Okunma: 817 kez
20. yüzyilin baslangici, fizikte iki ayri teoriye taniklik etti. Bunlardan birincisi, genel görelilik teorisi ; digeri ise kuantum (tanecik) teorisi dir. Genel görelilik, kütle çekim gücünü açiklayan klasik bir teoridir. Einstein in 1915 yilinda ortaya attigi bu teoriye göre; uzay-zaman düz degil, egridir. Bu egrilige/bükülmeye yol açan, uzay-zamanin içindeki kütle ve enerjidir.
. Gezegenler gibi nesneler, uzay-zaman içinde düz bir çizgide hareket
etmeye çalisirlar. Fakat uzay-zaman düz degil de, egri; bükülmüs oldugu
için, yollari bükülmüs görünür. Örnegin dünya, düz bir çizgide hareket
etmeye çalismaktadir. Ancak, uzay-zamanda günesin kütlesinin yarattigi
egrilik, dünyanin, günesin çevresinde bir daire içerisinde hareket
etmesine yol açar1.
Kisaca -bu teoriye göre- nesneleri birbirine dogru
çeken olgu, kütle sebebiyle uzay-zamanin egilmis olmasidir. Teorinin
özgün halinde, uzay-zamanin sabit oldugu, büyüyüp küçülmedigi ileri
sürülmüsse de, sonraki bilimsel gözlemler, evrenin ve dolaysiyla
uzay-zamanin genisledigini ortaya koymustur.
Kuantum teorisinin temel önermesi, belirsizlik ilkesi dir. Bu ilke, bir
parçacigin konumu ve momenti gibi belirli nicelik çiftlerinin, ayni
anda istenilen dogrulukta ölçülemeyecegini belirtir.2
Bu teoriye göre
isik, (foton ismi verilen) parçaciklar halinde yayilir. Varligi bilinen
tüm güçler de paketler/parçaciklar seklinde yayilip tasinirlar.
Kuantum mekanigi, atomlar ya da moleküller gibi sonlu sayida serbestlik
derecesine sahip sistemlerde basariyla uygulandi. Ancak, sonsuz
derecede serbestlik derecesine sahip olan elektromanyetik alana
uygulanmasinda bazi zorluklar çikti. Bu zorluklar, renormalizasyon
denen yöntemle giderilmeye çalisilmistir. Bu yöntem, bazi sonsuz
niceliklerin, geride sonlu artiklar birakacak sekilde çikarilmasina ve
böylece, deneysel olarak tespit edilen -giydirilmis- parçaciklarin,
teoride öngörülen çiplak parçaciklar yerine hesaplamaya konu edilmesine
dayanir.
Kütle çekiminin kuantum teorisini olusturma çabalari ise sonuç vermedi.
Çünkü sonsuz sayida sezilgen (kuvvetleri tasiyan, gerçek parçaciklar
üzerindeki etkileri sezilebilen, ancak, gerçek parçaciklar gibi,
varliklari deneysel olarak tespit edilemeyen) parçacigin birbirini
etkiledigi kabul ediliyordu ve bu sonsuz sayida sezilgen parçacigin
etkilerinin birbirini götürmesi mümkün olmadigindan, teori renormalize
edilemiyordu. Gerçekten de, kütle çekim gücünü tasidigi varsayilan,
graviton denen sezilgen parçaciklarin, birbirleri üzerinde de etkisi
oldugu kabul edildiginden, hesaplama yapilmasi mümkün degildi.
Kütle çekim gücü ile kuantum teorisini birlestirme çabalari halen devam
etmektedir. Bu hususta en çok güvenilen teoriler, ayrintisina
girilmeksizin, sadece ismiyle belirtmek gerekirse; sicim teorisi ,
süper kütle çekim teorisi ve bu iki teoriyi birlestiren, süper sicim
teorisi dir.3 Bu dogrultudaki çalismalar devam etmektedir. Burada,
kütle çekimi ile tanecik kuramini birlestirme imkâni veren ve dört
temel gücü (kütle çekimi, güçlü kuvvet, elektromanyetik kuvvet, zayif
kuvvet) birlikte açiklayabilen bir evren modeli ileri sürülecektir:
EVREN MODELI
Evrendeki toplam pozitif enerji miktari ile toplam negatif enerji
miktari birbirine esittir. Negatif enerji miktari, ayni zamanda kütleye
esittir; çünkü kütle çekimi gücü, bizatihi negatif enerjiyi
olusturmaktadir. Madde enerjiye, enerji de maddeye dönüsebildiginden,
ayni zamanda, pozitif enerji, negatif enerjiye, negatif enerji de,
pozitif enerjiye dönüsebilmektedir. Bu degisim/dönüsüm süreci asagida
açiklanmistir.
Pozitif enerji, birim zamanda/periyotta, uzay alani yaratir. Bu alan,
örümcek aginda oldugu gibi, dairesel bir baslangiçtan, dikey
bilesenlerin uzay alanini; yatay/dairesel bilesenlerin de zaman alanini
olusturduklari, birbirinin içine geçmis ilmikler biçiminde olusur. Öyle
ki, pozitif enerji miktari büyük ise, dikey bilesen büyük olacak;
pozitif enerji miktari küçük ise dikey bilesen küçük olacaktir.
Böylece, baslangiçta küçük bir daireden ibret olan uzay-zaman, pozitif
enerjinin alan yaratmasi ile örümcek agi gibi, içten disa dogru, yine
dairesel olarak büyümeye baslayacaktir. Her birim zaman/periyotta,
pozitif enerjinin miktarina göre, daha çok ya da daha az (frekansi
büyük, dalga boyu küçük daha çok parçacik ya da frekansi küçük, dalga
boyu büyük daha az) sayida parçacik/foton, bu sekilde uzay-zamani
yaratir.
Negatif enerji/kütle çekimi gücü ise pozitif enerjinin yarattigi
uzay-zaman alanini (öncelikle dikey olan uzay bilesenini) yok eder.
Kütle çekimi gücü, gerçekte, dogrudan dogruya parçaciklarin
üzerine/kütlesine etkiyen
bir güç degildir; uzay-zaman alanini yok ettigi için parçaciklari
birbirine yaklastiran bir güçtür.
Böylece, gerek pozitif enerji tasiyan; gerekse negatif enerji/kütle
çekim gücü tasiyan sezilgen parçaciklar (foton, graviton ve hatta
ileride açiklanacagi üzere gluon) birbirleriyle etkilesmezler; sadece
uzay-zaman alani ve gerçek parçaciklarla etkilesirler. Ancak bu
etkilesim, uzay-zaman alani yaratmak ya da yok etmek suretiyle,
parçaciklari birbirinden uzaklastirir veya yaklastirir. Sezilgen
parçaciklarin gerçek parçaciklar üzerindeki etkisi, yukarida açiklanan
surette ve dolaylidir.
Gerçek parçaciklar olan (simdilik bilinen en küçük birimler olarak)
kuvarklar (ve elektron gibi leptonlari olusturan fakat henüz varligi
saptanamamis -bu modelde ileri sürülen- daha küçük parçaciklar) birkaç
tanesi bir uzay-zaman alanini/ilmigini isgal edecek sekilde bir arada
bulunurlar. Ancak bunlar birleserek atom alti seviyeden daha büyük
parçaciklari olusturduklarinda, her bir parçacik, bir uzay-zaman
alanini; yukarida açiklanan bir ilmigi isgal eder. Böyle olsa da, her
bir ilmikte, birden fazla atom alti parçacigin birlikte yer almasi
kaçinilmazdir.
Yukarida açiklandigi gibi kütle, negatif enerjinin baslica kaynagidir.
Kütle büyüdükçe, nesnenin yayinladigi negatif enerji miktari da büyür.
Diger yandan, pozitif enerji de, her gerçek parçacikla; daha dogrusu
onun isgal ettigi alanla sürekli etkilesim halindedir. Bir gerçek
parçacigin isgal ettigi alana etkiyen pozitif enerji, bu alanda, gerçek
parçacikla da etkilesime girer: Gerçek parçacik, pozitif enerjinin bir
miktarini sogurur geri kalanini yeniden yayinlar. Böylece, bir miktar
pozitif enerji, kütleye; yani, negatif enerjiye dönüsmüs olur. Dogal
olarak bu süreç, uzay-zaman alani da yarattigindan, gerçek parçacigin
hareketinin hizlanmasi ile sonuçlanir.
Iste bir gerçek parçacigin, pozitif enerji tasiyan parçacik ile bu
suretle etkilesmesi sirasinda; kuvarklar (ve alt leptonlar) bir yandan
pozitif enerjiyi sogurup, diger yandan kalanini yeniden yayinlarken ve
bu arada bir uzay-zaman alanini terk edip, (bitisik) diger uzay-zaman
alanina giderken, yayinladiklari pozitif enerji parçaciginin yarattigi
uzay-zaman alani sebebiyle, birbirlerinden uzaklasma egilimine
girerler. Ancak, gerçek parçaciklar ayni zamanda (durgun halde dahi)
kütleli oldugundan, sürekli olarak negatif enerji tasiyan parçaciklari
da yayinlamaktadir. Bu negatif enerji parçaciklari da, uzay-zaman
alanini yok etmektedir. Öyle ki, negatif enerji tasiyan parçaciklar,
öncelikle, parçacigin kendi pozitif enerji alisverisi sonucunda
yayinladigi, pozitif enerji tasiyan parçacigin yarattigi uzay-zaman
alanini yok eder. Dolayisiyla, gerçek parçacigin yayinladigi negatif
enerji parçacigi, öncelikle, parçaciklari birbirinden ayirma egiliminde
olan, kendi yarattigi uzay-zaman alanini yok ederken enerji kaybeder.
En büyük negatif enerji kaybi, iste bu sirada gerçeklesir. Çünkü
negatif enerji parçacigi, onu da yayinlayan gerçek parçacigin diger
yayini olan pozitif enerji parçaciginin ürünü ile savasmaktadir. Iste
atom alti parçaciklarin yayinladiklari negatif enerji tasiyan bu
parçaciklarin, yine ayni gerçek parçaciklarin yarattigi pozitif enerji
parçaciklarinin olusturdugu alanlari yok etmeden önceki haline; yani en
güçlü haline güçlü kuvvet denir. Açiklamadan anlasilacagi üzere, güçlü
kuvvet, kütle çekim gücünün enerji yitirmeden önceki, en güçlü
durumudur; bir negatif enerji biçimidir ve fonksiyonu, uzay-zaman
alanini yok etmektir.
Parçacigin kendi yayinladigi fotonun olusturdugu uzay-zaman alanini yok
ederek enerjisinin büyük bölümünü yitiren negatif enerji tasiyan
parçacik, daha uzaktaki diger uzay-zaman alanlarini da yok ederek
yoluna devam eder. Ancak her bir asamada, enerjisi biraz daha azalir ve
sonuçta tükenir. Iste bu nedenle, kütle çekimi gücü, uzaklikla ters
orantilidir. Kisaca, güçlü kuvvet ve kütle çekim gücü; ayni nitelikteki
enerjinin (negatif enerjinin) farkli siddetteki görüntüleridir.
Güçlü
kuvvet, parçacigin kendi pozitif enerjisinin yarattigi uzay-zaman
alanini; yani atom alti parçaciklarin/kuvarklarin arasina
girerek, onlari farkli uzay-zaman alanlarina yerlestirme egiliminde
olan alani yok ederken, çok büyük ölçüde enerji kaybettigi için,
uzay-zaman alanindaki ilmigin disina çiktiginda, görünümünü ve
siddetini degistirerek, kütle çekim gücüne dönüsür. Kisaca, güçlü
kuvvet, ayni uzay-zaman ilmiginin içinde mücadele eden çok daha
siddetli bir negatif enerji biçimidir. Kütle çekimi ise, negatif
enerjinin, atom alti parçaciklarin isgal ettigi uzay-zaman ilmiginin
disina, siddetini kaybetmis olarak çiktiktan sonraki biçimidir.
Güçlü kuvvet bir negatif enerji biçimi oldugundan ve negatif enerji de,
uzay-zaman alanlarini yok ettiginden, keza, ayni uzay-zaman ilmigi
içinde yer alan atom alti parçaciklarin yayinladiklari negatif enerji
parçaciklari, gerçek parçacigin isgal ettigi alani yok
edemeyeceklerinden, güçlü kuvvet, yeni bir alan olusturma girisimi
gerçeklesmedikçe, bir ilmigin içinde etkisini göstermez. Çünkü, o
ilmigin içinde yayinlanmistir ve parçaciklarin bulundugu ilmigin yok
edilmesi mümkün degildir. Ne zaman ki, parçaciklarin yayinladigi
pozitif enerji parçacigi, onlarin arasinda yeni bir alan olusturmaya
kalkisir; güçlü kuvvet, iste bu yeni olusacak alani yok eder. Atom
çekirdegi içinde güçlü kuvvetin, kuvarklar birbirine yakinken etkili
olmamasi; ancak, kuvarklar ayrilmaya çalisildikça, çok büyük bir
siddetle buna engel teskil etmesine asimptotik özgürlük denir.
Asimptotik özgürlügün sebebi, iste yukarida açiklanan olgudur.
Kuvarklar birbirine yakinken etki hissedilmez; fakat uzaklastirmaya
kalkisildiginda, çok güçlü bir kuvvet buna karsi koyar.
Bu açiklamalar isiginda, evrensel gelisim süreci su sekilde
gerçeklesir: Kütle miktarinin daha fazla oldugu (pozitif enerjinin
maddeye/kütleye dönüstügü) asamada, negatif enerji miktari, pozitif
enerji miktarinin üzerine çikar. Böylece, yaratilan uzay-zaman
alanindan daha fazlasi yok edilmeye baslar.
Bu gelismenin sonucu,
uzay-zamanin büzülmesi ve parçaciklarin birbirine yaklasmaya
baslamasidir. Yeterince küçülme meydana geldiginde, parçaciklar ve
karsi parçaciklar birbirine çarpmaya baslar. Karsi parçacik, kütlesi
parçacikla esit olan; ancak, elektrik yükü , spin gibi kuantum
özellikleri parçacigin tam tersi olan parçaciklara denir. Iste bu
özellikten dolayi, bir parçacik, karsi parçacigiyla; madde, karsi madde
ile çarpistiginda, her ikisi de yok olur ve kütleleri pozitif enerjiye
dönüsür.
Iste bu sürecin sonucu, kütlenin (ve dolayisiyla, negatif enerji
miktarinin) azalmasi; buna karsilik, pozitif enerji miktarinin
artmasidir. Bu asamada, hizla yeni uzay-zaman alani yaratilir ve kalan
parçaciklar birbirinden hizla uzaklasmaya baslar. Bu asamada evren
hizla genisler. Ancak bir yandan uzay-zaman alani yaratarak olusan
enerji kaybi; diger yandan, pozitif enerjinin, çarptigi parçaciklar
tarafindan kismen sogurulmak suretiyle maddeye/kütleye dönüsmesi, bir
süre sonra, kütlenin/negatif enerjinin miktarini, pozitif enerjinin
üzerine çikarir ve genisleme süreci, yeni bir büzüsme sürecine dönüsür.
Bu süreçler, milyarlarca yilliktir.
Maddeyi pozitif enerjiye dönüstüren sebeplerden birisi, madde,
karsi-madde çarpismasidir. Digeri ise zayif kuvvettir. Zayif kuvvet de
pozitif enerji (nükleer enerji) olusturan; böylece uzay-zaman alani
yaratan güçlerden birisidir.
Uzay-zaman, yukarida açiklandigi gibi, (örümcek agina benzer) dairesel
sekilde genislerken, gerçek parçaciklarin bulundugun alanlarin
yakinlarinda, negatif enerji bu alanlari yok etmeye basladigi için
sekil bozulur. Parçaciklar bir araya gelip kütle büyüdükçe, burada yok
olan alan (ilmigin çözülmesi) artar ve uzay-zaman bükülmeye baslar.
Öyle ki, çok büyük kütlenin isgal ettigi bölgelerde, uzay-zaman
ilmiginin çözülmesi ile diger yerlerde yeni alan olusmasi süreci
birlikte devam ettiginden, uzay-zaman, kütleli alanlarda (maddenin
besinci boyutu olan ve gerçek zamana dik bilesen; sanal zaman alanina
dogru) bükülmeye baslar. Çünkü, dairesel büyüme, diger alanlarda devam
ederken, kütleli alanlarda durmus ya da çok azalmistir. Diger
alanlardaki dairesel büyümenin devam edebilmesi için, uzay-zamanin
bükülmesi zorunludur. Zamanla kütlenin artmasi ile bükülme de devam
eder ve nihayet, dairesel olarak genisleyen uzay-zaman, bükülmenin de
sonucunda, bir küre olusturacak sekilde kendi üzerine kapanir4.
Iste
bundan sonra, negatif enerji miktari pozitif enerji miktarini assa ve
dolaysiyla, ilmigin zaman bileseni de sökülmeye baslasa dahi, bu
sadece, kendi üzerine kapanma suretiyle olusan kürenin küçülmesine yol
açar. Bundan sonra küre seklini almis olan uzay-zaman büyüyecek ya da
küçülecektir. Ancak süreç hiçbir zaman sona ermeyecektir. Kisaca,
uzay-zaman sonlu ama sinirsizdir.
Bu modele göre, kütle çekimin, tanecik seviyesinde hesaplanmasi ve
hatta, teorinin renormalize edilmesi de mümkündür. Çünkü, kütle çekim
gücünü tasiyan -sezilgen- parçaciklarla pozitif enerjiyi tasiyan
sezilgen parçaciklarin birbirleriyle etkilesmedikleri kabul
edilmektedir. Yukarida açiklandigi gibi, bu parçaciklar, sadece
uzay-zaman alanlari ile etkilestiklerinden (alan yaratip/yok
ettiklerinden), hesaplama sonsuz ve anlamsiz çikmayacaktir.
Zamanin herkes için degisken olmasi, yaratilan uzay-zaman alaninin uzay
bileseninin büyüklügü ile ilgilidir. Pozitif enerji fazla ise, uzay
bileseni büyük olacaktir. Bu durumda, ayni periyotta yaratilan daha
küçük alana göre, büyük alanda gerçeklesen degisme daha büyük
olacagindan, ayni birim zamanda/periyotta, yüksek enerjili maddeler
için daha çok mesafe kat edilecektir. Bu da yüksek hizli nesneler
içinde, zamanin daha yavas geçtigi seklinde bir algilamaya yol açar. Bu
nedenle herkesin birim zamani kendi hizina gör degisik olmak
zorundadir.
Zaman mutlak degildir; ölçülen alandaki pozitif enerji
miktarina (yaratilan uzay alanina) göre degisir; görelidir. Örnegin,
genisleme sürecinin baslangicinda, bir saniyede dahi, çok büyük
miktarda pozitif enerji açiga çikmis ve çok miktarda uzay-zaman alani
yaratilmis oldugundan, o uzay-zamanda yasanan bir saniye, simdi su anda
her birimizin yasadigi bir saniyeden çok daha farkli (uzun)
algilanmaktadir.
Fermiyonlarin (½ spinli gerçek parçaciklarin), ayni anda, ayni yerde
bulunmalari mümkün degildir. Buna, Pauli Disarlama Ilkesi denir. Iki
elimizi birbirine yaklastirdigimizda, bir elimizin digerinin içinden
geçememesinin sebebi bu ilkedir. Disarlama ilkesi , kuvark üstü
parçaciklarin en çok bir uzay-zaman ilmigini isgal edebilmelerinden
kaynaklanir. Kuvark üstü birden çok parçacigin, ayni anda bir tek
uzay-zaman ilmiginde yer almasi mümkün degildir.
Oysa, sezilgen
parçaciklar için böyle bir sinirlandirma söz konusu degildir. Kisaca
önerilen model, disarlama ilkesini de açiklamaktadir.
Elektromanyetik güç ise alanlari -dogrudan- etkilemez; elektrik yükü
üzerine evrensel olarak etkiyerek, uzay-zaman alanlari üzerinde gerçek
parçaciklarin hareket etmesini saglar. Bu güç, gerçek parçaciklarin
hareket etmesine, dolayisiyla, pozitif enerjiye yol açtigi oranda,
uzay-zaman alaninin yaratilmasini (dolayisiyla) etkiler. Nitekim,
elektromanyetik güç ile zayif kuvveti birlestiren ve renormalize
edilebilen bir teori gerçeklestirilmistir.
Kisaca, ileri sürülen evren modelinde, miktari sabit ve esit olan
pozitif enerji ve negatif enerji, birbirine dönüsebilmektedir. Bu
dönüsümün yönüne göre, evren büzülmekte ya da genislemektedir. Evrene
etki eden güçler, iste bu dönüsümü saglayan araçlardir.
Pozitif enerji,
uzay zaman alani yaratarak evreni genisletir. Bunu saglayan güç, zayif
kuvvet ve kismen elektromanyetik
kuvvettir. Negatif enerji ise uzay-zaman alanini yok ederek, evrenin
büzülmesine yol açar. Bunu saglayan güçler ise kütle çekimi ve güçlü
kuvvettir. Pozitif ve negatif enerjiyi tasiyan sezilgen parçaciklar,
birbirleri ile degil; uzay-zaman alani ile etkilesim halindedirler. Bu
nedenle, diger üç gücün yaninda, kütle çekiminin kuantum teorisini
olusturmak, teoriyi renormalize etmek ve hesaplama yapmak mümkündür.
M. Ihsan DARENDE
1 Stephen Hawking, Kara Delikler ve Bebek Evrenler (Nezihe Bahar
çevirisi), Sayfa: 77
2Gerard t Hooft, Maddenin Son Yapi Taslari, (Mehmet-Nazife Ö. Koca
çevirisi), Sayfa: 18
3 Gerard t Hooft, Maddenin Son Yapi Taslari, (Mehmet-Nazife Ö. Koca
çevirisi), Sayfa: 297
4 Stephen W. Hawking, Zamanin Kisa Tarihi, Büyük Patlamadan Kara
Deliklere (S.Say-M.Urul çevirisi) Sayfa: 150

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Kütle Çekiminin Tanecik Teorisine Iliskin Bir Evren Modeli
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |