Okunma: 887 kez
Zamanin ne oldugunun tanimlanmasi bir zorluk çikarirken, onun ölçülmesi zorluk çikarmaz. Bilimciler zamanin ne oldugunu açiklamaz, kendilerini zamanin ölçülmesi ile sinirlarlar. Bu iki kavramin birbirine karistirilmasindan sonu gelmez bir kafa karisikligi ortaya çikar. Bu yüzden, Feynman söyle diyor:
Belki de, zamanin (sözlük anlaminda) tanimlayamayacagimiz seylerden
biri olmasi gerçegiyle yüzlesip, yalnizca, onun ne oldugunu zaten
bildigimiz bir sey oldugunu söylememiz en iyisidir: Zaman, ne kadar
bekledigimizdir! Her halükârda sorun zamani nasil tanimlayacagimiz
degil, onu nasil ölçecegimizdir.
Zamanin ölçülmesi zorunlu olarak bir referans sistemini ve zamanla
degisim gösteren herhangi bir olguyu gerektirir; örnegin dünyanin
dönüsü ya da bir sarkacin salinimi. Dünyanin kendi ekseni etrafinda
günlük dönüsü bir zaman ölçegi sunar. Radyoaktif elementlerin bozunumu
uzun zaman araliklarini ölçmek için kullanilabilir. Zamanin ölçülmesi
öznel bir unsur içerir. Misirlilar gün ve geceyi on ikiye bölmüslerdi.
Sümerler 60’lik bir sayi sistemine sahiplerdi ve bu nedenle de saati 60
dakikaya ve dakikayi da 60 saniyeye böldüler. Metre, dünyanin
kutuplarindan ekvatora kadar olan uzakliginin 10 milyonda biri olarak
tanimlanmisti (her ne kadar bu tam olarak dogru olmasa da). Santimetre
metrenin 100’de biridir, vesaire. Bu yüzyilin basinda, atomalti
dünyanin arastirilmasi iki dogal ölçüm biriminin kesfedilmesine yol
açti: Isigin hizi c, ve Planck sabiti h. Bunlar dogrudan ne uzunluk, ne
kütle ne de zamandir, her üçünün birligidir.
Bir metrenin,
Fransa’daki bir laboratuvarda saklanan bir çubugun üstüne çizilen iki
çentik arasindaki uzaklik olarak tanimlanmasinda uluslararasi bir
anlasma söz konusudur. Daha geçenlerde, bu tanimin hem kullanisli
olabilecek kadar kesin olmadigi hem de olmasi gerektigi kadar sürekli
ya da evrensel olmadigi anlasildi. Bu günlerde yeni bir tanimin
benimsenmesi düsünülmektedir; seçilmis bir tayf çizgisinin üzerinde
hemfikir olunmus (keyfi) dalga boylari sayisi. Diger taraftan, zamanin
ölçülmesi, ele alinan cisimlerin ömrüne ve ölçegine göre degisir.
Açiktir
ki, zaman kavrami referans sistemine göre degisecektir. Dünyadaki bir
yil, Jüpiter’deki bir yilla ayni degildir. Zaman ve uzay düsüncesi de,
insanoglu ile tüm ömrü birkaç günden ibaret olan bir sivrisinek için ya
da ömrü trilyonlarca saniye olan bir atomalti parçacik için (süphesiz
böylesi varliklarin herhangi bir sey hakkinda bir fikre sahip
olabileceklerini kabul edersek) ayni degildir. Burada isaret ettigimiz
sey, zamanin farkli baglamlarda anlasilma tarzidir. Eger belli bir
referans sistemini veri kabul edersek, zamanin görülme tarzi farkli
olacaktir. Bu durum pratikte bile belli ölçülerde görülebilir. Örnegin
zamani ölçmenin normal yöntemleri, atomalti parçaciklarin ömürlerinin
ölçülmesinde kullanilamaz, ya da “jeolojik zamanlari” ölçmek için
farkli ölçütler kullanilmalidir.
Bu bakis açisindan, zamanin
göreli olugu söylenebilir. Ölçme zorunlu olarak iliskililigi içerir.
Insan düsüncesi özünde göreli olan birçok kavram barindirir, örnegin
“büyük” ya da “küçük” gibi göreli büyüklükler. Insan bir fille
karsilastirildiginda küçüktür, ama bir karincaya göre büyüktür.
Büyüklük ve küçüklük, kendilerinde, hiçbir anlam tasimazlar. Saniyenin
milyonda biri, siradan kosullarda, çok kisa bir zaman uzunlugu olarak
görülür ama atomalti düzeyde son derece uzun bir zamandir. Diger uçta,
milyon yil, kozmolojik düzeyde son derece kisa bir zamandir.
Uzay,
zaman ve hareket düsüncelerinin hepsi maddi âlemdeki degisimleri ve
iliskileri gözlemlememize dayanir. Ne var ki, zamanin ölçülmesi, farkli
tipte meseleleri ele aldigimizda son derece degisir. Uzay ve zamanin
ölçülmesi kaçinilmaz olarak, evrendeki olaylarin
iliskilendirilebilecegi belli bir referans sistemine –dünya, günes ya
da herhangi bir baska durgun noktaya– göredir. Maddenin her türden
farkli degisime maruz kaldigi bugün artik açiktir: farkli hizlari
içeren konum degisimi, farkli enerji düzeylerini içeren hal degisimi,
dogum, bozunma ve ölüm, örgütlenme ve dagilma, ve diger birçok
dönüsümler, her biri zaman araciligiyla ifade edilebilir ve ölçülebilir.
Einstein’da,
uzay ve zaman yalitik olgular olarak ele alinmaz ve gerçekten de
bunlari “kendinde sey” olarak ele almak mümkün degildir. Einstein’in
gelistirdigi görüse göre, zaman, sistemin hareketine baglidir ve zaman
araliklari öyle degisir ki, verili sistemdeki isik hizi harekete göre
degismez. Uzamsal ölçekler de degisime tabidir. Eski klasik Newtoncu
teoriler, günlük amaçlarimiz açisindan ve hatta evrenin genel
isleyisine iliskin iyi bir yaklasim olarak halen geçerliliklerini
korurlar. Newton mekanigi halen yalnizca astronomiye degil, mühendislik
gibi pratik bilimler de dahil olmak üzere bilimin çok çesitli dallarina
uygulanabilir. Düsük hizlarda, özel göreliligin etkisi ihmâl
edilebilir.
Meselâ saatte 250 mil hizla hareket eden bir uçagin
davranislari incelenirken yapilan hata, yüzde birin on milyarda biri
kadardir. Ne var ki, belli sinirlarin ötesinde Newton mekanigi çöker.
Örnegin, parçacik hizlandiricilarinda karsimiza çikan hizlarda,
Einstein’in kütlenin sabit olmadigi ve hiza bagli olarak arttigi
seklindeki öngörülerini dikkate almamiz gerekir.
Normal gündelik
zaman ölçümü anlayisiyla, bazi atomalti parçaciklarin son derece kisa
ömürleri yeterince ifade edilemezler. Meselâ, bir pi-mezon
parçalanmadan önce saniyenin yalnizca 1016 da biri kadarlik bir ömre
sahiptir. Benzer sekilde, nükleer bir titresimin periyodu, ya da tuhaf
bir rezonans parçaciginin ömrü 10–24 saniyedir, yani yaklasik olarak
isigin bir hidrojen atomunun çekirdegini geçme süresi kadar. Burada
baska bir ölçme ölçegi zorunludur. Çok kisa zamanlar, diyelim ki 10–12
saniye, bir elektron osiloskobuyla ölçülür. Daha da kisa zaman
araliklari lazer teknikleriyle ölçülebilirler. Ölçegin diger ucundaki
çok uzun zaman araliklari ise radyoaktif “saat” ile ölçülebilir.
Bir
bakima, evrendeki her atom bir saattir, çünkü isigi (yani
elektromanyetik isinlari) yutar ve kesin olarak belli frekanslarla
tekrar disari yayar. 1967’den beri, zamanin kabul edilmis uluslararasi
resmi standardi atomik (sezyum) saate dayandirilmistir. Bir saniye,
Sezyum-133 atomlarinin özel bir atomik yeniden düzenlenisleri sirasinda
yaydiklari mikrodalga radyasyonun 9.162.631.770 titresimi olarak
tanimlanir. Bu son derece kesin saat bile mutlak kusursuzlukta
degildir. Yaklasik olarak 80 farkli ülkedeki atomik saatlerden farkli
ölçümler alinir ve en kararli saatlerin lehine zamani
“agirliklandirarak” bir sonuca varilir. Bu yöntemlerle, bir günde
saniyenin milyonda birine varan bir kesinlikle zaman ölçümüne ulasmak
mümkündür.
Günlük amaçlarimiz bakimindan, dünyanin dönüsüne ve
günes ve yildizlarin görünen hareketine dayandirilan “normal” zaman
tutma yeterlidir. Ancak modern ileri teknoloji alanindaki tüm bir dizi
islem açisindan, meselâ gemilerdeki ve hava tasitlarindaki belli radyo
sefer yardimlari açisindan, bu yöntem yetersiz hale gelmekte ve ciddi
hatalara yol açmaktadir. Bu düzeylerde görelilik etkileri kendini
hissettirir. Deneyler göstermistir ki, atomik saatler deniz
seviyesinde, yerçekiminin daha zayif oldugu yüksek irtifalardakinden
daha yavas çalismaktadirlar. 30.000 feet yükseklikte uçan atomik
saatler saatte bir saniyenin üç milyonda biri kadarlik bir süre ileri
giderler. Bu da Einstein’in öngörüsünü yüzde birlik bir hatayla
dogrular.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Zamanin Ölçülmesi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |