Okunma: 622 kez
Yildirimlar, insanlarin her zaman ilgisini çekmis ve hayatini etkilemistir. Tarih boyunca bu konu üzerinde çesitli efsaneler olusmustur. Ancak bilimsel anlamda yildirim ile ilgili ilk tanimlamalar 17.yy.’da baslamistir. Ilk olarak Descartes, yildirimin bulutlarin çarpismasiyla sikisan havanin isik ve isi etkisinin meydana geldigini ve isinin gürültüye neden oldugunu söyleyerek yildirim ile ilgili ilk teoriyi ortaya atmistir.
18.yy.da Fizikçi Jalbert, yildirim olayi ile sivri uçlarin ilgisini
dile getirmistir. Ayni yillarda Romans, yildirim olayinin elektriksel
bir olay oldugunu söyleyerek, yildirimda elektrikten bahsetmistir.
Franklin 1725 yilinda balon deneyi yaparak bulutlarin elektrik yüklü
oldugunu ispat etmistir. 1929 yilinda Ingiliz Doktor Simson ve Fransiz
Mathias tarafindan yapilan çalismalarla yildirim konusu açiklanmaya
çalisilmistir.
Yildirim, bulut ile yer arasindaki elektrik
yüklerinin hizli bosalmasi olayi olarak ifade edilmektedir. Atlamanin
gerçeklesmesi için, havada asili duran bulutlar ile yer arasindaki hava
iyi bir iletken olmadigindan, yaklasik 100.000.000 voltluk bir gerilim
olusmasi gerekmektedir. Bulutlarin yildirim üretmesi için önce elektrik
yükleri ile sarj olmasi gerekmektedir. Bulutlarin sarj olmasi için
firtina bulutunun yere yakin olan kismi negatif yükle yüklenir (Bu
durum her zaman için geçerli degildir). Bu arada yer pozitif yükle
yüklenir. Yüklenme hem bulut hem de yeryüzünde birbirine ters kutuplar
olarak gerçeklesir. Aradaki potansiyel farki artinca yalitkan olan
havanin delinmesiyle buluttaki veya yerdeki yüksek voltaj desarj olur.
Bu desarjlarda 2000 ile 200.000 amper arasi akim olusmaktadir. Atmosfer
olaylarinda bulut ile bulut arasinda olusan bosalmaya simsek, bulutla
yer arasinda olusan bosalmaya yildirim denir.
Yildirimi
olusturan firtina bulutunun olusumu açiklanabilmekle birlikte bu
bulutun nasil elektrikle yüklendigi konusunda kesin bilgilere
ulasilamamistir. Hava akimlari, yere yakin hava tabakalarinin iyice
isinmasi ile olusmaktadir. Çok büyük yüksekliklerden asagi inen soguk
hava ile bu hava tabakasi yer degistirir. Nem ise yüksek sicaklikta
buharlasma ile meydana gelir. Hava, yukari çikisi sirasinda sogur ve
belirli bir yükseklikte su buharina doyacagi bir sicakliga erisir. Daha
fazla yükselmesi konzenzasyona sebep olur ve bulut olusur. Yildirim
bulutunun olusumunda üç asama söz konusudur; gençlik, olgunluk ve
yaslilik.
Gençlik asamasinda asagidan yukari dogru ve kenarlardan
ortaya dogru hava akimlari artar. Bu durum yaklasik 10-15 dakika sürer.
Olgunluk asamasinda yagmurlar olusur. Sifira yakin sicaklik
derecelerinde iyice azalan bulut kaldirma kuvveti siddetli yagmurlara
sebep olur. Ayni anda yukaridan asagiya hareket eden soguk rüzgarlar
görülür. Bunlar yere ulastiklarinda siddetli firtinalara sebep olurlar.
Bu asama yaklasik 15-30 dakika sürer. Yaklasik 30 dakika süren yaslilik
asamasinda ise hava akimlari sona erer.
Yildirim bulutlarinda
elektrik yüklerinin olusu ile çesitli teoriler bulunmakla birlikte tam
olarak açiklanamamistir. Bu teorilerden biri Simpson ve Lomonosow’un
teorisidir. Onlara göre bulutlardaki yükler hava akimi yardimiyla
olusmaktadir. Sicak ve soguk havanin yer degistirmesi sonucunda olusan
hava akimi bulutlardaki su damlaciklarini harekete geçirir. Hareket
halindeki su damlaciklari, birbirleriyle sürtünmek suretiyle yüklü hale
gelirler. Bulutlardaki hava akimlari su damlaciklarinin dagilmasina ve
tekrar birlesmesine sebep olurlar. Yapilan laboratuar çalismalarinda
dagilan su damlaciklarindan küçük damlaciklarin negatif, büyük
damlaciklarin ise pozitif olarak yüklendigi gözlenmistir. Bu bilgilere
göre büyük su damlaciklari yani pozitif yüklü damlaciklar bulutun alt
kademelerinde ve rüzgar hizinin büyük oldugu bölümlerde olmalilar.
Küçük negatif yüklü su damlaciklari ise rüzgar tarafindan itilmeli ve
bulutun daha yukari kisimlarindan dagilmalilar.
Yildirim
bulutundaki yüklerin yukarida anlatildigi sekilde meydana geldigi kabul
edilecek olursa bulutun alt kisimlari pozitif yüklü olacagindan
yildirim desarji da pozitif kutbiyette olacaktir. Yapilan gözlemler
pozitif kutbiyetteki yildirim desarjlarinin %10-15 civarinda oldugunu,
desarjlarin yaklasik %85-90’inin negatif kutbiyette gerçeklestigini
göstermektedir. Dolayisiyla Simpson ve Lomonosow’un teorileri yildirim
bulutlarindaki elektrik yüklerinin meydana gelisini tam olarak
açiklayamamaktadir.
Bu konudaki diger bir teori de Elster ve
Geitel tarafindan ortaya konulmustur. Onlara göre bulutlarin,
yüklenmesi tesir yoluyla elektriklenme ile açiklanmaktadir. Dünya
yüzeyindeki elektrik yükü –5x105 C kabul edilirse bu yükün içinde
bulunan su damlaciklari alt uçlari pozitif, üst uçlari negatif olmak
üzere kutuplanir. Yer çekimi etkisiyle asagiya dogru düsen büyük su
damlaciklari havanin oldukça yavas hareket eden iyonlarina yaklasirlar
ve bu sirada su damlaciginin pozitif alt ucu havanin negatif iyonunu
absorde ederken pozitif iyonu da iter. Böylece agir su damlaciklari
negatif elektrikli parçaciklar haline gelir. Ayni sekilde kutuplanan
küçük su damlaciklari yukariya dogru hareket ederken havanin pozitif
iyonlarini absorde ederler ve negatif iyonlari iterler. Bu durumda
hafif su damlaciklari da pozitif elektrikli parçaciklar haline
gelirler.
Elster ve Geitel’in teorisine göre bulutun alt
kisimlarinda negatif yükler bulunmaktadir. Teori negatif kutbiyetteki
yildirim desarjlarini açiklayabilmedir gibi görünse de aslinda eksik
yanlari bulunmaktadir.
Bir yildirim bulutunun su damlaciklarindan
çok buz kristalleri ve kar parçaciklarindan olustugu düsünülürse, bu
buz kristalleri ve kar parçaciklarinin dünyanin elektrik alani ile
kutuplanma olasiliklari oldukça düsüktür.
Konu üzerine baska bir
teori de J.I.Frenkel tarafindan ortaya atilmistir. Frenkel’e göre
havada her iki isaretli iyonlar var oldugundan, dünyanin negatif
elektrik yükleri kaçmaya ve iyonosferin pozitif elektrik yükleri ile
birlesmeye yatkindir. Dolayisiyla dünyanin azalan elektrik yükünü
sürekli olarak takviye edecek bir olayin olmasi gerekmektedir. Dünyanin
elektrik yükünün sabit kalmasinda en önemli rolü negatif yildirim
desarjlari saglayacaktir. Bu teoriye göre her iki isaretli iyonlardan
olusan hava ile küçük su damlaciklari veya buz kristallerinden meydana
gelen bir ortam göz önüne alinir ve havanin negatif iyonlarinin daha
küçük su damlaciklarina ya da buz kristallerine kondugu var sayilir.
Buna göre bulut, negatif yüklü su damlaciklari ve pozitif iyonlu
havadan olusur (negatif iyonlar su damlaciklari tarafindan
yutulmustur).
Sonuç olarak arastirmalar yildirimin olusumu
sirasinda bilinen dört çesit yildirim tipi oldugunu ortaya koymaktadir;
(-) inisli, (-) çikisli, (+) inisli ve (+) çikisli. Bu yildirim tipleri
elektrik yüklerinin bosalma yönü ve yükün negatif veya pozitif olmasina
göre belirlenir. Yukariya çikan yildirimlar yerde biriken yüklerin
buluta dogru bosalmasi seklinde olusurken, asagi inen yildirimlar ise
buluttaki yükün topraga dogru bosalmasi ile olusur.
Bulutlarin
negatif yüklü oldugu durumlarda yerin pozitif yüklü sivri bölgelerinden
bulutun negatif yüklü bölgesine dogru baslayan ön bosalmalar seklinde
görülür. Bosalmalar genelde düz araziler üzerindeki yüksek yapilardan
veya yeryüzündeki yüksek daglik kesimlerden baslar. Desarj
olgunlastiginda akim degeri 10.000amperi bulur.
Asagi inen
yildirimlarda, bulutun alt kismindaki enerji yalitkan havayi
delebilecek yeterli enerji seviyesine geldiginde topraga dogru bir
elektron demeti harekete geçer. Birinci demet 10-50 metrelik mesafeyi
50.000 ila 60.000 km/sn arasindaki hizla kat eder. 30 ile 100 mikron
saniye süren bir aradan sonra ikinci bir desarj, birinci desarjin
yolunu izler ve birinciden 30 ile 50 metre arasi daha ileri gider. Daha
sonra üçüncü desarj, ardindan dördüncü desarj meydana gelir. Her bir
desarj öncekinden 30-50 metre ileri giderek yildirimin ucunun yeryüzüne
yaklasmasini saglar.
Ön bosalma yere yaklastikça elektrik alani
havanin delinme dayanimi üzerine çikacak kadar artar. Böylece
yeryüzünün sivri bir noktasindan bir bosalma yukariya dogru ilerleyerek
ön bosalma ile birlesir. Yaklasik 50.000 km/sn’lik bir hizla asagidan
yukariya dogru iyonizasyonlu ve kanalda depo edilen yükü topraga
bosaltir. Bu desarj esnasinda 200.000 ampere kadar çikan akim
100.000.000 voltluk bir gerilim ile topraga akar. Açilan yildirim
kanalindan çok kisa bir sürede defalarca kez desarj meydana gelir.
Yildirimlarin Etkileri:
Yildirimin
olusumu ile ortaya çikan 6 ayri etkiden söz etmek mümkündür. Bu
etkiler; elektrodinamik, basinç, ses, elektrokimyasal, isik ve isi
etkisidir.
Elektrodinamik etki, yildirimin inis yolu üzerinde
olusturdugu manyetik alan içinde yer alan metallerde olusan
kuvvetlerdir. Bu etki sonucunda ince anten borularda ezilme, paralel
iletkenlerde çarpisma ve iletken kroselerin sökülmesi gibi olaylar
görülür.
Yildirim kanali içerisindeki elektrodinamik kuvvetlerden
ileri gelen basinç bu akimin sönmesi ile patlama seklinde havayi
genlestirerek gök gürültüsünü meydana getirir. Söz konusu basinç ve
gürültü yakinda bulunanlarda, patlamalarda olusan sok etkisini
yaratabilir. Cam kirilmasi gibi olaylarla karsilasilabilir. Basinç ve
ses etkisinin bir nedeni de yildirim kanalinda ortaya çikan isi
etkisinin çok büyük ve ani bir genlesme meydana getirmesidir.
Eletrokimyasal
etki ise, büyük akim siddetinden dolayi elektrolit parçalanma sonucu
demir, çinko ve kursun gibi metallerin açiga çikmasidir. Ayni zamanda
ozon gazi olusumu da bu etki içindedir.
Isik etkisi, yildirim
olusumunda yildirim kanalinda meydana gelen çok parlak bir isik
yayilmasidir. Yakin mesafelerde geçici görme bozukluklarina sebep
olabilir.
Isi etkisi yildirim kanalinda olusan isi ve yildirimin
geçtigi iletkenlerde olusan isi seklinde görülür. Akim degerinin çok
yüksek olmasina ragmen, çok kisa sürede gerçeklesmesi iletkenlerde
asiri isi artisi olusturmaz.
Yildirimin düstügü yerlerdeki
etkileri, düstügü yerin durumuna göre degismektedir. Korunmayan bir
bölgeye düsen yildirim agaçlarin yanmasina, üzerinden geçtigi
canlilarin ölmesine ve elektrik-elektronik donanimlarda hasar
olusmasina sebep olabilecegi gibi, sivri noktalardan topraga geçerek
zararsiz bir biçimde sona ermesi de olasidir.
Insanlarin
yildirimi hissetmesi mümkün olabilmektedir. Söyle ki; ilk ön bosalmalar
sirasinda çok kisa zaman taniyacak kadar bir elektrik alani içinde
oldugunu anlamasina olanak verir. Bu durumlarda topraga yüz üstü
yatarak toprak ile bulut arasindaki mesafeyi kisaltip yildirimin inis
veya çikis noktasi olmaktan kaçinmak gerekmektedir. Korunmasi olmayan
bölgelerde olabildigince en yüksek nokta olan alanlardan uzakta durmak
gerekmektedir.
YILDIRIMLARDAN KORUNMA YÖNTEMLERI
Yagisli
havalarin pek önemsenmeyen, ancak büyük bir tehlike yaratabilen
meteorolojik olusum olarak kabul edebilecegimiz yildirimlardan iki ayri
sekilde korunma yöntemlerini “Pasif Korunma” ve “Aktif Korunma” olarak
iki baslik altinda toplamak mümkündür.
PASIF KORUNMA:
Pasif Yakalama Ucu:
Pasif
korunma yönteminde; yildirimdan korunma yüksek noktalara sivri uçlu
metallerin konulup toprak baglantisinin yapilmasi ile saglanir. Bu
konuda ilk çalismalar 1760 yilinda Franklin tarafindan yapilmistir.
Korunmasi gereken binanin üzerine sivri uçlu bir demir konularak
iletkenlerle topraga irtibatlanmasi ile ilk yildirimsavar (paratoner)
sistemi kurulmustur. Konulan çubugun etkinlik sahasi çubuk boyunu
yariçap kabul eden bir daire seklindedir. Günümüzde ise koruma çapi
çubuk boyu olarak kabul edilmektedir. Yildirimin sivri uca düserek
oradan topraga verilmesi saglanir. Böylece düsen yildirimin binaya ve
çevresine zarar vermesi engellenmis olur.
Faraday Kafesi:
1884
yilinda Melsens tarafindan ortaya atilarak günümüzde de etkin korunma
için siklikla kullanilan “Faraday Kafesi” gelistirildi. Faraday’in
yaptigi çalismalarda iletken bir kafes içinde elektrik alaninin sifir
oldugu belirlenmistir. Bu bilgiyi kullanarak, Melsens yildirimdan
korunmasi istenilen yapiyi bakir iletkenlerle yatay ve dikey olarak
kafes içine alarak ve çatida belirli araliklarla sivri uçlar çikararak,
tabanda da iletkenlerin çok noktada topraklama olusturmasi suretiyle
koruma saglamistir. Bu durumda binanin her tarafi es potansiyel haline
gelecek ve bina üzerine düsecek bir yildirim, binaya zarar vermeden
bakir kafes üzerinden topraga akacaktir. Faraday kafesinin sagladigi
güvenlik, gözlerinin boyutlarina baglidir. Gözler küçüldükçe koruma
artmaktadir. Faraday kafesi dogru sekilde uygulandiginda çok etkin
koruma saglayan bir yöntemdir. Ancak ilk kurulum maliyetinin yüksekligi
ve çok dogru uygulama gerektirmesi, bakir kafesin oksitlenmesi
durumunda agir bakim maliyetleri uygulamanin çok yaygin olmasini
engellemektedir.
AKTIF KORUNMA:
Aktif paratonerler (çekme
uçlari) yildirimin olusumunu engellemek veya yildirimi üzerine çekerek
daha güvenli bir korunma saglama amaciyla kullanilmaktadir. Aktif
paratonerlerde havanin iletken hale getirilerek yildirimin, paratonerin
sivri ucunda yakalanmasi amaçlanmaktadir. Aktif paratonerler, günümüzde
üç ayri biçimde bulunmaktadir.
Radyoaktif Paratonerler:
Radyoaktif
paratonerlerin çalisma prensibi, radyoaktif elementler kullanilarak
korunmasi gereken yerde havayi iyonize ederek daha iletken hale getirme
ve yildirimi yildirim çekme uçuna çekerek, buradan topraga verme
seklindedir.
M. Dauzere’nin (1930) yildirimin çokça görüldügü
yerlerde havanin normal sartlara göre daha yüksek bir iyonizasyona
sahip oldugunu gözlemlemesi, iyonize edici paratonerlerin kullaniminin
baslangici olmustur. Bu konudaki ilk deneyi Szillard yapmistir.
Szillard, iletken bir çubugun üzerine radyum koyarak yaptigi
denemelerde basarilar elde etmesi ile radyoaktif paratonerlerin
temelini teskil etmistir.
Radyoaktif elementin yaydigi
radyasyon ile havayi iyonize eden radyoaktif paratonerlerin gövdesi
içinde kursun bir hazne bulunmaktadir. Bu küresel kursun haznenin
üzerinde isimanin engellenmemesi için delikler mevcuttur. Radyo element
bu kursun hazne içine konur. Isima, kursundan geçemeyecegi için üst
kisimlardaki deliklerden havaya dogru yönelecektir. Bu saçilan pozitif
iyonlar belli bir çap içindeki yildirimi kendisine çekerek koruma
saglayacaktir. Koruma çapinin belirlenmesinde kullanilan radyoaktif
elementin miktari belirleyici faktördür. Kullanilan element ne kadar
fazla ise koruma çapi da o oranda artar. Radyoaktif madde çok fazla
arttirildigi halde koruma yariçapinda dogadaki bazi sinirlamalardan
dolayi artis olmadigi belirlendiginden, üretimlerinde en fazla koruma
çapi 200 metre olacak sekilde planlanmaktadir.
Paratonerlerde
kullanilan radyoaktif element alfa, beta ve gama isimasi yapar.
Radyasyon tarafindan havanin iyonize olma miktari alfa isimasinin
kinetik enerjisiyle orantilidir. Bu sebeple radyoaktif paratonerlerin
üst kisimlarinda isimanin hizini yavaslatmayacak sekilde bosluklar
vardir. Isima hizinin azalmasi alfa partiküllerinin iyonlama gücünü
neredeyse tamamen yok ederler. 1 mgr radyumun saniyede 136 milyon alfa
partikülü ürettigi ve her bir partikülün 187 bin iyon çifti meydana
getirdigini dikkate alacak olursak, içinde 1 mgr radyum bulunan bir
radyoaktif paratonerin bir saniyede 25,4 x 1012 tane pozitif iyon çifti
meydana getirdigi görülür.
Meydana gelen bu yüksek iyon sayisi
kimi zaman, yildirim düsürecek kadar fazla yüklü olmayan bulutlari da
tetikleyecek ve gereksiz yere risk olusturabilecektir. Gama isinlarinin
yildirimi yakalamada bir rolü olmasa da paratonerde kullanilan
radyoaktif element bu isimayi da dogal olarak yapar. Gama isimasi insan
sagligi için son derece tehlikelidir. Yüksek seviyeli bir gama
isimasina karsi önlem alinmadigi takdirde mide bulantisi ve kusma ile
baslayan rahatsizliklar, hücre bölünmesinde düzensizlik, kanser, DNA
yapisinda bozukluklara (mutasyon) ve ölüme kadar ilerleyecektir. Bu
paratonerlerde radyoaktif element olarak Americium 241 ve Radium 226
kullanilmaktadir. Bu elementlerin yildirimi yakalamak için yaptiklari
alfa isimasinin ömrü en iyi (kuru, yiprandirici olmayan) hava
kosullarinda 10 yil iken, dogal hava sartlarinda 5 yila kadar
düsebilmektedir. Bes ila on yil arasinda yildirim yakalama ömrü olan
radyoaktif paratoner isinlarinin insan sagligina zararlari ise çok uzun
yillar boyunca sürer.
Montaji ve periyodik bakimlari sirasinda,
yanina yaklasirken dahi dikkatli olunmasi ve çiplak elle kati suretle
temas edilmemesi, mümkünse özel eldivenler ve giysilerle yaklasilmasi
gerekmektedir. Paratoner içindeki radyoaktif elementin tutuldugu kursun
kilifin yildirim desarji anindaki yüksek sicakliktan erimesiyle
olusabilecek tehlike son derece ürkütücüdür. Serbest, koruyucu kilifsiz
kalan radyoaktif element küresel bir sekilde isima yapacak ve
paratonerin yaklasik koruma çapi kadar olan bölgede radyasyon degeri
istenmeyen biçimde artacaktir.
Radyoaktif paratonerler, 1982
yilindan beri Avrupa’da ve Amerika’da kullanimi yasaklanmis olup
ülkemizde de TAEK’in 31.03.2000 tarihli yazisiyla, kullanimina
sinirlandirma getirmek amaciyla içerdigi radyoaktif elementlerin
ithalati yasaklanmistir. Bu paratonerlere sahip olanlarin,
yetkilendirilmis bir sirket vasitasiyla paratoneri Atom Merkezi’ne
teslim edilmesi istenmektedir.
Amerikyum elementi ile çalisan radyoaktif paratonerlerin de kisa bir süre sonra yasaklanmasi beklenmektedir.
Radyoaktif
paratonerlerin pozitif yüklü bulutlardan olusan (yildirimlarin
%10-%15’i) yildirimlara karsi herhangi bir korumasi yoktur. Sadece
negatif yüklü bulutlardan olusan yildirimlara karsi koruma saglar.
Piezzoelektrik Paratonerler:
Piezzoelektrik
elementler basinca maruz birakildiginda yüksek gerilim üreten
elementlerdir. Elementin bu özelligi paratoner üreticileri tarafindan
kullanilmis ve piezzoelektrik prensibiyle çalisan paratonerler imal
etmislerdir.
Rüzgar etkisiyle salinim yapan paratonerin gövdesi,
içerisindeki piezzoelektrik kristallerini basinca maruz birakir ve
yüksek gerilim darbeleri olusur. Bu darbeler paratonerin yakalama ucu
üzerindeki ark boynuzlarina gönderilir ve burada ark etkisiyle hava
iyonizasyona ugratilir. Paratonerin çalisabilmesi salinim yapmasi
gereksinimi ve bunun için rüzgara ihtiyaç duyulmasi bu paratonerin en
büyük dezavantajidir.
Elektrostatik Aktif Paratonerler:
Elektrostatik
paratonerin çalisma prensibi o anki havanin yüklerine göre elektrik
alan siddetinin arttirilmasina dayanmaktadir. Böylece negatif veya
pozitif yildirim çesitlerine karsi koruma saglamis olmaktadir.
Yildirima karsi korumada en son gelistirilen bu yöntem hizla
yayginlasmaktadir. Bu paratonerlerin çalisma prensibi, yildirim yeryüzü
ile birlesmeden önce yakalayarak desarji güvenli bir biçimde topraga
yapmaktir. Elektrostatik paratonerlerde bu nedenle yakalama hizi (?t)
önem kazanir. Havada olusturdugu elektrik alan sayesinde yildirima
iletken bir yol hazirlayarak topraga veren elektrostatik paratonerler
havayi iyonize etmedigi için gereksiz desarjlara neden olmamaktadir. 2
metre uzunlugunda çelik bir üniteden olusan elektrostatik paratonerler
özel bir bakim ihtiyaci duymamaktadir.
Dünya’da ve Türkiye’de
kullanimi hizla artmakta olan ve radyoaktif paratonerlerin yerini alan
elektrostatik paratonerler yine 200 metre koruma çapli olarak
tasarlanmaktadir. Kullanim yerine göre $950-$1500 arasinda maliyetleri
bulunmaktadir.
Kullanilan korunma yöntemi ne olursa olsun,
yöntemin dikkatli ve dogru biçimde uygulanmasi ve özellikle son derece
dikkatli topraklama (yildirimi çeken ucun topraga baglanmasi) yapilmasi
ayrica periyodik olarak kontrolü gerekmektedir. Paratonerlerin toprak
baglantisinin kuru havada en fazla 5? olmasi istenmektedir.
Sonuç
olarak insanlarin ve donanimlarin güvenli bir sekilde yildirimlara
karsi korunmasi için her kurulus kendi üzerine düsen görevi yerine
getirerek gereken tedbirleri almak durumundadir.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Yildirim ve Olusumu
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |