GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Hukuk arrow Rüya Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Ara 02 2007
Rüya Yazdır E-posta
(0 Oy)



GenBilim Editor   
Pazar, 02 Aralık 2007
Okunma: 686 kez

Düs olarak da bilinir, uyku sirasinda canli, çarpici, görsel ve isitsel var sanilarla (halüsinasyon) ortaya çikan yasanti. Çok siradan ve gerçege yakin olabilecegi gibi, fantezilerle yüklü, gerçeküstü rüyalara da rastlanir. Rüyalara çok eski çaglardan bu yana büyük önem verilmis, rüyalarin kökeni ve önemine iliskin kavramlar yüzyillar büyük ölçüde degismistir. Uyanik geçen yasamla rüyalarin ayirt edilmesi konusu uzun süre tartisma konusu olmustur. Birçok kültürde bu ayrim net degildir; rüyada yasananlarin uyanikken yasananlar kadar gerçek oldugu varsayilir. Eski çaglarda rüyalari tanrilarin gönderdigine inanilir, rüyalarin gelecege iliskin kehanetler yada  hastalari iyilestirecek bilgiler içerdigi düsünülürdü. Eski Misirlilar yaklasik dört bin yil önce rüya yorumlarini derlemislerdi; Kitabi Mukaddes de içinde olmak üzere birçok Ortadogu ve Asya kaynakli metinde kehanet içeren rüyalardan söz edilir. Eski Yunanlilarda da rüyalarin kehanet gücüne inanilirdi. Bununla birlikte Aristoteles rüyalari görece bilimsel bir yaklasimla ele almis, duyu izlenimlerinin ve coskularin rolünü vurgulamistir. Rüyalarin kökeninde tanrisal bir varlik olduguna iliskin yaygin inanis 19. yüzyilin ortalarina dogru gerilemeye basladi. Bu dönemde rüyalar üzerine ayrintili bir inceleme yapan Alfred Maury, rüyanin uyku sirasinda duyu izlenimlerinin yanlis yorumlanmasindan kaynaklandigi sonucuna vardi. Buna göre, uykuda duyulan gürültü rüyada gök gürültüsü ve firtina görülmesine yol açiyordu. Çagdas rüya kuralari ise rüyalarin uyaniklik halinin uzantisi oldugunu vurgular.

20. yüzyilin ikinci yarisinda rüya arastirmalari rüya sürecinin fizyolojisi ile rüyalarin içerigi üzerine yogunlasti. Arastirmacilar rüyanin görüldügü anin tam olarak belirlenmesini saglayan fizyolojik ip uçlari buldular. Rüya, hizli göz hareketleri ( REM : “rapid eye movement” ), uyanikliktakine benzer beyin dalgalari ve fizyolojik etkinlikte artmayla ortaya çikan ve REM uykusu olarak adlandirilan dönemde görülür. 1950’li yillarda REM uykusunun bulunmasindan bu yana yagilan deneylerde REM uykusu belirtileri görülen denekler uyandirildiginda çogu yogun, canli, görüntüler içerene rüyalar gördüklerini bildirmistir. REM disindaki uyku dönemlerinde uyandirilan denekler daha ender olarak rüya gördüklerini bildirmis, bu rüyalar daha zor hatirlanmistir. Bu bulgular REM uykusu ile canli, kendiliginden hatirlanabilen rüyalar arasinda bir baglanti oldugunu düsündürür. Öte yandan, gece korkulari, karabasanlar, enürezi ve uyurgezerlik gibi davranis bozukluklarinin siradan rüya görmeyle iliskili olmadigi bulunmustur.

REM uykusu, uyku süresince yaklasik 90 dakikada bir ortaya çikar. Uzunlugu 10 dakikadan baslar, giderek artar. On yasindan 60’li yaslarin ortasina degin insanda uykuda geçen zamanin yaklasik dörtte biri REM dönemi olusturur. Bu süre çesitli ilaçlarin alinmasina yada uyuyanin REM sirasinda uyandirilmasina bagli olarak gördügü rüya sayisini arttirir.

Hizli göz hareketlerinin saptanmasiyla kisinin rüya gördügü baskalari tarafindan belirlenebilirse de, gördügü rüyanin içeriginin yalniz kendisi farkindadir. Bu nedenle, rüyalarin incelenmesinde rüya gören kisinin uyandiktan sonra verdigi bilgiden baska kaynak yoktur. Bununla birlikte rüyalarin incelenme biçimi rüyalarin içerigini etkileyebilir. Örnegin, evde görülen rüyalarin, laboratuar kosullarinda görülenlerden daha kisisel ayrintilar içerdigi saptanmistir. Rüyalarda duyum sananlardan rahatsizlik verici olanlar, hos duygularin iki kat fazla bildirilmektedir. Rüyalarin çogunun içeriginin, rüya gören kisinin yakin tanidiklari ve iyi bildigi ortamlarin simgelerinden olustugu, rüyalara eslik eden yabancilik ve gariplik duygusunun, rüyadaki keskin zaman ve mekan atlamalarindan kaynaklandigi düsünülür.

Rüyalar bilimsel ve duygusal sorunlarda oldukça yaratici çözümlerin ortaya çikmasina yardimci olmus, sanatta yeni akimlara kaynaklik etmistir. Bunun bilim alaninda iyi bir örnegi benzen molekülünün yapisini bulmaya çalisan Kekule von Stradonitz’in rüyasinda kendi kuyrugunu isirilan bir yilan görmesiyle benzenin halka yapisinda oldugunu fark etmesidir. Rüya görme sirasinda bilinç disinda bir tür bilissel çözümlemenin ortaya çiktigi, bunun da bilinçli iç görüyü kolaylastirdigi sanilmaktadir.

Rüyalarin anlami ve önemi konusunda en iyi bilinen görüs Sigmund Freud’un Die Traumdeutung ‘da (1900 ; Rüyalar ve Yorumlari, 1972) gelistirdigi psikanalizci rüya kuramidir. Freud’ a gör, rüyada görülen olaylar, bilinçdisi arzularin örtülü olarak disavurumundan baska bir sey degildir. Siklikla cinsellikle ilgili yasaklanmis dürtüleri simgeleyen bu arzular normal olarak bilincin disinda tutulur, bastirilir. Uyku sirasinda bastirmanin gücü azaldigindan arzular serbestçe disa vurulursa da rüya gören kisinin bilincine girmelerini engellemek amaciyla kabul edilebilir imgelere dönüstürülür. Bu dönüstürmede uyku sirasinda algilana duyu uyaranlarindan önceden yasanmis olaylardan ve derinde yerlesmis anilardan yararlanilir. Psikanalizde rüyalarin yorumlanarak bilinç disinin incelenmesine önem verilir.

Freud’ u izleyenlerden Alfred Adler rüyalarin geçmisten çok gelecegin planlanmasina yardimci olma islevini üstlendigini ileri sürdü. Rüyalar ve yorumlariyla ilgili en kapsamli arastirmayi yapan Carl Gustav Jung’ a göre rüyadaki imge ve simgelere tek basina incelendiginde kisi için özel anlam tasidigi, kisinin bunlara yansittigi görülür.

DÜSLERIN UYANIKLIK YASAMIYLA ILGISI
Uykudan henüz uyanmis birinin incelikli olmayan yargilamasi, düslerinin baska bir dünyadan geldigini degil de, sanki kendisini baska bir dünyaya götürdügünü varsayar. Düs görüngüleri üzerine özenli bir derleme yapan ünlü ve yasli fizyolog Burdach pek çok kez alinti yapilmis bir yazisinda bu kaniyi anlatir: “Düslerde, günlük yasam, zahmetleri ve hazlari, sevinçleri ve acilariyla asla yinelenmez. Tersine, düslerin baslica amaci bizi onlardan arindirmaktir. Hatta aklimiz bir seylerle dopdolu oldugunda, derin acilarla perisan oldugumuzda ya da tüm zeka gücümüz bir sorun tarafindan emildiginde bile bir düs, bizim duygusal durumumuza bürünüp gerçekligi simgelerle temsil etmekten baska bir sey yapmayacaktir.” I.H. Fichte, ayni anlamda, “bütünleyici düslerde” den söz eder ve onlari, ruhun kendini sagaltici dogasinin gizli nimetlerinden biri olarak betimler. Strümpell, düslerin dogasi ve kökeni üzerine yaptigi çalismada (genis çapta ve hakli olarak büyük begeni kazanmis bir çalisma) ayni etkiden söz eder: “Düs gören insan uyaniklik bilinçliliginin dünyasindan uzaklastirilir.” Ayrica : “Düslerde uyaniklik bilinçliligimizin düzenli içeriklerine iliskin bellegimizin ve bilinçliligimizin normal davranislari hemen tümüyle yitmistir.” Ve de “Düslerde, akil, uyaniklik yasaminin olagan içerikleri ve olaylarindan neredeyse belleksiz bir biçimde kopar.” diye yazar.

Bununla birlikte, yazarlarin önemli bir çogunlugu, düslerle uyaniklik yasaminin iliskisi konusunda karsit bir görüsü benimserler. Böylece Haffner :” Birinci planda düsler, uyaniklik yasamini sürdürür. Düslerimiz kendilerini, kisa önce bilincimizde yer almis düsüncelere düzenli olarak baglarlar. Dikkatli bir gözlem,bir düsü, bir gün öncesinin yasantilarina baglayan bir ipligi hemen her zaman bulacaktir.” Weygandt özel olarak Burdach ’in az önce aldigim anlatimina karsi çikar: “ Çünkü düslerin çogunda onlarin bizi olagan yasamdan kurtarmak yerine aslinda yeniden ortaya götürdügü, siklikla ve açik olarak gözlemlenebilir. “ Maury kisa bir formül öne sürer:” Gördügümüz söyledigimiz, arzu ettigimiz ya da yaptigimiz seylerin düsünü görürüz. “ Jessen ise ruhbilim kitabinda biraz daha genis bir biçimde yaklasir:” Bir düsün içerigi, degismez bir biçimde düs görenin bireysel kisiligine, yasina, cinsiyetine, sinifina, egitim standardina ve alisilmis yasam biçimi ile geçmis tüm yasaminin olay ve deneyimlerine az ya da çok bagimlidir. “

Bu soru üzerine en ulasilmaz tutum, Winterstein ‘in alinti yaptigi filozof J.G.E. Maass tarafindan benimsenmistir:” Deneyimler, en sik olarak en sicak tutkularimizin odaklandigi seyleri düsümüzde gördügümüz yolundaki görüsümüzü desteklemektedir. Ve bu da tutkularimizin düslerimiz üzerinde bir etkisi olmasi gerektigini gösterir.

Hirsli adam, düslerinde, kazanmis oldugu (ya da kazandigini hayal ettigi) ya da kazanmak istedigi defne dalindan taçlari görür; oysa asik, düslerinde, tatli umutlarinin nesnesiyle ugrasmaktadir. Yürekte uyuklayan bedensel arzu ya da itilmislikler, eger bir seyler onlari harekete geçirirse, kendilerine eslik eden düsüncelerden dogan bir düse neden olur ya da zaten var olan bir düse bu düsüncelerin karismasina yol açarlar. “

Düslerin içeriginin uyaniklik yasamina bagimliligi konusundaki ayni görüs antik çagda da benimsenmisti. Radestock, Xerxest ‘in Yunanistan seferine çikmadan önce nasil cesaret kirici öneriler aldigini, ama düslerinde hep bu sefere kiskirtildigini, öte yandan Iran ‘li yasli bir bilge düs yorumcusu olan Artabanus ‘un, ona, israrla, kural olarak düs resimlerinin uyanik adamin zaten düsündügü seyleri içerdigini söyledigini anlatir.


DÜSLERIN MALZEMESI DÜSLERDE BELLEK
Bir düsün içerigini olusturan tüm malzeme, bir biçimde yasantidan türemistir; yani düs içinde yeniden üretilmis ya da animsanmistir hiç degilse bunu tartisilmaz bir olgu olarak kabul edebiliriz. Ama bir düsün içerigi ile gerçeklik arasinda böylesi bir iliskinin yalnizca onlari kiyaslama sonucunda hemen ortaya çikiverecegini varsaymak yanilgi olurdu. Tersine, bu iliskinin özenle arastirilmasi gerekir ve pek çok olguda da uzun süre gizli kalabilir. Bunun nedeni, düslerdeki bellek yeteneginin sergiledigi ve genellikle deginilmis olmasina karsin bugüne dek açiklanmaya direnmis olan bir dizi gariplikte yatar. Bu nitelikler biraz daha derinlemesine incelenmeyi hak etmektedir.

Bir düs içerigi içinde ortaya çikan bir malzemenin, uyaniklik durumunda bilgimizin ya da deneyimimizin bir kesimini olusturdugunun ayirdigina varamayabiliriz. Kuskusuz, söz konusu seyi düsümüzde gördügümüzü animsariz ama onu gerçek yasamda yasayip yasamadigimizi ya da ne zaman yasadigimizi animsayamayiz. Bu yüzden düsün kullandigi kaynak konusunda kuskuda kalir ve düslerin bagimsiz bir üretim gücü olduguna inanmaya kiskirtiliriz. En sonunda, siklikla uzun bir süre geçtikden sonra, bazi taze yasantilar öteki olayin yitmis anisini animsatir ve ayni zamanda düsün kaynagini da ortaya koyar. Böylece, düste, uyaniklik bellegimizin ulasamadigi bir seyleri bilip animsadigimizi teslim etmek zorunda kaliriz.

Bunun özellikle çarpici bir örnegi Delboeuf tarafindan kendi yasantilarina dayanilarak verilmistir. O bir düsünde, evlerini avlusunu karla kaplanmis görmüs ve karlara gömülü yari yariya donmus iki kertenkele bulmustu. Bir hayvan sever oldugundan onlari almis, isitmis, sonra da tas duvardaki ait olduklari küçük delige birakmisti. Ayrica onlara duvarin üzerinde yetismis ve çok sevdiklerini bildikleri egreltiotundan birkaç yaprak vermisti. Düste bitkinin adini biliyordu:Asplenium ruta muralis. Düs sürüp gitmis ve bir süre sonra yeniden kertenkelelere dönmüstü. O zaman Delboeuf saskinlik içinde egreltiotu kalintilari üzerinde iki yeni kertenkele görmüstü. Sonra çevresine bakindi ve bir besinci ve sonra da bir altinci kertenkelenin duvardaki delige dogru ilerledigini gördü ve bütün cadde tümü de ayni yönde ilerleyen bir kertenkeleler geçidiyle dolana kadar sürdü.

Uyanikken Delboeuf pek az bitkinin Latince adini bilmekteydi ve bunlarin arasinda Asplenium yoktu. Bu adi tasiyan bir egreltiotunun gerçekten var oldugunu büyük bir saskinlikla ögrendi. Dogru adi Asplenium ruta muraria idi ve düste hafifçe çarpitilmisti. Bunun bir rastlanti olabilmesi çok zordu; Delboeuf için düsünde “Asplenium” adina iliskin bilgiye nasil sahip oldugu bir sir olarak kaldi.

Düslerin, uyaniklik yasaminda ulasilamayan anilari emirlerinde bulundurmalari olgusu öylesine olaganüstü ve kuramsal açidan öylesine önemlidir ki bazi baska hipermnezik düs örnekleriyle baglantili olarak bu olguya biraz daha dikkat çekilir. Maury bir zamanlar gün boyu “Mussidan” sözcügünün nasil da durmadan aklina geldigini anlatir. Onun Fransa ‘da bir kent adi oldugundan baska hiçbir sey bilmemektedir. Bir gece düsünde Mussidan ‘dan geldigini söyleyen ve kendisine oranin neresi oldugu soruldugunda Dordogne iline bagli küçük bir kasaba oldugunu söyleyen bir adamla konusur. Maury uyandiginda kendisine düsünde verilen bilgiye hiç inanmamistir; ancak bir cografya sözlügünden bilginin son derece dogru oldugunu ögrenir. Bu örnekte düsün üst düzeydeki bilgisi desteklenmistir ancak bu bilginin unutulmus kaynagi ortaya çikarilamamistir.


DÜSLERIN UYARANLARI VE KAYNAKLARI
“Düsler hazimsizliktan ileri gelir” diye bir halk deyisi vardir ve bu bize, düslerin uyaranlari ve kaynaklarindan ne kastedildigini kavramada yardimci olur. Bu kavramlarin ardinda bir kuram yatmaktadir ve bu kurama göre düsler, bir uyku bozuklugunun sonucudurlar: uyku sirasinda rahatsiz edici bir sey olmazsa düs görmezdik; düs de iste bu rahatsizliga bir tepkidir.
Düslerin heyecan verici nedenleri üzerine tartismalar, konuya iliskin literatürde çok genis bir yer kaplar. Sorunun ancak düsler bir biyolojik arastirma konusu olduktan sonra ortaya çiktigi açiktir. Düslerin tanrilarin esini olduguna inanan eskilerin düslerin uyaranlarini arastirmak için hiçbir gereksinimleri olmamistir: düsler ilahi ya da seytani güçlerin arzusundan dogmustu ve içeriklerini de bu güçlerin bilgileri ya da amaçlari belirlemekteydi. Bilim hemen düs görmeye yol açan uyaranlarin her zaman ayni olup olmadigi ya da degisik türden böyle uyaranlar bulunup bulunmadigi sorusuyla karsi karsiya gelmis; bu da düslerin nedenlerini açiklamanin ruhbilimin mi yoksa fizyolojinin mi alanina girdigi tartismasini getirmistir. Çogu otoriteler uykuyu bozan nedenlerin (yani düs görmenin kaynaklarinin) degisik türden olabilecegi ve bedensel uyarilarin ve zihinsel uyarilmalarin ayni biçimde düs kiskirticisi olarak rol oynayabileceginde  düsünce birligi içinde gibi görünmektedirler. Ancak, düslerin su ya da bu kaynagina öncelik verilmesinde ve de düslerin üretilmesindeki etmenler olarak onlara verdikleri önemin siralanmasinda görüsler büyük ölçüde farklilasmaktadir.

DÜSLER UYANDIKTAN SONRA NEDEN UNUTULUR
Düslerin sabahleyin eriyip gittigi herkesçe bilinir. Kuskusuz animsanabilirler; çünkü biz düsleri ancak uyandiktan sonra bellegimizde kalanlardan biliriz. Ama çok sik olarak, bir düsü kismen animsadigimiz oysa geceleyin daha fazlasinin bulundugu duygusuna kapiliriz; ayrica, günün akisi içinde, sabahleyin hala canli olan bir düsün birkaç küçük parça disinda nasil da eriyip gittigini gözlemleyebiliriz; siklikla ne gördügümüzü bilmeksizin düs gördügümüzü biliriz; ve de düslerin unutulmaya yatkinligi bizim için o denli tanidik bir seydir ki birinin gece düs görmesi ve sabahleyin ne gördügünü ya da düs görüp görmedigini bilmemesi olasiligi bize hiç de saçma gelmez. Öte yandan, bazen düslerin bellekte olagandisi bir kalicilik gösterdikleri de olur.

Düslerin unutulmasina iliskin en ayrintili derleme Strümpell tarafindan yapilandir. Bu, kesinlikle çok karmasik bir görüngüdür, çünkü Strümpell bu olayi tek bir nedene degil pek çok nedene baglamistir.

Her seyden önce, uyaniklik yasaminda unutmaya yönelten tüm nedenler, düslerde de islemektedir. Uyanikken sayisiz duyumsama ve algiyi düzenli olarak hemen unuturuz, çünkü onlar çok zayiftir ya da onlara eklenen zihinsel uyarilma çok hafiftir. Ayni sey çogu düs imgesine de uyar: unutulurlar çünkü çok zayiftirlar, oysa onlara komsu olan daha güçlü imgeler animsanir. Ancak güç etmeni bir düs imgesinin animsanip animsanmayacagini belirlemede tek basina yeterli degildir. Strümpell de digerleri gibi çok canli oldugunu bildigimiz düs imgelerini siklikla unuttugumuzu, oysa gölgeli ve duyumsal güçten yoksun pek çogunun bellekte saklananlar arasinda bulundugunu kabul eder.

Ayrica uyanikken yalnizca bir kez ortaya çikmis bir olayi kolayca unutmaya, birçok kez algilanmis bir seyi ise kolayca animsamaya egilimli oluruz. Düs imgeleri esi olmayan yasantilardir ve bu olgu, bizim ayirimsiz tüm düsleri unutmamiza katkida bulunur.

Üçüncü bir unutma nedenine daha fazla önem yüklenmistir. Duyumlarin, düsüncelerin ve benzerlerinin belirli bir dereceye degin animsanma duyarligina ulasmalari için, birbirlerinden soyutlanmis olarak kalmamalari, uygun dizilenme ve gruplamalar halinde siralanmis olmalari temeldir. Eger kisa bir siir dizesi kendisini olusturan sözcüklere bölünür ve bunlar karistirilirsa animsanmasi çok güç bir hal alir. Eger sözcükler uygun biçimde düzenlenir ve uygun siraya sokulursa bir sözcük digerine yardim eder ve anlamla yüklenmis olan bütün, bellek tarafindan kolayca alinip uzun süre saklanabilir. Genelde anlamsizi saklamak, karisik ve düzensiz olani saklamak kadar zor ve olagandisidir.

DÜSLERIN AYIRT ETTIRICI RUHBILIMSEL ÖZELLIKLERI
Düsler üzerine bilimsel düsüncemiz, onlarin, kendi zihinsel etkinligimizin ürünleri oldugu varsayimindan yola çikmaktadir. Bununla birlikte tamamlanmis düs, bize yabanci bir seymis gibi bizi çarpar. Bu konuda kendi sorumlulugumuzu benimsememeye yatkinizdir. Düslerin aklimiza yabanci oldugu biçimindeki bu duygunun kökeni nedir? Düslerin kaynagi üzerine tartismamizin çerçevesinde bu yabanciligin, düslerin içeriginde yer alan malzemeden ileri gelemeyecegi sonucuna varmak zorundayiz; çünkü bu malzeme büyük kesimiyle hem düs görme hem de uyaniklik yasaminda ortaktir.

DÜS GÖRME VE DÜS GÖRMENIN ISLEVI ÜZERINE KURAMLAR
Düslerin gözlemlenen niteliklerini belli bir görüs açisindan açiklamaya çalisan ve ayni zamanda düslerin daha genis görüngüler evrenindeki konumunu tanimlayan her sav bir düs kurami diye adlandirilmayi hak eder. Degisik kuramlarin, düslerin su ya da  bu niteligini temel alip açiklama ve baglanti kurmalarina baslangiç noktasi olarak o niteligi yerlestirmeleriyle birbirlerinden ayrildigini görürüz. Bir kuramin düs görme için bir islev ortaya atmasi gerekmez. Yine de amaçliliga iliskin açiklamalar arama aliskanligimiz nedeniyle düslere bir islev yükleyen kuramlari benimsemeye daha yatkinizdir.


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim