Okunma: 274 kez
Nükleer enerjinin hammaddesi olan uranyumun hiç bir endüstriyel kullanim alani yoktur. Uranyum dogada bol miktarda bulunmaktadir. Son maden aramalari sonucu Avustralya ve Kanada'da büyük uranyum yataklari oldugu çikmistir.
Uranyumun fiyati bu nedenler dolayisiyla zaman içinde sürekli azalmistir. Ikinci bir nükleer hammadde ise toryumdur ve Türkiye, dünyanin en zengin toryum yataklarina sahiptir.
Nükleer hammaddenin stoklanabilir olmasi, onun petrol gibi ekonomik
silah olarak kullanilmasini imkansiz kilar. UO2'den (uranyum pasi)
yapilan 1 cm çap ve yüksekligindeki seramik yakit lokmalari, üst üste
3,5-4 m uzunlugundaki ince bir metal zarf içine yerlestirilirler. Elde
edilen yakit çubuklari, hafif veya agir su içeren dik veya yatik basinç
tanklari içine yerlestirilir. Belirli geometrik düzende ve belirli
miktarda bir araya gelen yakit nötronlarin yardimi ile fisyon sonucu
enerji üretmeye baslar.
Ortaya çikan bu çekirdek enerjisi yakit
çubuklarini isitir. Yakit çubuklarinin su veya agir su ile sogutulmasi
ile yüksek basinç ve sicaklikta buhar elde edilir. Buharin bir türbinde
genisletilmesi ile tipki diger fosil yakitli santrallerde oldugu gibi,
isi enerjisi mekanik enerjiye,türbinin çevirdigi jeneratör ile de
mekanik enerji elektrik enerjisine dönüstürülür.
Nükleer
enerjinin kullanilmaya baslamasindan bugüne dek geçen yaklasik elli yil
içinde bir çok nükleer reaktör tipi tasarlanmis, imal edilmis ve
çalistirilmistir; ancak günümüzde ticari olan nükleer santral tipleri
çok az sayidadir. Hafif su teknolojisi adini verdigimiz ve bildigimiz
normal su ile sogutulan reaktörleri kapsayan teknoloji,ve agir su
teknolojisi adini verdigimiz hidrojenin bir izotopu olan deteryumdan
yapilan agir su ile sogutulan reaktörleri kapsayan teknoloji, günümüzde
ticari olarak kullanima sunulmaktadir.
Yüksek sicaklikta çalisan
gaz sogutmali reaktörler ve sivi metal sogutmali hizli üretken
reaktörler ise, gelecekte kullanima girmeye adaydirlar.
Normal
isletme sirasinda çevreyi hemen hiç kirletmeyen nükleer santrallerin en
korkulan yönü, bir kaza sonrasinda çevreyi temizlenemez sekilde
kirletme olasiliklaridir. Nükleer teknolojinin elli yila yakin kullanim
süresi içinde iki önemli reaktör kazasi olmustur. Bu iki kaza
birbirinin çok benzeri olmasina ragmen sonuçlari ve çevreye etkileri
birbirinden son derece farklidir. Güvenlik felsefesi önemsenen
ülkelerin tasarimlarindan biri olan Three Miles Island reaktöründe,
tahmin edilen en büyük kaza gerçeklesmis; fakat reaktör çalisanlari
dahil hiç kimse, öngörülen miktarlardan fazla radyoaktiviteye maruz
kalmamistir. Çok pahali bir deney olarak kabul edilebilecek bu kaza
sonunda nükleer reaktör güvenligi sinavdan geçmis ve basarili olmustur.
Diger taraftan nükleer güvenlik felsefesine önem vermeyen, iyi
tasarlanmamis bir nükleer reaktörün iyi isletilmemesinin sonuçlarinin
ne denli aci oldugunun kaniti da Çernobil kazasidir. Bu kaza, nükleer
teknolojiden kaçan ülkelerin bile, istemedikleri halde nükleer
kazalarin zararlarina katlanmak zorunda olduklarinin da bir
göstergesidir. Nükleer reaktörlerin maliyetinin yüksek olmasi, bazi
ülkelerin nükleer enerjiden uzak kalmalarinin baska bir nedenidir.
Dünyanin
gelecegi yeni enerji kaynaklari bulunmasina baglidir. Çünkü mevcut
fosil yakit kaynaklari tükenmektedir. Süratle artan dünya nüfusunun
2000 yilinda alti milyara ulasmasi beklenmektedir. Yasam standartlarini
yükseltmek isteyen bu insanlar enerji ihtiyacinin da yüksek düzeylere
çikmasina sebep olacaktir. Dünya Saglik Örgütü (WHO) Saglik ve Çevre
Komisyonunun 1991 yilinda belirttigi gibi, bir ülkenin elektrik
kullanimi, o ülkenin sosyo ekonomin gelismesinin bir göstergesidir.
Elektrik kullanimi,gelismis ülkeler halklarina daha iyi saglik
hizmetleri sunabilirler. Bu büyük enerji ihtiyacinin karsilanmasi için
kisitli fosil yakit kaynaklari yeterli olmayacaktir.
Fosil
yakit kaynaklari ekonomik olarak sinirlidir. Zaten bunlarin sadece
elektrik üretimi için kullanilmasi düsünülemez. Çünkü bunlar ulasim,
isitma ve kimya endüstrisinde de önemli yerleri olan maddelerdir.
Hidroelektrik ve diger dogal kaynaklarin ise, sabit ve sinirli kullanim
alanlari vardir. Hidroelektrik santralleri çok pahali yapilardir ve
ancak sulama, sel kontrolü gibi çesitli fonksiyonlari bir arada
içerdikleri zaman ekonomik hale gelirler. Yer bagimliliklari da ayri
bir sorundur. Kurulabilecekleri yerlerin endüstri bölgelerinden uzak
olmasi sebebiyle, üretilen enerjinin önemli bir kismi, aktarim
sirasinda kaybolur. Üstelik ülkemizin hidroelektrik üretim kapasitesi
de dolmak üzeredir. Rüzgar, günes, dalga enerjisi hala üzerinde
çalisilmakta olan konulardir. Fakat bunlarin süreksiz olusu ve
verimlerindeki düsüklük, su anda bunlardan fazlaca bir fayda
saglanamamasi sonucunu dogurmaktadir. Jeotermal enerji günümüzde
kullanilan fakat oldukça kisitli bir enerji türüdür.
Bu sartlar
altinda artan enerji ihtiyacimizin, bizi bir enerji krizine götürmekte
oldugu açiktir. 1991 yilinda Helsinki'de düzenlenen sempozyumda,
verimlilik artisi ve enerji tasarrufunun artan enerji ihtiyacinin
sadece belli bir bölümünü karsilayabilecegi açiklanmistir. Bu durumda
yeni enerji üretim teknolojilerinin girmesi kaçinilmazdir.
Burada
nükleer enerji, pek çok olumlu yönüyle karsimiza çikiyor. Nükleer
enerji su anda dünya elektrik üretiminde önemli bir yere sahiptir. 1972
yilinda dünyada üretilen elektrigin sadece %2.7 si nükleer enerjiden
karsilanirken 1991 de bu oran %16.6 ya çikmistir. Nükleer gücün
gelecegi, bu enerji çesidinin ekonomik, finansal,performans,güvenirlik
ihtiyaçlarinin kolay ve fiyat dalgalanmalarindan etkilenmeden
karsilanabilmesi, çevre ve saglik konularinda alternatiflerine
üstünlügüne baglidir. Pek çok çalisma göstermistir ki bu bakimlardan
nükleer enerji alternatifleriyle yarisabilecek bir konumdadir.
Fiyat
dalgalanmalarindan bagimsizlik bakimindan nükleer enerji fosil
yakitlardan daha üstündür. Çünkü nükleer santrallerin yakit ihtiyaci
fosil yakitli santrallerinkinden çok daha azdir (az miktarda
zenginlestirilmis 27 ton uranyum yada 160 ton dogal uranyum bir yillik
üretim için yeterlidir ki bu sadece birkaç kamyon yük eder oysa ayni
ölçülerdeki bir kömür santrali yilda 2.6 milyon ton kömür ihtiyaç duyar
ve bu da her biri günde 1400 ton kömür tasiyan 5 trene ihtiyaç oldugunu
gösterir) böylece üretici kendisine yillarca yetecek yakiti
depolayabilir.
Nükleer santraller çevreye karbondioksit,
sülfürdioksit ve azotoksitleri yayan santraller yerine kurulduklarinda,
asit yagmurlarini ve sera etkisini azaltarak çevre korumasina hizmet
ederler.
Nükleer santrallerden çikan atiklar fosil yakitli
santrallerden çikan atiklara göre çok daha azdir ve çok daha iyi
sekilde korunurlar. Bu atiklar güçlendirilmis beton içersinde, yerin
birkaç yüz metre altina kazilmis kaya magaralarinda yada derin
madenlerde saklanip sürekli olarak gözlenirler. Buralarda atiklar,
mühendislik ve dogal koruma altindadir bu korumalari atik formu
(örnegin camlastirma) yüksek güvenlikli kaplar, bu kaplarin etrafini
dolduran ve yeralti sulari ile temasi engelleyen malzemeler, jeolojik
bakimdan duragan kayalar, jeokimyasal kosullar ve yeralti suyu
kosullari saglar ve depolama yüz bin yil dayanacak sekilde yapilir oysa
atiklar 300-500 yil arasinda zaten zararsiz hale gelmektedir.
Nükleer
enerji ekonomiklik,temizlik,güvenlik ve disa bagimsizlik açilarindan
ele alindiginda ülkemiz ihtiyaçlarina en çok ve çabuk cevap verebilecek
enerji türüdür. Bu sebeple kisa sürede bu teknolojiye girmemiz
gerekmektedir.
Gelecek kusaklarin en büyük sorunu su an bizim
madencilikte elde ettigimiz maddelerin eksikligi olacaktir. Bugün
dünyanin kit mineral kaynaklarini doymak bilmeyen bir istahla
tüketiyoruz. Aslinda çagimiza “madencilik çagi” deniyor; ancak bir
yüzyildan daha az kisa zamanda madenlerde çok az sey kalmis olacak
bakir, kalay, çinko gibi madenlerin hepsi tükenecek. Bunlarin yerini
tutacak madenlerin umutsuz arayisinda en verimli kaynak,plastik ve
kimyasal maddeler olacaktir. Ancak bunlar her gün milyonlarca tonluk
miktarlarda yakip yok ettigimiz kömür,petrol,ve gazdan elde edilir.
Bunun yerine baska hiçbir önemli kullanim alani olmayan uranyum
yakilip;kömür,petrol ve gazi gelecek kusaklara siddetle ihtiyaç
duyacagi maddelere kaynak olusturmak için birakilabilir. Bunu
engelleyen tek sey halkin nükleer gücün tehlikelerini yanlis anliyor
olmasidir.
Halkin nükleer gücü algilamasindaki en önemli sorunlar sunlardir.
1.Çok abartili radyasyon korkusu
2.Bir reaktör kazasinin fazlaca abartilmis olmasi(çernobil faciasi)
3.Riski anlama ve niteleme konularinda basarisizlik
4.Radyoaktif atiklarin temizlenmesi konusunda son derece haksiz korkular.
5.Nükleer güç ve nükleer silahlar arasinda kurulan yanlis baglantilar.
KAYNAKLAR:
1.BERNARD L.COHEN,Çok Geç Olmadan,Tübitak yayinlari,4.basim mayis 1995
2.M.P.Finkel ve B.O biskis progress in experimental tumor research,(1968)
3. TÜBITAK-TTGV, Bilim-Teknoloji-Sanayi Tartismalari Platformu, Enerji Teknolojileri
Politikasi Çalisma Grubu Raporu, Mayis 1998, Ankara.
5.ÖZBALTA N,Nükleer Enerji hakkinda bilinmeyenler,Ege Üniversitesi Bilim ve Arastirma Dergisi,1998,sayi 13.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Nükleer Yakittan Elektrik
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |