Okunma: 904 kez
Teoriye göre, evren günümüzden en az on milyar yil önce, çok yüksek sicaklik ve yogunluktaki bir yapidan büyük bir patlama sonucu olusmus olup, bu yapidan, söz konusu patlama ve genisleme sonucunda, en hizli hareket eden kütleler en dista, daha yavas hareket edenler ise en içte olmak üzere, bir yayilim baslamistir. Söz konusu evren modeline göre, patlama ve genisleme süreci 1020 milyar yil kadar sürmüstür ve hala sürmektedir.
( www.genbilim.com )
Büyük patlama teorisi, evrenin, ilk çaglarinda, çok yogun, çapi
Günesin çapindan 30 kat fazla, küre biçiminde bir hacim içine sikismis
olarak bulundugunu söyler. Patlama modeline göre, isi çok yüksek olup,
bir milyar derecenin üstündeydi ve atomlar proton, nötron ve
elektronlarindan tümüyle soyulmus halde bulunuyorlardi. Bu ilk
devirde, en büyük rolü, bütün uzayi doldurmus olan isinim oynamaktaydi.
Madde atomlari çok az idi ve güçlü isik kuantumlari ile
firlatiliyordu. Yaklasik bir saat sonra, isi bir milyar dereceye, otuz
milyon yil sonra da birkaç bin dereceye düsmüstü.
Evrenin
olusumunu açiklayan bu modele göre, patlamanin ilk saniyelerinde sicak
gazlar olusmaya baslamis olmakla birlikte, otuz milyon yil içinde,
belli bir atom partikülü olusmamisti. Bu gaz-kütle sogumasini sürdürdü
ve birkaç bin dereceye düstü. Iste bu sirada atomlar olusmaya basladi.
Duman halinin bu aninda, toz gaz bulutlari içinde ilk olarak hidrojen
ve helyum bulunmaktaydi. Sonra çekim kuvvetinin etkisiyle, belirli
toplanimlar olusmaya baslamistir ki, bunlar galaksileri meydana
getirecek olan gaz kütleleridir.
Bigbang
Uzayin olusumu ilgili olarak astronom 6. Lemaitre tarafindan ortaya atilan bir teori.
Zamanla
teoriyi benimseyen bilim adamlarinin sayisi artti. Bu nazariyeye göre
uzay 15-20 milyar yil önce tek bir dev atomun infilak etmesiyle meydana
geldi. Patlayan bu dev atom, içindeki maddeleri bosluga savurdu.
Galaksiler nebulözler ve yildizlararasi plazma bu sekilde meydana
geldi. Bu ilk infilaktan bu yana çok daha küçük patlamalar halen devam
etmekte (süpernovalar) ve uzay, genisleyip büyümeye devam etmektedir.
Gerçekten
de dünyamizdaki gözlem evlerinden izlenen uzak galaksilerin isigindaki
kirmiziya kayis, bunun ispati olarak kabul edilmektedir.
Büyük
patlama (Bigbang)dan gelen radyasyon, ilk defa 1964'te tesbit
edilmistir. New Jersey'deki Bell Laboratuvarlarindan Arno Penzias ve
Robert Wilson, Samanyolunun dis kisimlarindan gelen belirsiz radyo
dalgalarini ölçmeye çalisiyorlardi. Fakat bunun yerine gökyüzünün her
tarafindan gelen bir radyasyon buldular. Bu isinimin bütün yönlerdeki
parlakligi ayni idi ve yaklasik 3° Kelvin sicakliginda bir ortamdan
geldigi anlasiliyordu. Daha sonra Penzias ve Wilson, bu buluslari için
bir Nobel ödülü kazandilar.
Bu kozmik fon radyasyonunun, büyük
patlamadan hemen sonra kainati dolduran sicak gazdan geldigi tahmin
edilmektedir. Astronomlar, 1920'lerden beri kainatin genisledigini
biliyorlardi. Bu genislemenin hizi da, 15 milyar yil kadar önce bütün
maddenin tek bir anda ayni noktada bulunmasi gerektigini gösteriyor.
Iste tam bu ilk zamana büyük patlama deniyor. O zamandan beri de kainat
sürekli olarak genislemektedir.
Büyük patlamadan sonra kainat
radyasyondan yayilan çik sicak gazla dolmustur. Ilk önce gaz, temel
parçaciklardan meydana gelmisti: Önce kuarklar olustu ve bunlar bir
araya gelerek protonlari ve nötronlari meydana getirdi; daha sonra da
elektronlar ortaya çikti. Büyük patlamadan 300.000 yil sonra, sicaklik
3000 °K'ye düsünce bu parçaciklar birlestiler ve atomlar olustu.
Bu
durum, kainata büyük bir degisiklik getirdi. O zamana kadar elektrik
yüklü parçaciklar radyasyonu çok kolay emerlerdi. Radyasyon çok uzaga
gidemediginden, gaz da seffaf degildi. Fakat nötr atomlar radyasyonu
iyi ememediler. Bu durumda hareketine bir engel kalmadigindan,
radyasyon uzayda yayildi.
Uzay genisledikçe radyasyonun dalga
boyu uzadigi için, daha soguk bir cisimden geliyiormus kanaatini
vermeye basladi. Bizim radyasyonu ölçebildigimiz simdiki zamana kadar
radyasyon, mutulak sifirin ancak birkaç derece üstündeki sicakliklara
kadar sogudu.
Penzias ve Wilson tarafindan bulunan kozmik fon
radyasyonu, bu düsünceye mükemmel olarak uymaktadir. Hem sicaklik dogru
derecedeydi hem de radyasyon bütün gökyüzünde ayni sicakliktaydi; çünkü
bütün yönler büyük patlamaya dogru gidiyordu.
Fakat bu kesif
ortaya çözülmesi gereken bir de bilmece çikardi. Fon radyasyonu, büyük
patlamadan 300.000 yil sonra gazin son derece homojen oldugunu
göstermektedir. Gazin içinde büyük topaklar ve delikler olsaydi, bunlar
radyasyonun gökyüzündeki dagiliminda sicak ve soguk bölgeler olarak
gözükecekti. Öte yandan bugün çok topaklidir. Kümeler, ince uzun
gruplar halinde toplanan galaksiler ve bunlarin aralarinda bosluklar
vardi. Bu büyük yapilarin orijinal gazin içindeki topaklardan çikmis
olmasi gerekmektedir. Tipki sütün topaklanarak peynire dönüsmesi gibi.
Kozmoloji
ile ugrasan bilim adamlari, fon radyasyonu iyi incelenirse, bunun
sicakliginda bazi sapmalar bulacaklarina inaniyorlar. Astronomlar,
kozmik fon radyasyonunun sicakligini 1960'lardan beri giderek artan bir
dikkatle ölçmektedirler. Birkaç yanilmanin disinda, yalnizca ortalama
sicakliktan sapmalara sinirlamalar koyabilmislerdir. Yerden yapilan son
deneyler, bunlarin da bir Kelvin'in 30 milyonda birinden fazla
olamayacagini gösteriyor. Yerden gözlem yapan astronomlar, kozmik fon
radyasyonunu incelediklerinde iki hususla karsilasmaktadir: Birkaç
santimetre daha uzun dalga boylarinda gözlem yaptiklari zaman bizim
galaksimiz Samanyolu'ndan gelen radyasyon, zayif fon radyasyonundan
baskin çikiyor. Bizimi galaksimizdeki parlak ve karanlik kisimlar, fon
radyasyonundaki herhangi bir sapmayi kolaylikla maskeliyorlar.
Daha
kisa dalgaboylarinda ise Samanyolu daha zayiftir; fakat bu
dalgaboylarindaki radyasyon, Dünyanin atmosferindeki su buhari
tarafindan emilmektedir. Dünyanin her yerinde, çesitli gruplar, yüksek
daglar, Antarktika ve yüksekte uçan balonlar gibi havanin kuru oldugu
yerlerden gözlem yaparak bu problemi çözmeye çalismislardir.
Buna
en iyi çözüm, bir uydudaki kisa dalgaboylu bir radyo alicisidir.
1970'lerin ortalarinda, bu gözlemcilerin çogu, NASA'nin Goddard Uzay
Uçus Merkezindeki bilim adamlariyla isbirligi yaparak Kozmik Fon Kesif
Uydusu COBE'nin tasarimina katkida bulundular.
18 Kasim 1989'da
COBE, yörüngesine mükemmel bir sekilde oturtuldu. COBE'nin tasidigi üç
araçtan iki tanesi gökyüzünü uzun kizilötesi dalgaboylarinda
gözlemledi. Araçlar, uzaydan gelen zayif sinyallerin uzay aracinin
kendi sicakligindan etkilenmemesi için sivi helyumla sogutulmaktaydi.
Bu araçlar görevlerini seferin dokuzuncu ayinda sivi helyumun bittigi
sirada tamamladilar. Araçlardan biri fonun ortalama sicakligini
görülmemis bir hassasiyetle ölçerek 2.735 °K degerini buldu. Digeri de
ilk defa olarak, uzun kizilötesi dalgaboylarinda uzayin haritasini
çikardi.
Üçüncü ölçüm aleti fon radyasyonunun parlakligindaki
sapmalari aramak için tasarlanmisti. Alti diferansiyel mikrodalga
radyometreden olusan bu düzenek gözlemlerine devam ediyor; çünkü
bunlarin sogutulumasi gerekmiyor. Bunlarla gökyüzü simdiye kadar iki
kere tarandi ve üçüncü taramaya devam edilmektedir.
Radyometreler gökyüzünü 3.5, 5.7 ve 9.5 milimetre olmak üzere üç kisa radyo dalgaboyunda gözlemlemektedir.
Halen,
Dünyanin çesitli yerlerinde ayni derecede hassas aletlere sahip ekipler
COBE'nin görebileceginden daha küçük, bir açi dakikasi sapmalar bulmak
için gözlem yapmaktadir.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Büyük Patlama - Big Bang
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |