Okunma: 2743 kez
Doga Yasasi Ne demektir? Doga yasalari kesinlikleri mi dile getirir? Doga yasalari nasil kesfedilir?Doga yasalarinin özellikleri nelerdir?Nedensellik bir doga yasasi midir?
Doga yasasi deyince akliniza neler geliyor? Boyle Yasasi, Avogadro Yasasi, korunum yasalari gibi… Örnegin yüklerin korunumu: Dogada yükler korunur. Yani doganin bir bölümünde ne kadar pozitif yük yok olursa ayni sayida pozitif yük doganin öteki bölümünde ortaya çikar.
( www.genbilim.com )
Kütle ve enerji toplaminin korunumu gibi. Madde enerjiye, enerji
maddeye dönüsmekte;ama bunlarin toplami sabit kalmakta, yani korunmakta.
Yasa,
tekil gerçekligi asan bir bildirimdir. Tümel bir sav güder;belli bir
tipteki tüm cisimlere iliskin bir gerçeklik istegiyle ortaya çikar.
Doga Yasalari Üzerine
Bir
doga yasasi ne demektir?Doga yasasi, kesin ve degismez midir? Doga
yasalari nasil kesfedilir? Nedensellik bir doga yasasi midir? Olasilik
genligi ne anlama gelir? Newton'in ve Einstein'in doga anlayisi ayni
midir? Kuantum kuraminin doga anlayisi ile Einstein'inki hangi
açilardan farklidir?
Doga anlayisimiz degisti. 19. yy ile 21. yy
doga kavrami farkli içeriktedir. Her seyden önce uzay ve zaman
kavramlarimiz degisti. Kaba 'nesnel gerçek' anlayisimiz degisti. Evet
elektron da isik da 'nesnel gerçek';ama onlar blardo toplarindan,üç
boyutlu "nesne"lerden çok farkli davranislar gösteriyor. Kuantum
nesnelerde karsilastigimiz belirsizlik ilkesi,doganin bir
özelligi,bizim yetersizligimizin bir göstergesi degil. Bunlar
anlasilmadan doga yasalarinin "tarihi" anlasilamaz. Gördügünüz gibi
konu,hayli sert ama ilginç ayrintilar içeriyor.
John D.Barrow, Olanaksizlik adli eserinde durumu iyi özetlemektedir:
"19.yy'in
son on yilina kadar,doga yasalari kisiye bagli olmaktan epeyi uzakti.
Gözlemci ve gözlemlenen birbirinden tümüyle izole(ayrik) durumdaydi.
Bilim,gizli bir yerden kus gözetlemeye benziyordu."
Ya simdi?
Gözlemci deneyin bir parçasi.Çünkü gözlemci nasil bir deney düzenlerse
sonucu buna bagli olarak elde ediyor.Örnegin elektronun parçacik ve
dalga özelliklerini gözlemlemek için ayri ayri deney düzenlemek
gerekir. Kuantum kuramiyla birlikte ölçme sorunu yeni bir özellik
kazanmistir. Baska deyisle bilim adami kus gözlemcisi olmaktan
çikmis,doganin ya da ölçtügü seyin bir parçasi durumuna
gelmistir.Atomalti dünya,ölçme sürecine kaçinilmaz bazi sinirlamalar
getirmistir. Barrow, sözlerini söyle sürdürmektedir:
"Ölçümlerimizin
kesinlik derecesine getirilen bu sinirlama, Heisenberg'in Belirsizlik
Ilkesi olarak anilir. Böyle bir sinirlamanin gerekliligini anlamanin
bir yolu sudur: Ölçmenin,ölçülen nesne ile bir çesit etkilesim
gerektirdigini kabul edersek,o zaman, ölçülen sey küçüldükçe ölçme
sürecinin etkisi de o ölçüde artacaktir. En sonunda bu etki, ölçme
öncesindeki durum hakkinda bütün bilginin yerini alacaktir. Böylece
gerçekligin kuantum resmi,bizim dünya resmimize yeni bir tür
olanaksizlik getirir. nelerin ölçülebilecegi konusundaki yanlis
anlamadan kaynaklanan daha önceki inancimiz,yani doganin deneysel
yollarla sinirsizca arastirilabilecegi inanci, yerini bu olanaksizliga
birakmistir."
Thomas Kuhn'un ünlü yapiti Bilimsel Devrimlerin
Yapisi "Klasik fizigin 'paradigma'sina göre,fizik kuramlarini
olusturan Newtoncu mekanik yasalarinin ve simgelerinin kapsadigi genel
bir evren çatisi ya da çerçevesi vardi. Bu çatinin deneysel ilerleme
ile giderek daha fazla belirginlestirilecegine inaniliyordu. Bütün
görüngülerin,temel madde parçaciklarina indirgenebilecegi,bu madde
parçaciklarinin her an kesin bir yeri ve hiza sahip olduklari,bunlari
kullanarak da gelecekteki durumlarinin kesin olarak
saptanabilecegi,ayrica her görüngünün bu sekilde basit olarak
canlandirilabilmesi için belli zaman degiskenleri bulundugu
düsünülürdü. Dogadaki nedensellik yapisini açiklayan temel birimler
bunlardi. Bu genel yapinin birçok yerinde degisiklik yapma geregi
duyulabilmesine karsin,yapinin temelinin her zaman için geçerli oldugu
inanci hakimdi. Böylece,insan zihninin gerçekligi algilamasinin
kosullari olan uzay,zaman,madde ve nedensellik gibi kavram ve
ilkeler,ampirik deney gözlemlerinde elde edilen yasalari ve
genellemelere biçim veren kategoriler olarak görülmekteydi. Kant'çi
bilgi kurami bu kategoriler üzerine kurulmustu ve bunlarin hiçbir zaman
degismeyecegi,gelecekteki ilerlemelerin de bu çerçeve içinde meydana
gelecegi düsünülüyordu. Yirminci yüzyilin gelismeleri olan görelilik
kuramlari ve kuantum kurami bu temeli tamamiyla sarsmis durumdadir."
Feynman,
Kuantum Elektrodinamigi'nde(1985) kütle çekim kuramiyla ilgili olarak
söyle demektedir: Kütle çekimi kuvveti,diger etkilesimlerin hepsinden
daha zayif oldugundan,kütle çekiminin bir kuantal kuraminin
gerektirecegi duyarliliga yeterince sahip bir deney yapmak bugün için
olanaksizdir. Einstein ve digerleri kütle çekimiyle birlestirmeye
ugrastiklarinda,her iki kuram da klasik yaklasikliklardi.Baska deyisle
bunlar yanlisti. Kuramlarin ikisi de bugün çok gerekli oldugunu anlamis
oldugumuz genlikler(olasilik genlikleri) çerçevesine sahip degildi. Bu
etkilesmeleri sinamanin bir yolu yoksa da kütle çekiminin,"gravitonlar"
bunlar "2 spinli" denilen yeni bir kutuplanma sinifina girer) ve diger
temel parçaciklar(kimileri 3/2 spinli) içeren kuantal kuramlari
bulunmaktadir.Bu kuramlarin en iyileri,buldugumuz parçaciklari
göstermezken bir sürü yeni parçacik icat ediyor.Kütle çekiminin kuantal
kuramlarinin da baglasmali terimlerinde sonsuzluklar vardir;ama kuantum
elektrodinamigini sonsuzluklardan kurtarmakta basarili olan "çilginca
süreç" bunlari kütle çekiminde yok edememektedir.Yani sadece kütle
çekiminin geçerliligini sinayacak deneyler degil,makul bir kuramimiz da
yok.
Tahmin Yapmak ve Bilim
Richard Philip Feynman (1965,Fizik Nobel), Fizik Yasalari Üzerine'de anlatiyor:
"Bilim
dünyasi içinde olmayanlar aksini düsünse de, tahmin yapmak bilimsellige
ters düsmez. Yillar önce siradan bir insanla uçan daireler hakkinda bir
sohbetim oldu. Ben “bilimsel” oldugum için uçan daireler hakkinda her
seyi biliyor olmaliydim! “Uçan daireler oldugunu sanmiyorum” dedim.
Karsimdaki “ Uçan dairelerin varolmasi olanaksiz mi? Olanaksiz oldugunu
kanitlayabilir misiniz?” diye sordu. “Hayir, olanaksiz oldugunu
kanitlayamam; yalniz olasiligi pek zayif” dedim. Ancak, bilimsel olan
yol budur. Bilimsel olmak neyin olasi neyin daha az olasi oldugunu
söylemektir; her zaman olanakli ve olanaksizi kanitlamaya çalismak
degil. Ne kastettigimi belirtmek için ona söyle diyebildim: “ çevremde
gördügüm dünya konusunda bildiklerime dayanarak, uçan daireler
hakkindaki haberlerin dünyasal zekanin bilinen irrasyonel
özelliklerinden kaynaklanmis olmasinin, dünya ötesi zekanin bilinmeyen
akilciligindan kaynaklanmasindan daha olasi oldugunu düsünüyorum.”
yalnizca daha olasi, o kadar. Bu iyi bir tahmindir. Her zaman, yanlis
çikarsa baska olanaklari düsünmemiz gerektigini akilda tutarak, en
olasi açiklamayi tahmin etmeye çalisiriz.
Fizik Yasalari Üzerine
Richard Philip Feynman, Fizik Yasalari Üzerine'de(1965) Kütle çekim kuramiyla ilgili olarak söyle der:
"
Çekim yasasi, diger yasalarin çogundan farklidir. Evrenin ekonomisi ve
mekanizmasi için çok önemli oldugu açiktir ve evren yönünden bir çok
pratik uygulamasi da vardir. Ancak, diger fizik yasalarindan farkli
atipik bir özellige sahiptir:bilinmesi pek az pratik yarars aglar.
Fizik yasalarina örnek olarak yerçekimi yasasini seçmekle atipik
özelligi olan bir örnek seçmis oluyorum. Ancak, sunu da eklemeliyim
ki,bir seyler arasindan tek bir sey seçerken,bir bakimdan atipik
özelligi olmayan bir sey seçmek olanaksizdir. Bu, dünyanin
gizemlerinden biridir. Yerçekimi yasasi bilebildigim kadariyla,
jeolojik maden aramalarinda;gel-git olaylarinin önceden
bilinmesinde;daha yenilerde de uzaya giden uydu ve gezegen arastirma
roketlerinin hareketlerinin daha modern bir sekilde hesaplanmasinda;
bir de dergilerde yildiz fali yazanlar için gerekli olan, gezegenlerin
konumlarina iliskin hesaplarin yine daha modern bir sekilde
yapilmasinda kullanilmaktadir. Yasadigimiz dünya gerçekten inanilmaz
bir dünya;bilimdeki gelismeler yalnizca 2.000 yildir süregelen
saçmaligin devam etmesine yaramaktadir. Çekim yasasinin evrenin
davranisi üzerinde gerçekten etkili oldugu önemli seylerden de söz
etmeliyim. Bunlarin en ilginç olanlarindan biri yeni yildizlarin
olusumudur. Bundan sonrasini kisaltarak yaziyorum(RK): Bir galaksiyi
olusturan bir çok yildiz degil,sadece gazdir. Belki her seyi
baslatan,bir sok dalgasi olmustur. Bundan sonraki olaylar,çekim
kuvvetinin etkisiyle gazin gittikçe siklasarak toplanmasi,büyük gaz ve
toz yiginlarinin ve toplarin olusmasidir. Bunlar içeriye dogru
düserken, düsmenin yol açtigi isiyla yanar ve yildiz haline gelirler.
Böylece yildizlar,çekim etkisiyle gazin sikisip bir araya gelmesiyle
ortaya çikiyorlar. Yildizlar bazen patladiklarinda toz ve gaz
püskürtür,bu toz ve gazlar tekrar bir araya toplanip yeni yildizlar
yaratirlar(devridaim motorunu animsatan bir süreç). Dünyayi Nasil
Tarttik? Çekimin büyük uzakliklarda da varoldugunu daha önce
göstermistim. Ancak Newton,herseyin her seyi çektigini söylemisti. Iki
cisim gerçekten birbirini çekiyor mu? Gezegenlerin birbirine çekip
çekmediklerini bekleyip görmek ylerine dogrudan bir deneye yapabilir
miyiz? Böyle bir deney Ingiliz kimyager ve fizikçi Henry Cavendish
(1731-1810) tarafindan yapildi. Buna göre iki ucuna(s:23) top seklinde
kütleler konuylmus bir çubuk, çok, çok ince bir kuvars telin ucuna
asiliyor.Sonra da iki büyük kursun top kütlelerin yanlarina konuluyor.
Toplar arasindaki çekim telde küçük bir bükülmeye yol açacaktir. Normal
cizsimler arasi çekim kuvveti çok azdir. Iki top arasindaki bu kuvveti
ölçmek mümkündür. Cavendish bu deneye “dünyanin tartimi” adini verdi.
Simdilerde uygulanan bilgece ve dikkatle egitimin sonucu olarak biz
ögrencilerimize bunun yerine “dünyanin kütlesinin ölçümü”nden
bahsederiz. Cavendish, dogrudan bir yöntemle kuvveti, iki kütleyi
aralarindaki uzakligi ölçmeyi;böylece de yerçekimi sabiti G’yi bulmayi
basardi. Simdi sizler “Yine ayni durumdayiz;çekme kuvvetini,çekilen
cismin kütlesini ve aradaki uzakligi biliyoruz. Ama Dünya’nin kütlesini
ve sabiti degil,sadece çarpimlarini biliyoruz” diyeceksiniz. Sabit
ölçüldükten sonra yerçekimi kuvveti hakkindaki bilgimiz kullanilarak
Dünya’nin kütlesi bulunabilir. Bu deney, dolayli bir yolla, üstünde
durdugumuz topun ne kadar büyük ve ne kadar agir oldugunun ilk
saptamasidir. Bunu bulmak sasirtici bir basaridir ve sanirim bu nedenle
Cavendish deneyine “yerçekimi denklemindeki sabitin hesaplanmasi”
yerine “dünyanin tartimi” adin verdi. Ayrica bunu yapmakla Günes’i ve
baska herseyi de tartmis oluyordu. Çünkü ayni yöntem Günes’in çekim
kuvveti için de geçerlidir. çekim yasasi ile ilgili bir baska soru da
çekimin gerçekten kütle ile orantili olup olmadigidir. Yani, çekim
kuvvetinin kütle ile tam olarak orantili olmasi; kuvvete tepkinin,
kuvvet sonucu hareketin, hiz degisimlerinin ise kütle ile ters orantili
olmasi. Bu demek oluyor ki, kütleleri farkli iki cismin hizlari çekim
alaninda ayni sekilde degisecektir;veya havasi alinmis bir ortalmdaki
iki cisim, kütleleri ne olursa olsun,yere ayni sekilde düsecektir.
Galileo’nun Pisa’nin egik kulesinden yaptigi ünlü deney de budur. Bir
örnekle açiklayacak olursak:Insan yapisi bir uydunun içindeki bir
cisim,dünya çevresinde uydu disindaki bir cisim ile ayni yörüngede
dönecek;havada yüzer gibi olacaktir. Kuvvetin kütle ile dogru orantili
ve etkilerin ters orantili olmasi bu ilginç sonucu beraberinde
getirmektedir. Duyarlilik derecesi nedir? Bu husus 1809'da Macar
Fizikçi Roland von Eötvös (1848-1919), yakin zamanda da daha büyük bir
kesinlikle Amerikali fizikçi Robert Henry Dicke tarafindan saptanmis ve
on milyarda bir olarak bulunmustur. Kuvvetler kütle ile tam olarak
orantilidir. Bu kadar duyarli ölçümler nasil yapilabiliyor? Diyelim ki,
ölçümün Günes’in çekimi için dogru olup olmadigini ölçmek istiyorsunuz.
Günes’in hepimizi ve bu arada tabii Dünya’yi da kendisine dogru
çektigini biliyorsunuz. Ancak, bu çekimin eylemsizlik ile tam olarak
orantili olup olmadigini bilmek istiyorsunuz. deney ilk olarak sandal
agaci, daha sonra kursun ve bakir kullanilarak yapildi;simdi de
polietilen kullaniliyor. Dünya, Günes etrafinda dönmektedir ve cisimler
eylemsizlik nedeniyle disari dogru firlatilmaktadir Bu firlatilma iki
cismin eylemsizlikleri ölçüsünde olmaktadir. Ancak çekim yasasina göre
bu iki cisim, kütleleri ölçüsünde Günes'e dogru da çekilmektedirler.
Eger Günes’e dogru çekilmeleri, eylemsizliklerinden dolayi
firlatilmalarindan farkli oranda olursa birisi Günes’e dogru çekilirken
digeri Günes tarafindan itilecektir. Bu cisimleri Cavendish’in kuvars
teline bagli çubugun iki ucuna koyarsak tel Günes’e dogru bükülecektir.
Ancak tel, bu ölçüde bir bükülme göstermemektedir. Öyleyse,Günes’in bu
iki cisme uyguladigi çekim, eylemsizlik dedigimiz merkezkaç (santrfüj)
etkisiyle tama olarak orantilidir. Bu nedenle, bir cisme uygulanan
çekim kuvveti cismin eylemsizlik katsayisi, yani kütlesi ile tam olarak
orantilidir. Özellikle ilginç bir sey var. Ters kare yasasi baska
yerlerde de karsimiza çikiyor;örnegin elektrik yükleri,aralarindaki
uzakligin karesi ile ters orantili olan kuvvetler uygulamaktadir. Bu,
insana uzakligini karesinin tersinin çok derin bir anlami olabilecegini
düsündürüyor. Ancak hiç kimse, elektrik ile yerçekiminin tek bir seyin
farkli yönleri oldugunu göstermeyi basaramamistir. Günümüzde fizik
kuramlari, fizik yasalari birbirleriyle tam da uyumlu olmayan bir
bölümler ve parçalar yiginidir. Her seyin kendisinden mantiksal olarak
çikarilabilecegi tek bir yapi bulunamamistir. Elimizde yalnizca
birbiriyle tam olarak uyusmayan çok sayida parça var. Bu nedenle de, bu
konferanslarda sizlere fizik yasasinin ne oldugu konusunda degil,
çesitli yasalarda ortak olan seyler hakkinda konusmak zorundayim.
Bunlarin aralarindaki baglantiyi bilmiyoruz. Ancak, bazi seylerin bu
iki yasada da aynen bulunmasi çok sasirticidir. Elektrik yasasini
tekrar ele alalim. Kuvvet, uzakligin karesi ile ters orantilidir;
ancak, ilginç olan, elektrik ve çekim kuvvetlerinin güçleri arasindaki
muazzam farktir. Elektrik ve yerçekimini ortak bir yapidan elde etmek
isteyenler elektrigin yerçekiminden çok daha güçlü oldugunu
göreceklerdir. Bu ikisinin ayni kökenden gelebilecegine inanmak güçtür.
Bir seyin digerinden daha güçlü oldugu nasil söylenebilir? Bu fark, ne
kadar yük ve ne kadar kütle olduguna baglidir. Yerçekiminin daha güçlü
oldugunu göstermek için “Su boyda bir toprak alirsam”
diyemezsiniz;çünkü boyutu siz saptamis oluyorsunuz. Eger doganin
ürettigi bir seyi ele almak istersek-dogani pür sayilarinin
santimetrelerle,yillarla ya da bizim boyutlarimiza ait herhangi bir
seyle iliskisi yoktur- bunu söyle yapabiliriz: Elektron-farkli
parçaciklar farkli sayilar verir;biz bir örnek vermek için elektronu
seçiyoruz-gibi temel bir parçacik seçeriz. Iki elektron iki temel
parçaciktir;elektrik nedeniyle, birbirlerini uzakligin karesiyle ters
orantili olarak iterler. Soru: Yerçekimi kuvvetinin elektrik kuvvetine
orani nedir? Iki Elektron Arasinda Yer çekimi kuvvetinin elektriksel
itme kuvvetine orani 1/4.17x10 üzeri 42 dir. Yer çekimi ile elektrik
itimi arasindaki oran 42 rakama uzayan bir sayi ile verilmistir. Burada
çok derin bir sir saklidir. Bu kadar büyük bir sayi nereden
kaynaklaniyor? Bu iki kuvvetin de kaynaklandigi bir teoriniz olsa bu
iki kuvvet nasil bu kadar orantisiz olabilir? Böyle inanilmaz ölçüde
orantisiz iki kuvvet-biri çekme, biri itme kuvveti-ne tür bir denklemin
çözümü olabilir? Insanlar., aralarindaki oranin bu ölçüde büyük
olabilecegi baska seyler bulmaya çalisti. Böyle büyük bir sayi
araniyorsa,örnegin Evren’in çapi ile protonun çapi arasindaki oran ele
alinabilirdi. Bunun da 42 rakamli bir sayi olmasi inanilmaz bir seydir.
Bunun üzerine, bu oranin evrenin boyutu ili protonun boyutu arasindaki
oran oldugu seklinde ilginç bir tez önü sürüldü. ancak Evren zamanla
genislemektedir;öyleyse çekim sabiti de zamanla degismektedir. Bu bir
olasiliktir,fakat gerçek oldugunu gösteren hiçbir kanit bulunamamistir.
çekim katsayisinin bu sekilde degismedigine isaret eden bir takim kismi
göstergeler vardir. Özetle bu muazzam sayi bir sir olarak kalmaktadir.
Yerçekimi kurami konusunu bitirmeden önce iki seyden daha söz etmek
gerekiyor. Birincisi, Einstein’in çekim yasalarini kendi görecelik
ilkeleri dogrultusunda degistirmek zorunda kalmasidir. Ilkelerden
birincisi ‘x’ in bir anda vuku bulamayacagini belirtiyordu. Halbuki
Newton yasalari kuvvetin bir anda vuku buldugunu söylüyordu.
Einstein’in newton yasalarini degistirmesi gerekiyordu. Ancak bu
degisikliklerin etkisi çok azdi. Bunlardan biri, bütün kütlelerin
düstügü, isigin enerji(28) içerdigi, enerjinin de kütleye denk oldugu
yolundadir. Buna göre isik da düser; bu da Günes’e yakin olan isigin
sapmasi demektir ki, isik gerçekten de sapmaktadir. Einstein’in
kuraminda çekim kuvveti de biraz degistirilmistir. böylece yasa çok az
ölçüde; Merkür gezegeninin hareketindeki küçük tutarsizligi giderecek
ölçüde degismistir. Son olarak da, küçük ölçekler için geçerli olan
fizik yasalari konusunda bir degisiklik gerekti; maddenin küçük
ölçekte,büyük ölçekte geçerli olan yasalardan çok farkli yasalara tabi
oldugu kesfedildi. bu durumda ortaya su soru çikiyor: Yerçekimi yasasi
küçük ölçeklerde ne durumdadir? Buna, yerçekiminin kunatum kurami
diyoruz. henüz yerçekiminin kuantum kurami diye bir sey yoktur. hem
belirsizlik ilkeleri hem de kuantum mekanigi ilkeleri ile tutarli olan
bir kuram bulmak konusunda tam basarili olunamamistir. Simdi bana söyle
diyeceksiniz:" Evet, bize neler oldugunu anlattiniz. Ancak yerçekimi
nedir? Nereden kaynaklanir? Gezgenin Günes’e bakip, ne uzaklikta
oldugunu görüp, bunun karesinin tersini alip, sonra da yasaya uygun
olarak hareket etmeye karar verdigini mi söylüyorsunuz?” Baska türlü
ifade edeyim Ben yasayi matematiksel olarak ifade ettim;ama mekanizmasi
hakkinda hiçbir sey söylemedim. Gelecek konusmamda bunun nasil
yapilabileceginden söz edecegi; yani “Matematik ve Fizik Arasindaki
Iliski”den. Bu konusmamin sonunda, çekim yasasinin sözünü ettigimiz
diger bazi yasalarla ortak olan özelliklerini vurgulamak istiyorum. Ilk
olarak, ifade edilme biçimi matematikseldir;digerleri de öyledir.
Ikincisi, tam-dogru degildir. Einstein onu degistirmek zorunda
kaldi;yine da tam-dogru olmadigini biliyoruz. çünkü henüz bu haliyle
kuantum kuramini kapsamiyor. Bunlar bütün diger yasalarimiz için de
geçerlidir;hiçbiri tam-dogru degildir. Her zaman gizemli olan bir
sinir, her zaman ugrasmamiz gereken bir seyler vardir. Bu, doganin bir
özelligi olabilir veya olmayabilir;ancak, bugün bildigimiz bütün
yasalarda ortak olan bir özelliktir. belki de yalnizca bilgi
eksikliginden kaynaklanmaktadir. Çekim yasasinin en çarpici özelligi
basit olmasidir. Ilkelerini tam olarak belirtmek kolaydir;özünün
degistirilmesini gerektiren bir belirsizligi yoktur. yalindir, bu
nedenle de güzeldir. Etkilerinin basit oldugunu
söylemiyorum;gezegenlerin hareketleri ve birleri üzerine uyguladiklari
karsilikli etkilesimden kaynaklanan düzensizlikler,çok karmasik
olabilen hesaplamalar gerektirir. küresel bir yildiz kümesindeki
yildizlarin hareketlerini saptamak ise bizim becerimiz disinda bir
seydir. Etkileri çaprasik;ancak ana model veya hepsinin temelindeki
sistem basittir Bu da bütün yasalarin ortak özelligidir. Gerçek etkiler
karmasik, kendileri ise basittir. Son olarak, çekim yasasinin
evrenselligi ve çok büyük uzakliklarda geçerli olmasi konusuna
deginecegim. Newton,Günes sistemini temsil eden Cavendish’in minyatür
Günes sistemi modelinin, yani iki top arasindaki çekimin, yüz trilyon
kere büyütüldügünde elde edilecek olan Günes sisteminde de geçerli
olacagini tahmin edebilmisti. Daha sonra, bunun yüz trilyon kati olan
galaksilerin de ayni yasa uyarinca birbirlerini çektigini görüyoruz.
Doga, modellerini yalnizca en uzun iplerle dokudugu için dokumanin her
bir küçük bölümü tüm halinin düzenini açiga vurmaktadir."
Ilginç
görüsleriyle taninan parlak zekali bilim adami Richard Philip
Feynman(1918-1988), Fizik Yasalari Üzerine adli ünlü çalismasinda doga
yasalarinin iki ortak özelligini vurguluyor: Ilk olarak,ifade edilme
tarzi matematikseldir. Ikincisi bunlar tam-dogru degildir. “ Bütün
bunlar diger yasalarimiz için de geçerlidir;hiçbiri tam-dogru degildir.
Her zaman gizemli olan bir sinir,her zaman ugrasmamiz gereken bir
seyler vardir. Bu, doganin bir özelligi olabilir veya
olmayabilir,ancak, bugün bildigimiz bütün yasalarda ortak olan bir
özelliktir. Belki de yalnizca bilgi eksikliginden kaynaklanmaktadir.”
Yine
"[Bilimsel] yasalarimizin her biri bayagi karmasik ve anlasilmasi zor
matematik dilinde söylenmis birer matematik cümlesidir... Bu neden
böyle? En küçük bir fikrim bile yok" ve daha asagida:" Matematik
bilmeyenlerin,doganin en derinlerindeki güzelligini gerçek anlamda
kavrayip duyumsayabilmesi çok zordur."
Feynman, Alti Kolay Parça'da ise söyle devam eder:
“Niçin
Öklit geometrisindeki bütün aksiyomlari vererek her türlü çikarimi
yaptigimiz gibi birinci sayfada temel yasalari verip sonra her durumda
nasil çalistiklarini anlatarak fizik ögretmedigimizi
sorabilirsiniz.(Fizigi dört yilda ögrenmekten tatmin olmadiniz da dört
dakikada mi ögrenmeye kalkiyorsunuz?) Iki nedenden dolayi burada bu tür
bir yol uygulayamayiz. Öncelikle,bütün temel yasalari henüz
bilmiyoruz: cehaletimizin sinirlari gün geçtikçe büyüyor. Ikinci
olarak,fizik yasalarinin dogru ifadeleri agir matematik gerektiren ve
pek de alisik olunmayan fikirler içerirler. Sonuç olarak, kelimelerin
anlamlarini bilmelerini ögrenebilmek için belli bir hazirlik
asamasindan geçmek gerekir. Hayir, bu yolu burada kullanmak
imkansiz,ancak parça parça ilerleyebiliriz.
Bütün doganin her bir
parçasi veya bölümü,sadece bütün gerçeklige yapilan bir yaklastirmadan
ibarettir; veya bildigimiz kadariyla bütün gerçeklige.
Dogrusu,bildigimiz her sey bir çesit yaklastirmadan baska bir sey
degildir,çünkü simdilik bütün yasalari bilmedigimizi biliyoruz. Sonuçta
bunlar, sonradan unutulmak veya daha dogrusu düzeltilmek üzere
ögrenilmelidir.
Bilimin ilkesi ve neredeyse tanimi su sekilde
verilebilir: Bütün bilgi deneyle kontrol edilir. Deney, bilimsel
“dogru”nun tek yargicidir. Fakat bilginin kaynagi nedir? Kontrol
edilecek yasalar nereden gelir? Deneyin kendisi,ipuçlari vererek bu
yasalarin olusumuna yardim eder. Ayrica gerekli olan,bu ipuçlarindan
büyük genellemeleri yaratacak olan hayal gücüdür. Altta yatan harika,
basit fakat tuhaf örneklemelerden çikarimlar yapmak ve sonra, dogru
çikarimi yapip yapmadigimizi anlamak için sinamayi tekrar yapabilmek
için bu gereklidir. Bu hayal kurma islemi o kadar zordur ki fizikte
ayri bir çalisma dali bile vardir: Hayal kuran,yeni yasalar için
tahminler yapan ve sonuçlara varan kuramsal fizikçiler vardir;ama
bunlar deney yapmazlar;deney yapan,hayal kuran,sonuçlara varan ve
tahminler yürüten deneysel fizikçiler vardir.
Doganin yasalarinin
birer yaklasiklik oldugunu söylemistik. Basta “yanlis”lari, sonra
“dogru” olanlari buluruz. Simdi bir deney nasil “yanlis” olabilir?
Önce,açikça görünen yol: Aygitlarda farkina varmadigimiz bir sorun
vardir. Fakat bunlar kolayca onarilabilir ve sinanabilir. O zaman böyle
küçük seylere takilmadan bir deneyin sonucu nasil yanlis olabilir?
Sadece
hata yaparsak. Örnegin bir nesnenin kütlesinin asla degismedigi
gözlenir: Dönen bir topaçla duranin agirliklari aynidir. Öyleyse bir
“yasa” bulundu:kütle sabittir,hizdan bagimsizdir. Simdi bu “yasa”nin
yanlis oldugu biliniyor. Kütlenin hizla arttigi bulundu; fakat hatiri
sayilir artislar için isik hizina yakin hizlar gerekiyor. Gerçek yasa
sudur: Bir nesne saniyede 300 bin kilometreden daha düsük bir hizla
hareket ediyorsa kütlesi milyonda bir degisimle sabittir. Böyle bir
yaklasimla bu yasa dogrudur. Pratikte yeni yasanin önemli bir
degisiklik getirmedigi düsünülebilir. Buna evet veya hayir diye yanit
verebiliriz. Gündelik hizlarda yeni yasayi tamamen unutup basit
kütlenin korunumu yasasini iyi bir yaklasim olarak kullanabiliriz;fakat
yüksek hizlarda hata yapariz ve hiz arttikça hata da artar.
Son
olarak en ilginci,felsefi olarak bu yaklasik yasa tamamen yanlistir .
Kütle çok az bile degisse bütün dünya görüsümüz degismelidir.
Bu,yasalarin arkasindaki felsefenin veya fikirlerin çok tuhaf bir
özelligidir. Çok küçük bir etki bile bazen fikirlerimizde büyük
degisiklikler gerektirir."
Doga Yasalarinin Baska Özellikleri
Simdi
önemli bir noktaya geliyorum. Eski yasalar yanlis olabilir. Bir gözlem
nasil yanlis olabilir? Niçin fizikçiler yasalari sürekli
degistiriyorlar? Yanit öncelikle sudur ki, yasalar gözlemler degildir.
Ikincisi, deneyler her zaman dogru degildir. Yasalar tahmin
edilmislerdir, ekstrapole edilmislerdir. Onlar sadece simdiye kadar
süzgeçten geçmis olan iyi tahminlerdir. Ancak simdiki süzgeçlerin
delikleri, daha önce kullanilan süzgeçlerin deliklerinden daha
küçüktür. Bu nedenle yasa simdi süzgeçte kalarak yakalanabilir.
Yasalar, tahminlerdir ve bilinmeyene extrapole edilmislerdir. Ne
olacagini bilmiyorsaniz, bir tahminde bulunursunuz.
Örnegin bir
seyin hareketinin onun agirligini etkilemeyecegine inaniliyordu - bu
kesfedilmisti - Eger bir topaci döndürür ve tartarsaniz ve sonra onu
durdurdugunuzda tartarsaniz, ayni agirlikta oldugunu görürsünüz. Bu bir
gözlemin sonucudur. Fakat bir seyi, ondalik basamaklarin çok küçük
bölümlerinde, milyarda bir bölümlerinde tartamazsiniz. Biz simdi
biliyoruz ki, dönmekte olan bir topaç, durmakta olan bir topaçtan
milyarlardan küçük birkaç bölüm kadar daha agir gelmektedir. Eger
topaç, saniyede 186.000 mile yakin bir hizda döndürebilirse, ancak o
zaman topacin agirligindaki artis fark edilebilir duruma
gelebilecektir. Ilk deneylerde topaç saniyede 186.000 milden asagidaki
hizlarla çevrilmisti. O durumda dönen topacin kütlesiyle dönmeyen
topacinki tam olarak ayni görünüyordu. Ve birisi, kütlenin asla
degismeyecegi tahmininde bulunmustu.
Ne kadar aptalca! Oysa o
sadece tahmini olarak iler sürülmüs bir yasaydi; bir ekstrapolasyondu.
O kimse niçin böyle bilimsel olmayan bir sey yapmisti? Gerçekte burada
bilimsel olmayan bir sey yoktu. Sadece olgu kesin degildi. Tersine,
tahminde bulunmamak bilimsel olmayan bir tutum sayilacakti. Tahminde
bulunmak zorunluydu. Çünkü extrapolasyon gerçekten bir degere sahip
olan tek seydir. Daha önce denemediginiz ve hakkinda bilgi sahibi
olmaya deger bir durumda neler olacagina iliskin düsüncelerinizin tek
ilkesi ekstrapolasyondur. Dün neler olduguna dair bana
söyleyebileceginiz seylerin bilgi olarak gerçek bir degeri yoktur.
Bilgi, eger bir sey yapacaksaniz, yarin neler olacagini söylemek için
gereklidir. - Gerekli de degil fakat eglenceli. Bunun için sadece
boynunuzu disariya uzatmaya istekli olmaniz gerekecektir.
Her
bilimsel yasa, her bilimsel ilke, bir gözlemden elde edilen sonuçlarin
her ifadesi, detaylari dista birakan bir tür özettir. Çünkü hiçbir sey
tüm ayrintilariyla ifade edilemez. Topaç örnegindeki adam, sadece
yasayi su sekilde ifade etmesi gerektigini unutmustu; "Bir cismin
kütlesi, cismin hizi çok yüksek düzeylere çikmadikça fazla degismez."
Oyunun
esasi, bir spesifik(özgün) kural koymak ve sonra da onun süzgeçlerden
geçip geçmedigine bakmaktir. Burada spesifik tahmin, bütün durumlarda
kütlenin asla degismeyecegi yönündeydi. Heyecan verici bir olasilik! Bu
durumun olmadiginin anlasilmasinin zarari yoktur. Çünkü o sadece kesin
olmayan bir seydi ve kesinsiz olmanin zarari yoktur. Bir konuda hiçbir
sey söylememektense, emin olmadan bir seyler söylemek daha iyidir.
Gerçek
su ki, bilimde söyledigimiz seylerin hepsi, varilan sonuçlarin tümü
kesinsizdir, çünkü hepsi sadece sonuçlardir. Onlar gelecekte neler
olacagi hakkindaki tahminlerdir ve siz ne olacagini bilemezsiniz. Çünkü
çok sayida eksiksiz deney yapmadiniz.
Öte yandan dönmekte olan
bir topacin kütlesi üzerindeki bu etki çok küçüktür ve bu nedenle de
"Oh, bu etki herhangi bir farklilik yaratmiyor" diyebilirsiniz. Fakat
dogru olan ya da en azindan ardisik süzgeçlerden geçmeyi sürdüren ve
çok daha fazla gözlemle geçerliligini devam ettiren bir yasa formüle
etmek, büyük bir zekayi, imajinasyonu ve felsefemizin, uzay ve zaman
anlayisimizin eksiksiz bir sekilde yenilesmesini gerektirir. Ben
rölativite teorisine atifta bulunacagim. Rölativite teorisi, ortaya
çikan zayif etkilerin, daima çok devrimci düsünce modifikasyonlarini
gerektirdigini göstermistir.
Bu nedenle bilimciler, süphe ve
kesinsizlikle is görmeye alisiktirlar. Tüm bilimsel bilgi, kesinsizdir.
Süphe ve kesinsizlikle ilgili bu deneyim önemlidir. Ben bu deneyimin
çok büyük bir deger tasidigina ve bilimin ötesinde de genisletilmesi
gerektigine inaniyorum. Inaniyorum ki, daha önce çözülememis herhangi
bir problemi çözmek için, kapiyi bilinmeyene aralik birakmak
zorundasiniz. Tam olarak dogru biçimde kestiremediginiz olasiliga
firsat vermek zorundasiniz. Aksi takdirde, eger zihniniz önceden
hazirlarsaniz, problemi çözemeyebilirsiniz.Bir bilimci size problemin
cevabini bilmedigini söylediginde, o bilgisiz bir insandir. Nasil
çalisacagi hakkinda bir sezisi oldugunu söylediginde o konu hakkinda
kesinsiz durumdadir. Nasil çalisacagi konusunda tam emin oldugunda ve
size "onun çalisma tarzi budur saniyorum" dediginde hala bir miktar
süphe içerisindedir. Iste bilgisizlik ve süphe arasinda yaptigimiz bu
ayirim, gelisme yaratmak için paha biçilmez bir öneme sahiptir. Çünkü
biz süphe duyuyoruz ve o zaman yeni düsünceler için yeni dogrultularda
arastirmalar öneriyoruz. Bilimin gelisme hizi, yaptiginiz gözlemlerin
çoklugu degildir. Çok daha önemlisi, test etmek üzere yeni seyler
yaratmadaki basarinizdir.
Eger yeni bir yöne bakma arzusu
duymamis ya da bu bakisi basaramamis olsaydik, eger hiç süphe duymamis
ya da bilgisizligi kabul etmemis olsaydik, yeni fikirlere sahip
olamayacaktik. Hiçbir sey kontrol etmeye deger olmayacakti. Çünkü biz
gerçegin ne oldugunu zaten biliyor olacaktik. Bu nedenle, bizim bu gün
bilimsel bilgi olarak adlandirdigimiz sey, kesinligin degisik
düzeylerdeki ifadelerinden olusan bir kümedir. Bunlardan bazilari pak
fazla emin olunmayan seylerdir. Bazilari ise hemen hemen emin olunacak
türdendir. Ama bunlardan hiç biri mutlak olarak kesin degildir.
Bilimciler buna alisiktir. Biz biliyoruz ki, yasayabilmek ve bilmemek,
birbiriyle uyumludur. Bazi insanlar, "bilmeksizin nasil
yasayabilirsin?" diyor. Onlarin ne demek istediklerini bilmiyorum. Ben
daima bilmeksizin yasiyorum. Bu kolay bir seydir. Neyi bilmek
istedigimi nasil bilebilirsiniz?
Süphe konusundaki bu özgürlük,
bilimde (ve ben inaniyorum ki diger alanlarda da) önemli bir konudur.
Bu bir mücadeleden dogdu. Bu mücadele, süphe duymaya, emin olmamaya
imkan verilmesi mücadelesiydi. Bu mücadelenin önemini ihmalkarlik
ederek unutmamizi ve süphe için özgürlügün terk edilmesini istemiyorum.
Hosnutluk verici bir bilgisizlik felsefenin büyük degerini ve böyle bir
felsefenin mümkün kildigi ilerlemeyi (ilerleme düsünce özgürlügünün
meyvesidir) bilen bir bilimci olarak sorumluluk hissediyorum.
Bu
özgürlügün degerini açiklamak ve süphenin korkulacak bir sey
olmadigini, tam tersine insanlik için yeni bir potansiyelin olanagi
olarak hosnutlukla karsilanmasi gerektigini ögretmek için kendimde bir
sorumluluk hissediyorum. Eger emin olmadiginizi biliyorsaniz, durumu
degistirmek için bir sansiniz var demektir. Ben bu özgürlügü gelecek
kusaklar için talep etmek istiyorum.
Süphe, tüm bilimlerde açik
bir degerdir. Onun öteki alanlarda da öyle olup olmadigi,
çözümlenmemis, kesinsiz bir problemdir. Gelecek konferanslarda birçok
noktayi tartismak ve süphelenmede önemli olani ve süphenin endise
edilecek bir sey degil, fakat çok büyük degeri bulunan bir sey oldugunu
göstermeye çalismak için firsat bulacagimi umuyorum."(Feynman)
Akil Yürütme
Bir
vahsinin fotograf makinesinin isleyisi karsisinda duydugu sey nedir?
Onun akil yürütmesi büyük olasilikla söyle olacaktir: bir sihirli kutu
var;bu sihirli kutu da özel bir Tanriyi, fotograf tanrisini
içermektedir!
Sonra bizim kimyacilarin filojiston kuramini
animsayin. Yanmanin bir bir birlesme mi yoksa ayrisma mi oldugunu
açiklamak için filojiston diye bir madde uydurmuslardi. Negatif
kütleli, görünmez bir “madde”.
Ya fizikçiler? Onlar, sesle
isigi,su dalgasiyla isigi karistirdilar ve isigin yayilmasi için
maddesel bir ortam aradilar. Isigin yayildigi bir ortam
uydurdular;Evreni esir ile doldurdular. Bu uydurma görüslere yine
fizikçiler son verdi!
Bütün bunlar,akil yürütmelerdi. Akil
yürütmekten vaz mi geçecegiz? Geçemeyiz ki. Ama aklimizin sinirli
oldugunu bilmeliyiz. Lev Landau söyle der:“Akil yürütmemizin oldukça
inandirici oldugu süphesiz, fakat bununla yetinmek istemekle,doga
yasalarini sadece akil yürütme yoluyla bulmaya çalisan (böylece
hazirladiklari dünya, gerçek dünyaya pek az benziyordu) bazi ilkçag
filozoflarinin yaptiklari hatalara düseriz. Bir fizik kuraminin degeri
üzerine en son sözü söylemek hakki deneye aittir. Bu yüzden isigin
hareket halindeki bir trende yayilma sekli ile ilgili varsayimlarla
yetinmeyip bize bilgi vermekten geri kalmayacak olan deneye
basvurmaliyiz.”
Doga yasasi ne demektir?
“Ilkin: dilsel
görünüsüyle fizik yasasi kesin bir bildirmedir;her zaman,her yerde
yürürlükte olan bir gerçeklik durumunu saptiyor gibidir. Öyle ki
“kesinlik” dendi mi (matematik disinda, çok kez unutulan matematikten
önce) fizik yasasi akla gelir. Sözgelimi düsme yasasi, dil kurulusundan
ötürü, çok kisinin gözünde öyle bir anlatimdir ki,bu anlatim her simdi-
burada için geçerliktedir. Oysa bu yasanin dilce kurulusu üzerinde
durup düsündügümüzde,düsme’nin,dolaysiyla da tüm fizik yasalarinin
kesinlik’le alis-verisi olmadigi açiktir. Gerçi fizik yasasi dilce tam,
bulanikliktan uzak,sallantilari,kaypakliklari önleyen bir söylemedir.
Kuskusuz, fizik yasasi bu bakimdan kesindir. Ancak “kesinlik”, hakli
olarak, bir anlatimin dilce mantik çatisi ve içyapisi geregi hiç mi hiç
bir sallantiya yer birakmamasi;anlatimin çelisigini tasarlamanin,salt
bu dilsel yapi geregi mantikça olanak disi kalmasi diye
tanimlandiginda, hiçbir fizik yasasi kesin degildir. Yasa dilinin o
“dir”li, “dir”li kesip atmasi ya da söylenenin sonunda, tek bir
matematik formülüyle kotarilmasi,yasada dile gelen bilginin onarim,
degistirme, düzeltme, yeniden ele alma türüne giren elestirilerden
mantikça arinmis oldugunu belgelemez.
Ayrica: fizik yasalarinin
dilce bildirsel kiple ortaya çikmasini, yasa’lastirilan bilginin
sonsuzca sürekli bir simdiyi dile getirdigi biçiminde yorumlamak pek
dogru olmaz. Fizik yasasindaki “dir”lara, “dir”lere dikkat
edildiginde,yasada dile gelenlerin geçmis’le ilgili olarak
saptandigini; ama yasanin gelecekle de ilgili olarak bir bekleme
oldugunu;böylece bir yasanin,daha dilce, geçmis’e deggin “iste
böyle-böyle oldu” türünden bir dil ile gelecege deggin “iste
böyle-böyle olmasini bekleyebiriz” türünden bir dili de içerdigini
gözden yitirmemeliyiz. Nitekim ‘düsme yasasi’ simdiye iliskin bir sav
degildir;daha önceki bilinen tüm düsme’lerle bundan sonraki düsme’leri
de kapsayan bir savdir.
Ramazan KARAKALE
Kaynakça
1.Balibar,Françoise; Einstein: Düsünmenin Keyfi(1993),Çeviren:Aykut Derman, Yapi Kredi Yayinlari,Mart 2004
2.Barrow, John D.;Olanaksizlik(1998),Çeviren: Nermin Arik,Sabanci Üniversitesi Yayinlari-2002
3.Bozkurt, Nejat; Bilimler Tarihi ve Felsefesi, Sarmal Yayinlari-1998
4. Feynman,Richard;Fizik Yasalari Üzerine(1964),Çeviren: Nermin Arik,TÜBITAK Yayinlari-1995.
5. Feynman, Richard P., Alti Kolay Parça, Evrim y,Çeviren:Tolga Birkandan/Celal Kapkin,Ocak-2002
6. Feynman, Richard P. Kesfetme Hazzi, Çeviren:Nur Küçük-Yasemin Çevik,Evrim Y Bilim Dizisi 30-2000
7. Feynman, Richard P., Kuantum Elektrodinamigi (1985), Çeviren: Ömür Akyüz, Nar yayinlari-1993
8. Feynman, Richard P., Eminim Saka Yapiyorsunuz Bay Feynman(1985), Çeviren:Evrim Yayinlari- 2000
9. Feynman,Richard,Her Seyin Anlami(1963),Çeviren: Osman Çeviktay, Evrim Yayinlari-1999
10.Kuhn,Thomas; Bilimsel Devrimlerin Yapisi,Çeviren: Nilüfer Kuyas, Alan Yayincilik-2000
11.Landau,Lev- Roumer,Yuri; Görelilik Kurami(Izafiyet Teorisi nedir?) Çeviren:S.Gemici,Say Yayinlari -1996
12.Osserman,Robert; Evrenin Siiri(1995),Çev: Ismet Birkan,TÜBITAK Yayinlari-2000
13. Pagels,Heinz R.; Kozmik Kod:Doganin Dili/Kuantum Fizigi (1981), Çeviren: Nezihe Bahar, Sarmal Yayinlari- Ekim 1993
14. Uygur,Nermi; Dil Yönünden Fizik Felsefesi, Remzi Kitabevi -1985

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Doga Yasalari
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |