Okunma: 590 kez
Maddenin en küçük yapitasi! Peki, "madde" nedir? Elle tutup gözle gördügümüz her sey! Aslinda, dogru olmasina dogru bu yanitlarin hepsi ama biraz eksik... Örnegin ben bir maddeyim; yani benim de en küçük yapitasim atomlar. Yani atom denen minik "yaratiklar"dan olustum. Ayni sekilde yedigimiz elma, oturdugumuz sandalye, yazi yazdigimiz kalem ve hatta onun mürekkebi, içtigimiz su, soludugumuz hava...
Bunlarin hepsi madde ve hepsi de atomlardan olusmus.
Peki nedir bu atom? Etrafimizda gördügümüz tüm maddelerden sorumlu
bu "minik" nesneler neye benzer? Herseyden önemlisi, acaba onlarin da
yapitaslari var mi?
Aslina bakarsaniz, bu sorular yüzyillar
öncesinden de sorulmus. Hatta "atom" sözcügünün ilk ortaya çikisi I.Ö.
460 yilina kadar uzaniyor. O dönemde yasamis Demokritus adli bir
filozof, bir elmayi örnek vererek atomu ve anlamini açiklamis: Bir elma
alin ve onu ikiye bölün. Sonra bu yarim elmalardan birini tekrar ikiye
bölün ve böylece sürdürün... Demokritus'a göre, bu sekilde yarim
parçalari bölmeye devam ederseniz, sonunda öyle bir an gelecek ki,
artik bölemeyeceginiz kadar küçük bir parça elde edeceksiniz (ama
biçaginiz kesemedigi için degil, bölmek mümkün olmadigi için!). Iste,
bölünmesi olanaksiz bu parçaya Demokritus Yunanca'da 'bölünemez"
anlamina gelen "atomos" adini vermis.
Demokritus, bu kavrami
ortaya atmis atmasina ama bunu o dönemin diger bilim adamlarina
inandiramamis. Özellikle de dönemin en büyük filozofu Aristo'ya. Zaten
Aristo reddedince, bir bildigi vardir diye digerleri de inanmamis.
Hatta Demokritus öldükten yüzyillar sonra bile kimse atomdan
bahsetmemis.
Ta ki, 2000 yil kadar sonraya, yani 1800'li
yillarin basina kadar. Bilim adamlari maddenin dogasini anlamaya
yönelik çalismalari sirasinda ister istemez bu minik parçaciklarla
karsilasmislar. Ingiliz bilim adami Dalton, deneyleri sirasinda,
maddeyi olusturan ama yapisini tanimlayamadigi bu temel ögelere iliskin
ilk kanitlari elde etmis. Ondan sonra da kesifler ardi sira devam
etmis.
Atomun varligi kanitlandiktan sonra da, yapisini anlamaya
yönelik bir çok kuram ortaya atilmis. Bunlardan ilki J. J. Thomson adli
bir Ingiliz fizikçi'den geliyor.
Thomson, 1897 yilinda atomun bir
parçasi olan eksi yüklü elektronlari kesfetmis. Thomson'a göre atomun
içinde eksi yüklü elektronlari dengeleyecek arti yüklü parçaciklar
olmasi gerekiyordu. Thomson, atomu bir "üzümlü kek"e benzetmisti:
Üzümler eksi yüklü elektronlar, kekin diger kisimlari ise arti yüklü
madde.
Bundan daha dogru bir modeli, 1911 yilinda atomun içinde
arti yüklü bir çekirdegin olmasi gerektigini kesfeden Ernest Rutherford
gelistirmis. Rutherford'un atom modeli, Günes Sistemi'mizin yapisina
benziyor. Ortada Günes, yani arti yüklü çekirdek ve çevresinde dolanan
gezegenler, yani eksi yüklü elektronlar. Rutherford'un bu modeline göre
çekirdek atomun çok küçük bir parçasi: Örnegin atomun boyutunu Dünya
kadar büyütsek bile içindeki çekirdek en fazla bir futbol stadyumu
kadar kaliyordu. Rutherford daha da
önemli bir adim atarak,
çekirdek içinde arti yüklü parçaciklari yani protonlari kesfetmis ve
protonlarin elektronlardan 1836 kez daha agir
oldugunu bulmus.
Fakat
bu model de bazi kuramsal sorunlar çikarmis. 1912 yilinda Danimarkali
fizikçi Niels Bohr, bu kuramsal sorunlari çözecek bir model olusturmus.
Bohr'un atom modelinde, yine ortada arti yüklü bir çekirdek, fakat
sadece belli yörüngelerde dolanabilen eksi yüklü elektronlar var.
Bundan sonraki gelismeler, Bohr'un atom modelini düzeltmeye yönelik. Bu
gelismelerden biri, çekirdekte arti yüklü proton disinda, yüksüz
"nötron" adi verilen parçaciklarin da oldugu. Nötronlari da 1932
yilinda, James Chadwick, kendisinin yaptigi derme çatma bir detektörle
kesfetmis.
Atomun tam bir modelini olusturmadaki en önemli yöntem,
Kuantum Mekanigi adi verilen fizik dalinin gelismesiyle oldu. Bugünkü
bilgilerimizin tamami bu fizik dalinin gelismesiyle elde edildi. Artik
bugün atom ve yapisi hakkinda epeyce bilgiye sahibiz. Kuantum kuramina
göre, atom, arti yüklü bir çekirdek ve etrafinda dalga gibi de hareket
edebilen elektronlarin bulutundan olusan minik bir "nesne"...
Atomdan Öte Köy Var Mi?
Aslinda,
atomlar her ne kadar maddenin yapitaslari olarak tanimlansa da,
gördügümüz gibi onlarin da daha küçük yapitaslari var. Demokritus'un
elma örneginde bir biçak degil de, günümüzün modern mikroskoplarini
kullandigimizi düsünelim. Tabii ki, elmayi keserek degil, büyüterek
yapabiliriz bunu. Elmanin bir parçasinin görüntüsünü mikroskop altinda
büyütelim. Önce elmanin detaylarina, daha büyütmeye devam edersek
molekül adini verdigimiz atom gruplarina ulasiriz. Moleküller, iki ya
da daha fazla atomun "kimyasal bag" adi verilen islemle biraraya
gelmesi sonucu olusur. Iste, madde dedigimiz nesnelerin kati (elma
gibi), sivi (su gibi) veya gaz (hava gibi) olmasini saglayan sey, bu
moleküllerin biraraya gelis biçimi. Moleküller birbirleriyle çok siki
sikiya baglanmis ve yerlerinden kipirdayamiyorlarsa madde kati halde;
atomlar, kopmamak sartiyla birbirleri etrafinda hareket edebiliyorlarsa
sivi halde; atomlarin olusturdugu moleküller serbestçe hareket
edebiliyorlarsa gaz halinde oluyor.
Demek ki, biraz daha
büyütürsek atomlara ulasacagiz. Tanimimiz geregi, atomlar madde degil.
Çünkü madde olabilmesi için en azindan kati, sivi veya gaz halinde
olabilmeli. Fakat, bu hallerden birisi için kimyasal bir baga, yani en
az iki atoma gereksinim var. Dolayisiyla tek basina bir atom ne kati,
ne sivi, ne de gaz yani ne de madde. Ancak biraraya gelirlerse madde
olusturuyorlar. Bu anlamiyla maddenin yapitasi! Atomu, mikroskobumuzda
büyütmeye devam ettigimizde (aslinda bunu yapabilecek mikroskoplar yok,
fakat bilim adamlari baska islemlerle bunu yapabiliyorlar. Biz yine de
yapabildigimizi varsayalim) basta da söyledigimiz gibi, Günes
Sistemi'ne benzer bir yapiyla karsilasiyoruz. Ortada bir çekirdek ve
etrafinda dolanan elektronlar. elektron bulutundan geçip içeri
daliyoruz ve merkezde yer alan çekirdegi görüyoruz. Büyütmeye devam
ediyoruz ve çekirdegin içine bakiyoruz. Burada nötron ve protonlarla
karsilasiyoruz.
Elektronlar eksi yüklü ve hafif, protonlar arti
yüklü ve agir, nötronlar ise yüksüz ve agir parçaciklar. Yük ve kütle
gibi kavramlar atomlari birbirinden ayirdetmekte kullaniliyor. Çünkü
çok sayida atom var ve bunlarin hepsinin, elektron, proton ve nötron
sayilari farkli. Bir atomdaki elektronlarin sayisi, o atomun atom
numarasini (AN) veriyor, bu sayi ayni zamanda o atomun çekirdegindeki
proton sayisina da esit. Proton ve nötron sayilarinin toplami ise
atomun kütle numarasini (KN) veriyor. Örnegin en basit yapiya sahip
atomlardan biri olan helyumun atom numarasi 2 ve kütle numarasi 4 (yani
2 proton, 2 elektron ve 2 nötronu var) ve 4He2 seklinde simgeleniyor.
Havada bulunan oksijen atomunun ise atom numarasi 8 ve kütle numarasi
16 vb...
Daha sonuna gelmedik. Son bir gayretle proton ve nötronun
da içine bakiyoruz ve orada da daha temel parçaciklar görüyoruz.
Bunlara da "kuark" adi veriliyor. Iste, maddenin içine yolculugumuzun
"simdilik" son duragi burasiymis gibi görünüyor. Buradan daha ileri
gitmemiz mümkün degil.
Artik bir sonuç çikarabiliriz: Maddenin en
küçük yapitasi kuarklar. Kuarklar bir araya gelerek proton ve
nötronlari, bunlar ve elektronlar biraraya gelerek atomlari, atomlar
molekülleri, moleküller de maddeyi (elma örnegi gibi) olusturuyor.
Gördügümüz
kadariyla atomdan öteye köy var, yani kuarklar! Peki kuarklardan öteye?
Bunu henüz bilemiyoruz. Ancak bu, hiç bilemeyecegimiz anlamina
gelmiyor. Demokritus'tan bugüne katettigimiz yol, bilimin, her alanda
oldugu gibi, maddenin temel yapisini anlamada da bize verecegi daha pek
çok sey oldugunun bir göstergesi.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Atom
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |