Okunma: 353 kez
Lord Kelvin, XIX.yy.'in sonuna dogru fizigin hemen hemen tamamlandigi görüsündedir. O'na göre yalnizca isi ve isik kurami üzerine bazi bilinmeyenler vardi. Fakat H. Hertz'in 1887'de kesfettigi "fotoelektrik etki ve isi kurami" ile, gerçeklestirilen deneyler arasinda garip uyumsuzluklar bas gösteriyordu. Isin ilginç yani, bilim adamlarinin; pek önemsemedigi bir konunun, tüm detaylarinin önceden açiklandigi bir kuramin baslarina çorap örmeye baslamasiydi.
Alman Agirliklar ve Ölçüler Enstitüsü, yeni elektrik lambalari için
bir ölçek ararken, fizikçi W. Wien'den bir "kara cisim'in sicakligiyla,
onun yaydigi isinlar arasindaki bagintiyi belirlemesini istedi.
Bilindigi üzere isitilan cisimler isirdi. Sözgelimi bir bakir parçasi
morötesi isinlari yaymadan önce Ilkin kizaracak, sonra akkor hale
gelecektir. Bu asamada cismin yaydigi maksirnurn isinlar mora
kayacaktir.
1900'da Berlin Üniversitesi profesörlerinden M.
Planck bu problemi kuram yoluyla çözmeye çalisirken olanlar oldu.
Planck'a göre kara cisim füzerine gelen bütün isik, elektromagnetik
dalgalari yutarak büyük enerjilere sahip olabilen cisim)
isimasi-sogurmasi denen bu problem, gözlem ve deneylerle ancak su
sartta uyusuyordu: Kara cisme ulasan ya da ondan yayilan isinlarin
sürekli degil; aralikli, kesik kesik enerji paketleri seklinde olmasi
gerekir.
Bu ifade açikçasi, klasik fizikte hep sürekli bir
büyüklük olarak algilanan ve böylece islemlere sokulan enerjinin
aslinda parçali da olabilecegini söylüyordu. Bundan dolayi yeni bulguya
"miktar parça" anlaminda "kuantum1' denildi.
Dogrusunu söylemek
gerekirse, bunu kabul etmek için klasik bilim anlayisini bir tarafa
birakmak gerekliydi.' Bu nedenle, Planck bu varsayimi gönülsüz olarak
ortaya koydu ve hesap hatasinin söz konusu olabilecegini vurguladi.
Teorinin tarihsel gelisimi
Planck'in
bulgusundan 5 yil sonra A.Einstein fotoelektrik etki olarak bilinen
fizik olayini açikladi ve Nobel ödülünü almaya da hak kazandi.
Einstein'e göre isikli parçaciklar, frekanslariyla orantili olarak
enerji tasir ve bu enerji metallerin elektronlarina aktarilabilirdi.
Böylece vakum ortamda, isik yoluyla metalden kolayca elektron
sökülebilir, elektrik akimi iletilebilirdi. Isigin C.Huygens'den beri
bilinen dalga yapisi bu olayi açiklayamazdi. Çünkü çok kisa bir sürede,
isigin frekansinin büyüklügüne bagli olarak metalden elektron sökülmesi
ancak isigin tanecik seklinde düsünülmesiyle mümkündü. Planck hakli
çikmisti, kesikli büyüklükler (kuantlar) görüsü anlam kazaniyor, bilim
adamlari mikroskobik olaylari düsünürken bu çözüm ihtimalini de göz
önünde tutuyorlardi.
1906'da, E.Rutherford atomun yapisinin
arastirilmasi amaciyla yaptigi deneylerde, atomun Günes Sistemi benzeri
bir yapida oldugunu ve merkezde (+) arti yüklü bir çekirdekle bu
çekirdegi çevreleyen (-) eksi yüklü elektronlardan olustugunu ortaya
koydu. Fakat bu sekilde açiklanmis bir atomda elektronlarin hareketi,
klasik hareket denklemleriyle incelendiginde ortaya çeliski çikiyordu.
Çünkü, bu durumda çekirdegin çevresinde dolanan bir elektron, eninde
sonunda çekirdege düsmeliydi. Bu dogruysa ne dünyanin ne de evrenin
varolmamasi gerekiyordu. Ortada, atom kalmiyordu. Bu sorunun üstesinden
Danimarkali genç bilim adami N.Bohr geldi.Bohr elektronlar için atom
çekirdegi etrafinda belirli çembersel yörüngeler öngörüyordu. Bundan
hareketle, açisal momentumun kuantali, büyüklük oldugunu belirtiyor;
Planck sabitinin (h), 2n'ye bölümünün tam katlari seklinde yörüngeler
düsünüyordu. Kararli yörüngedeki elektron bu yörüngeyi ancak enerji
vererek ya da enerji alarak terkedebirdi. Bu geçislerde enerjisi "hf"
ile verilen fotonlar isiniyor ya da soguruluyordu. Bu ifade de
fotoelektrik olaydaki gibi kuantali enerjiyi Ön görüyordu, (h: panck
sabiti; f: isigin frekansi) Okullarimizda, geçerli atom teorisi olarak
islenen, Bohr'un bu bulgusu da kuantumluluk tezini destekliyordu.
Bohr'un
atom teorisinin sonralari hidrojen ve hidrojen benzeri (son
yörüngesinde bir elektron tasiyan) sistemler için geçerli oldugu
gözlendi. Fizikçiler artik atomik düzeydeki yapilan açiklayabilmek için
tek çikar yol olarak kuantum teorisini kullanmaya devam ettiler.
Dolayisiyla teorinin ana çatisi atomik yapilarin gün isigina çikmasiyla
olusuyordu.
Atom teorisiyle alakali bu gelismeler sürerken
1922'de Amerikali fizikçi H.Comptom, X isinlari üzerine yaptigi
incelemelerde; "hf" enerjili olarak düsünülen fotonlarin serbest
elektronlara çarptirilmasiyla bu isinlarin "hf/c momentumlu olarak
elektronlarla etkilestigini gözlemledi. Bununla da kalmayarak,
çarpismadan sonra açiga çikan isinin frekansinin daha küçük oldugunu
tesbit etti. Bu deney sunu kesin bir sekilde belirtiyordu ki
mikroskobik sistemlerde kesikli paketçik yapida çizgisel momentum
öngörülebiliyordu. Bu da kuantumluluk hipotezine bir dogrulama
getirmis, teorinin tanimi genislemistir.
Almanya'da Göttingen
Üniversitesi'nde arastirmaci olan W. Heissenberg, hocasi M.Born ve
arkadasi P. Jordan ile birlikte çok elektronlu atomlarin açiklanmasi
baglaminda "matris mekanigi" teorisini ortaya atti. Yine, 1923'de Paris
Üniversitesi'ne verdigi doktora teziyle L. de Broglie, Heissenberg'in
fikirlerini de destekleyerek yeni bir atom anlayisi gündeme getirdi:
Elektronlar bir tanecik olarak degil fakat dalga olarak
yorumlanmaliydi. Böylece, çekirdegin çevresinde dolanan her tam dalga
ancak belli bir yörüngeye rastgeliyor ve neden elektronlarin belirli
yörüngelerde dolandigi bütünüyle açiga çikiyordu. Bohr'un farkinda
olmadan, sezgisiyle teorisinde söz ettigi belirli yörüngeler çikarimi
böylece dogrulanmis oluyordu. Bu durumda enerjinin kuantumlu olmasina
ek olarak çizgisel momentum gibi açisal momentumun da kuantumlu bir
büyüklük olabilecegi resmen ispatlaniyordu.
1926'da
E.Schrödinger, de Broglie tarafindan yorumlanan dalga teorisini
tanimlayan dalga denklemini makaleler halinde açikladi. Fizikte, bir
kuramin anlasilabilirligi, gözlenebilirligi ve uygulanabilirligi çok
önemlidir. Bu nitelikleri tasiyan dalga denklemi ve dalga görüsü
fizikçiler arasinda çok çabuk kabul gördü. Fakat bir yandan da nasil
olup bu dalgalarin tanecik gibi, Geiger sayacinda tiklamalar
olusturdugu bir sorundu. Bohr, bu problemi elektronlarin dalga seklinde
nitelendirilmesinin ancak soyut olarak geçerli olabilecegi fikrini
ortaya atarak, çalismalarda gerektiginde dalga Özelliginin gerektiginde
de tanecik özelliginin kullanilmasi gerektiginin altini çizerek
çözümledi.
Kuantum teorisinin felsefesi
Ünlü kuramci Bohr,
"Kuantum teorisiyle sok olmayan kimse, onu anlamamistir" der. Gerçekten
de matematiksel olarak açik bir sekilde ifade edilmesine karsin bu
teorinin felsefi alanda yorumlanmasi ve olusturdugu problemlerin
çözümlenmesi bir hayli zor görülüyor.
Kuantum teorisi bilime ve
dogaya farkli bir bakis açisi getirmistir. Simdi, bu yenilikleri
görebilmek için klasik ve kuantumlu anlayisin belli basli özelliklerini
ortaya koyalim. Öncelikle klasik fizigin felsefi dayanaklarina bakarsak:
1)
Klasik fizikte, bir cismin hizi, ivmesi, enerji ifadeleri gibi tüm
nicelikler cismin konumunun zamana göre diferansiyelleri ile ifade
edilir.
2} Yukarida sözü edilen momentum. enerji gibi fiziksel büyüklüklerin bütün olarak ele alindigi görülür.
3)
Irdelenen olaylar belli bir kesinlik, belirlilik tasir ve istenilen
dogrulukta ve ayni anda bütün fiziksel büyüklükler ölçülebilir.
4)
Evrenin geçmisinde olusan olaylar incelenerek, gelecege iliskin bir
yordama yapilabilir. Sözgelimi, Jüpiter Gezegeni su zamanda,
yörüngesinin surasinda ve bize bu kadar uzaklikta olacaktir,
denilebilir. Gözlem ve deneylerde küçük hatalar çikabilme olasiligina
karsin tahminlerimiz büyük ölçüde dogrulanir.
5) Klasik fizik ile
incelenen her sistem ya da olay birbirinden bagimsiz olarak düsünülür;
bu sistemi olusturan ve birbiri Ile iletisim olanagi bulunmayan
varliklar bütünüyle ayri olarak ele alinir.
6) Klasik olarak incelenen olay, gözlemci ve kullanilan deney aleti ile degisiklik göstermez.
Kuantum görüsünün kabul edilen temel olgulari ise:
a)
Olaylarin incelenmesinde kompleks yapida ve bir olasilik denklemi olan
Schrödinger dalga denklemi kullanilir. Bu denklemden vj/ dalga
fonksiyonu bulunup islemlerde konarak, konum, momentum ve diger
nicelikler elde edilir.
b) Fiziksel nicelikler kesikli parçali yapida ele alinir.
c) Kuantum teorisi fizige kusku götürmez bir biçimde belirsizlik (indeterminizm) olgusunu sokmustur.
d)
Parçaciklar söz konusu oldugunda her büyüklük olasiliklarla belirlenir
ve gelecekle ilgili tahminler olasiliklara dayanarak yapilabilir.
Örnegin isigin yapi tasi olan fotonlarin, uzayda bir yerde bulunmasi
ancak olasiliklarla belirlenir.
e) Birbiriyle hiç iletisim
olanagi bulunmayan iki varlik arasinda "baglilasim-correlation"
görülebilir. Örnegin ayni kaynaktan çikan fotonlarin karsit
dogrultularda göstermis oldugu davranislari, birbiri ile uyusum
halindedir.
f) Kuantumda; gözlemci, gözlenen ve gözlem aleti birbiriyle bir bütünlük olusturur. Bunlar birbirlerinden ayri düsünülemez.
Görüldügü
gibi klasik fizik ile kuantumcu düsünce birbirinden bir çok noktada
farklilik gösterir. Bu farkliliklar ayrintili olarak göz önüne
alindiginda su yorumlar yapilabilir:
Kuantum teorisinin önemli
buluslarindan birisi belirsizlik bagintisidir. 1927'de Heissenberg
tarafindan ortaya konulan bu bagintiya göre mikro boyutta tanimli bir
parçacigin, es zamanli olarak konum ve momentumunun tesbit edilmesi en
az Planck sabit (h) kadar bir hata içerir. Ayni olgu eszamanli olarak,
parçacigin enerjisi ile bu enerjiyi tasidigi zaman için de söz
konusudur. Örnegin bir elektronun bulundugu uzayda konumunun tesbiti
Için, elektronun üstüne büyük frekansta isik göndermeliyiz. Aksi halde
elektronu gözlemleyenleyiz. Bu durumda yüksek frekansli isik elektronun
konumunu belirler. Ancak elektrona bir hiz verir. Dolayisiyla konumun
belirlenmesiyle beraber parçacigin hizini ve momentumunu yitirmis
oluruz . Tersi olarak; elektronun momentumunu belirlemek Için küçük
frekansli isik kullaniriz, bu durumda da konum belirlenemez.
Ikinci
önemli bulgu da "dalga/parçacik dualite'dir. Huygens'ten beri isigin
kirinim ve girisim yaptigi biliniyordu.Örnegin isik Young deneyi
düzeneginden geçirilirse karsidaki ekranda aydinlik-karanlik noktalar
olusur. Yani girisim yapar. Yine yarim bardak suya sokulan bir kalemin
kirik olarak algilandigi görülür. Bu gibi olaylarin hepsi ancak dalga
modeliyle açiklanabilir. Einstein'in fotoelektrik olayini
açiklamasindan sonra isigin parçacikti yapida olmasi gerektigi bulundu.
Yine isigin cisimler üzerine uyguladigi anlik basinçlar ve Geiger
sayacinda göstermis oldugu etkiler bunu destekler. Sonunda Bohr,
"Isigin dalgacik mi tanecik mi oldugunu belirlenmesi ancak gözlemcinin
sordugu soruya göre cevaplanabilir" diyerek gözlemcinin de vazgeçilmez
biçimde teoride yerini almasi gerektigini belirtir.
Amerikali
J.Davisson ve L.Germer adli bilim adamlari elektronlarin da hizli
olarak bir kristal katiya çarptirildiklarinda dalga özelligi
gösterebilecegini buldular. Böylece düalite yalnizca isik
(elektromagnetik dalga) Için geçerli degil ayni zamanda maddesel
parçaciklar için de geçerliydi. Bu da Broglie'in öne sürdügü
elektronlar için dalga yapisinin deneysel bir ispatiydi, ayni zamanda
Kuantum teorisindeki düaliteyi, 1915'te, X isinlariyla yaptigi
çalismalarindan dolayi Nobel ödülü alan VV.Bragg söyle belirtiyordu.
"Pazartesi, çarsamba ve cuma günleri parçacik kuramini; Sali, Persembe
ve Cumartesi günleri dalga kuramini ögretiyorum."
Diger önemli
yenilik ise olasilik kavramidir. Bir parçacigin bir uzay bölgesinde
bulunmasi ancak olasiliklarla bellidir. Parçacigin konumu için kesin
koordinatlar verilemez. Born bu düsünceden hareketle Schrödinger'in
ortaya attigi dalga fonksiyonunu yorumlamis ve y ile gösterilen bu
kompleks fonksiyon için, uzayda bir noktada beili bir anda hesaplanan
dalganin genliginin karesinin, parçacigin o noktada o anda bulunmasi
olasiligini verdigini belirtmistir.
Belirsizlik ilkesi , dualite,
olasilik tanimi ve gözlemci-gözlenen bütünlügü kuantum mekanigine,
Kopenhag yorumu olarak girmistir ve tartismalara ragmen halihazirda
kuantum teorisinin en etkin yorumu olarak karsimiza çikar. Kuantum
felsefesinin ..sorunlarina bakildiginda önemli tartismalarin temelde,
Young deneyinin yorumlanmasindan kaynaklandigi görülür. Bilim adamlari,
fotonlarin iki ayri delikten geçisinin mantiksal olarak nasil
algilanmasi gerektigi üzerinde durarak; fotonlarla gözlemci arasindaki
iliskiyi aramaktadirlar.
Bohr ve Kopenhag ekolü savunuculari
fotonlarin, iki ayri delikten geçmelerini iki ayri dünyada hareketleri
olarak düsünüyor. Onlara göre girisim bu birbirinden tamamen iki ayri
iki dünyadan her-birinin birlikte hazirlanarak birbirinin üstüne
çakis-masiyla ve birbirlerini bütünlestirme siyle olusur. Dolayisiyla
sonuçta her iki dünyanin hakiki bir melezi olusur. Basta Einstein olmak
üzere pek çok fizikçiye bu melez-bütünleyici dünya yorumu pek sicak
gelmedi. 1935'te "Schrödinger kedisi" yorumu ortaya atildi. Bu görüse
göre her an zehirlenmesi tehlikesi olan bir kedi kapali bir kutudadir.
Gözlemciye göre bu kedi her an ölü ya da diri bir halde bulunmali, iki
ayri olasilik esit olarak göz önünde tutulmalidir. Bu ayni zamanda
Young deneyinin iki ayri delikle olusturulan farkli dünyalarina benzer.
Farkli nokta ise; kedinin ölü ya da diri oldugunu kesin belirleyene
kadar kedinin iki durumunun da yan yana bulundugunun öne sürülmesidir.
Yani kedi, yari canli-yari ölüdür, ayni zamanda.
Baska bir yorum
da Everett'ten 1957'de gelir. Ona göre, birçok gözlenemez paralel evren
mevcuttu. Bunlara Everett, "alternatif kuantum dünyalari" diyordu.
Bütün olaylar bu dünyalarin birinde, olasiliklarin hepsi gerçeklesecek
biçimde olmaktadir. Sonuçta bütün olasiliklar evrende varoluyordu.
Zaman ilerledikçe daha pek çok yorum ortaya atildi. Bunlarin içinde
Wigner Gellmann, Bohm, Penrose gibi fizikçilerin yorumlarini saymak
mümkün.
Kuantum ve bilim
Kuantum teorisinin ortaya koydugu
yeniliklere göre klasik fizikten farkli olarak doganin bir bütünlük
içinde ele alinmasi gerektigi belirtilir. ÖzellikIe gözlemcinin ve
gözlenenin birbirini bütünleyici unsurlar olarak nitelendirilmesi
fotonlarin, elektronlarin ve diger parçaciklarin birbirine bagimli
hareket etmeleri bu bütünlügü ortaya koymaktadir.
Kuantum
teorisinin dogusundan günümüze gelene kadar ki sürecine bakildiginda bu
teorinin, fizigin uygulamali bir dali oldugunu gözden kaçirmamaliyiz.
Sayisiz deneyler yardimiyla kuantum teorisinin genel esaslari ortaya
konabilmistir. Diger yandan Young deneyi problemi gibi gözlemci,
gözlenen, zaman kavramlari üzerinde net bir felsefi çözüme
gidilememistir. Felsefi çatidaki eksikliklere ragmen, kuantum
teorisinin varligiyla laser, elektron mikroskobu, transistor gibi çok
kullanisli ve insanligin bilimsel teknolojik ilerlemesine isik
tutabilecek araçlar elde edilebilmistir. Yine atom ve çekirdek yapisi,
elektrigin nakli, katilarin mekanik ve isima özellikleri gibi
fenomenler çirpida açiklanmistir.
Öyle görülüyor ki bilim
adamlarinin tüm evreni tanimlayan bir teoriye varmasi baska bir deyisle
fizigin tamamlanmasi daha çok uzun zaman alacak gibi ama kuantum
teorisinin bu yolda daha pek çok isi halledecegi açikça ortada.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Kuantum
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |