Ara
06
2007
|
Max Horkeimer |
|
|
|
Orhan Koçak
|
|
Perşembe, 06 Aralık 2007 |
Okunma: 362 kez
Horkheimer 1895’te varlıklı bir Yahudi ailenin içinde doğmuş, felsefe öğrenimi görmüş, Kant üzerine bir doktora tezi yazmıştır. Edebiyatla uğraşmış (yayımlanmamış iki roman), psikanalizle ilgilenmiş ve 1927’de kendisi de analizden geçmiştir. Felsefe ve insan bilimleri alanlarında Marx ve Engels’den sonra gelen sosyalist aydınlar arasında eşine sadece Lukács’ta rastlanan bir “tebahhür” sahibidir.
Ama Lukács’tan farklı olarak, aktif bir siyasal deneyi olmamıştır; böyle bir deneye en çok yaklaştığı dönem, 1918 Alman devrimci ayaklanmasından hemen sonra başlayan karşı-devrimci saldırı günleridir. Rosa Luxemburg’un başının taşla ezildiği bu dönemde, Horkheimer, üniversiteden arkadaşı olan Pollock’la birlikte, Alman devrimcilerini beyaz terörün elinden kurtarmak ve evlerde saklamak için çalışır. Bu yıllarda en çok etkilendiği Marksist önder de Rosa Luxemburg’dur.
Horkheimer”le birlikte Enstitü’de yeni bir kadro oluşur. Bunlar arasında en etkili olanlar, Heidegger’in eski asistanı, felsefeci Herbert Marcuse, psikanalist Erich Fromm, edebiyat sosyolojisi alanında çalışan Leo Löwenthal ve iktisatçı Pollock’tur. Adorno da kısa bir süre sonra Enstitü’ye girer. 1934’te Enstitü’nün ABD’ye ‘göç etmesinden sonra bu kadroya iki siyasal bilimci katılacaktır: Otto Kirchheimer ve Franz Neumann. Frankfurt Okulu ya da “Eleştirel Teori” olarak bilinen düşünceler toplamı, bu kadronun, en çok da Horkheimer, Adorno ve Marcuse’nin ürünüdür. 1936’da yardımcı üye olan Walter Benjamin de, Adorno üzerindeki etkisiyle, Frankfurt Okulu’nun “negatif diyalek tiğinin” oluşmasına katkıda bulunur.
Hepsi Yahudidir bu Orta Avrupalı aydınların. Hepsi de sosyalistlik lerini hoşgörüyle karşılayan liberal ailelerin çocuklarıdır; ailelerinin görece müreffeh hayatı, baba mesleği ticaretten uzak kalarak akademik- kültürel çalışmalara dalma imkânı vermiştir hepsine. Horkheımer Enstitü’ nün politikayla ilişkisini 1932 de Okul’un yeni yayın organı Zeıtschrıf: fur Sozıalforschung un (Toplumsal Araştırma Dergisi) ilk sayısına yazdığı önsözde şöyle açıklar. Dergide yayımlanan yazılar çoğu zaman hipotetik bir nitelik taşıyacaktır.
Çoğunun yanlış olduğu da görülebilecektir ilerde ama böyle bir beklenti çeşitli bılimlerin yöntemlerini bugünün toplumunun çelişkilerine uygulamaktan ve böylece toplumsal hayatın işleyişi ve değişmesi açısından önemli olan bir kavramsallaşmaya ulaşmaktan alıkoyamaz bizi. Horkheimer Enstitü’ nün çalışmalarını belirleyecek perspektifin toplumsal değişme olduğunu söylemektedir. Ama hemen ardından “toplumsal araştırmanın bilimsel ölçütlere uyma yükümlülüğüyle politikadan farklı olduğunu ekleyecektir. Bilim, Horkheimer e göre tarihsel olarak koşullanmıştır ve toplumsal sonuçlarından bağımsız olarak kendi başına bir amaç da değildir. Yine de teorik çalışmanın uymak zorunda olduğu işlemler ölçütler vardır. Hem düşüncenin bir toplumsal ürün olduğunu bilmek hem de doğruluğun görece olmadığını savunmak pratiğin değişen koşulları içinde aldın hakemliğine dayanmak— bu gorunuştekı çelişki gergin bir zemberek gibi Frankfurt Oku lu nun çalışmalarını eleştirel bır enerjiyle besleyecektir.
İlk sayida, Horkheimer in Tarih ve Psikoloji ve Bilim ve Bunalım Üzerine Notlar adli ıki yazısının yanında, Henryk Grossmann in Marx ta kapitalizmin çöküşü sorunu üzerine bir yazısı Lowenthal in edebiyat sosyolojisinin görevlerine değinen bir yazısı Adorno nun müzik sosyolojisi üzerine bir denemesi ve Fromm’un Marksizm-psikanaliz ilişkisi uzenne bır incelemesi yer alır.
1932’de, Naziler in ciddi bir tehdit haline gelişiyle Enstitü’nün Paris’te bir şubesi açılır Okulun mal varlığı da Hollandaya aktarılır. 1933 te Hitler, ‘devlete düşman eğilimler beslediği’ gerekçesiyle Enstitü’ yü kapatır üyelerin çoğu hakkında tutuklama kararı çıkar. Ama bu arada Horkheimer ve arkadaşları da Paris’e geçmişlerdir. Fransız yönetiminin Alman mültecilerine fazla yardım etmeyeceği anlaşılınca, 1935ten itibaren Frankfurtçular ABD’ye geçerler. Burada Columbia Üniversitesi’nde Robert Maciver gibi o dönemde radikal olan öğretim üyeleri, Toplumsal Araştırma Enstitüsü’nün yeniden kurulmasını sağlarlar. Dergi, 1941 ‘e kadar, Studies in Philosophy and Social Science (Felsefe ve Sosyal Bilim İncelemeleri) adıyla hem İngilizce hem de Almanca olarak yayımlanır. Bu tarihte ABD’nin savaşa girmesi ve radikal girişimlerin kısıtlanmasıyla birlikte Frankfurtçular da dağılırlar. Fromm zaten 1930’ların sonunda gruptan kopmuştur. 1940’larda da Neumann ve Kirchheimer uzaklaşır. Marcuse, Dışişleri Bakanlığı’nın Almanya istihbarat dairesinde çalışmaya başlar (bu, ilerde, bir “CIA ajanı” olarak suçlanmasına yol açacaktır).
Yine de oldukça verimli bir dönemdir bu. Horkheimer Akıl Tutulması’nı ve Adorno ile birlikte Aydınlanmanın Diyalektiği ‘ni bu yıllar da yazmıştır. Bu son kitap, birçoklarına göre Frankfurt Okulu’nun başyapıtı, yine birçoklarına göre Okul’un anti-Marksizm’inin en açık delili, bazılarına göre de iki yazarın Schopenhauer tarzı neo-romantik bir kötümserliğe sapışlarının başlangıcıdır.
1950’lerin başında Horkheimer, Pollock ve Adorno, Batı Alman hükümetinin çağrısı üzerine Frankfurt’a dönerler. Marcuse, Neumann, Löwenthal ve Kirchheimer ABD’de kalmışlardır. 1953’te Enstitü yeniden kurulur. Horkheimer müdürlüğün yanı sıra iki yıl için üniversitenin rektörlüğünü de üstlenir. 1955’te Adorno da profesörlüğe yükseltilerek Enstitü yöneticiliğine getirilir. Horkheimer ve Pollock 1958’de emekli olurlar. 1960’ların ortalarında başlayan öğrenci radikalizmi, Frankfurt Okulu’nun uzun bir süredir unutulmuş yapıtlarını yeniden gün ışığına çıkarır. Enstitü’ye öğrenci hareketinden gelen gençler katılır. Ancak, ABD’de Löwenthal eski militan çizgisini sürdürür ve Marcuse, Yeni Sol’un en önemli temsilcilerinden biri haline gelirken, Horkheimer ile Adorno öğrenci radikalizmine çok mesafeli bir tutum alırlar. Horkheimer, İran Şahının Almanya’yı ziyareti sırasında çıkan kanlı çatışmada öğrencilere açıkça cephe alır. Öğrenciler de Frankfurt Üniversitesi’nde düzenledikleri bir gösteriyle Frankfurtçular’ı yuhalarlar.
1968 Nisanı’nda, eski yazılarının toplandığı Eleştirel Teori başlıklı derlemeye yazdığı önsözde, öğrenci hareketi hakkındaki görüşlerini dile getirirken değişen siyasal tavrını da ortaya koyar Horkheimer: ‘Marx ve Engels’in öğretisi, toplumun dinamiğini anlamak için hâlâ vazgeçilmez olmakla birlikte, ulusların iç gelişmelerini ve dış ilişkilerini açıklayamamaktadır… Yaşadığımız çağ, bireyin göreli özerkliğinin son kırıntılarını da yok etme eğilimindedir. Liberalizmde vatandaş, belli sınırlar içinde, kendi gizil gücünü geliştirebiliyordu; kendi yazgısını, belli sınırlar içinde, kendisi belirleyebiliyordu. Özgürlük ve adalet taleplerinin anlamı da bu imkâna herkesin sahip olması isteğiydi. Ne var ki, toplum değiştikçe, özgürlük ve adaletten birinin artışı, genellikle ötekinin azalışı anlamına gelmiştir... Teknolojinin kusursuzlaşması, alışveriş ve iletişimin genelleşmesi, nüfus artışı — bütün bunlar toplumu daha sıkı örgütlenmeye itmektedir. Muhalefet de, ne kadar çabalarsa çabalasın, karşı koymayı umduğu gelişmenin bir parçası haline gelmektedir. Yine de, bildiğini dile getirmek ve belki böylece yeni bir terörden kaçınabilmek, bugün hülü gerçekten yaşayan bir insanın hakkıdır. Günümüzün gençliğini harekete geçiren dürtülerin bir kısmını ben de paylaşıyorum: daha iyi bir hayat ve adil bir toplum isteklerini, bugünkü düzene ayak uydurmak istemeyişlerini... Ayrılığınız, gençlerin uyguladığı şiddetle ilgilidir, aslında güçsüz olan düşmanlarının işine yarayan, onları güçlendiren şiddetle. Bütün kusurlarına karşın, sarsak bir demokrasi bile, bugün bir devrimin kaçınılmaz sonu cu olacak bir diktatörlükten iyidir — bunu açıkça söylemek, doğruluk adına zorunlu görünüyor bana... Bireyin sınırlı, anlık özgürlüğünü git tikçe artan tehditlere karşı savunmak, korumak ve mümkün olduğu yerlerde de genişletmek, bugün bu özgürlüğe soyut eleştiriler yöneltmekten ya da umutsuz eylemlerle onu tehlikeye atmaktan çok daha acil bir görevdir. Bu koşullarda, sözüm ona özgür dünyayı kendi kavramıyla (özgürlük kavramıyla - ç.n.) yargılamak, ona karşı eleştirel bir tutum almak, ama yine de onu Stalinist ya da Hitlerci Faşizme karşı savunmak her düşünen insanın hakkı ve görevidir. Barındırdığı tehlike li gizilgüce karşın, hem içte hem dıştaki adaletsizliğine karşın, özgür dünya şu anda h uzay ve zaman içinde bir adadır; bu adanın şiddet egemenliği okyanusunda yok edilmesi, eleştirel teorinin de bir parçası olduğu kültürün yok edilmesi anlamına gelir.’
Özgür dünya... Alman Spartakistleri’ne yardımla ve “emperyalist dünyanın anlamsız zulmüne” karşı isyanla başlayan siyasal/düşünsel kariyerini böyle noktalar Horkheimer. Ertesi yıl, 1969’da, Adorno ölür. 1973’te de Horkheimer’in kendisi ölür.
Akıl Tutulması-Orhan Koçak

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Max Horkeimer
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|