Okunma: 776 kez
Nükleer reaktörler, içerisinde nükleer reaksiyonlarin kontrollü bir sekilde yürütüldügü ortamlardir. Çok büyük enerjiler açiga çikaran iki tür nükleer reaksiyon vardir. Bunlar büyük atom çekirdeklerinin parçalanmasi (fizyon) veya küçük atom çekirdeklerinin birlesmesi (füzyon) reaksiyonlaridir. Bu yüzden nükleer reaktörler, içerisinde gerçeklesen reaksiyon türüne göre iki gruba ayrilabilirler:
1. Fizyon reaktörleri, 2. Füzyon reaktörleri
Hâlihazirda
füzyon reaksiyonu ile çalisan bir nükleer reaktör mevcut degildir.
Fikir olarak Haziran 1942’de ortaya atilan füzyon olayi ancak 1952’de
bomba olarak denenebilmistir. Bu büyük gücün kontrol altina alinmasi,
baska bir deyisle füzyona dayanan bir nükleer reaktörün yapilmasi ise
henüz gerçeklestirilememistir. Ancak, bu konudaki çalismalar bütün
hiziyla devam etmektedir.
Günümüzde farkli sekillerde
tasarlanmalarina ragmen temel olarak fizyon reaksiyonuna dayanan
yüzlerce nükleer reaktör mevcuttur. Atom bombasinda çok kisa sürede
gerçeklesen fizyon reaksiyonu, nükleer reaktörlerde daha uzun sürede
gerçeklestirilerek olay kontrol altina alinir.
Nükleer reaktörü
olusturan en önemli elemanlardan birincisi uranyum yakittir. (239Pu’da
yakit olarak kullanilabilir.)Uranyum radyoaktif özelligi düsük olan bir
elementtir. Reaktörde reaksiyona girmeden önce lastik bir eldivenle
bile tutulabilir. Ancak, fizyon reaksiyonu sonucunda olusan ürünlerin
çogu oldukça radyoaktiftir. Nükleer reaktör çalismaya basladiktan sonra
ne içine girmek ne de reaktörden çikan yakit atiklarina yaklasmak
imkansizdir.
Yakit olarak kullanilacak uranyumun reaktöre
girmeden önce her türlü safsizliktan arindirilmasi gerekir. Ayrica
yapisindaki 235U orani %3 dolayina yükseltilmis yani izotopik olarak
zenginlestirilmis uranyum daha kullanislidir. Günümüzde yakit olarak
UO2 tercih edilmektedir. Uranyumdioksit önce toz haline getirilip sonra
1 cm çap ve yüksekliginde küçük silindirler seklinde sikistirilir. Daha
sonra firinda pisirilerek seramik yakit lokmasi haline getirilen bu
silindirler 4 m uzunlugunda ince bir metal zarf içine yerlestirilerek
yakit çubuklari elde edilir. Büyük bir reaktörde bu yakit çubuklarindan
yaklasik 50.000 tane vardir.
Reaktörün ikinci temel elemani
nötron yavaslaticisidir. Bunun için ise su kullanilir. Uranyum yakit
reaktörde bir su banyosuna daldirilmis çubuklar seklindedir. Fizyon
reaksiyonu sonucunda olusan nötronlar yakit çubuklarindan su banyosuna
geçerler. Su tarafindan yavaslatilan nötronlarin fizyon yapma yetenegi
artar. Bu yavas nötronlarin yeniden uranyum yakit ile çarpismalari ise
fizyon olayinin zincirleme reaksiyon seklinde sürmesini saglar.
Fizyon
reaksiyonu sonucunda olusan büyük isinin, yakitin kizismasini önlemek
için ortamdan transfer edilmesi gerekir. Bunun için ise nötronlari
yavaslatmak için ortamda bulunan suyun bir pompa ile devredilmesi
saglanir. Yaklasik 300°C’de olan sicak su borular yardimi ile soguk su
içeren bir hazneden geçirilir. Bu esnada isi transferi ile soguk su
isinarak buhar olusur. Elde edilen buhar bir buhar türbininden
geçirilerek isi enerjisi elektrik enerjisine dönüstürülür.
Nükleer
reaktörlerin en önemli elemanlarindan bir digeri ise kontrol
çubuklaridir. Reaktörün kontrolü ortamdaki nötron sayisinin kontrolü
ile mümkündür. Eger, fizyondan dogan nötronlarin olusma hizi uranyum
yakit tarafindan yakalanma hizina esit ise reaktör ayni güçte çalismaya
devam eder. Ortamdaki nötronlarin sayisi arttikça güç yükselir,
azaldikça güç düser. Ortamda nötron kalmazsa reaksiyon durur. Bunun
için, reaktöre kadmiyum veya bordan yapilan ve nötronlari soguran
kontrol çubuklari yerlestirilir. Bu çubuklar reaktörde istenilen
derinlige indirilerek reaksiyon kontrol altinda tutulur.
Sonuç
itibariyle bir nükleer güç reaktörü, temelde fizyon reaksiyonundan
olusan isiyi yayan bir su isiticisidir. Aynen termik santrallerde
oldugu gibi elde edilen isi ile sudan buhar; buharin türbinleri
döndürmesinden ise elektrik enerjisi elde edilir. Prensip olarak
birbirine çok benzeyen termik santrallerle nükleer santraller arasinda
çok önemli farklar vardir. Öncelikle nükleer santraller, termik
santrallerde oldugu gibi disari CO2 ve SO2 gibi gazlar salmazlar, kül
birakmazlar. Bundan dolayi çevreyi kirletmedikleri söylenebilir.
Ancak,
nükleer reaktörden çikan kullanilmis yakit yüksek radyoaktiviteye sahip
bir çok madde içerir. Yüksek aktiviteli bu nükleer atiklarin çevreye ve
insana zarar vermeden tasfiye edilmesi çok önemli bir problemdir. Bu
atiklarin dis ortamla irtibati telafisi mümkün olmayan sorunlara yol
açabilir. Bu konudaki en büyük gelisme nükleer atiklarin yeryüzünün 500
ile 1200 m altinda insa edilen özel depolara gömülmesidir.
Yer altinda
gömülü olan nükleer atiklarin yeryüzüne çikmasini saglayacak tek
mekanizma yeralti suyu ile temasi olacaktir. Bunun için, atiklarin
gömülecegi yer seçiminde jeolojik ve çevresel faktörler dikkate alinir.
Ayrica, bu atiklar yüksek sicaklikta cam eriyigi ile karistirilip metal
silindirler içine bosaltilir ve sogudugunda camsi bir yapi olusturur.
Cam suda çözünmeyen, uygun mekanik özelliklere sahip bir malzeme
oldugundan yer altindaki nükleer atiklarin yeryüzüne çikma ihtimalini
daha da azaltmaktadir. Aslinda nükleer atiklarin tehlikesi, kursun,
civa ve arsenik gibi zehirli atiklara kiyasla daha azdir. Çünkü,
nükleer atiklarin radyoaktivitesi zamanla azalirken, zehirli atiklar
çevreye atildiklari ilk günkü gibi kalirlar.

Etiketler:
Bilimler
Kimya
Nükleer Reaktörler
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |