Okunma: 207 kez
Fiziksel bilimlerin amaci, nesnel dünyayi eksiksiz yansitmaktir. Fizigin 20. y.y.'da ulastigi bir basari da, bu amaca varmanin olanaksizligini kanitlamaktir. Salt bilgi yoktur. var sananlar yanilgi içindedirler. Tüm bilgiler özürlüdür. Kuvantum fizigi de bunu açiklar. Elektromanyetik bilgiler demetinin görünüsüne tümden bir göz atalim. Sorumuz su olsun.
Dünyadaki en iyi aygitla baktigimiz ayrinti, ne denli ince, ne denli kesindir? Ayrintiyi görmek, yalnizca gözle görülür isikla görmek anlamina da gelmez. 1867 yilinda James Clerk Haxwell, isigin bir elektromanyetik dalga oldugunu öne sürmüstü; ayrica, kurdugu denklemlerle, baska dalgalarin da bulundugunu belirtmisti. Gözle görülebilen isik demeti, kirmizidan mora dek, görünmez isimalar (radyasyonlar) alaninda yalnizca bir oktav kadardir. Upuzun bir bilgi dizisi vardir. Bu dizi, radyo dalgalarinin en uzun dalgalarindan, X isinlarinin en kisa dalgalarina ve daha öteye dek uzanir.
Bunlarin tümünü sirayla insan yüzünde yansitacagiz. Görünmez dalgalarin en uzunu radyo dalgalaridir. Bunlarin varligini 1888 yilinda Heinrick Hertz kanitladi. Bu dalgalar, en uzun dalgalar olduklari için en kaba saba olanlaridir. Birkaç metrelik bir dalga uzunlugunda çalisan bir radar arayicisi, yüzü hiç göremez. Dalga uzunlugunu kisaltirsak, bu dev yüzde ayrintilar görmeye baslar.
Bir metreden az bir uzaklikta kulaklar görülür. Radyo dalgalarinin pratik sinirinda, yani birkaç santimetrede, bir adamin çizgilerini görebiliriz. Simdi de bu adamin yüzüne fotograf makinesi ile bakalim. Fotograf makinesi, bundan sonraki isima alanina, yani bir milimetreden kisa dalga uzunluklarina, kizilötesi isinlarina duyarlidir. Bunlari, 1800 yilinda William Hershel bulmustu. Simdi yüzün çizgilerini kabataslak görüyoruz. Gözler, agiz, burun, burun deliklerinden çikan bugu. Evet, insan yüzü hakkinda yeni bir sey ögrenmis olduk. Ama ögrendigimizin henüz ayrintisi yok. 200 kat büyütme uygulaninca, bildigimiz beyaz isikta bir deri hücresi gözle görülebilir. Ama daha çok ayrinti elde etmek için, daha da kisa dalga uzunlugu gerekir. Öyleyse, bundan sonraki evre, mor ötesi isinidir. Bunun dalga uzunlugu bir milimetrenin onbinde birinden azdir. Mor ötesi mikroskop donuk bir isiktan gözeye bakar. Göze 3.500 kat büyütülmüstür ve tek kromozom düzeyine gelinmistir. Ama artik burasi son sinirdir. Bu kromozomun içindeki insan genini hiçbir isik göremez. Simdi daha da derine gitmek istiyorsak, dalga uzunlugunu kisaltmaliyiz. Ilk röntgen filmi Bundan sonra x isinlari gelir. Bu isinlar öylesine derine dalarlar ki, herhangi bir malzeme ile ayarlanamaz; x isini ile mikroskop yapilamaz. Bu isinlari yüze tutarsak, derinin altindaki kafatasini görürüz. X isinlan, 1895 yilinda Wilhelm Konrad Röntgen tarafindan bulundu. Simdi önümüzde bir adim daha var. elektron mikroskobuna dogru bir adim.
Bu mikroskopta isinlar öylesine toplanmistir ki, bunlara dalga mi demeli, tanecik mi demeli bilemeyiz. Bir nesne elektronlarla bombardiman edilir. Simdiye kadar görülebilmis en küçük nesne, tek bir toryum atomudur. Yine de görüntü yumusaktir, bulaniktir. Bu bulanik ve titrek iz, en sert elektronlarin dahi, sert ve belirgin bir sekil çizemeyecegini gösterir. Su anda, bilginin en önemli paradoksu ile karsi karsiyayiz. Dogayi daha kesin ve dogru gözleyebilmek için, her yil daha keskin aygitlar buluyoruz. Ama yine de gözlemlerimize baktikça, bunlarin hala bulanik olduklarini görüyor, kesinlikten çok uzak bulunduklarini anliyoruz. Sanki her yaklasimimizda, sonsuzluga dogru bizden uzaklasan bir hedefin ardindayiz. 1927 yilinda Werner Heisenberg, elektronun yeni bir nitelendirmesini yapti. Evet, elektron bir parçaciktir, dedi, ama ancak sinirli bilgi veren bir parçacik. Yani, su anda nerede oldugunu belirleyebilirsiniz, ama atis noktasinda belirli bir hiz ya da yön veremezsiniz. Bu, çok kabataslak bir niteleme gibi gelebilir ama degildir. Heisenberg bu kavrama kesinlik vererek, derinlik kazandirmistir. Elektronun tasidigi bilgi, tümüyle sinirlidir.
Örnegin, hizi- ve konumu öylesine birbirine oturtulmustur ki, kuvantumun toleransi ile baglanmislardir. Iste kavramin derinligi buradadir. Bu yalnizca 20.y.y.'in degil, bilim tarihinin en büyük bilimsel düsüncelerinden biridir. Heisenberg buna Bilinmezlik Prensibi adini vermistir. Bu prensibe göre, hiçbir olay, hatta atomik olay, kesinlikle, yani sifir toleransla betimlenemez. Atom dünyasinda bilinmezlik alani daima kuvantumla belirlenir. Insanin saptigi çikmazin iki yönü vardir. Biri, sonucun, aracin özrü oldugu inancidir. Öbürü de, usu körlestiren bir ögretimin benimsenmesidir. Bizler, hep bilinenin sinirindayiz. Umulana dogru, ileriye yönelik atilimdayiz. Bilimde her yargi, yanilgidan kil payi ayrilir ve kisiseldir. Bilim, yanilabilmemize karsin bilebildiklerimize bir sayginliktir.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Bilgi ve yanilgilar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |