Okunma: 877 kez
20. yüzyil;atom çagi, insanligin en büyük degisimleri, en büyük ilerlemeleri ve en büyük gerilemeleri, akil almaz vahsetleri ve inanilmaz bilimsel basarilari yasadigi bir yüzyil oldu. Iki Büyük Dünya Savasi,bölgesel savaslar, Fasizmi kiyimlari, Dünyanin üçte birinin sosyalist olmasi ve sosyalizmin çöküsü bu yüzyilda oldu. Hirosima' ya bugün atilan bir atom bombasidir; Günes' in kaynagi olan olaydan güç almaktadir...
6 Agustos 1945 aksami ABD baskani Harry Truman ‘ in radyolardan
yayinlanan konusmasindan iki cümlecik. 20. yüzyil Ikinci Dünya Savasi'
nin bitimiyle "atom çagi " daha dogrusu nükleer çag adini alacakti. Ama
bu çaga atom çagi denmesinin gerçek bir anlami vardi. 20. yüzyil bastan
sona atomun yapisinin aydinlatildigi bir yüzyildi. Gelin bir yönüyle
"çok bilimsel",öteki yönleriyle "gayri bilimsel" olan 20.yy'a kusbakisi
bir göz gezdirelim.
ÇAGI HAZIRLAYAN BULUSLAR...
Bunlara çaga
adini veren buluslar da diyebilirsiniz. 1899 yilinda Amerikan Patent
Dairesi Baskani “Icat edilebilecek her sey icat edildi” diyordu. Ama üç
yil önce Fransa’da radyoaktifligin kesfedildigini bilmiyordu. Iletisim
bu denli hizli degildi.
Insanlik tarihinde mutlu rastlantilar
vardir. "Atom çagi " iste böyle bir mutlu rastlantiyla açildi. 1896
yilinin Subat ayiydi. Fransiz bilgin Antoine Henri Becquerel
(1852-1908)ve asistani Marie Sklodowska Curie (1867-1934)
radyoaktifligi kesfettiler. Bu, atom çaginin baslangicini simgeleyen
bir kilometre tasiydi. Çünkü radyoaktiflik, insanoglunun farkina
vardigi ilk nükleer olaydi. Ilginçtir, radyoaktiflik atom çekirdeginden
kaynaklanan bir olaydi, ama bulundugu yillarda bu kaynak bilinmiyordu.
Radyoaktif isinlar, insanogluna izcilik etti ve atomun çekirdegine
giden karanlik tünelleri aydinlatti. 1911 yilindayiz. Radyoaktiflik
bulunali tami tamina 15 yil geçmisti. Ingiliz bilgin Ernest Rutherford,
radyoaktif maddelerden yayilan alfa isinlariyla ince metal levhalari
bombardiman etti, atomlarda pozitif yüklü, çok yogun ve çok küçük
hacimde bir atom çekirdegi bulundugunu gösterdi. Bu, atom içine olan
yolculukta çok büyük bir adimdi. Atom çekirdegi, pozitif yüklü olduguna
göre, tam sayilarla belirtilen bir yük içermeliydi. Çünkü Amerikali
Millikan, iki yil önce, 1909 da ister pozitif ister negatif olsun
elektrik yüklerinin "kuantli", "taneli" olacagini göstermisti. Atom
çekirdekleri de öyle olmaliydi. Moseley, iste bu gerçegi yakaladi ve
1913'te her element için çekirdek yükünün (atom numarasinin)
karakteristik özellikl oldugunu buldu Her element, parmak izi gibi bir
tayf çizgisi veriyordu. Bu genç bilim adami, Birinci Dünya Savasi'nda
Çanakkale' de ölüp gitti(1915). Savaslar kimbilir ne kadar çok insani
alip götürdü! Kuantum Kurami 20. yüzyila damgasini vuracak iki büyük
kuramdan biri. Bunu yüzyilin basinda, 1900 yilinda, Max Planck ortaya
atti. Enerjiyi sürekli (kesiksiz) bir akis olarak gören klasik enerji
kurami yerine kuantum kuramini ortaya atmisti. Planck’in deneysel
temellere dayanan önerisi, enerjinin kesik kesik ya da paket paket
alinip verildigi seklindeydi. Bu kurami, 1905 yilinda Albert
Einstein(1879-1955), fotoelektrik olayi açiklamakta kullandi.
Danimarkali Niels Bohr, 1913 te kuantum kuramiyla atomdaki elektron
düzeninin ilk açiklamalarini yapti. Çagimiza damgasini vuran diger
büyük kuram da görelilik kuramidir. Einstein 1905 te özel görelilik
kuramini, 1915 te de genel görelilik kuramini ortaya koydu. Einstein,
kütle ve enerjiyi apayri seyler olarak degil birbirine dönüsen olgular
oldugunu ileri sürdü. O siralar Zürih patent bürosunda memur olarak
çalisiyordu. Kütle ve enerjiyi bambaska iki varlik olarak düsünmeye
alismis bilim çevreleri, kavramlari birbirine karistiran patent
bürosunun" zirvalari" üzerinde durmadi bile. Bilim dünyasi onun
söylediklerini ancak 15 yil tartistiktan sonra hazmedebildi. Einstein,
1921 de Nobel ödülünü aldi; ama görelilik kuramindan degil de
fotoelektrik olaydan. Arthur Eddington’un alkislanasi ukalaligina göre
o zaman bile bir çok bilim adami göreliligi anlamamisti. Eddington’a
göreliligi yalnizca üç kisinin anladiginin dogru olup olmadigi
soruldugunda nükteli Ingiliz profesör durmus ve “üçüncü kisinin kim
oldugunu bulmaya çalisiyorum” demisti( Time-2000, Frederic Golden’in
yazisi).Kütlenin yogunlasmis bir enerji oldugu görüsü 1927' de denel
olarak da destek buldu. Aston, kütle spektrometresi denen bir aygiti
gelistirmisti. Bu alet atom kütlelerinin çok duyarli olarak ölçülmesini
sagladi. Bu aygit yoluyla özellikle nükleer tepkimelerde bir kisim
kütlenin enerjiye dönüstügü ve bu dönüsümün Einstein' in ünlü
denklemine(enerji= kütlex isik hizinin karesi) uydugu kanitlandi. Atom
çekirdegini bulan Rutherford, 1919 yilinda, simyacilarin ünlü düsünü
gerçege dönüstürdü. Havanin azotunu alfa isinlariyla bombardiman ederek
onun oksijene dönüstügünü gördü. Simyacilar, her seyi altina çevirecek
filozof tasini hiç bulamadilar; ama bir elementin insan elinde baska
bir elemente dönüstürülmesi bir düsün gerçek olmasidir elbette. Bir
element, baska bir elemente dönüsebiliyordu. Insanoglunun eli artik
atom çekirdegine gidiyordu. Ilk yapay nükleer tepkime, çekirdege ilk
müdahale. Atom çekirdegi, pozitif yüklüydü; nötral bir atomda elektron
sayisi ile proton sayisinin, yani birim negatif yüklü parçacik sayisi
ile birim pozitif yükteki parçacik sayisinin esit olacagi açikti.
Çekirdekte pozitif yükten baska ne var acaba?
Nötronun Bulunmasi
Bu
sorunun yanitini Rutherford' un ögrencisi James Chadwick verdi:1932
yiliydi. Alfa isinlariyla berilyum çekirdeklerini bombardiman edince
yüksüz bir radyasyonun olustugunu açikladi ve buna nötron dedi. Böylece
atomun üç temel parçacigi elektron, proton ve nötron bulunmus oluyordu.
Alfa, kendisi de bir çekirdek (helyum atomunun çekirdegi) oldugu halde,
atom çekirdegine giden yolu aydinlatiyordu. Bilim tarihinin en büyük
kadini Madam Curie, 4 Temmuz 1934 de gözlerini yasama kaparken, bir kaç
ay önce damadinin ve kizinin- Joliot-Curie çiftinin- yapay
radyoaktifligi kesfettiklerini biliyordu. Joiot-Curie çifti, alfa
isinlariyla alüminyum çekirdegini bombardiman ettiler. Sonuçta
radyoaktif bir element
Chadwick(1891-1974)
(radyoaktif
fosfor) olustugunu buldular. Böylece, bir inanisa daha son verildi:
Radyoaktiflik, yalnizca dogadaki elementlerin bir özelligi degildi; onu
insanoglu da “yaratabilir”di. Insanoglu radyoaktif elementler de
üretiyordu artik. Bombardimanda kullanilan radyasyonlar, dogal
radyoaktif maddelerden saglaniyordu. Beli ki dogal kaynaklara bagli
kalmamak ve dogal olanlardan yayilan parçaciklari hizladirarak
kullanmak nükleer tepkimeleri çesitlendirecekti. Atlantigin iki
yakasinda hemen ayni anda hizlandiricilar yapilmaya baslandi. Amerika'
da Ennest Lawrence 1930 da, Robert J. van de Graff 1931 de; yine ayni
yil içinde Ingiltere' de John Cockroft ile E.T.S. Walton kendi
adlariyla anilan hizlandiricilar yaptilar. Çok kisa sürede, 3 yil
içinde 1937'de kesfedilen radyoaktif izotop sayisi 200' ü bulmustu. H .
G. Wells , 1913 yilinda The World Set Free: A Story of Mankind adli
kurgu bilim romanini yayinlamisti. Bu romanda bazi tahminler de yer
aliyordu. Örnegin 1933 te yapay radyoaktif maddelerin bulunacagini ve
1956 yilinda atom bombasinin kullanilacagi hayali savaslari
anlatmistir. O günlerde bunlar neredeyse akil disi seylerdi. Yapay
radyoaktiflik yazarin öngördügü tarihten bir yil önce kesfedildi, ama
savasa neden olmadi. Atom savasi yani atom bombasinin kullanilmasi ise
yazarin öngördügünden onbir yil önce gerçeklesti Macar dogumlu, Musevi
asilli fizikçi Leo Szilard 1932 yilinda Berlin' de çalisirken nasilsa
bu romani okuyor. Çok etkileniyor. Ertesi yil göçe zorlaniyor ve
Ingiltere' ye gidiyor. Romandan aldigi esinle "zincir tepkimelerine
dayali kanunun patenti" ni 1934 yilinda Ingiliz Amirallik Dairesine
tescil ettiriyor. Atom Çekirdegi Nasil Bölündü?
Fisyonun Kesfi
Fisyonun
kesfi, 5 yil süren bir maratonunun sonunda oldu. Yarisi, hem de
gürültülü bir sekilde Romali bir grup genç fizikçi baslatti . Bu
gençlerin içinde Italyan fiziginin harika çocugu Enrico Fermi de vardi.
Kuramsal fizikteki üstün basarilari sonucu henüz 28 yasindayken Italyan
Kraliyet Akademisine üye seçildi. Akademi’nin en genç üyesiydi. 1934
yilinin baslarinda çevresine topladigi bir grup fizikçiyle deneysel
fizige yöneldi. Çekirdek bombardimaninda o zamana dek alfa parçaciklari
kullaniliyordu. Alfa parçaciklari agir kütlesi ve çifte elektrik yükü
nedeniyle kati maddeye nüfuz etkisi küçük kaliyordu. Fermi , iki yil
önce kesfedilen nötronu bombardiman mermisi olarak seçti. Nötron
elektrikçe yüksüzdü ve ayrica kütlesi alfa parçaciklarinin dörtte biri
kadardi. Herhangi bir itme ile karsilasmadan maddenin içlerine
girebilirdi. Roma' dan zafer çigliklari çok çabuk yükseldi. Fermi ve
arkadaslari önüne gelen elementi nötronla bombardiman ederek bir dizi
radyo izotop elde ettiler. Sira uranyuma geldi. Görünürde degisen bir
sey yoktu. Nötronla bombardiman edilen uranyum, beta yayan çekirdeklere
dönüsüyordu. Beta olayinin açiklamasini yapan Fermi' nin kendisiydi.
Beta yayan bir çekirdekte bir nötron bir protona dönüsüyor, yani atom
numarasi bir artiyordu. 1934' te Fermi, Emilio Segre ve daha üç
arkadasinin imzasiyla su haberi yayinladilar: Uranyumun nötronlarla
bombardimanindan en az 4 radyoaktif madde olusmaktadir. Bunlardan ikisi
uranyumdan daha agir 93. ve 94. elementlerdir. Haber, bilim dünyasinda
bomba gibi patladi. Roma basini da Uranyumötesi elementlerin
bulundugunu yaziyordu. Aslinda yanilmislardi. Beta yayicilar
uranyumötesi elementler degil, uranyumun yaklasik ikiye bölünmesinin
ürünleriydi. Fermi ve arkadaslari fisyonla oynuyorlardi. O sirada bu
olasiliktan sadece Alman kimyaci Ida Noddack söz etmisti. Renyum
elementinin kesfedeni olan 38 yasindaki Noddack hanimefendi söyle
diyordu: "Bilinmeyen radyoaktiflerin periyodik tabloya dahil
elementlerin hiçbirisine ait olmadiklari tek tek kanitlanmadan onlara
yeni element demek dogru olmaz" O zaman fizikçiler ve kimyacilar söyle
bir olguya kosullanmisti: nükleer bombardimana tutulan bir element
ancak yakin komsularina dönüsebilir. Fermi, yillar sonra söyle dedi:
"Uranyumda diger elementlerden farkli olarak bir olayin olabilecegini
düsünecek kadar hayal gücüne sahip degildik. Ayrica olusan
radyoaktiviteleri ayristirabilecek kadar kimya bilmiyorduk " Haberin
büyüklügü, devrin en ünlü radyokimyacisi olan Otto Hahn' in ilgisini
çekti. 30 yil sonra bir madalya töreninde ABD Atom Enerjisi Komisyonu
Baskani G. T. Seaborg, Otto Hahn' a dönerek söyle diyecekti: " Genç bir
radyokimyaci olarak beni Nobel kazanmaya götüren çalismalarimda sizin
Uygulamali Radyokimya kitabiniz elimden birakmadigim sanki bir mukaddes
kitapti " Ögretmenine unutulmaz bir ödül vermenin güzel bir örnegi.
Almanya üzerinde biraz daha duralim. 1933 yilinda Nasyonal Sosyalist
Parti ve onun lideri Adolf Hitler Almanya' da iktidari- demokratik
yolla, seçimle- ele geçirmisti. Fasizmin dislerini göstermeye basladigi
bu yillarda Otto Hahn (1879-1968), Berlinde Keiser Wilhelm Enstitüsünün
Radyokimya Bölümü baskaniydi. Ayni enstitünün Nükleer Fizik bölümü
baskani da bayan Lise Meitner(1878-1968) ' di. Lise Meitner Otto Hahn
ve Lise Meitner, 28 yildir ortak çalisma yapan iki dosttular. Lise
Meitner, Almanya' nin Madam Curie' si diye de taninir. Tarihin ilginç
bir cilvesi olsa gerek bu iki bilim kadini, Birinci Dünya Savasi
sirasinda birbiriyle çarpisan Fransa Otto Hahn ve Avusturya ordularinda
karsi cephelerde röntgen uzmani olarak hizmet vermislerdir. Roma’dan
büyük haberlerin yayimlandigi günlerde Hahn ve Meitner, Rusya
seyahatinden dönüyorlardi. Onlari karsilayan arkadaslari söyle
takilirlar: Fermi' nin bombasi uykunuzu kaçirmadi mi?
1935
lerde Roma fizikçi grubu dagilmisti. Fisyonun bayragi artik Berlin
ekibinin elindeydi. Ekip,Otto Hahn, Lise Meitner ve genç kimyaci Fritz
Strassmann üçlüsünden kuruluydu. Ekip nötronla bombardiman ettikleri
uranyum tepkimesi sonucunda yariömrü farkli 9 element bulundugunu
gördüler( Fisyon tepkimesi sirasinda 200 kadar radyoizotop olustugunu
bu gün artik biliyoruz). Berlin çalismalari sonucunda sadece 93. ve 94.
degil, 94. ve 95. elementlerin olustugu açiklandi. 1937 yilinda Fermi ,
Nobel ödülüne aday gösterildi. Tam bu sirada Paris' te Iren
Joliot-Curie ve Pavel Savitch ikilisi de ayni konuya ilgi duydu. Onlar
da nötronla uranyumu bombardiman ettiler. Bulunan elementler hakkinda
bir kararsizliktan sonra "lantana çok benzeyen uranyum ötesi bir
element" olustugunu açiklarlar. Kosullanmislik bir kez daha ayakucunda
durani uzaklara savuruyor. Bulduklari lantanin ta kendisiydi. Eger bu
taniyi yapabilselerdi fisyonun kesfini Fransa yapmis olacakti. Lantan
(La), atom numarasi 57 olan yaklasik onun yarisi agirlikta bir
elementtir ve uranyumun bölünme ürünleri arasinda oldugu bilinmektedir.
Roma' dan sonra Paris de fisyonun kesfini müjdelemekten mahrum oldu.
Lise Meitner, 1907 yilindan beri Berlin ' de yasiyordu ve Avusturya
pasaportu tasiyordu. 1937 de Adolf Hitler, Avusturya’yi isgal etti.
1938 de Avusturya' da artik Musevilere yasam hakki yoktu. Lise Meitner,
1938 Temmuzunda apar topar Stockholm' e kaçmak zorunda kaldi. 10 Kasim
1938 günü ve ertesinde Berlin' de Musevilere ait ev ve isyerleri
fasistlerce yakilip yikildi; kirilan camlar caddeleri kristal bir örtü
gibi kaplamisti. O gecenin adi 'Kristal Gece' ydi. Paris ekibinin
çelisik bildirileri O. Hahn ve F. Strassmann ikilisine incelemeye deger
geldi. Hahn ve Strassmann, 40 yil önce Madam Curie' nin ayrimsal
kristallendirme yöntemini kullandilar. Önlerine baryum klorür çikti.
Fakat basiretleri bagliydi. Baryum olamayacagini düsündüler. Sonra
radyoizotop karisimini yeniden ayirmaya çalistilar. Sonunda 17 ve 19
Aralik 1938 de gerçegi kabul eden denel sonuçlar aldilar: 22 Aralik
1938 de makaleyi Dogal Bilimler dergisine ulastirdilar. Makale
kisaltilarak 6 Ocak 1939 da yayimlandi. Uranyum nötronla bombardiman
edilince yaklasik esit agirlikta ikiye bölünüyordu. Atomos, bölünemez
demekti. Demokrit'ten 2300 yil sonra atomu insanoglu bölmüstü. Yillar
sonra Otto Hahn söyle diyecekti: "Nükleer fizikçiler bizi
kosullandirmislardi. Ne zaman onlarin etkisini kafamizdan sildik ve bir
kimyaci gibi düsündük, iste o zaman gerçegi görebildik." Gördügünüz
gibi, su nükleer fizikçiler fisyon tepkimesinin bulunusunu epeyce
geciktirmisler!.. 19 Aralik 1939 Pazartesi günü Otto Hahn, kadim dostu
Lise Meitner' e uzun bir mektup yazdi. "Su ana kadar atomun
parçalanabilecegine hiç ihtimal vermedik. Öyleyse baryum nasil doguyor?
Mevcut fizik kanunlarina göre bunu açiklayabilir misin?" diyordu. Lise
Meitner de bunun olabilecegi sekline bir yanit verdi. Lise Meitner
Isveç Bilimler Akademisi, Fizik enstitüsünde profesörlük verilir.
Yegeni Otto R. Frisch ise Kopenhag' da Niels Bohr' un yanindadir.
Meitner ve Frisch onun enerji yönüne egildiler. Hesapla ve deneyle
fisyon sonunda büyük bir enerji açiga çiktigini gösterdiler. Canli
hücrenin bölünerek çogalmasindan esinlenerek olaya fisyon (bölünme)
adini verdiler ve 16 Ocak 1939 da olayin mükemmel bir açiklamasini
Ingiliz Doga dergisine gönderdiler. Lise Meitner ve Otto Robert Frisch,
olayi çekirdegin sivi damlasi modeline ve maddenin enerjiye dönüsümüne
dayanarak açikliyorlardi. Yalniz olayin nötronla ilgili boyutunu
anlayamamislardi. Onun açiklamasi da Mart 1939 da Paris' ten geldi:
Hans von Halban, Frederic Joiot ve Lew Kowarski üçlüsünün imzasini
tasiyan ve Doga dergisine postalanmis mektup olayda fazla nötron açiga
çiktigini ve ardisik bir zincir tepkimesi olustugu açiklaniyordu. Otto
Hahn engin bir alçak gönüllülükle söyle der: " Zaman, kesif için
olgunlasmisti. Buna Berlin' de ulasilmasi bizim talihimizdi." Fisyon
olayi, 1939 yilinda Avrupa' da çözülmüstü. Ama Ikinci Dünya Savasi’nin
alevleri de Avrupa’yi yakmaya baslamisti. Avrupa’daki savas yangini,
atom yarisinda bayragin, kita degistirmesine yol açti. Sans bir kez
daha Amerika Birlesik devletlerine güldü. Avrupadaki Bilim adamlarinin
kaçtigi/göçtügü/sigindigi iki ülke oldu: Amerika ve Türkiye. Bu
konularda pek sesi solugu çikmayan Amerika inanilmaz bir atak yaparak
basa geçti. Avrupa’da fasizmin egemen olusu bilim adamlarini Amerika’ya
yigmisti. Türkiye’ye gelenler de 1933 Üniveriste Reformunun mimarlari
oldular.(Türkiye,1990'larda Sovyetler Birliginin çöküsünden
yararlanabilirdi;ama bu atilimi yapacak iktidar yoktu...) 1940'larda
bilimin önündeki soru suydu: Fisyon yapan uranyum izotopu hangisidir?
Uranyum-235 mi, uranyum-238 mi? Dogadaki bin uranyum atomundan yalnizca
7 si uranyum-235, 993 tanesi ise uranyum-238 idi. Mart 1940'da
Amerika’li J. R.Dunning uranyum-238 in fisyona katilmadigini gösterdi.
Bu, ciddi bir sorundu. Çünkü dogada çok olan degil de eser miktarda
denebilecek olan uranyum-235 ise yariyordu. Kisacasi fisyon olayi için
bin atomdan 993 tanesi safra durumundaydi; ise yaramiyordu. Uranyum-238
gerçi nötron yutuyordu ama fisyon yapmiyordu. Bir de nötronlarin hizina
ve tasarrufuna bakmak gerekiyordu. Fisyonda hizli nötronlar degil yavas
nötronlar daha etkin atesleyiciyidi. Yani zincir tepkimesi için yalniz
uranyum degil ayni zamanda nötron yavaslaticisi bir madde de
gerekiyordu.
20. yüzyil bitmek üzere. Çagimiza “nükleer çag”
deniyor. 1895'te Röntgen, giriciligi yüksek olan x-isinlarini kesfetti.
Bu isinlarin kaynagi bilinmediginden ‘iks isinlari” adi verilmisti.
1896'da Henri Becquerel, radyoaktifligi kesfetti. 1897'de J.J. Thomson,
yeni bir temel parçacik olan elektronu kesfetti. 1898'de ise Curie’ler
radyumu diger maddelerden ayirmayi basardilar. (Heinz Pagels,Kozmik
Kod, s: 62)
Ramazan KARAKALE

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Atom Çagi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |