GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Felsefe arrow Ateizm meselesi Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Ara 07 2007
Ateizm meselesi Yazdır E-posta
(0 Oy)



Hilmi Yavuz   
Cuma, 07 Aralık 2007
Okunma: 724 kez

Oxford Üniversitesi'nin anlı şanlı profesörlerinden birinin, Richard Dawkins'in bir söyleşisini okudum. Söyleşiyi 'Hürriyet' gazetesinden Ezgi Başaran yapmış. Prof. Dawkins'in bu yakınlarda yayımlanan 'Tanrı Yanılgısı' adlı kitabı üzerine yapılan söyleşinin başlığı: 'Ateistler, Saklandığınız Yerlerden Çıkın!' Bununla, ateistleri birleştirmeye yönelik olarak başlattığı bir kampanyayı kastediyor. ( www.genbilim.com )



Kampanyanın adı, OUT imiş! 'Dünyanın her yerindeki, ama özellikle ABD'deki ateistlere 'Come OUT! Yani, saklandığınız yerlerden çıkın!' demek istiyormuş bu kampanyayla: Şöyle diyor, anlı şanlı Oxford hocası: 'Come OUT deyimi, yıllarca gizli eşcinsellerin cinsel tercihini açıkça söylemeye başlamasıyla ilgili kullanılmıştı. Ben de bu kampanya aracılığı ile ateistleri cesaretlendirmek istiyorum.'

Prof. Dawkins'in kitabını henüz okumadım. Dolayısıyla, burada, onun 'Hürriyet Eki'nde yayımlanan bu söyleşisini konu edineceğim.

Ezgi Başaran soruyor: 'Neye göre bir Tanrı yoktur, diyorsunuz? Olmadığını nereden biliyorsunuz?' Ateistimiz Prof. Dawkins'in cevabı şöyle: Var olduğunu kanıtlayamadığınız bir şey yoktur, değil mi? Tanrı'nın varlığıyla ilgili hiçbir kanıtımız yok...' Ama ateist hoca, bir başka soruyu cevaplarken de kitabında 'Tanrı'nın yokluğuyla ilgili çok ilginç argümanlar sun[duğunu]' söylüyor...

Bay Dawkins'e sormak gerekiyor: Mademki, Tanrı'nın yokluğu, O'nun varlığını kanıtlayamamaktan çıkarsanabiliyor, öyleyse niçin yokluğuna ilişkin 'çok ilginç' argümanlar sunma gereğini duydunuz? Öyle ya, 'varsa vardır, yoksa yoktur' diye basit bir mantıktan yola çıkarak, Tanrı'nın varlığını inkâr etmek mümkünken, niçin yokluğuna ilişkin yeni kanıtlar aramak zahmetine katlandınız?

Bay Dawkins, 'Tanrı'nın yokluğu ile ilgili çok ilginç argümanlar'ın neler olduğunu söylemiyor. (Elbette söylemeyecek, yoksa insanlar kitabını neden satın alsın ki?). İyi de, Tanrı'nın varlığına ilişkin argümanlar konusunda ne düşünüyor anlı şanlı ateistimiz? Mesela, Descartes'ın, Spinoza'nın, Leibniz'in ve daha başkalarının Tanrı'nın varlığına ilişkin argümanlarını tartışıyor mu kitabında? Hatırlayacaksınız: Nietzsche bile, 'Tanrı yoktur!' dememişti!

XX. yüzyıl ateizmine felsefi dayanakları sağlama işinde Jean-Paul Sartre'ın da, meseleyi ancak varsayımlarla götürmeye çalıştığını biliyoruz. Sartre Varoluşçuluğu'nun insana ilişkin temelkoyucu ilkesi olan 'varlık, öz'den önce gelir', bir varsayımdan başka bir şey değildir. Sartre, insanın öz'ü onun varlığından önce geliyor olsaydı, o zaman insanla, ne olacağı önceden tasarlanan herhangi bir eşya arasında fark kalmayacağını öne sürer. Dahası, Sartre'ın Tanrı'nın varlığını inkâr etmesi, Tanrı konsepti ile Fatalizmi (insan yazgısının önceden belirlenmiş olduğuna) zorunlu bir ilişki içinde görmesi bağlamında bir başka varsayıma dayanır. Kısaca Sartre, ateizmini temellendirmek için Hıristiyanlıkta Jansenizmi; İslamda ise Cebriliği model olarak seçer. Oysa Hıristiyanlığı tam bir kaderciliği savunan Pascal ve Bossuet'nin Jansenizmine indirgemek söz konusu olmadığı gibi, İslamı da, cüzi iradeyi inkâr eden Cebriliğe indirgemek söz konusu olamaz.

Tanrı'nın varlığı felsefi bir meseledir. En basit biçimde söylersek, felsefecilerin 'argument from Design' dedikleri, eğer kâinatta bir tasarım varsa, o zaman bunun da bir tasarımcısının olduğu görüşü, İslam mantıkçılarının 'İstidlal bi' Şahid alel Gayb' (Görünürden Görünmez olan'a çıkarım) argümanıyla örtüşür. Basit, ama çok sağlam ve tutarlı bir argüman!

Prof. Dawkins, anlaşılan, bu sıralarda bu türden kitapların satış açısından prim yaptığını görmüş olmalı. Yoksa aklı başında bir insan safsatayla neden uğraşsın?



Hilmi Yavuz  
 


Etiketler:  



1tasarım üzerine
 Fuat İrfanoğlu 2008-01-24 17:20:48
Merhaba, 
Biraz okumuştum Dawkins in yazdıklarını. Yokluğu aynen Bertrand Russell ın uçan çay demliği örneğinde belirttiği kanıtlanamıyacak birşeydir diyor. Russell da falanca gezegenin etrafında dönen bir çaydanlığın yokluğu ıspatlanamaz demişti. Aynı mantık. Fakat akıl tanrı inancının makul olup olmaması konusunda tartışabilirsiniz. Dawkins onu yapıyor, ve kanımca da baya iyi yapıyor bunu. 
 
Sizin dizayndan çıkarım argümanınız ise tarih boyunca sürekli bir şekilde yanılgılar ile sonuçlanmıştır. Örneğin bu argümana dayananlar bugün evrim teorisi gibi bilimsel temelleri gün geçtikçe güçlenen bir teoriyi inkar etmeye meyilli. Aynı şekilde kozmolojik yorumlarıda sürekli bir şekilde yanlış varsayımlar üzerine yükseliyor. Artık çok sağlamlığı kalmamıştır bu argümanın, tutarlı zaten hiç olmamıştı.

2hayalperest
 deniz acıkgoz 2008-02-13 11:52:22
Bazı filozoflar nüfuzlarını korumak amacıyla bilimin arkasına saklanırlar. Nietzsche ise, felsefenin bilim yapılmasına karşıdır. Ona göre, asıl felsefe problemi: hala filozoflar var mı? olabilir mi? sorusudur. Çünkü filozof bir birey olarak, bir yaratıcı olarak varolabilir. Nietzsche’ye göre, filozofların tarih duygusundan yoksun olmaları, bu ezeli hataları, onları öncesiz-sonrasız olguları ve mutlak hakikatleri aramaya yöneltmektedir. Felsefenin gerçek karakterini Nietzsche şöyle tanımlar: felsefe ancak kendine özgü bir tasarıma göre dünyayı yaratabilir. Felsefenin gerçek karakterinin anlaşılması sonucunda, öncesiz-sonrasız değerler veya hakikatlere olan inancın yıkılması da söz konusudur. Buna bağlı olarak kavramlar ve tin alanına ait olan herşey, oluş içinde görülmeye başlanır. Bu konuda Nietzsche şunları söyler: "sözde sorunlar üstüne düşünmedim, -harcamadım kendimi. (..) “Tanrı" “ruhun ölmezliği”, “kurtuluş”, “öte dünya”, daha çocukken bile ne dikkatimi, ne de vaktimi verdiğim kavramlar hepsi, -belki de bunlar için yeterince çocuksu olmadım hiç.”(2) 
 
Nietzsche’nin yaşama tarzı ile düşünme ve felsefe yapma tarzı birbirine bağlıdır. O, filozofun felsefesine göre, yani ona uygun biçimde yaşamasını savunur. Bu nedenle, ifade ettiği felsefe yapma tarzı açısından da “çağına aykırı” bir filozof konumundadır: “Baskı yapılan, zorlanan ve dıştan tek biçimliliği olan bir dünyada, felsefe, tek başına, yalnız dolaşanın bilgince bir monologu, tek tek kişilerin avda rasgele ele geçirdikleri av hayvanları, akademik yaşlılarla gençler arasında geçen kapalı kapılar ardındaki oda gizleri ya da zararsız gevezelikler olarak kalır. Kimse felsefe yasasını kendinde gerçekleştirmeye cesaret edemiyor, onu yaşamında uygulamayı göze alamıyor, kimse filozofça yaşamıyor, antik insanı, bir kez Stoa’ya bağlılık sözü verdikten sonra, nerede olursa olsun, neyle uğraşırsa uğraşsın, onu bir Stoa’lı olarak davranmaya zorlayan o yalın erkek bağlılığı ile yaşamıyor. Bütün modern felsefe yapmalar, politika ve polisçe işlerle sınırlı yönetimler, kiliseler, akademiler, insanların töreleri ve korkaklıkları aracılığıyla bilgince bir görünüşe bürünmüşlerdir: bu felsefe boyuna iç çekişle “olsaydı” fısıltısında ya da “bir zamanlar” bilgisinde kalır. (...) Gerçekten filozofça düşünülüyor, yazılıyor, yayımlanıyor, konuşuluyor, öğretiliyor –bu kadarıyla az çok her şeye izin verilmiştir, ancak eylemde, davranışlarda, adına yaşama denilen şeyde durum değişir: orada her zaman ancak tek bir şeye izin verilmiştir ve tüm başka şeyler de yalnızca olanaksızdır: tarih eğitimi, kültürü bunu böyle istiyor. İşte o zaman insan, “acaba bunlar da insan mıdırlar, yoksa belki de yalnızca düşünme, yazma ve konuşma makineleri midirler?” diye kendi kendine soruyor.”(3) 
 
Nietzsche, daha çok “aforizmalar” tarzında yazan bir filozoftur. Onun için sistemcilik ve “izmler” dar görüşlülük anlamına gelir. Ona göre, yarının filozofları denemelerin adamı olanlardır. Çünkü her felsefi düşünme yeni bir deneme demektir. Nietzsche’yle birlikte yeni bir felsefecinin ve felsefe yapma biçiminin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. 
 
Nietzsche’nin geçmiş felsefenin tarihçisi olarak tavrı ile filozof olarak yarattığı felsefedeki tavrı örtüşür. Her iki açıdan da göz önünde tuttuğu, “üstinsan” kavramıdır. Bu da onun insanı, felsefesinin arka planından öte, temelinde yer alan bir varlık olarak gördüğünü ifade eder. Kendini “ilk trajik filozof” olarak görmekle birlikte, felsefenin geçmişinde kendilerinden esinlediği kişileri/kişilikleri de anar: “Bir tek Herakleitos üzerinde kuşkum var; zaten onun yakınında kendimi her yerden daha sıcak, daha rahat duymuşumdur hep. Yok oluşun, yok edişin olumlanması ki, Dionysosça bir felsefenin can alıcı noktasıdır, -karşıtlıklara, savaşa ve “varlık” kavramını kökünden yadsıyarak –oluşa evet deyiş.”(4) 


Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
Nbrsin: Ne yapýyorsun?

GenBilim
GenBilim
İlgili Makaleler Türkiyenin iktisadi Meselesi
GenBilim