Okunma: 1209 kez
Yukari atilan bir cisim, bir süre sonra döner ve yere düser. Irmaklar hep yukaridan asagiya dogru akar. Bunun açiklamasini "yerçekimi" olarak yapariz. Bu, tüm kütleli nesnelerde, gezegenlerde ve yildizda varolan bir kuvvettir ve ona "kütle çekimi" diyoruz.
Bu çekim, en yogun cisimeleri ve "boslugu" esit oranda donatir. Ondan korunmanin ya da onu etkilemenin hiçbir yolu yok.
( www.genbilim.com )
Uzaklikla azalir; ama hiçbir sekilde kaybolmaz. Atmosferi
Yerküre'nin çevresinde tutan kuvvet ya da bizim Evren bosluguna uçup
gitmemizi engelleyen kuvvet, Dünya'nin uyguladigi kütle çekimi
kuvvetidir.
Bir yapma uyduyu, Dünya yörüngesine yerlestirmek
için gerekli hiz, saniyede 8 kilometreden (8 km/s) az degildir.
Dünya'nin çekiminden kurtulmak ve onu temelli terketmek için saniyede
11.2 kilometre hiz yapmak gerekir. Günes'in kütle çekimi daha büyüktür.
Çünkü Günes'in kütlesi, Dünya'ninkinin 400 bin katidir. Günes'in
kütlesel çekimini asabilmek için saniyede 16.7 kilometrelik hiz
gerekir.
Kuskusuz insanoglu çok eski zamanlarda da kütle
çekimini sezmis ve onu hesaba katmis olmali. Ilginçtir, bilinen bu eski
kuvvet, çaglar boyu açiklanamamis olarak kaldi. Kütle çekimi için
bilimsel bir kuram gelistiren ve bunu Evren'i kapsayacak kadar
genisleten, büyük Ingiliz bilimcisi Sir Isaac Newton (1642-1727) idi.
Masa üzerindeki bir kitabi inceleyelim. Kitaba herhangi bir etki
olmadikça kitap, masa üzerinde hareketsiz kalir.
Simdi, kitabi
yatay dogrultuda sürtünme kuvvetini yenecek büyüklükte bir kuvvetle
saga dogru itelim. Sürtünme kuvveti kitapla masa arasinda varolan bir
kuvvettir. Kitaba uygulanan kuvvet, sürtünme kuvvetine esit ve zit
yönlü ise kitap sabit bir hizla hareket edebilecektir. Uygulanan kuvvet
sürtünme kuvvetinden büyükse kitap ivmelenir. Uygulanan kuvvet ortadan
kalkarsa sürtünme kuvvetinin etkisi ile kisa bir süre hareket ettikten
sonra durur (negatif ivmelenme sonucu). Simdi, kitabin karsidan karsiya
kaygan hale getirilmis yüzeyde itildigini düsünelim.
Kitap,
yine duracak fakat önceki durumda oldugu gibi çabucak durmayacaktir.
Dösemeyi, sürtünmeyi tamamen ortadan kaldiracak kadar cilalar,
parlatirsaniz kitap, bir defa harekete geçtikten sonra, karsi duvara
çarpincaya kadar ayni hizla hareket edecektir. Galileo, cisimler
hareket halinde iken, durmaya ve hizlanmaya direnme (eylemsizlik)
tabitania sahip oldugu sonucuna da varmisti. Bu yeni yaklasim daha
sonra Newton tarafindan formüllestirilerek, kendi adiyla anilan
Newton'un "Birinci Hareket Yasasi" olarak tanimis ve söyle ifade
edilmistir: "Bir cisme bir dis kuvvet (bileske kuvvet) etki etmedikçe,
cisim durgun ise durgun kalacak, hareketli ise sabit hizla dogrusal
hareketine devam edecektir." Daha basit bir anlatimla, bir cisme etki
eden net kuvvet sifirsa ivmesi de sifirdir. Newton'un birinci yasasi,
bir cisme etki eden dis kuvvetlerin bileskesi sifir oldugu zaman cismin
davranisindaki degismeleri inceler.
Bir cisim üzerine sifirdan
farkli bir bileske kuvvet etki ettigi zaman neler olur? Bu sorunun
yanitini Newton'un ikinci yasasi verir. Çok düzgün, cilali, parlatilmis
yatay bir yüzey üzerinde, sürtünme kuvvetini önemsemeyerek bir buz
kalibini ittiginizi düsünün. Buz kalibi üzerinde yatay bir F kuvveti
uygularsaniz, kalip "a" ivmesi ile hareket edecektir. Kuvveti iki
katina çikarirsaniz ivme de iki katina çikacaktir.
Bu tür
gözlemlerden bir cismin ivmesinin, ona etkiyen bileske kuvvet ile dogru
orantili oldugu sonucuna variriz. Peki bileske kuvveti ayni tutarken
cismin kütlesini iki katina çakrsak ne olur?
Ivme yarisina düser;
üç katina çikarilirsa üçte birine düser. Bu gözleme göre, bir cismin
ivmesinin kütlesi ile ters orantilidir. Buna göre Newton'un ikinci
yasasi söyle anlatilabilir: "Bir cismin ivmesi, ona etki eden kuvvetle
dogru orantili, kütle ile ters orantilidir." Elbette ki gezegenler,
Kepler Yasalarina göre hareket ediyordu.
Ama neden gezegenler
degisik ve üstelik düzgün bir hizla hareket etmiyordu? Gezegenlerin
gökyüzünde hareket etmeleri için onlari "iten" bir gücün olmasi
gerektigi düsünülüyordu. Ama bu güç neydi? Newton'un yasadigi dönemde
hiç olmazsa birçok insan astrolojiyi ciddiye almiyordu; yani
gezegenleri meleklerin itmedigi kesindi.
Newton, Kepler'in
formüllerini çikarmak için kütlesel çekim (gravitasyonal alan) yasasini
kullanmsti. Newton, Galileo'nun sarkaç deneylerini inceledi ve buradan
boslukta serbestçe dolasan gezegenlere etkiyen bir çekimin bulunmasi
gerektigi sonucuna kolayca vardi.
Çünkü o, düsünür ve
matematikçiydi. Gezegenler, eliptik yörüngeler izliyordu. Bu yörüngeler
üzerinde dolanirken Günes'e daha yakin olduklari yerlerde hizlari
artiyor, sonra Günes'ten uzaklastikça hizlari azaliyordu. Newton,
kuvvet bilinirse, bunu kütle denen büyüklüge bölünce ivmenin
bulunabilecegini varsaymistir.
Burada kütle, harekete karsi
koymanin bir çesiti olarak görünür: kütlesi bir baska arabaninkinin iki
kati olan çok yüklü bir araba, ayni beygirin etkisi altinda birincinin
yarisi kadar bir ivme kazanir. Kisacasi kütle, hareket edenin
eylemsizligini bildirir ve bu yüzden ona "eylemsizlik kütlesi" adi
verilir. Buna göre her cismin, olanakli bütün kuvvetlere karsi
gösterebilecegi tepkiyi belirleyen özel bir eylemsizligi vardir. Bunu
saptadiktan sonra geriye kuvvet denen seyin ne oldugunu anlamak
kaliyordu. Newton kuvveti söyle tanimlaiyor: Kuvvet, cisimleri
hareketsizlik durumu ya da düzgün hareketei degistirecek biçimde
etkileyen bir eylemdir. merkezcil bir kuvvet, cisimleri bir merkeze ya
da belli bir noktaya dogru çeker ya da çekilme egilimi içinde
bulunmalarina yolaçar.
Böylece Dünya, Ay'etkiledigi zaman ona
bir kuvvet uyguluyordu. Ay, Dünya'dan ne kadar uzaksa bu kuvvet de o
kadar zayifti. Daha kesin olarak söylenirse Newton, uzaklik iki kat
olunca, kuvvetin ilk degerinin dörtte birine indigini varsaydi. Iki
madde birbirlerini kütllelerinin çarpimi ile dogru. aralarindaki
uzakligin karesi ile ters orantili bir kuvvetle çeker.
Bunlarin
hepsi çekim sabiti denen evrensel bir sabitle çarpilir. Iki elektrik
yükü arasindaki kuvvet de aralarindaki uzakligin karesi ile ters
orantilidir ama; bunun kütle ile hiçbir ilgisi yoktur. "Evrensel kütle
çekimi yasasi" nda, kütlenin rolünün birden degistigine dikkat edelim.
Kütlenin bu yeni görevini iyice belirtmek için, agirlik katsayisi
(çekim sabiti) ortaya çiktiginda buna "çekim kütlesi" denmesi uygun
görüldü.
O halde Newton'un varsayimi söyle dile getirilebilir:
Çekim kütlesi, eylemsizlik kütlesine esittir. Bu özelligin, ister Ay
kadar büyük, isterse Ay modülü kadar küçük olsun bir gök cisminin
yörüngesinin kütlesinden bagimsiz olarak ayni oldugu sonucunu vermesi
ilginçtir. Newton, kütle çekimi yasasini çok farkli olaylara uyguladi
ve onu bilinen Evrenin tümünü kapsayacak sekilde cesaretle
yayginlatirdi. Merkür'ün yaramazligi disinda bir sorunla karsilasmadan
200 yil kendini korudu.
Kütleçekim alanlarinin temel nitelikleri söyle siralanabilir:
Kütle
çekim kuvvetleri Evrenseldir. Yani Evrendeki her cisim bu kuvvetlerden
etkilenir. Bir kütle çekim alani mutlaka çekici kuvvetlere neden olur.
Kütleçekim
alanlari, uzun erimlidir; yani bir cismin etrafinda olusan çekim
alaninin etkileri zayiflayarak da olsa çok uzak mesafelere kadar
uzanabilir. "Duran iki cisim düsünüldügünde, bu iki cismin birbirine
etki ettirdigi çekim kuvveti; cisimlerin arasindaki uzakligin karesi
ile ters, cisimlerin kütleleri ile dogru orantilidir." Newton böylece
doganin temel sabitlerinden birini de bulmustu. Newton, bir matematik
sihirbaziydi. Çünkü çok uzun süre onun disinda kimse diferansiyel
denklemlerin içinden çikamiyordu.
Newton'dan 60 - 70 yil önce,
büyük Alman bilim adami Johannes Kepler ( 1571-1630), gezegenlerin
Günes çevresindeki hareketlerini yöneten temel yasalari bulmustu.
Tarihçe kisaca söyledir: Eski bilginler gezegenlerin gökyüzündeki
hareketlerini gözlemleyerek onlarin Dünya ile birlikte Günes çevresinde
döndügü sonucuna vardilar.
Bu sonuç daha sonra Copernicus tarafindan da bagimsiz olarak kesfedildi .Insanlar kesfin daha önce yapildigini unutmuslardi.
Bundan sonra arastirilacak soru suydu:
Günes
çevresinde tam olarak nasil dönüyorlardi? Günes’in merkez oldugu bir
çember üzerinde mi, yoksa baska bir egri boyunca mi? Hizlari neydi?
Bunlarin yanitlanmasi daha zun zaman aldi. Copernicus sonrasi dönemler,
gezegenlerin gerçekten Dünya’yla birlikte Günes etrafinda mi
döndükleri, yoksa Dünya’nin Evren!in merkezinde mi oldugu sorularinin
tartisildigi dönemlerdi.
Daha sonra Danimarkali astronom Tycho
Brahe (1546-1601), soruyu yanitlamak için bir yöntem önerdi. Eger
gezegenler çok dikkatle gözlenip gökyüzündeki yerleri tam olarak
kaydedilirse, teorilerin durumu belki açikliga kavusabilirdi. Bu,
modern bilimin anahtari ve doganin gerçekten anlasilmasinin baslangici
oldu: birseyi gözlelek, ayrintilari kaydetmek ve bu bilgilerin su veya
bu yorumu çikarmayi saglayacak ipuçlarini içerdigini ummak. Zengin bir
kisi olan Tycho’nun Kopenhag yakinlarinda bir adasi vardi. Buraya
pirinçten yapilmis kocaman daireler yerlestirdi ve özel gözlem yerleri
yaptirdi; sonra, geceler boyunca gezegenlerin konumlarini kaydetti.
Iste ancak bu tür yorucu ve yogun çalismalar yoluyla birseyler bulunabilir.
Toplanan
bütün bilgi Kepler’in eline verildi; o da gezegenlerin Günes etrafinda
ne türlü bir hareket yaptigini incelemeye koyuldu. Bunun için deneme
yanilma yöntemini uyguladi. Bir ara yaniti buldugunu sandi: Gezegenler,
Günes’in merkez oldugu çemberler üzerinde hareket ediyorlardi.
Ancak
daha sonra bir gezegenin, Mars’in sekiz dakikalik bir yay kadar sapma
yaptigini farketti. Kepler, Tycho Brahe’nin bu ölçüde bir hata
yapamayacagini düsünüp, yanitin dogru olmadigi sonucuna vardi.
Deneylerin çok dikkatli yapilmis olmasi nedeniyle baska bir yol
deneyerek sonunda üç sey kesfetti.
Ilk olarak, gezegenler
Günes’in odak oldugu elips seklinde bir yörünge izliyorlardi. Elips
bütün ressamlarin bildigi bir egridir: basik bir daire. Çocuklar da onu
iyi bilir; iki ucu tesbit edilmis bir ipe bir halka geçirip halkaya da
bir kalem sokulunca elips çizilebilecegini birileri onlara söylemistir.
Ikinci olarak, bir gezegenin Günes çevresindeki yörüngesi bir elipstir;
Günes de odaklarin birindedir. Bundan sonra gelen soru suydu: Günes’e
yaklastikça hizi artiyor, uzaklastikça yavasliyor mu? Kepler, bunun da
yanitini buldu.
Buldugu yanit söyle açiklanabilir:
Örnegin
üç hafta gibi belirli bir ara içeren iki farkli zamanda gezegenin
konumun saptayalim. Sonra, yörüngenin baska bir bölümünde, gezegenin
yine üç hafta ara ile iki ayri konumunu saptayalim ve Günes’le gezegeni
birlestiren dogrulari çizelim (bilimsel deyimiyle bunlar yariçap
vektörleridir). Üç hafta ara ile çizilen iki dogru ve yörenge arasinda
kalan alan, yörüngenin her bölgesi için aynidir.
Demek ki,
gezegen Günes’e daha yakin oldugu yerlerde daha hizli hareket ediyor ve
uzaklastikça ayni alani taramak için daha yavas ilerliyor. Birkaç yil
sonra Kepler, üçüncü bir kural kesfetti. Bu kural yalnizca tek bir
gezegenin Günes çevresindeki hareketiyle ilgili degildi; farkli
gezegenler arasinda da iliski kuruyordu. Bu kurala göre, bir gezegenin
Günes çevresinde tam bir devir yapmasi için gereken zaman, yörüngenin
boyutuna baglidir; bu zaman da yörüngenin boyutunun küpünün kare kökü
ile orantilidir. Yörüngenin boyutu elipsin en büyük çapidir.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Kütlesel Çekim
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |