Okunma: 607 kez
“Düsünceler tahil, bilinç ise degirmen ambari gibidir. Tahillar arasindaki kötüleri ve iyi un, iyi ekmek yapilabilecekleri ayirmak, degirmenci olarak bizim isimizdir.” (Cassian)
Yüzlerce yil öncesinden sizlere tasidigim bu benzetmenin, günümüz için de geçerli ve kullanilabilinir bir öneri oldugu kanisindayim. Dünyamizda pek çok sey degismistir ve degismektedir.
( www.genbilim.com )
Ancak insanin serüveninde geçmis birikimler çok büyük önem tasir.
Onlardan yararlanabilirsek, bugünkü bogulmuslugumuza da çare
seçenekleri bulmus oluruz. Örnegin “bilge ve iyi olmadikça, kimse mesut
olamaz” diyen Sokrates, günümüz insanina, çok önemli bir seyleri ihmal
etmekte oldugunu göstermiyor mu?!
Sizlerle paylastigim ilk
metinde, “normalsiniz” demistim; üstelik pek çok olumsuz ruh halini
siraladiktan sonra. Çünkü normal insanlar, anormal durumlarda böyle
tepki verirler. Dilimizden, her gün geçtigimiz sokaklara, dogru ve iyi
diye bildiklerimizden, iletisim biçimlerimize kadar her seyin allak
bullak oldugu zamanlari sürüyoruz. Her sey öylesine hizla degisiyor ki,
hafizamiz birsey biriktirmeye firsat bile bulamiyor. Her gün geçtigimiz
yollarin, kaldirimlarin ikide bir degistirilmesi bile (özellikle büyük
kentler için), bizi aidiyet duygusundan, dolayisiyla sahip olma ve
sorumlulugunu paylasma duygularindan mahrum birakiyor. Sürekli bir
“yabancilik” (yabancilasma) ve tabii yalnizlik duygusu yasamak,
kaçinilmaz hale geliyor.
Büyük kentin (ve elbette savasan
dünyanin!) giderek artan tehlikeleri, güven duygunuzu hirpaliyor ve
içe/eve kapanmanizi sagliyor. Çok fazla seçme sansiniz var gibi görünse
de, bu “…mis gibi”liklerden sadece biri; zira dostunuzla sohbet etmek
için gittiginiz ‘cafe’deki müzik sesi, diskodakinden farksiz. Hatta
kitapçidaki ve/veya marketteki de!..
Hiirpalanan yalnizca güven
duygunuz degil, inançlariniz ve degerleriniz de, bu çilgin
“çagdaslik(!)”tan nasibini aliyor. Eger sokakta ekmek peynir bile
yemenin ayip sayildigi, ‘yiyemeyen vardir’ diye düsünüldügü vakitlerde
yetistiyseniz, vitrinlerde yufka açilan, kahveler içilip, pastalar
yenilen su günlerde, epey kafaniz karisiyordur. Paradan söz etmenin
görgüsüzlük addedildigi günler pek de uzak sayilmazken, neredeyse
içinde para geçmeyen tek diyalogun kurulmamasi, “tasarruf” sözcügünün
tümüyle tedavülden kalkmasi ve daha geçen gün, o çok övündügümüz
“yardimlasma”nin, yerini “bana ne”cilige birakmasi, sizi örselemiyor
(psikolojinizi bozmuyor!) olabilir mi?! O günleri bilmeyenler için
durum daha da fena; zira onlar, neden bunaldiklarini ayirt
edebilecekleri verilere de sahip degiller ne yazik ki! (Bir sonraki
yazim gençlere dair.)
Evet, “insan”,-çogunlukla dönüstürmeyi
sevse de- uyum konusunda oldukça becerikli bir varliktir. Ancak onu
olusturan unsurlar (ruhu, bedeni, akli), bu denli yogun tehditlere
maruz kalirsa, ‘uyum’, yerini dirence ve –beceremezse de- savunmaya
birakir. Akil bas edemezse ruhtan yardim ister; ruh ne yapacagini
sasirirsa, beden onu uyarir. Ruh gene saskinsa, akli zorlar! Iste o
noktada sizin iyi bir “degirmenci” olmaniz gerekmektedir. Bunun için
sihirli sözcük “ayirt etmek”tir.
Güncel zorluklariniz,
dünyanin ve yasadiginiz yerin kosullari ne olursa olsun, siz Ayse,
Fatma, Ahmet, Mehmet’siniz. Sizin kim, ne ve nasil oldugunuzun hesabi,
ancak sizden sorulur ve bu hesabi da ancak siz verebilirsiniz.Global
yalanlarin ve bahanelerin kisiliginizin bir parçasi olmasina izin
verirseniz, bunun bedelini de yine siz ödemek zorundasinizdir; bu bas
agrilari seklinde de olabilir, depresyon ya da uykusuzluk seklinde de…
Ilaçlarla ya da popüler baska metodlarla bu yalanlarin
sürdürülebilirligini saglayabilirsiniz elbette; Seçim sizin, zaman ve
para da!
Ancak bir soru parlayiveriyor siritir gibi aklimda: Nereye kadar?
Ardindan biraz daha aciklisi: Ne adina?
Bizler
dogal birer degirmenciyiz. Karisik bile olsa ambarimiza öyle kolay
kolay baskalarini sokmayiz, çok gerekmedikçe de sokmamaliyiz. Eger bunu
yaparsak, çikan ekmegi begenmeme ihtimalimiz çok yüksek oldugundan,
sorun yasariz! Delirmemeye çalisirken ilk isimiz, “iyi bir degirmenci”
oldugumuzu ve/veya olmak için çaba harcamak gerektigini hiç aklimizdan
çikarmamak olmalidir. Aklimizsa ilgi ve bilgi ister. Onun beslenmesi
midemizinkinden ucuzdur üstelik! Tersine, olabildigince az tüketmekle,
olabildigince az televizyon izlemekle, okuyup(sakin ‘kitap pahali’
demeyin!) sorgulayarak ve uyanik kalip gözlemleyerek beslenir o. Onun
ihtiyaci “gerçekler”dir, bahaneler ve palavralar degil.
Ilgilendiginizde ve bilgilendiginizde, hiçbir kapinin onun açabildigi
kadar hizla açilamayacagini anlar, sasirirsiniz. Çatistigini
zannettiginiz kardesi “duygu” ile nasil bas ettigini, ona ne kadar iyi
bakip korudugunu görür, sasirirsiniz. Ve sonunda kendinize sasirir,
gülümsersiniz, her seye ragmen varolmanin gururuyla.
Psikolog Yesim Akbulut

Etiketler:
Bilimler
Psikoloji
Akil ve Ruh isbirligi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |