GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Fotoğraf arrow Depresyon Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Ara 02 2007
Depresyon Yazdır E-posta
(0 Oy)



Prof. Dr. Kerem Doksat   
Pazartesi, 03 Aralık 2007
Okunma: 663 kez

Depresyon “ruhsal çöküntü” demektir ve konuyu iki ayrı kavram hâlinde incelemek mümkündür: Birincisi, hepimizin zaman zaman yaşadığımız gelip geçici bedbinlik, bezginlik, isteksizlik ve hüzünlülük, kendine güvensizlik hisleri. Bunlar çoğunlukla kendiliğinden geçen, kafayı başka bir şeye verip aldırış etmeyince düzelen ruh hâlleridir. İkinci durum ise gerçek bir tıbbî hastalıktır ve belirtileri arasında şunlar sayılabilir: ( www.genbilim.com )

Hayattan zevk almama veya eskiden haz veren şeylerin artık pek bir şey ifâde etmemesi, kendini çökkün hissetme,konsantrasyon güçlüğü, güçsüzlük, bitkinlik, iştahsızlık (bâzen de aşırı iştahlılık), zayıflama (bâzen de şişmanlama), uykusuzluk (bâzen de aşırı uyuma), sabahları sıkıntılı ve aşırı keyifsiz kalkma, kendine güven kaybı, kıymetsizlik ve işe yaramama düşünceleri, kolay ağlama, cinsel arzu azalması,
kolay sinirlenme, ölüm düşünceleri, intihar niyetleri hattâ plânları veya teşebbüs1eri... Ağır vak’alarda tabloya melânkolik özellikler de ilâve olur: Şiddetli bir isteksizlik ve keyifsizlik, sabaha karşı muazzam bir sıkıntı ve bunalmayla uyanma, terleme, el ayak titremesi ve çarpıntı gibi endişe belirtilerinin yoğun olması...

 Bunlar iki hafta veya daha uzun süredir mevcutsa ve kişinin işine, gücüne, toplumsal ve ailevî hayatına anlamlı derecede olumsuz tesir ediyorsa, artık buna Majör Depresif Bozukluk denir ve tedavi görmesi gereken bir hastalıktır. Evet! Depresyon gerçekten de verem kadar, ülser kadar, bronşit kadar organik bir hastalıktır ve tıbbî tedavi gerektirir. Burada hasta olan organ beyin ve onun yönetimindeki bütün organizmadır. Bir felçten veya beyin iltihabından farkı, beyindeki ârızanın çok daha moleküler ve işlevsel düzeyde olmasından ibârettir. Ayrıca, bu “iki hafta” şartı da tamamen akademik bir husustur; teşhise varmak için ve âcilen tedavi gerektiren durumlarda bu süre şartı aranmaz. Hattâ, son senelerde yapılan araştırmaların da işaret ettiği gibi, tekrarlayan kısa depresyonlar Majör Depresif Bozukluk’tan daha yüksek oranda intihara yol açmaktadır.

Depresyonda beyin hücreleri arasında bilgi alış verişini sağlayan ve bunların hücre içi etkilerini taşıyan maddelerde bir aksama, hatalı çalışma mevcuttur. Son senelerde bu bozukluğun ne olduğu daha da iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Depresyon insanın bağışıklık sistemini bozar, T lenfositleri denen savaşçı hücreleri zayıflatır, kanda kortizol hormonu düzeyini yükselterek bağışıklık zayıflamasına yol acar. Dolayısıyla, her türlü bulaşıcı hastalığa ve hattâ kanser gibi habis hastalıklara yakalanma riski de artar.

Depresyonun organizmada yarattığı bu zorlanma yâni stres sonucunda kan yağları artar, yıpranma ve çökme belirtileri ortaya çıkar, migrenden ülsere, astımdan hipertansiyona, alerjiden kolite kadar pek çok psikosomatik hastalık da ya ortaya çıkar ya da azar.

Ayrıca, tedavi edilmeyen depresyon vak’alarında alkol bağımlılığı, işgücü kaybı, muhtelif toplumsal ve ailevî sorunlar, cinsel problemler ortaya çıkar.

Depresyonu olup da farkında olmayanlar var mıdır?

Evet! çok eleştirici üstbenlikleri (süperegoları) olan, zayıflığa tahammül edemeyecek kadar katı, her şeyi mantık ve akılla çizmeye gayret eden, duygularını sürekli bastıran, eğer iş adamı ise işko1ik kişi1erde maskeli depresyona sık rastlanır. Bunlar, durumları çok vahimleşmedikçe, ağlayıp perişan olmazlar; sabah zor kalkmayı yorgunluğa veya uykusuzluğa yorup vitaminler içerler. Çarpıntıları, çeşitli ağrıları, bitkinlikleri ye konsantrasyon güçlüğü sorunları için “alternatif tedaviler”e yönlenir ve maalesef epey sömürülürler. Asabî, gergin ve huzursuz olmalarından etraflarını sorumlu tutup onlara daha çok yüklenir, tam bir kısır döngü içine girerler. Bunların önemli bir kısmı tamamen depresyondan ibâret problemlerini bedensel belirtilermiş gibi yaşayıp fizik tedavi, dâhiliye, nöroloji, beyin omurilik ve sinir sistemi cerrahisi, ortopedi ve benzeri dallardan uzmanlara taşınıp dururlar. Yapılan tetkiklerde ısrarla bir şey çıkmadıkça veya, daha fenâsı, ehemmiyetsiz birtakım şeyler bulunup da her şey ona bağlanınca, gereksiz bir sürü kalp, akciğer, mide, bağırsak ilâçları, ağrı kesiciler, hattâ steroidler verilip bir de bunların yan etkilerinden muzdarip olurlar. Zamanla tam bir hastalık hastası hâline gelirler.

Depresyonun Teşhis ve Tedavisinde Şunlar Yapılır?

Teşhisi ancak deneyimli bir psikiyatr koyabilir, psikologların bu aşamada bir rolleri yoktur. Bir an evvel enerjik bir şekilde tedaviye başlanmalıdır. Tedavinin “olmazsa olmaz” şartı antidepresan ilâçlar ve psikoterapi kombinasyonudur; gerçek bir Majör Depresyon’da sâdece psikoterapinin etkisi hemen hiç yoktur. Biz, tedavide, hem sebep sonuç zinciri üzerinde sonucu en kısa yoldan düzelten ilâçlar vererek depresyonu düzeltiyor, hem de duygularını ifâde etmeyi, ruhsal çatışma ve çökkünlüklerini bedensel belirtiler olarak değil, olduğu gibi yaşamayı öğretiyoruz bu insanlara. Bunun için de muhtelif psikoterapileri, gevşeme ve rahatlama yöntemlerini, uygun vak’alarda hipnoz ve benzeri alternatifleri gerektiği şekilde kullanıyoruz.

Bu gibi gizli, “maskeli” depresyonlara her geçen gün daha sık rastlamaktayız. Modern dünyanın acımasız yarışmacı akışı, zayıflığa veya hataya izin vermeyen acımasız iş dünyası bu tip depresyonlara zemin hazırlıyor. Kezâ, bağımlı, çekingen ve içe dönük yapısı olan kişilerde de maskeli depresyonlara sık rastlanıyor.

Her medenî insanin bir psikiyatrının olması esprisini bizlerin de yavaş yavaş yakalaması gerekiyor. Amerikalıların kullandığı hoş bir espri vardır: “Everybody should have a shrink and a lawyer”, yâni “herkesin bir kafa doktoru ve bir de avukatının bulunması gerekir”. Beden sağlığının temelinde ruh sağlığının yattığını artık herkesin fark etmesi gerekiyor...

Prof. Dr. Kerem Doksat


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
GenBilim
GenBilim