Okunma: 641 kez
Algler, gerek yapisal olarak gerekse de dis görünüsleri bakimindan oldukça farkli görünümdedirler. Yapisal olarak eukaryotik (gelismis hücre tipi) ve prokaryotik (basit yapili hücre tipi) olmak üzere iki büyük gruba ayrilirlar. Buna göre Mavi-Yesil algler göstermis olduklari hücre organizasyonlari bakimindan prokaryot hücre özelligi tasimaktadirlar.
Belirgin bir hücre çekirdeginin olmamasi ve çok basit olan
kromatofor yapisindaki pigmentlerin dagilimi ve prokaryotik hücre
özellikleri bakimindan diger alglerden ayrilirlar. Dis görünümleri
bakimindan tek hücreli ve ipliksi formlardan karisik olarak gelismis
bireylere kadar degisik biçimlerde gözlenebilmektedirler.
Her canli gibi, algler de nesillerini devam ettirebilmek için çogalmak
zorundadirlar. Algler üç farkli üreme sistemine sahiptirler. Bunlar;
vejatatif üreme, eseyli ve eseysiz üremelerdir. Alglerde vejatatif
üreme yaygin bir durum göstermektedir. Bazi türlerde hücrelerin
büyüyerek koloni olusturmasina ve bunlarin daha sonra normal büyüme
sonucu bölünmesine dayanir. Diger bazi türlerde ise tallusun büyümesi
ya da ana bitkinin büyümesinin sürmesiyle gerçeklesmektedir. Genellikle
alglerin ilkel gruplarinda görülen eseysiz üreme çok degisik biçimlerde
ortaya çikmaktadir. Kamçili alglerin bazi gruplarinda vejatatif üreme
ile eseysiz üreme arasinda büyük benzerlikler bulunmaktadir. Bu tip bir
üremeye sahip alg hücrelerinden bazi tiplerin farklilasmasi ve sonuçta
bunlarin birer birey olusturarak ana hücreden ayrilmalariyla
gerçeklesmektedir. Son üreme sekli olan eseyli üreme ise alglerin genel
bir özelligi degildir. Bu tip üreme genellikle gelismis organizmalarda
görülmektedir. Alglerde eseyli üreme çogunlukla ayni tür iki
organizmanin plazmalarinin ve çekirdeklerinin birlesmesiyle
gerçeklesmektedir. Bu durum çok basit olarak morfolojik yapilari ayni
olan 2 gametin birlesmesiyle olmaktadir. Gametler flagellatlara
benzerler ve hareketlidirler. Bazi türlerde gametler yapilarina göre
büyük ve küçük olarak ayrilabilirler.
Algler,
her ne kadar ekstrem olarak morfolojik, sitolojik ve üreme
varyasyonlari bakimindan diger bitkilerle farklilik gösterse de, basit
biyokimyasal mekanizmalarinin benzer oldugu görülmektedir. Örnegin,
klorofil-a yapilari ve bu pigmentler yoluyla çalisan fotosentetik
sistemleri, basit besin ihtiyaçlari ve asimilasyonun son ürünleri olan
karbonhidrat ve proteinler, yüksek bitkiler ile benzerlik
göstermektedir.
Ekolojik olarak algler, karli alanlar,
tamamen buzla kapli alanlar da bulunabilirler. Fakat % 70'nin dagildigi
asil yayilim alani sulardir. Bu ortamlarda organik karbon
bileseklerinin major primer üreticisidirler. Mikroskobik fitoplankton
formunda meydana gelebilirler. Makroskobik ve mikroskobik formlarin her
ikisi de kara ve su hatti boyunca ve bu ortamlarin her ikisinde meydana
gelir. Gövde ya da benzer islevlere sahip yapilari ile derelerin alt
kisimlari ve sedimenlere, toprak partiküllerine ya da kayalara
tutunurlar. Yukarida da belirtildigi gibi buzla kapli alanlarda
bulunduklari gibi 70 0C ya da daha yüksek sicakliktaki kaynak sularinda
da yasayabilirler. Bazilari çok tuzlu su ortamlarinda bile
gelisebilirler. Göllerde ve denizlerde yüzeyden 100 m asagida ya da
daha düsük isik yogunlugu ve yüksek basinç altinda yasayabilirler.
Denizlerde yüzeyden 1 km asagida da yasayabildikleri görülmüstür.
Algler
ile ilgili ekolojik çalismalarin ana hedefleri asagidaki gibidir;
alglerin yasadigi habitatlarin siniflandirilmasi, her bir habitat
içindeki flora kompozisyonunun tanimlanmasi, floralar arasindaki
iliskiler ve habitattaki biyolojik, fiziksel ve kimyasal faktörlerin
direkt ya da indirekt etkileri, populasyon içindeki türlerin
çalisilmasi ve onlarin üremelerini kontrol eden faktörler ekolojik
çalismalarin kapsamini olusturmaktadir. Tüm bu yaklasimlar, çevrenin
fiziksel ve kimyasal degisimlerine bagli olarak cografik bir dagilim
göstermektedir.
Algler su ortaminda primer üretici
canlilardir. Yapilarindaki pigmentleri sayesinde karbondioksit ve suyu
isigin etkisi ile karbonhidratlara çevirirler, böylece su ortamindaki
besin degerinin ve çözünmüs oksijen oraninin artmasini saglarlar.
Sonuçta kendi gelisimlerini saglayarak besin zincirinin ilk halkasini
olustururlar. Bu sekilde üretime olan katkilari ve üst basamaktaki
canlilarla olan iliskileri açisindan önem tasimaktadirlar. Alglerin
üretimleri çevresel faktörlerle sinirlanmistir. Bunlar isik, sicaklik
ve besindir. Bu sinirlayici faktörler iyilestirilirse, üretim düzeyi
artar. Üretim artisinin belli bir düzeyi asmasinin dogal bir sonucu
olarak da çevresel denge bozulur ve bu geliseme eutrofikasyon adi
verilir. Eutrofik bir ortamda besin madde girdisinin fazlaligindan
dolayi, (özellikle azotlu bilesikler ve fosfat gibi alglerin gelisimini
arttiran bilesikler) alg ve bakteri faliyetleri ile bulaniklik artar ve
isigin suyun alt kisimlarina geçmesi engellenir. Oksijen dip kisimlarda
sinirlayici bir özellik kazanir. Bu da bentik bölgede yasayan canlilar
için ölümle sonuçlanabilir.
Insan faaliyetleri, evsel,
endüstriyel ve tarimsal atiklar son yillarda ötrofikasyon direkt etkide
bulunmaktadir. Bunun yanisira atmosferden difüzyon ile suya karisan
azot, yagmur sularinin alici ortamlara tasidigi besin maddeleri, drenaj
yoluyla ortama tasinan maddeler kirlenme sürecini hizlandiran dogal
gelisimlerdir.
Eutrofikasyonun sonuçlarindan birisi de
asiri alg patlamalarinin görülmesidir. Bunun anlami, fitoplankton
(alglerin serbest yüzen formlari) populasyonlarinin suyun rengini,
kokusunu ve ekolojik dengesini bozacak yeterli yogunluga ulasmasidir.
Bunun yani sira alglerin asiri gelismesi, sucul ortamdaki bir çok canli
için toksik etkilere neden oldugu için ölümler görülebilmektedir.
Örnegin, Dinoflagellatlardan Gymnodinium ve Gonyanlax'a ait türler
asiri çogalma sonucu, hayvanlarin sinir sistemlerini etkileyen, yüksek
oranda suda çözünebilen toksik madde üretirler (Elliot et. al., 1992).
Diger patlamalara ise Mavi-Yesil alglerden Microcystis, Anabaena,
Nostoc, Aphanizomenon, Gloeotrichia ve Oscillatoria, Chrysophyte'den
Prymnesium parvum neden olmaktadir.
Algleri bulunduklari
sistem içerisindeki etkilerini bu sekilde belirttikten sonra insanlar
için ekonomik anlamda sagladiklari katkilara kisaca deginmek gereklidir.
Besin
maddesi olarak: Çogunlugu Phaeophyceae ve Phodophycea olan 100'den
fazla tür içerdikleri protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerin
varligindan dolayi dünyanin çesitli yerlerinde insanlar tarafindan
besin kaynagi olarak kullanilirlar.
Agar: Kirmizi alglerin
hücre duvarlarinda bulunan, jelimsi bir özellige sahip olan bir
polisakkarittir. Bazi algler ve bakterilerle ve birçok fungus'un
kültürü için laboratuarda hazirlanan farkli kültür ortamlarinda temel
olarak kullanilir. Ayrica önceden hazirlanmis yiyeceklerin
paketlenmesi, kabizligin tedavisi, kozmetik, deri, tekstil ve kagit
endüstrilerinde kullanilmaktadir (Sharma, 1986).
Carrageenin:
Kirmizi alglerin hücre duvarlarindan elde edilen baska bir
polisakkarittir. Bu madde mayalama, kozmatik, tekstil, boya,
endüstrilerinde ve tip alaninda kan pihtilayicisi olarak
kullanilmaktadir.
Alginatlar: Alginat türevleri ve alginik
asit, kahverengi alglerin hücre duvarlarindan extre edilen bir
karbonhidrattir. Alginatlar kauçuk endüstrisi, boyalar, dondurma,
plastik dondurucularda kullaniliyorlar. Ayrica kanamalari durdurmak
için alginik asit kullaniliyor.
Funori: Kirmizi alglerden
elde edilir. Kagit ve elbiseler için yapistirici olarak kullanilir.
Kimyasal olarak sülfat ester grubu'n içermesi disinda agar-agar'a
benzemektedir.
Mineral Kaynagi Olarak: Bazi yosunlar demir, bakir, manganez, çinko bakimindan zengin kaynaklardir.
Hayvan
Yemi Olarak: Phaeophyceae, Rhodophyceae ve bazi yesil algler besin
kaynagi olarak bir çok hayvan yemi için kullanilir. Bunun yanisira
Protozoa, Crustacea'ler, baliklar va diger sucul canlilarin en büyük
besin kaynagi planktonik alglerdir.
Diatomite: Diatomite,
diatomlarin hücre duvari materyalidir. Diatom kabuklarinin üst üste
birikmesiyle genis yüzey alanlari olustururlar. Diatomite'ler, seker
rafinerisi ve bira sanayisi, isi yalitimi, temizleme sanayi, cam bardak
fabrikalari'nda kullanilirlar.
Gübre Olarak: Dünyanin
birçok sahil yöresindeki yosunlar, fosfor, potasyum ve bazi iz
elementlerin varligindan dolayi gübre olarak kullanilirlar.
Antibiyotikler:
Chlorellin adindaki bir antibiyotik, yesil alglereden olan
Chlorella'dan elde edilir. Ayrica gram negatif ve gram pozitif
bakterileri karsi efektif olan bazi antibakterial maddeler Ascophyllum
nodosum, Rhodomela larix, Laminaria digitata, Pelvetia ve
Polysiphonia'nin bazi türlerinden elde edilmektedir. Bunlarin yanisira
kahverengi ve diger alglerden elde edilen bir çok ilaç tip alaninda
kullanilmaktadir.
Atiklarin Aritilmasinda: Evsel ve
endüstriyel kaynaklardan gelen atiklar, çözünmüs ya da askidaki organik
ve inorganik bilesikleri içerir. Bu atiklarin temizlenme prosesleri
oksijenli bir ortamda gerçeklesir ve bu oksijenlendirme bazi algler
tarafindan saglanir. Ayrica, temizlenmesi güç olan azot ve fosfor gibi
bilesikler alglerin bulundugu tanklara alinarak, algler tarafindan
besin kaynagi olarak kullanilmalari suretiyle ortamdan
uzaklastirilabilmektedirler.
Yunus Akbulut
Kaynaklar:
Güner, H., 1991, Tohumsuz Bitkiler Sistematigi,
Sharma, O. P., Text Book of Algea, 395 s., New Delhi.
Round, F. E., 1973, The Biology of Algea, 2 nd. Ed., Edward Arnold, London.
Elliot.
W., Stoching, C. R., Barbour, M. G., Rost, T. L., 1982, Botany, An
Introduction to Plant Biology, 6 nd. Ed., John Wiley and Sons,
Singapure.

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
Alglerin Ekolojik Önemi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |