Okunma: 734 kez
Insanlik tarihinin en yaraticimzekâlarindan oldugu daha sagliginda kabul edilen Alman asilli ABD’li fizikçi. 20. Yüzyilin baslarinda gelistirdigi kuramlariyla ilk kez kütle ile enerjinin esdegerliligini kanitlamis, ayrica uzay, zaman ve kütleçekimi üzerine tümüyle yeni düsünme yollari önermistir. Özellikle görelilik ve kütle çekimi kuramlari, Newtondan sonra fizik alaninda yeni bir çigir açmis, bilimsel ve felsefi arastirmalari bastan asagi degistirmistir.
1921’de Nobel Fizik Ödülü’nü almistir.
BILIME KATKILARI
Einstein’in 1905’te Annalen der Physic’te
yayimladigi “ Über die von der molekularkinetinhen Theorie der Wärme
geforderte Bewegung von in ruhenden Flüssigkeiten suspendierten
Teilchen” ( Duragan bir sivi içindeki asilti parçaciklarinin Moleküler
kinetik kurami çerçevesindeki hareketleri üzerine ) baslikli makalesi
Brown hareketi üzerineydi. 1827’de Iskoçyali Robert Brown, su içinde
asili haldeki çiçektozlarini mikroskop altinda incelemis ve sivinin
durgun olmasina karsin çiçektozlarinin sürekli ve rastgele biçimde
devindigini gözlemisti. 1879’da ise Ingiliz kimyaci Sir William
Ramsay, bu hareketlerin, sivi moleküllerinin bombardimanindan
kaynaklandigini ileir sürmüstü. Einstein, istatistiksel yöntemle
gerçeklestirdigi çalismalarinin soncunda Brown hareketi yapan bir
parçacigin katedecegi uzakligin, bu aradaki zamanin kareköküyle ters
orantili oldugunu belirledi ve birim hacimdeki sivi moleküllerinin
sayisinin hesaplanabilecegini gösterdi.
Einstein’in kuvantum
fizigi alanindaki ilk önemli çalismasi ise, fotoelektrik etkiyi
inceledigi ve 1905’te Annalen der Physic’te yayimladigi “ Über einen
die Erzeugung und Verwandlung des Lichtes betreffenden heuristischen
Gesichtspunkt” ( Isigin olusumu ve dönüsümü üzerine bir görüs )
baslikli makalesidir. Kara cisim asinmasi üzerine çalisan Alman fizikçi
Max Planck, enerjinin süreksiz oldugu varsayimini ortaya atmis, ve
atomlar arasindaki enerji alisverisinin, isimanin frekansiyla dogru
orantili olarak ve kuvantum adini verdigi enerji paketleri biçiminde
gerçeklestigini öne sürmüstü. Einstein ise isigin dalga ve parçacik
özelligindeki ikili yapisini vurgulayarak, bu kesikli enerji
alisverisinin, isigin maddeyle etkilesime girdigi her durumda geçerli
oldugunu savundu. Fotoelektrik olayinda, üzerine isik düsen bazi
cisimlerin elektron salmasi olgusunu da, daha sonralari foton olarak
adlandirilan bu isik enerjisi kuvantumlariyla açikladi.
Einstein’in
gene 1905’te yayimladigi özel görelilik kuramina iliskin “ Zur
Elektrodynamik bewegter Körper” ( Hareketli Cisimlerin Elektrodinamigi)
adli makalesi, elektro magnetik olgulari açiklayan Maxwell yasalarina
yeni bir bakis açisi getiriyordu. 19. Yüzyilin sonlarinda isigin
elektromagnetik bir dalga özelligi tasidigi ve uzaydaki hizinin da
saniyede yaklasik 300,000 km oldugu görüsü agirlik kazanmisti. Bu
dalgalarin boslukta ilerleyebilmesini saglayan ve madde disindaki tüm
boslugu dolduran “esir” ya da “eter” adli agirliksiz esnek bir ortamin
da var oldugu kabul ediliyordu. Ama, esirin varligini kanitlamak için
yapilan tüm deneyler ve yeni varsayimlara dayali olarak
gerçeklestirilen tüm deneyler olumsuz sonuç veriyordu. Einstein,
fizikte devrim yapan makalesinde iki nokta arasinda yol alan isigin
hizinin nasil belirlenecegi sorunundan yola çikti. Bu amaca yönelik
olarak postula niteliginde iki temel ilke gelistirdi. Bunlardan
birincisine göre, mekanik denklemlerin geçerli oldugu her basvuru
sisteminde, elektrodinamik ve optik için de ayni yasalar geçerliydi.
Öteki ilke ise, isigin, kendisini yayan cismin hareketinden bagimsiz
olarak boslukta her zaman ayni hizla yol aldigi niteligindeydi. Bu
ilkelerden de, birbirine göre hareket halinde olan iki gözlemcinin,
hizlari sabitse, iki ayri yerde gerçeklesen iki olay arasindaki süreyi
ayni biçimde degerlendiremeyecekleri sonucunu çikardi. Gözlemcilerden
biri, bu iki olayi ayni anda yani es zamanli olarak gördügünde,
ötekinin olaylari belirli bir zaman araligiyla gözlemesi gerekiyordu.
Eszamanlarin göreliligi denilen bu olgunun nedeni, olaylarin
gerçeklestigine iliskin en hizli belirti olan isigin hizinin, her iki
gözlemci içinde ayni ve sonlu olmasiydi.
Einstein’in gene
1905’te Annalen der Physic’de yayimlanan “Ist die Trägheit eines
Körpers vonseinem Energieinhalt aphängig?” ( Bir Cismin Eylemsizligi
Enerji Içerigine Bagli midir? ) baslikli makalesi, özel görelilik
kuramina düstügü matematiksel bir dipnoy özelligi tasiyordu. Bu
yazisinda, bir cismin kütlesi ile enerjisinin esdegerli oldugunu ve bu
enerjinin (E) cismin kütlesi (m) ile isik hizini (c) karesinin
çarpimina (E=m.c²) esit oldugunu belirtiyordu. Buna göre bir cismin
hizi arttikça kütlesinin artmasinin nedeni, o cismin kazandigi kinetik
enerji idi. Her enerjinin bir kütlesi vardi ve kütle ya da madde bir
enerji biçimiydi. Bu nedenle de kütle ve enerji, ayni seyin iki degisik
biçimde ortaya çikisini simgeleyen esdegerli iki kavramdi.
Einstein’in
özel görelilik kurami, deneyle ve gözlemle saptanmamis ve yalnizca
amaca uygun olarak gelistirilen, mutlak uzay, mutlak zaman esir ve
eszamanlilik gibi kavramlarin fizikten çikartilmasina yol açmisti. Özel
görelilik kuramiyla varilan uzunluk kisalmasi, saat yavaslamasi ve
kütle artmasi gibi sonuçlar, önce sag duyuya aykiri bulunduysasda, daha
sonraki arastirmalar bu kuramin geçerliligini kanitladi.
Einstein
1907 ve 1911’de özgül isilar üzerine gerçeklestirdigi çalismalarla, bir
kitadaki tüm moleküllerin özdes frekansla titresim yaptigini ve bu
titresimlerin kuvantumlu oldugunu varsayarak, düsük sicakliklarda özgül
isinin sicaklikla nasil degistigini açikladi. 1912’de ise, isik
indüklenen bir kimyasal tepkimede yer alan her molekülün, tepkimeye yol
açan isinimdan bir kuvantum sogurdugunu belirledi.
Einstein,
çalismalarinin asil agirligini, görelilik kuramini daha genel bir
çerçeveye yerlestirme çabasi üzerinde yogunlastirmisti. Bu amaca
yönelik olarak, gözlemcilerin birbirlerine göre sabit degil, degisen
hizlarda yani ivmekli olarak hareket ettikleri durumda ortaya çikan
olaylari arastirmaya giristi ve elde ettigi kuramsal bulgulari 1916’da,
Annalen der Physic’te “Die Gurundlagen der allgemeinen
Relativitätstheorie” (Genel Görelilik Kuraminin Temelleri) baslikli
makalesinde yayimladi. Bu kurama göre, uzaydaki herhangi bir noktada
kütle çekimi ile hizlanma hareketinin etkileri esdegerdir ve
birbirinden ayirt edilmez. Bu postula, kütle çekiminin bir kuvvet
degil, uzay-zaman süreyinde, bir kütlenin etkisiyle olusan egrilmis bir
alan oldugunu öngörür. Bu nedenle, büyük kütlelerin yakinindan geçen
kuvantumlu isik isinlarinin dogrultusunda bir sapma ortaya çikar. Genel
görelilik kurami yalniz Newton’un fiziginden degil eukleidesçi
geometriden de kopusu simgeliyordu ve dört boyutlu uzay-zaman yerine
“egri” bir uzay-zaman tanimi getiriyordu. Einstein’in yeni
denklemleriyle, Merkür gezegeninin günberi noktasinda ortaya çikan
sasirtici düzensizlikleri ve daha güçlü kütle çekimi alanlarinda
bulunan yildizlarin, tayfin kirmizi ucuna daha yakin isik yaymalarinin
nedenini açiklamak olanakli duruma geldi.
Einstein, genel
görelilik kuramini everenin bütününe uygulayarak sonlu ve sinirsiz bir
evren modeli kurdu ve bunun matematiksel yapisini gelistirdi. Ama
1929’da ABD astrononom Edwin Powell Hubbule, gerçeklestirdigi
gözlemlerle, uzak gökadalarin isiginin kirmiziya kaydigini, buradan
kalkarak da bunlarin Yer’den uzaklastigini ortaya koydu. Böylece,
genisleyen evren modeli Einstein’in duragan modelini geçersiz kildi.
Einstein,
yasaminin sonuna degin elektromagnetik alan ile kütle çekimi alanini
bir tek denklemler kümesinde birlestirerek bir birlesik alan kurami
gelistirmeye çalistiysada, bunda basarili olamadi.
Einstein,
gençlik yillarinda Avusturyali fizikçi ve filozof Ernst Mach’in
etkisindee kalmistir. Fizigin matefizikten arindirilmasi gerektigine,
doganin anlasilabilir olduguna, rastlantisal olgularin daha derin ve
kapsayici kurumlar çerçevesinde belirlenimci (determinist) yorumlarla
açiklanabilecegine inaniyordu. 1925’e degin kuvantum mekaniginin en
yaratici sonuçlarini ortaya çikaran kendisi oldugu halde, özellikle
Heisenberg’in belirsizlik ilkesini öne sürmesinden sonra bu alandaki
gelismelere karsit bir tutum içine girdi. Schrödinger’in dalga
denkleminin neyi temsil ettigi üzerine Bohr, Heisenberg, Born gibi
bilginlerle yaptigi tartismalar bir uzlasmayla sonuçlanmadi ve Einstein
yeni akimin disinda yalniz kalarak kendi çalismalarini yürüttü. Bu
tartismalarindan birinde söyle yazmisti: “ Bilimden beklediklerimiz
açisindan birbirimize karsit kutuplarda toplandik. Siz (Bohr), zar atan
bir tanriya, bense gerçek nesneler olarak var olan seyler dünyasindaki
yetkin yasalara inaniyorum”…
Einstein’in 1905’te Annalen der Physic’te yayinladigi bes makalesinin disindaki baslica yapitlari, gene ayni dergide yayimlanan
“Zur Theorie der Brownischen Bewegung” (1906; Brown Hareketi Kurami Üzerine),
”Zur Theorie der Lichterzeugung und Lichtabsorption” (1906; Isik Salimi ve Sogurumu Kurami Üzerine),
“Plancksche Theorie der Strahlung und die Theorie der spezifischen Wärme” (1907; Isinimin Planck Kurami ve Özgül Isi Kurami),
”Grundlagen
der allgemeinen Relativitätstheorie” (1916;Genel Görelilik Kuraminin
Temelleri) ile Zeitschrift für Mathematik und Pyhysic’te (Matematik ve
Fizik Kurami) yayimlanan “Entwurf einer verallegemeinerten
Relativitätstheorie und einer Theorie der Gravitation” (1913; Bir Kütle
Çekimi Kurami ve Genellestirilmis Görelilik Kuramina Bir Gönderme ),
Hysikalische
Zeitscerift’te “Quantentheorie der Strahlung” (1917; Isinimin Kuantum
Kurami), Sitzungsberichte der Preussischen Akademie der
Wissenschaften’de (Prusya Bilimler Akademisi Oturum Tutanaklari),
“Quantentheorie des einatomigel idealen Gases” tir. ( 1924; Tek Atomlu Ideal Gazlarin Kuvantum Kurami ).
Ayrica
relativity, the Special and the General Theory : A Popular Exposition (
1920; Izafiyet Teorisi, 1976) ve L. Infield ile birlikte The Evolution
of Physics ( 1938; Fizigin Evrimi, 1972) adli yaptlarini yayimlamistir.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Einstein'nin Bilime Katkilari
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |