organum olfactus) : Koku alma işini yapar.
¦ Tat organı (Organum gustus) : Tat alma işini yapar.

GÖZ (Organum visus)

gözIşığı agılayabilecek şekilde özelleşmiş fotoreseptörlere sahip bir organdır. Koruyucu yapılar ile algılamada görevli yapılardan oluşur.

Gözün koruyucu yapıları; kaşlar, göz kapakları, kirpikler, gözyaşı bezleri, yağ bezleri göz yuvarlağını göz çukuruna bağlayan kaslardır.

Gözde görmeyi sağlayan yapılar ise reseptörler, mercek ve uyarıları beyne ileten sinirlerdir.

Göz yuvarlağı dıştan içe doğru sert tabaka (gözakı), damar tabaka ve ağ tabaka (retina) olmak üzere üç ana tabakadan yapılmıştır.

I. Sert Tabaka:

Göz yuvarlağını en dıştan sarar. Gözün beyaz kısmıdır (gözakı). Sıkı bağ dokudan yapılmıştır. Gözün iç kısmında bulunan daha hassas dokuları korur ve göz yuvarlağına dayanıklılık kazandırır.

Sert tabaka göz yuvarlağının ön tarafında ve ortasında incelerek saydam bir yapı kazanır. Işığı geçiren bu saydam tabakaya kornea denir. Kornea bir mercek gibi görev yapar. Göze gelen ışığı ilk defa burada kırılarak göz bebeğinden merceğe geçer.

II. Damar Tabaka:
göz anatomi
Sert tabakanın altında yer alır. Gözü besleyen kan damarları bakımından zengindir.Damar
tabakanın iç yüzeyinde melanin pigmenti taşıyan hücrelerin oluşturduğu tabaka bulunur. Bu tabaka fazla ışığı emerek görüntünün bozulmasını önler. Damar tabaka gözün ön kısmında kalınlaşarak merceği tutan askılarla, iris adı verilen renkli kısmı meydana getirir.

İris

Düz kaslarla donatılmış ve renkli madde (pigment) yönünden zengin hücrelerden oluşur. İris taşıdığı renk maddesine göre kahverengi, yeşil ve mavi renklerde olur. Göze renk verir. İrisin ortasında gözbebeği denilen ve göze ışığın girmesini sağlayan küçük bir delik vardır. Gözbebeği iristeki kaslarla büyütülüp küçültülebilir. Işık şiddetine göre diyafram gibi görev yaparak göze giren ışık miktarını ayarlar. Gözbebeği siyah görünür, çünkü gözbebeğinin karanlık olan arka kısmı ışığı geri yansıtmaz. İrisin arkasında göz merceği bulunur.

Göz merceği irisin arkasında yer alır. İki taraflı dış bükey (ince kenarlı) bir mercektir. Mercek cisimden gelen ışınları kırarak ağ tabaka üzerine düşmesini sağlar.

Göz merceği halka şeklindeki mercek bağları ile gözün kirpiksi cismine tutunur. Kirpiksi cismin yapısında bulunan düz kasların kasılıp gevşemesi sonucu merceğin kırıcılığı değişir. Odak uzaklığı ayarlanır. Uzak ve yakındaki cisimler net görülebilir.

Gözün önünde saydam tabaka ile iris arasında kalan boşluğa ön oda mercek ile iris arasında kalan boşluğa arka oda denir. Bu odalar özel bir sıvı ile doludur.

Mercek ile ağ tabaka arasında ise geniş bir boşluk bulunur. Bu odaya karanlık oda denir Burada saydam renksiz parlak bir sıvı doludur. Bu sıvıya camsı cisim denir. Camsı cisim; kan damarlarından yoksun olan kornea ve merceği besler. İç basınç oluşturarak göz yuvarlağının şeklinin sabit kalmasını sağlar.


III. Ağ Tabaka (Retina)

Gözün en iç tabakasıdır. Işığa duyarlı reseptörler (koni ve çomak) ve sinir hücrelerinin bulunduğu tabakadır. Reseptör hücreleri ile sinirler bu tabakaya ağ gibi yayıldığı için bu tabakaya ağ tabaka adı verilmiştir.
 

    Çomak reseptörleri

    Cismin şeklini algılar, alacakaranlıkta görmeyi sağlar.

    Koni reseptörleri

    Renge karşı duyarlıdır. Renkli ve ayrıntılı görmeyi sağlarlar.

 

Ağ tabakadaki duyu sinirlerinin aksonları göz yuvarlağının arka tarafında bir noktada birleşerek göz sinirini (optik sinir) meydana getirirler. Optik sinir göz yuvarlağından çıkarak beyne gider. Optik sinirin göz yuvarlağından çıktığı yani reseptörlerin bulunduğu retinayı deldiği bölgede reseptörler olmadığı ve görüntü meydana gelmediği için buraya “kör nokta” denir.

Göz merceğinin asal ekseninin retina ile kesiştiği bölgede görme reseptörleri yoğunlaşmıştır. Ölüm gerçekleştiğinde burası sarı bir noktaya dönüştüğü için buraya “sarı benek” adı verilir. Sarı beneğin yani görmenin yoğun olarak gerçekleştiği bölgenin orta kısmında koni reseptörleri çevresinde ise çomak reseptörleri yerleşmiştir.

Kırmızı bir bilye, gözünüz sabit kalmak koşulu ile, gözümüzün önünde soldan sağa doğru yavaş yavaş hareket ettirildiğinde önce şeklini algılarız. Algılanan şey gri renkli bir bilyedir. Daha sonra cismin orjinal rengi de algılanır. Çünkü kırmızı bilye gözün optik eksenine yaklaşırken görüntü önce sarı beneğin dışında bulunan çomaklar üzerine düşer ve cismin şekli algılanır. Bilye optik eksen hizasına getirilince görüntü sarı beneğin üzerine düştüğünden koniler görev yapar ve cismin rengi algılanır.

    Görme olayı aşağıdaki gibi gerçekleşir:

        * Işınlar korneadan kırılarak gözbebeğinden girer.

        * Gözbebeğinden geçen ışınlar göz merceğinde kırılarak camsı cismi geçtikten sonra retina üzerinde ters bir görüntü meydana getirir.

        * Bu şekilde retinaya gelen ışınlar çomak ve koni reseptörlerini uyararak görme sinirlerinde impulsları başlatır.

        * Oluşan impuls beyin kabuğundaki merkeze gelip düz olarak algılanır.

Göz Uyumu

Yakındaki veya uzaktaki bir cisme bakarken göz merceğinde incelme ve kalınlaşma şeklinde bir durum gözlenir. Yakındaki cismin görülebilmesi için merceğin ışığı daha fazla kırması gerekir. Bu durumda mercek kalınlaşır.

 

    Yakındaki bir cisme bakarken ;

        • Kirpiksi kaslar kasılır
        • Mercek bağları gevşer
        • Mercek kalınlaşır
        • Işık daha çok kırılır

    Uzaktaki bir cisme bakarken ;

        • Kirpiksi kaslar gevşer
        • Mercek bağları kasılır
        • Mercek incelir
        • Işık daha az kırılır

    Karanlıktaki bir cisme bakarken ;

        • iristeki kaslar kasılır
        • Gözbebeği genişler
        • Göze daha fazla ışık girmesi sağlanır

    Aydınlık bir cisme bakarken ;

        • İristeki kaslar gevşer
        • Gözbebeği daralır
        • Göze giren ışık miktarı azalır

İnsan gözlerinde ağ tabakada kör nokta olmasına rağmen belirli bir noktaya bakan normal bir insanın görme alanı içindeki her şeyi görmesi iki güzün birlikte kullanılması ile olasıdır.

Çomak hücreler görev yaparken A vitamini kullanırlar A vitamininin yeterince alınmaması durumunda çomak hücreler görev yapamaz. Sonuç itibariyle gece körlüğü denilen hastalık oluşur.

Gece hayvanlarının zayıf ışıkta daha iyi görebilmeleri kornealarının büyük olması, göz bebeklerinin büyük olması ve retinada çomak reseptörlerinin çok olması ile sağlanır. Atmaca gibi yırtıcı kuşlarda mercek kasları çizgili kaslardan yapılmıştır. Çizgili kasların çabuk kasılabilmesi bu hayvanlara, göz merceğini büyük bir hızla ayarlayabilme ve avının üzerine atlayabilme yeteneği kazandırmıştır

GÖZ KUSURLARI

Göz kusurlarından bazıları doğuştan, bazıları ise sonradan ortaya çıkar.

a) Miyop (yakın görme):miyop.jpg

    Yakını görür uzağı göremezler. Gözün önden arkaya olar çapı normalden uzun, ya da göz merceği normalden daha şişkindir. Görüntü retinanın önüne düşer. Kalın kenarlı merceklerle düzeltilir.

b) Hipermetrop (uzak görme):

    Uzağı gördükleri halde yakını göremezler
    Gözün önden arkaya olan çapının normalden kısa yada göz merceği daha incedir
    Görüntü retinanın arkasına düşer.
    İnce kenarlı mercekler kullanılarak düzeltilir.

 

c) Astigmat:

    Gözün kornea tabakasının veya mercek yüzeyinin düzensiz kavislenmesinden oluşur.
    Cisimden gelen ışık ışınlan farklı şekillerde kırılarak retinaya farklı noktalarda ulaşır.
    Cisim bulanık olarak görülür, siündirik merceklerle düzeltilir

d) Presbitlik:

    Yaşlılıkta göz merceğinin esnekliğini kaybetmesi sonucu oluşur.
    40 cm’ den yakını göremezler.
    Göz merceğinde ışık az kırıldığı için görüntü retinanın arkasına düşer.
    İnce kenarlı merceklerle düzeltilir.

e) Renk körlüğü:

    Renk görmeyi sağlayan uç tip koniden bir veya ikisinin genetik bozukluk sonucu görev yapamamasıdır.

d) Göz tansiyonu:

    Gözde ön ve arka odanın içinde bulunan sıvının salgılanması ve boşaltılması arasındaki denge bozulursa basınç artarak göz tansiyonu oluşur.

KULAK

Mekanoreseptörler bulunduran kulak, ses frekanslarını alarak duyu nöronlarına aktarır duyu nöronlarından alınan uyartıları uç beyindeki işitme merkezine iletir.
Kulağın yapısı 3 ana kısımda incelenir: Dış kulak, orta kulak ve iç kulak.

 
Kulak


1. Dış kulak

Kulak kepçesi, kulak yolu ve kulak zarından oluşur. Kulak kepçesi sesleri toplar. Kulak yolu, sesleri iletir ve kulak zarı ses dalgalarını titreşime dönüştürür.

2. Orta Kulak

Burada çekiç, örs ve üzengi kemikleri bulunur. Kulak zarından gelen titreşimleri, bu kemikler iç kulağa iletirler ve orta kulağa bağlı diğer bir yapı da östaki borusudur. Östaki borusu diğer ucuyla da yutağa bağlanır. Dış kulak ile iç kulak arasında basıncı dengeler.

3. İç Kulak

Orta kulaktan gelen titreşimler oval pencereden geçerek iç kulağa iletilir. İç kulakta iki önemli yapı bulunur.

Vestibular sistem

• İşitme organı:

İç kulakta işitmeyi sağlayan yapı salyangozdur. Salyangoz içi sıvı dolu üç kanaldan oluşmuştur. Üstteki kanal pencereye bağlı timpanik kanaldır. Vestibular ve timpanik kanalların ikisinde de ortada perilenf denilen bir sıvı bulunur. Ortada bulunur. İşitmeyi sağlayan ve mekanoreseptörler bulunduran korti organı bu kanalda bulunur. Kanallardaki sıvı vasıtasıyla gelen titreşimler korti organıyla duyu nöronlarına duyu nöronları da uyarıyı beyne iletir.

işitme kanalı titrek tüy hücreleri

- Kohlear kanal içinde titrek tüy hücreleri ve çalışma şekillleri -

ses frekanslarının salyangoz kanalına bağlı dağılımı

 - Ses frekanslarının kanala bağlı dağılımı -

• Denge ve yön organı:

Oval pencerenin iç kulağa bağlandığı yerde, tulumcuk ve kesecik ve bu yapılara bağlı yarım daire kanalları bulunur. Bu kanalların içi sıvı ile doludur ve sıvının içinde de otolit taşları bulunur. Tüm bu yapılar eş güdümlü çalışarak vücudun dengesini korumakla yükümlüdürler.

    Balık, kurbağa ve sürüngenlerde kulak yolu yoktur. Kulak zarları iyi gelişmiştir. Kuşlarda da kulak kepçesi bulunmaz.

BURUN

burun_jpg.jpgKoku alma organıdır.Arkadan yutağa bağlıdır. Burun boşluğunun içi epitel doku ile çevrilidir. Epitel dokuda koku reseptörleri ve mukus salgılayan goblet hücreleri vardır. Mukus burun boşluğunun ve kılların nemli kalmasını sağlar. Ayrıca koku alınması için koku taneciklerinin mukus sıvısında erimesi gerekir. Burun boşluğunun üst kısmında koku alma alanı olan sarı bölge bulunur. Bu bölgede bol miktarda koku reseptörleri vardır. Koku reseptörlerinin her biri bir sinir hücresidir.

Sinir hücrelerinin genişlemiş dentritlerine koku çomakları denir. Koku reseptörlerinin aksonları kalbur kemiğini geçerek koku soğancığına gider.Koku soğancığı bölgesinde koku reseptörleri ile sinir hücreleri sinaps yapar

Kokunun Algılanması:

Koku reseptörleri sadece mukusta eriyen ve kendisiyle temas eden maddelerle uyarılır. Koku maddesi burundaki mukusta eriyerek koku reseptörlerini uyarır. Koku reseptörleri sinirsel uyarıyı başlatır. Bu impulslar beyindeki koku merkezine iletilir Koku burada algılanır. Koku sinirleri talamusa uğramaz
DİL

Tat almaya duyarlı tomurcuklar, dilin üzerine yerleşmiş kemoreseptörler içerirler. Burunda olduğu gibi tadın alınabilmesi de, tat moleküllerinin tükrük sıvısında çözülebilmesine bağlıdır. Tat moleküllerinin, reseptörleri uyarmasıyla oluşan uyartılar duyu nöronlarına aktarılarak beynin ilgili merkezinde değerlendirilir.

image.jpg

Bazı insanlar bazı maddelerin tadını alamaz. Bu komplikasyon tat körlüğü olarak bilinir.
İnsanlarca değerlendirilen tatlar dört gurupta incelenir;

• Tatlı
• Ekşi
• Tuzlu
• Acı

    Alınan besinin tadı dildeki tat reseptörleriyle alınırken, besinin cinsi burun tarafından algılanır.
DERİ

Çok katlı epitel dokudan oluşan deride mekanoreseptör ve termoreseptörler bulunur. Deri; epidermis ve dermis olmak üzere iki tabakadan oluşur.

I. Epidermis (üst deri)

Derinin üst tabakasıdır. Çok katlı keratinleşmiş epitelden oluşmuştur. Keratinli hücreler deriyi vurma çarpma ve mikroorganizmalar gibi etkilere karşı korur. Bu tabaka korun tabakası adını alır. Kan damarları bulunmaz dermişteki damarlardan difüzyonla buraya ulaşan sıvıyla beslenir. İnsanda epidermisin en kalın olduğu yer avuç içi ve ayak tabanıdır.

Epidermisin üst kısmındaki cansız keratin içeren hücreler zamanla dökülür. Epidermisin alt kısmındaki canlı hücreler ise sürekli mitozla bölünerek dökülen hücrelerin yerini alır. Burası melanosit ve merkel hücrelerini içerir.

II. Dermis (Alt deri)

Düzensiz sıkı bağ dokusundan yapılmıştır. Bol miktarda kılcal ve lenf damarı içerir. Düz kas hücreleri, sinirler, duyu reseptörleri Ter ve yağ bezleri yer alır. Yağ bezleri ,yağ salgılar, derinin yumuşak kalmasını sağlar. bakteri ve mantarlara karşı koruyucu görevi yapar.

Duyu reseptörleri:

Deride, derinin bir duyu organı olmasını sağlayan dokunma, ağrı, ısı, basınç ve titreşim duyularını alan reseptörleri vardır.

• Merkel diskleri : Dokunma duyusunu algılar.
• Meissner cisimciği: Dokunma duyusunu algılar.
• Paccini cisimciği : Mekanik değişimleri (Basınç, gerilim) algılar.
• Krause cisimciği : Soğukluk (Vücut ısısından daha düşük ısıyı) duyusunu algılar.
• Ruffini cisimciği : Sıcaklık (Vücut ısısından daha yüksek ısıyı) duyusunu algılar.
• Serbest sinir uçları : Ağrı, dokunma, ba¬sınç ve ısı duyusunu alırlar

Derinin Başlıca Görevleri:

I. Mikropların vücuda girmesine engel olur

II. Karada yaşayanlarda su kaybını azaltır. Tatlı sular¬da yaşayanlarda ise vücuda suyun girmesini önler

III. Güneş ışığında bulunan mor ötesi ışınları¬nın zararlı etkisinden hücreleri korur. insanda melanin pigmenti deri rengini mey¬dana getirir. İnsanı güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korur. Genellikle kutuplardan ekvatora gidildikçe güneşin zararlı ışınlarını absorbe etmek için bir adaptasyon olarak bu canlılarda melanin pigmenti artar

IV. Isı düzenleyicisi olarak görev yapar, (sıcakta deride bulunan kılcal damarlar genişleyerek ısı kaybı sağlarken soğukta ise bu damarlar büzülerek ısı kaybı engellenir)

V. Solunuma yardımcı olur. Belli oranda gaz alış verişi yapılır (deri solunumu).

VI .Ter bezleri aracılığıyla yadımlama maddelerini dışarı atarak boşaltıma yardımcı olur) Terin bileşiminde su,tuz ve diğer maddeler bulunur Bileşimi sulandırılmış idrara benzer. Bu nedenle ter bezleri üçüncü böbrek olarak kabul edilir. Aynı zamanda terleme ile vücut sıcaklığının normal seviyede tutulması sağlanmış olur. Eğer deri ısı ayarlama görevini yapamazsa (yanık gibi) ölüm dahi ortaya çıkabilir

VII. Duyu organı olarak görev yapar.


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim