Okunma: 291 kez
Orta Çaglar' da insanlarin basitçe çok sayida gözlem yaptigi ve bu gözlemlerin de yasalari akla getirdigi düsünülüyordu. Fakat gerçek bu degildir. O, gözlemden daha çok imajinasyon(hayal gücü) gerektirmektedir. Bu nedenle, öncelikle konusmamiz gereken sey, yeni düsüncelerin nereden geldigidir. Gerçekte fikirlerin geldigi sürece, nereden gelmis olduklarinin önemi yoktur.
Bizim bir fikrin dogru olup olmadigini kontrol etmemizin, onun nereden
geldigiyle hiçbir ilgisi olmayan bir yolu vardir. Biz basit biçimde onu
gözlemle test ediyoruz. Bu nedenle bilimde bir fikrin nereden
geldigiyle ilgilenmiyoruz.
Iyi bir düsüncenin hangisi olduguna karar veren bir otorite
yoktur. Bir düsüncenin hangisi dogru olup olmadigini bulmak için bir
otoriteye gitmeye ihtiyacimiz kalmadi. Biz bir otoriteyi okuyabilir ve
bir önerisini ele alabiliriz; sonra da onu deneyebilir ve dogru olup
olmadigini bulabiliriz. Eger dogru degilse, "otoriteler"
"otoritelerinden" kaybederler.
Bilim adamlari arasindaki
iliskiler baslangiçta, çogu insanlarin arasinda oldugu gibi
ihtilafliydi. Örnegin, fizigin erken günlerinde bu böyleydi. fakat
günümüz fizikçileri arasindaki iliskiler son derece iyidir. Bir
bilimsel argümani tartisan taraflar arasinda gülünecek birçok sey
olabilir ve her iki tarafta henüz belirsizlikler bulunabilir. Taraflar
yeni deneyler düsünebilir ve sonuç hakkinda bahse tutusma önerileri
getirebilirler. Fizikte o kadar çok sayida birikmis gözlem vardir ki,
daha önce yapilmis gözlemlerle uyum içinde ama daha önce düsünülmüs tüm
fikirlerden farkli olan yeni bir sey ortaya atmak neredeyse imkansiz
hale gelmistir.
Bu nedenle eger birinden veya bir yerden yeni bir
sey isitirseniz onu hos karsilarsiniz ve diger kisinin niçin böyle
konustugu hakkinda tartismazsiniz.
Birçok bilim dali bu ölçüde
gelisme göstermedi ve bu dallardaki durum fizigin erken günlerindeki
gibidir. Yani çok sayida gözlem olmadigi için birçok tartisma
yapilmaktadir. Bundan söz etmemin nedeni insan iliskilerinin ilginç
özelligidir; eger gerçegi belirlemenin bagimsiz bir yolu bulunursa
ihtilaflar sona erebilir.
Çogu insan, bilimde bir düsüncenin
sahibinin arka planina ya da onun bu fikirleri açiklamasina yol açan
güdülere ilgi gösterilmemesini sasirtici bulmaktadir. Dinlersiniz, eger
denemeye deger bir sey, denenebilir bir sey gibi geliyorsa size, o
farkli demektir. Ve eger daha önce gözlenmis bir seyle açik olarak
çelismiyorsa, heyecan vericidir ve harcanan zahmetlere deger. Onun ne
kadar süreyle bu konuyu incelediginin ya da niçin sizin kendisini
dinlemenizi istediginin önemi yoktur. Bu anlamda fikrin geldigi yer de
herhangi bir farklilik yaratmaz. gerçek kaynak bilinmeden kalir; biz
bunu, insan beyninin imajinasyonu, yaratici imajinasyonu (muhayyile)
olarak adlandiriyoruz. Bilinen, onun sadece bir tür enerji oldugudur.
Insanlarin
bilimde imajinasyon olduguna inanmamasi sasirticidir. Bilimdeki
imajinasyon, sanattakinden farkli olan çok ilginç bir imajinasyon
türüdür. Imajinasyon yapmaya çalismadaki büyük zorluk sunlardan
kaynaklanir; daha önce hiç görmediginiz bir sey olacak, daha önce
görülmüs, ele alinmis her detayi kapsayacak, o ana kadar düsünülmüs
olandan farkli olacak ve daha da ötede; kesin olacak ve herhangi bir
muglaklik içermeyecek. Bu, gerçekten zor bir seydir.
Öte yandan,
kontrol edilebilecek kurallarin varligi, bir tür mucizedir.
Gravitasyonun ters kare yasasi gibi bir kurali bulmak mümkündür fakat
mucize kabilinden bir seydir. Bu tamamen anlasilmaz bir seydir, fakat
size öngörüde bulunabilme olanagi saglar. Bunun anlami onun, henüz
yapmadiginiz bir deneyde neyin olmasini bekleyeceginizi size söylüyor
olmasidir.
Ayrica mutlak bir temel olarak, bilimin çesitli
kurallari karsilikli olarak uyumlu olmalidir. Gözlemler tamamen ayni
gözlemler oldugu sürece, bir kurali, bir öngörüyü, baska bir kuralin da
baska bir öngörüyü vermesi mümkün degildir. Bu nedenle bilim, özel bir
is degildir, tamamen evrenseldir. Ben fizyolojideki atomlar hakkinda
konustum; astronomi, elektrik ve kimyadaki atomlar hakkinda konustum.
Bunlar evrenseldir; karsilikli olarak uyumlu olmalidirlar. Atomlardan
olusmayan yeni bir seyle ortaya çikamazsiniz.
Ilginçtir ki, akil,
tahminleri kurallara sokar ve kurallar en azindan fizikte azalmistir.
Kimyada ve elektrikteki kurallari tek bir kurala indirgemenin güzel bir
örnegini vermistim.
Dogayi betimleyen kurallar, matematiksel
kurallar olarak görünmektedir. Bu özellik, gözlemin bir yargiç
hüviyetinde olmasindan kaynaklanmamaktadir. Ayrica, matematiksel olmak,
bilimin zorunlu bir karakteristigi de degildir. O sadece sizin en
azindan fizikte güçlü öngörüler yapmaya yarayan matematiksel yasalari
ifade edebilmenize imkan verir. tekrar konuya dönersek, doga niçin
matematikseldir? Bu, bir sirdir.
Simdi önemli bir noktaya
geliyorum. Eski yasalar yanlis olabilir. Bir gözlem nasil yanlis
olabilir? Niçin fizikçiler yasalari sürekli degistiriyorlar? Yanit
öncelikle sudur ki, yasalar gözlemler degildir. Ikincisi, deneyler her
zaman dogru degildir. Yasalar tahmin edilmislerdir, ekstrapole
edilmislerdir. Onlar sadece simdiye kadar süzgeçten geçmis olan iyi
tahminlerdir. Ancak simdiki süzgeçlerin delikleri, daha önce kullanilan
süzgeçlerin deliklerinden daha küçüktür. Bu nedenle yasa simdi süzgeçte
kalarak yakalanabilir. Yasalar, tahminlerdir ve bilinmeyene extrapole
edilmislerdir. Ne olacagini bilmiyorsaniz, bir tahminde bulunursunuz.
Örnegin
bir seyin hareketinin onun agirligini etkilemeyecegine inaniliyordu -
bu kesfedilmisti - . Eger bir topaci döndürür ve tartarsaniz ve sonra
onu durdurdugunuzda tartarsaniz, ayni agirlikta oldugunu görürsünüz. Bu
bir gözlemin sonucudur. fakat bir seyi, ondalik basamaklarin çok küçük
bölümlerinde, milyarda bir bölümlerinde tartamazsiniz. Biz simdi
biliyoruz ki, dönmekte olan bir topaç, durmakta olan bir topaçtan
milyarlardan küçük birkaç bölüm kadar daha agir gelmektedir. Eger
topaç, saniyede 186.000 mile yakin bir hizda döndürebilirse, ancak o
zaman topacin agirligindaki artis farkedilebilir duruma gelebilecektir.
Ilk deneylerde topaç saniyede 186.000 milden asagidaki hizlarla
çevrilmisti. O durumda dönen topacin kütlesiyle dönmeyen topacin ki tam
olarak ayni görünüyordu. Ve birisi, kütlenin asla degismeyecegi
tahmininde bulunmustu.
Ne kadar aptalca! Oysa o sadece tahmini
olarak ileri sürülmüs bir yasaydi; bir ekstrapolasyondu. O kimse için
böyle bilimsel olmayan bir sey yapmisti? Gerçekte burada bilimsel
olmayan bir sey yoktu. sadece olgu kesin degildi. Tersine, tahminde
bulunmamak bilimsel olmayan bir tutum sayilacakti. Tahminde bulunmak
zorunluydu. Çünkü extrapolasyon gerçekten bir degere sahip olan tek
seydir. Daha önce denemediginiz ve hakkinda bilgi sahibi olmaya deger
bir durumda neler olacagina iliskin düsüncelerinizin tek ilkesi
ekstrapolasyondur. Dün neler olduguna dair bana söyleyebileceginiz
seylerin bilgi olarak gerçek bir degeri yoktur. Bilgi, eger bir sey
yapacaksaniz, yarin neler olacagini söylemek için gereklidir. - Gerekli
de degil fakat eglenceli. Bunun için sadece boynunuzu disariya uzatmaya
istekli olmaniz gerekecektir.
Her bilimsel yasa, her bilimsel
ilke, bir gözlemden elde edilen sonuçlarin her ifadesi, detaylari dista
birakan bir tür özettir. Çünkü hiçbir sey tüm ayrintilariyla ifade
edilemez. Topaç örnegindeki adam, sadece yasayi su sekilde ifade etmesi
gerektigini unutmustu; "Bir cismin kütlesi, cismin hizi çok yüksek
düzeylere çikmadikça fazla degismez."
Oyunun esasi, bir spesifik
kural yapmak ve sonra da onun süzgeçlerden geçip geçmedigine bakmaktir.
Burada spesifik tahmin, bütün durumlarda kütlenin asla degismeyecegi
yönündeydi. Heyecan verici bir olasilik! Bu durumun olmadiginin
anlasilmasinin zarari yoktur. Çünkü o sadece kesin olmayan bir seydi ve
kesinsiz olmanin zarari yoktur. Bir konuda hiçbir sey söylememektense,
emin olmadan birseyler söylemek daha iyidir.
Gerçek su ki,
bilimde söyledigimiz seylerin hepsi, varilan sonuçlarin tümü
kesinsizdir, çünkü hepsi sadece sonuçlardir. Onlar gelecekte neler
olacagi hakkindaki tahminlerdir ve siz ne olacagini bilemezsiniz. Çünkü
çok sayida eksiksiz deney yapmadiniz.
Öte yandan dönmekte olan
bir topacin kütlesi üzerindeki bu etki çok küçüktür ve bu nedenle de
"Oh, bu etki herhangi bir farklilik yaratmiyor" diyebilirsiniz. Fakat
dogru olan ya da en azindan ardisik süzgeçlerden geçmeyi sürdüren ve
çok daha fazla gözlemle geçerliligini devam ettiren bir yasa formüle
etmek, büyük bir zekayi, imajinasyonu ve felsefemizin, uzay ve zaman
anlayisimizin eksiksiz bir sekilde yenilesmesini gerektirir. Ben
rölativite teorisine atifta bulunacagim. Rölativite teorisi, ortaya
çikan zayif etkilerin, daima çok devrimci düsünce modifikasyonlarini
gerektirdigini göstermistir.
Bu nedenle bilimciler, süphe ve
kesinsizlikle is görmeye alisiktirlar. Tüm bilimsel bilgi kesinsizdir.
Süphe ve kesinsizlikle ilgili bu deneyim önemlidir. Ben bu deneyimin
çok büyük bir deger tasidigina ve bilimin ötesinde de genisletilmesi
gerektigine inaniyorum. Inaniyorum ki, daha önce çözülememis herhangi
bir problemi çözmek için, kapiyi bilinmeyene aralik birakmak
zorundasiniz. Tam olarak dogru biçimde kestiremediginiz olasiliga
firsat vermek zorundasiniz. Aksi takdirde, eger zihniniz önceden
hazirlarsaniz, problemi çözemeyebilirsiniz.
Bir bilimci size
problemin cevabini bilmedigini söylediginde, o bilgisiz bir insandir.
Nasil çalisacagi hakkinda bir sezisi oldugunu söylediginde o konu
hakkinda kesinsiz durumdadir. Nasil çalisacagi konusunda tam emin
oldugunda ve size "onun çalisma tarzi budur saniyorum" dediginde hala
bir miktar süphe içerisindedir. Iste bilgisizlik ve süphe arasinda
yaptigimiz bu ayirim, gelisme yaratmak için paha biçilmez bir öneme
sahiptir. Çünkü biz süphe duyuyoruz ve o zaman yeni düsünceler için
yeni dogrultularda arastirmalar öneriyoruz. Bilimin gelisme hizi,
yaptiginiz gözlemlerin çoklugu degildir. Çok daha önemlisi, test etmek
üzere yeni seyler yaratmadaki basarinizdir.
Eger yeni bir yöne
bakma arzusu duymamis ya da bu bakisi basaramamis olsaydik, eger hiç
süphe duymamis ya da bilgisizligi kabul etmemis olsaydik, yeni
fikirlere sahip olamayacaktik. Hiçbir sey kontrol etmeye deger
olmayacakti. Çünkü biz gerçegin ne oldugunu zaten biliyor olacaktik. Bu
nedenle, bizim bu gün bilimsel bilgi olarak adlandirdigimiz sey,
kesinligin degisik düzeylerdeki ifadelerinden olusan bir kümedir.
Bunlardan bazilari pak fazla emin olunmayan seylerdir. Bazilari ise
hemen hemen emin olunacak türdendir. Ama bunlardan hiç biri mutlak
olarak kesin degildir. Bilimciler buna alisiktir. Biz biliyoruz ki,
yasayabilmek ve bilmemek, birbiriyle uyumludur. Bazi insanlar,
"bilmeksizin nasil yasayabilirsin?" diyor. Onlarin ne demek
istediklerini bilmiyorum. Ben daima bilmeksizin yasiyorum. Bu kolay bir
seydir. Neyi bilmek istedigimi nasil bilebilirsiniz?
Süphe
konusundaki bu özgürlük, bilimde (ve ben inaniyorum ki diger alanlarda
da) önemli bir konudur. Bu bir mücadeleden dogdu. Bu mücadele, süphe
duymaya, emin olmamaya imkan verilmesi mücadelesiydi. Bu mücadelenin
önemini ihmalkarlik ederek unutmamizi ve süphe için özgürlügün terk
edilmesini istemiyorum. Hosnutluk verici bir bilgisizlik felsefenin
büyük degerini ve böyle bir felsefenin mümkün kildigi ilerlemeyi
(ilerleme düsünce özgürlügünün meyvesidir) bilen bir bilimci olarak
sorumluluk hissediyorum.
Bu özgürlügün degerini açiklamak ve
süphenin korkulacak bir sey olmadigini, tam tersine insanlik için yeni
bir potansiyelin olanagi olarak hosnutlukla karsilanmasi gerektigini
ögretmek için kendimde bir sorumluluk hissediyorum. Eger emin
olmadiginizi biliyorsaniz, durumu degistirmek için bir sansiniz var
demektir. Ben bu özgürlügü gelecek kusaklar için talep etmek istiyorum.
Süphe,
tüm bilimlerde açik bir degerdir. Onun öteki alanlarda da öyle olup
olmadigi, çözümlenmemis, kesinsiz bir problemdir. Gelecek
konferanslarda birçok noktayi tartismak ve süphelenmede önemli olani ve
süphenin endise edilecek bir sey degil, fakat çok büyük degeri bulunan
bir sey oldugunu göstermeye çalismak için firsat bulacagimi umuyorum.
R.Feynman, Her Seyin Anlami

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Yasalar Nasil Kesfedilir?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |