Okunma: 568 kez
Insan irklari ve insanlar arasindaki birbirinden farkli fiziksel özellikler insan türüne ait varyasyonlardir. varyasyon, genetik biliminde kullanilan bir terimdir ve "çesitlenme" anlamina gelir.Varyasyonlarin kaynagi ise o türün içindeki bireylerin sahip oldugu genetik bilgidir. Bu bireylerin aralarindaki eslesmeler sonucunda bu genetik bilgi yeni nesillerde degisik kombinasyonlarda bir araya gelir.
( www.genbilim.com )
Anne ve babanin kromozomlari arasinda genetik madde alisverisi olur.
Böylece genler birbiriyle karisir. Bunun sonucunda bu bireyin fiziksel
özelliklerinde bir çesitlenme meydana gelir. Bu genetik olay, bir canli
türünün içindeki bireylerin ya da gruplarin, birbirlerinden farkli
özelliklere sahip olmasina neden olur. Yeryüzündeki insanlarin hepsi
temelde ayni genetik bilgiye sahiptirler, ama bu genetik bilginin izin
verdigi varyasyon potansiyeli sayesinde kimisi çekik gözlüdür, kimisi
kizil saçlidir, kimisinin burnu uzun, kimisinin boyu kisadir.
Burada
bilinmesi gereken önemli bir nokta da sudur: Her fiziksel özelligi
belirleyen iki gen vardir. Bunlardan biri çekinik, digeri baskin ya da
her ikisi de esit derecede baskin olabilir. Örnegin kisinin göz rengini
belirleyen iki gen vardir. Bunlardan biri anneden digeri ise babadan
gelir. Baskin olan gen hangisi ise çocugun göz rengi o gen tarafindan
kontrol edilir.
Bu kural diger bütün fiziksel özellikler ve
bunlari belirleyen genler için de geçerlidir. Kulak, burun, agiz sekli,
boy uzunlugu, kemik yapisi, uzuvlarin ve organlarin yapisi, sekli,
özellikleri, vs. gibi yüzlerce hatta binlerce özellik bu sekilde
kontrol edilir. Iste bu özellik nedeniyle, genetik yapida yer alan
sayisiz bilgi o bireyin dis görünümüne yansimadan sonraki nesillere
aktarilabilir.
Genel olarak evrimde, belli fiziksel özelliklerin
(renk, boyut, biçim vb.) gelismesi bazi türlere selektif bir üstünlük
saglayabilir, böylece bu özellik muhtemelen kusaktan kusaga aktarilir.
Fakat insan türünün gelisiminde bizzat alet kullanimi ve toplumsal
davranis, bu kültürel becerilerin gençlere ögretilmesi sayesinde
kusaktan kusaga aktarilan, uyum saglayici bir özellik haline gelmistir.
Kültür,
çok farkli tanimlari yapilabilen bir kavramdir. Ancak bir insan
toplulugunun bireylerinin düsünce, inanç ve yasama ve biçimleri,
yaptiklari aletler ve davranis biçimleri çogunlukla kültürün
göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Bir toplulukta bireylerin
ölmelerine karsin kültür sürer gider. Diger yandan da deger yargilari
ve anlayislar degistikçe, kültür de degisime ugrar ve bu süreç böylece
sürer gider.Genel olarak kültürü insanin dogal ve toplumsal çevresiyle
olan etkilesimi ve bu etkilesim sonucu ortaya çikan ürün olarak
adlandirabiliriz.
Tarih öncesi kültürlere gelirsek eger, bu çok
uzun dönemi tanimamiza yardim edebilecek yazili belgeler yoktur.
Elimizdeki temel bilgi kaynaklari, sadece, insanlarin yaptiklari
aletler, yasadiklari ve ölülerini gömdükleri yerde bulunan her türlü
kalintidir.Bunlar da ancak büyük bir bütünün çok küçük parçalaridir.
Modern
insansi maymunlarda alet kullanimi tesadüfiyken ve bir kusaktan
digerine hiçbir sekilde aktarilmazken; iletisimsel bir konusmayi da
içeren bir toplumsal organizasyonu ögrenmeye, alet kullaniminda
uzmanlasmaya baslayan bir türde, bu beceriler kümülatif bir biçimde
kusaktan kusaga aktarilir.
O kadar da büyük bir beyni olmamasina
ragmen Lucy’nin eli, modern insansi maymunlarla karsilastirildiginda
niteliksel bir üstünlügü ifade eden bir beceriyi akla getirir. Düzenli
alet yapimi ve kullanimi, Engels’in açikladigi gibi:" En basta el ve
beyin olmak üzere çesitli insani özelliklerin daha da gelismesine ve
inceliklesmesine yol açma egiliminde olsa gerektir." Daha sonraki
hominid türlerinde gerçeklesen sey de tastamam budur.
Lucy, bu
büyük beyinli insansi maymun, alet yapabilme ve üretebilme yetenegine
sahipti ve bu yetenegini kullanarak ayni zamanda primat evrimini insan
beyninin ve elinin kusursuzlasmasi yoluna da böylelikle sokmus
oluyordu. Lucy’nin ait oldugu türün insan soyuyla tam iliskisinin ne
olduguna dair bilimsel tartismalar, dik durma ve elin gelisiminin,
büyük bir beynin gelisimini önceledigi olgusunu degistirmez.
Hiç
kuskusuz 3,5 milyon yillik Lucy, odun ve deri gibi malzemelerden
aletler yapip kullanmasini saglayacak yeterli el becerilerine sahip
olmaliydi. Dahasi, kendisine, alet yapmak, kullanmak ve besinlerini ya
da aletlerini tasimak için ellerini kullanmasini saglayacak tam bir
hareket serbestligi saglayan, modern insanlar kadar gelismis bir dik
yürüme kabiliyeti vardi. Gerçekten de, Lucy’nin ellerinin biçiminin,
düzenli ve sürekli bir alet kullanicisi olmasindan baska bir açiklamasi
yoktur. Engels’in dedigi gibi:“Eger killi atalarimizin dik durmalari
ilkin bir kural, ardindan da bir zorunluluk olduysa, bu süre zarfinda
ellerde de çesitli diger islevlerin gelismesi akla yatkin olacaktir.”
Lucy
ve kuzenleri tamamen iki ayakliydilar, yani dik yürüyorlardi. Kalça,
uyluk ve diz kemikleri, modern insanlardan hiç de geri kalmayan verimli
bir dik yürüyüs kapasitesine isaret eder. Elin tam karsisinda bulunan
basparmaklari vardi, böylelikle elleri, sikica kavrama ve tuttugu
nesneleri geregince hareket ettirebilme yetenegine sahip oluyordu. Bu
el,insan eli gibi alet yapabilme ve kullanabilme yetenegine sahipti,
yine de insan eline çok benzemesine ragmen tam bir insan eli degildi.
Türün beyin büyüklügüyle ilgili bir ölçü olan kafatasi hacmi, ayni
vücut agirligina sahip insansi maymunlardan yalnizca biraz daha
büyüktü. Sempanzelerin kafatasi hacmi 300 ya da 400 ml’dir.
Australopithecus afarensis ise 380 ila 450 ml’lik bir kafatasi hacmine
sahipti. (Homo sapiens’in ortalama kafatasi hacmi 1400 ml’dir.) Böylece
bu fosil kalintilari bariz biçimde küçük beyinli fakat çok açikça el
becerilerine sahip dik yürüyebilen bir hominidin varligina isaret
ediyor. Bu kesifler, bir baska paleontolog, Mary Leakey tarafindan
Kuzey Tanzanya’nin Laetoli bölgesinde, volkanik küller içinde
fosillesmis durumda bulunan dikkate deger iki grup ayak iziyle
tamamlaniyordu. 3,5 ilâ 3,7 milyon yillik bu ayak izlerinin
incelenmesiyle bunlarin hominidler tarafindan birakilmis oldugu
görüldü. Leakey’nin ifadesini kullanacak olursak, “tamamen dik duruslu,
iki-ayak üzerinde adim atarak yürüyen bir tür”dü bu.
Bu senaryo,
Amerikali paleoantropolog Johanson tarafindan Dogu Afrika’da bulunan
son fosil kesifleriyle uyumludur. Lucy takma adiyla anilan 3,5-3,75
milyon yillarina tarihlendirilen bu kadin iskeleti Johanson’un
Australopithecus afarensis olarak tanimladigi türe aittir. Bu fosil,
bir dizi dikkate deger olguya isaret eder:
Hem Johanson hem de
Leakey, Etiyopya’nin Hadar bölgesinde ve Tanzanya’nin Laetoli
bölgesinde kesfedilen buluntularin birbirleriyle ilintili olduklarini
ileri sürdüler.
Hatta Johanson bunlarin ayni türe ait
olabilecegini iddia etti. Ne olursa olsun, bu buluntularin çok açikça
gösterdigi tek bir sey varsa o da, son derece gelismis el becerilerine
ait vasiflarin (ki alet kullaniminin göstergesidir) ve tam dik durusun,
insan beyninin tam gelisimini çok açik biçimde öncelemis olusudur.
Insana
en çok benzeyen insansi maymunlarin gelismemis elleriyle, insan eli
arasinda daglar kadar fark vardir. Yeni islevlere uyum saglama,
kaslarin, baglarin ve uzun zaman dilimlerinde özel bir degisim geçirmis
kemiklerin ve tüm bu kalitsal inceliklerin daha da yeni islerde
kullanilmasi, insan eline, Rafael’in tablolarini, Thorwaldsen’in
heykellerini ve Paganini’nin müzigini gerçeklestirebilmesi için gerekli
yüksek kusursuzlugu sagladi.” (Doganin Diyalektigi, Engels )
Aletlerin
sürekli toplumsal kullanimi –Engels’in tercih ettigi sözcükle, emek–,
hominid yasam tarzinin gitgide vazgeçilmez bir parçasi haline gelir,
emek olmaksizin oda sona ererdi. Fakat emek yetisine sahip olmak,
hominide, bu yetiye hiç sahip olmayan ya da benzer bir yetinin ancak
kaba ve gelismemis bir biçimine sahip olan türler karsisinda muazzam
bir selektif üstünlük saglar. Biyolojik evrim bertaraf edilmis olmaz,
kültürel evrime –engin bir vasif, bilgi, deneyim ve dil stokunun
kusaktan kusaga birikimi– büyük bir itki verilmis olur.
Hominid
gelisiminin kanitlari, özellikle de bazi hayvan kesim bölgelerinde tas
aletlerin kullanimi, belli bir asamada, belki de küçük av
hayvanlarindan büyük av hayvanlarina yönelmeyle birlikte, avlanma
vakalarinda maymunlara kiyasla büyük bir artis yasanmis olmasi
gerektigini gösteriyor. Etin bitkisel besinlerden çok daha fazla
besleyici degeri olduguna isaret eden Engels de bu konuyu gözden
kaçirmamisti. Fakat yine de bitkisel besinler büyük ihtimalle günlük
diyetin büyük bir bölümü olarak kalmaya devam etmis ve büyük olasilikla
bu tür besinlerin üretimiyle ve toplanmasiyla iliskili olan aletler
(kaziyici sopalar ya da tasiyici torbalar) yok olup gitmis olmali.
"Fakat alet yapimi ve kullanimi, birlikte çalismanin, toplumsal emegin
kullanimini ve anlamliligini da arttirir," der Engels. Hem alet yapimi
hem de toplumsal emek, dil ve konusma sorununu ortaya çikardi.“Elin,
konusma organinin ve beynin, yalnizca tek bir bireyde degil tüm
toplumda birlikte çalismasiyla, insanoglu çok daha karmasik islemleri
yapabilir hale geldi.”Insan türünün kökeni hususundaki maddi delillerin
büyük bir bölümü paleontolojiden –fosillerin ve tas aletlerin
toplanmasi– saglanir.
Ilk tas aletler 2,5 ila 3 milyon yilliktir.
Bu hominid (insansi) kalintilar, baska aletleri yapmakta kullanilan
aletleri de barindirirlar ve bu olgu, günümüz insansi maymunlariyla
berrak bir ayrima isaret eder. Günümüz maymunlari, yumusak
malzemelerden (ince dallar ve yapraklar) çesitli aletler yapiyor ve
kullaniyor olsalar da, hiçbir zaman bunlari baska aletler yapmak üzere
kullanmazlar. Hominid aletler genellikle yapildiklari ve
kullanildiklari yerle ilintilidirler, baslangiçta çok basittiler fakat
bir milyon yil sonra gitgide karmasiklasip sofistikelestiler.
Tanzanya’daki Olduvai Geçiti'nde bulunmalarindan sonra Oldowan tas
kültürü olarak adlandirilan bu kültür, bir buçuk ilâ iki buçuk milyon
yil önce Acheulian diye adlandirilan daha gelismis bir tas kültürüne
dönüstü. Elbette bugüne kemik, odun ve deriden yapilmis olanlar degil
ancak tas aletler kalabildi. Belli bir amaç için biçimlendirilmeleri ve
bu amaca uygun hale getirilmeleri çok daha zor olan tas aletler
gelistirilmeden önce, diger malzemelerden yapilmis aletlerin
gelistirildigi görüsü genel bir kabul görmektedir.
En basit
araçlar bile, sayisiz denemelerden, deneyimlerden, gözlemlerden, fikir
yürütme ve hatirlamalardan olusan uzun bir dönemin ürünüdürler. Bitki
köklerini kazip çikarmak için sivriltilmis sopalar ya da besinleri
tasimak için deri çantalar gibi en basit aletler, insan gelisiminde
neredeyse bir devrimi temsil ederler; insan elinden çikmis bu yumusak
aletlerin hiçbiri günümüze kadar korunamamis olsa da, bu tür aletler
ilk hominid türlerine hayatta kalmak açisindan muazzam avantajlar
saglamis olmali. Bu nedenle, 2,5 milyon yillik Oldowan tas kültüründen
çok daha önce, ilk hominidlerin çabuk çürüyen malzemelerden yapilmis da
olsa alet kullanmis olmalari muhtemeldir.
Tas aletler bu
fosillerle iliskilendirilmemistir. Bu tür aletler, herseyden önce, daha
büyük bir kafatasi hacmine ve daha insani diger özelliklere sahip
farkli bir fosil türü olan (bazi paleontologlar ayni türün daha sonraki
gelisimine ait oldugunu ileri sürmüs olmasina ragmen) Homo habilis’e
aittir. Görünen o ki bu buluntular, alet kullanimi ve dik yürümenin,
insan beyninin gelisiminden önce oldugunu ileri süren modern
antropologlarin yaklasimini onaylamaktadir. Bu konu hakkinda Amerikali
antropolog Napier söyle yazmisti: “Bugün artik açiga çikiyor ki,
evrimdeki bu önemli kültürel asamanin (alet yapimi ve kullanimi)
baslangici, insanin biyolojik evriminin çok daha erken asamalarinda
yatmaktadir, çok daha uzun bir zaman diliminde var olmustur ve eskiden
inanildigindan çok daha az gelismis bir hominid ve çok daha az
uzmanlasmis bir el tarafindan hayata geçirilmistir.”
Iklimsel
degisimlerin yol açtigi Asya’daki çevresel baskilar da bazi maymun
gruplarini ormanlarin kenarina itmisti. Bunlar modern babunlara
dönüstüler, babunlar besin aramak için yerde hareket ederler ancak
kendilerini korumak için agaçlara geri dönerler. Primatlar bir hareket
tarzi çesitliligi sergilerler. Tarsier, atlayip siçrar ve agaçlara
tutunur, gibon agaçlarin dallari arasinda bir sarkaç gibi sallanarak
hareket eder, orangutan dört ellidir, goril dört ayakli bir
yürüyüsçüdür maymun gerçek bir dört ayaklidir, yalnizca hominidler
tamamen iki ayakli olmayi göze almislardi.
Diger uzmanlasmalar
ellerle ilgilidir. Eger biri siçrayip bir dali yakalamak istiyorsa,
mesafeyi daha kesin bir sekilde kestirmekte yetkin olmalidir. Eger
degilse en iyi durumda eli bos dönecektir; en kötü durumda ise dali hiç
yakalayamayacak ve düsecektir. Daha hassas bir mesafe tahmininin yolu
iki gözle bakmaktan geçer. Iki gözü bir nesnenin üzerine odaklamak
derinligi algilamayi saglar. Bu da gözlerin, sincaplardaki gibi basin
yan tarafinda degil de, kafatasinin önyüzünde bulunmasini ve ileriye
bakmasini gerektirir. Primat atalarimiz böyle bir bakisi gelistirdiler.
Kafataslari gözlerin yeni konumuna uymak için yuvarlaklasti, ve
biçimdeki bu degisiklikle birlikte kafatasi hacminin büyümesi ve daha
büyük bir beyine sahip olma firsati dogdu. Ayni zamanda, çene küçüldü.
Elleri olan bir hayvan, toplama ve avlanma islerini artik disleriyle
yapmak zorunda degildir. Bu isleri daha küçük bir çeneyle daha az disle
de yapabilir. Modern insansi maymunlar ve diger maymunlar ve insanlar
her çenede on alti dise sahipler. Atalarinin ise yirmi iki disi vardir.
Psikolog
Jerome Bruner çocuklarin zihinsel gelisimi üzerine kaleme aldigi
yazilarda, hüner gerektiren davranislarin, bir yanda dil üretmeyle ve
diger yanda da problem çözmeyle birçok ortak noktasi oldugunda israr
etmisti. En basit hünerlerin neredeyse hepsi elin ya da ellerin
kullanilmasini ve gözün kilavuzlugunu gerektirir. Insan elinin gelisimi
üzerine Bruner sunlari yaziyor: “Insanin elleri yavas gelisen bir
sistemdir, ve insanlar türümüzü digerlerinden ayirt eden el zekâsi
çesidini –alet yapma ve kullanma– sergilemeden önce yillar geçti.”
Aslinda tarihsel olarak eller, primatlarin evrimini inceleyen
ögrencilerin bile çok fazla dikkatini çekmemistir. Wood Jones ise
maymun eliyle insan eli arasinda küçük morfolojik farkliliklar
bulunduguna, esas farkliligin merkezi sinir sistemi tarafindan
kosulduklari islevlerde olduguna bizi ikna etmek zorunda kalmisti. Yine
de, Clark ve Napier’in isaret ettigi gibi, eldeki morfolojik degisimin
evrimsel dogrultusu, agaç farelerinden, Yeni Dünya maymunlarindan, Eski
Dünya maymunlarindan geçerek insana ilerler; bu da elin islevinin ve
onunla birlikte insan zekâsinin hayata geçirilisinin nasil degistigini
gözler önüne serer.
Bu degisim düzenli olarak, uzmanlasmadan
uzaklasmanin çok özel bir biçimi dogrultusunda olmustur. El, kendi
Loko-motor islevinden, kollari savurarak daldan dala geçme islevinden
ve pençeler ve egzotik biçimli patilerce karsilanan uzmanlasmis
gereksinmelerden muaftir. Islevde uzmanlasmadan uzaklasma, yerine
getirilebilecek islevlerde çesitlenme anlamina gelir. El, agirlik
kaldirmak için gereken parmak kemiklerindeki açilma yetenegini, yiyecek
avuçlama için kapanma yetenegini, tutma ve tirmanma için dolama
yetenegini ya da basparmakla digerlerinin karsilikli durmasi yetisini
–erken primat mirasinin parçalari– yitirmeksizin, geç primat evriminde
bazi yeni islevsel yetenekler kazanir, beri yandan uygun bir morfolojik
evrim de geçirerek. Birlesik bir kuvvetli ve hassas kavrama yetenegi de
buna eklenir. El ayasinin ve basparmagin esnekligi artar. Uç parmak
kemikleri genisler ve güçlenir, özellikle basparmak. Napier sunu
söylerken abartiyor olabilir: “Mevcut deliller ilk insanin tas
aletlerinin, onlari yapan el kadar iyi (ya da kötü) oldugunu akla
getiriyor.” Elbette baslangiçtaki aptal eller kültürle donanan zeki bir
programa kosuldugunda zeki oldular.
Ilk hominid fosilleri Dogu
Afrika’da bulundu, bu fosiller yaklasik olarak 3,5-3,3 milyon yil önce
yasamis Australopithecus afarensis olarak bilinen türe aittir. Maymun
benzeri bu yaratiklar dik yürüyebiliyorlardi, basparmaklari
parmaklarinin tam karsisindaydi ve bu nedenle alet kullanabiliyorlardi.
Kafatasi hacimleri diger maymunlardan daha büyüktü (450 santimetreküp).
Ama yine de, bu erken hominidlerle ilgili herhangi bir alet
bulunamamistir; bu tür aletler, açikça tanimlanan ilk insan türüne,
yani uygun bir sekilde Homo habilis (“becerikli adam”) diye
adlandirilan insan türüne geldigimizde görülürler. Homo habilis dik
yürüyordu, 1,20 metre boyundaydi ve 800 santimetreküplük bir beyin
kapasitesine sahipti.
Insanlarin hominid insansi maymunlardan
gerçek ayrilisi hangi noktada gerçeklesti? Paleontologlar bu sorun
üzerinde uzun zaman tartistilar. Yanit Maymundan Insana Geçiste Emegin
Rolü adli ustaca kaleme alinmis denemesinde Engels’ten geldi. Ama bu
sorunun yaniti Marx ve Engels’in 1845 tarihli çalismasi Alman
Ideolojisi’nde çok daha önceden ortaya konmustu: Insanlar hayvanlardan
bilinçle, dinle ya da istediginiz herhangi bir baska seyle ayirt
edilebilir. Insanlar, kendi geçinme araçlarini üretmeye baslar baslamaz
–ki fiziksel örgütlenisleriyle kosullanan bir adimdir bu– kendilerini
hayvanlardan ayirt etmeye baslarlar. Insanlar kendi geçimlerini
üretirken, dolayli olarak, kendi maddi yasamlarini da üretirler.[5]
Insansi Maymunlar Alet Yapabilir mi?
Insanlar
ile hayvanlar âleminin geri kalani arasindaki farki, bu farkin fiilen
yok oldugu bir noktaya dek bulaniklastirmak son zamanlarda moda oldu.
Bir bakima, bu yaklasim geçmisin idealist yaklasimlarina tercih
edilebilir. Insanlar hayvandir ve diger hayvanlarla özellikle de en
yakin akrabalarimiz olan insansi maymunlarla belli özellikleri
paylasirlar. Insanlar ile sempanzeler arasindaki genetik farklilik
yalnizca yüzde iki civarindadir. Yine burada da, nicelik nitelige
dönüsmüstür. Bu yüzde iki, insanlari tüm diger türlerden kesin olarak
ayiran nitel bir siçramayi temsil eder. Insanlara diger sempanzelerden
daha da yakin olan bonobo sempanzelerinin az bulunur türlerinin
kesfedilmesi büyük bir ilgi uyandirmistir. Sue Savage-Rumbaugh ve Roger
Lewin, “Kanzi, Insan Aklinin Kiyisindaki Maymun” adli kitaplarinda,
yakalanmis bir bonobo olan Kanzi’nin zihinsel kapasitesini inceleyerek
elde ettikleri sonuçlarin ayrintili bir bilânçosunu sunarlar. Hiç
kuskusuz Kanzi’nin sergiledigi zekâ düzeyi, insan olmayan hayvanlarda
bugüne dek görülenlerden kayda deger ölçüde yüksektir ve belli
bakimlardan bir insan yavrusunun düzeyini andirir. Her seyden önce,
örnegin alet yapma potansiyelinin varligini gösterir. Bu örnek evrim
teorisinin lehine güçlü bir delildir. Bununla birlikte, bonoboya bir
tas alet yaptirmaya çalisan bu deneylerin önemli tarafi, basarisiz
olmalaridir. Yabani hayatta sempanzeler, akkarincalari yuvalarindan
çikarmak için “olta çubuklari” gibi, hatta kabuklu yemisleri kirmak
için “örs” gibi “aletler” kullanirlar. Bu islemler yüksek bir zekâ
seviyesini göstermektedir ve kuskusuz insanligin en yakin akrabalarinin
daha ileri faaliyetler için gereken bazi zihinsel önkosullara sahip
oldugunu da kanitlar. Ancak bir keresinde Hegel’in de isaret etmis
oldugu gibi, biz bir mese agaci görmek isterken bize bir mese palamudu
gösterilirse bununla tatmin olamayiz. Alet yapma potansiyeli, onu
gerçekten yapmakla ayni sey degildir, tipki bir piyangodan büyük
ikramiye kazanma olasiliginin, bu parayi gerçekten kazanmaktan çok
farkli olusu gibi. Üstelik bu potansiyelin daha yakindan bakildiginda
son derece göreli oldugu da anlasilir.
Modern sempanzeler bazen
küçük maymunlari avlarlar. Ama bunun için silah ya da alet
kullanmazlar, kendi dislerini kullanirlar. Ilk insanlar büyük cesetleri
parçalayabiliyorlardi, bu is için de keskin tastan aletlere ihtiyaçlari
vardi. Kuskusuz en erken hominidler yalnizca hazir araçlar kullandilar,
bitki köklerini kazmak için kullanilan sopalar gibi. Modern
sempanzelerde gördügümüz seyin aynidir bu. Eger insanlar esasen
vejetaryen bir beslenme sekline saplanip kalsalardi, tas aletler yapma
gibi bir gereksinimleri olmayacakti. Ama tas aletler yapma yetenegi
onlara tümüyle yeni bir besin kaynagina ulasma firsati sundu. Ilk
insanlarin avlanmayip yalnizca les yiyicilik yaptiklarini kabul etsek
bile bu fikir dogrulugunu korur. Büyük hayvanlarin sert derilerini
kesmek için tastan aletlere yine de ihtiyaçlari olacakti.
Dogu
Afrika’daki Oldowan kültürünün ilk insanlari, tabakalar halinde soyma
olarak bilinen bir islem vasitasiyla tastan aletler yapmakta hayli
ileri bir teknige zaten sahiplerdi. Dogru tipte taslari seçiyorlar ve
digerlerini bir tarafa birakiyorlardi; taslari birbirlerine dogru
açilarda vuruyorlardi, vesaire. Tüm bunlar yüksek düzeyde bir tecrübe
ve beceriyi gösterir. Insanlarin bonoboyu bir alet yapmaya tesvik etmek
için o kadar müdahale etmesine ragmen, Kanzi’nin “çalismasi”nda eksik
olan sey de budur. Defalarca yinelenen çabalarin ardindan, deneyi
yapanlar sunu itiraf etmek zorunda kaldilar:
Su ana kadar
Kanzi, Erken Tas Devri kayitlarinda görülenlerle karsilastirildiginda
dört kriterden her birinde, göreli düsük düzeyde bir teknolojik ustalik
sergilemistir.
Ve su sonuca variyorlar:
Bu nedenle, Kanzi’nin
tas kirma ve sekillendirme becerileriyle Oldowan alet yapicilari
arasinda bariz bir fark vardir. Bu da, bu ilk insanlarin gerçekten de
insansi maymunlar olmaktan çiktiklarini gösterir.[20]
En ilkel
hominidleri bile en yüksek insansi maymunlardan ayiran diger
farkliliklar arasinda, dik durusa bagli olarak vücut yapilarindaki
önemli degisimleri saymaliyiz. Meselâ bonobonun kollarinin ve el
bileklerinin yapisi insanlarinkinden farklidir. Uzun kollar, bogumlu
parmaklar ve kisa bir basparmak, onun, bir tasi güçlü bir darbe vurmaya
yetecek kadar etkili bir sekilde ve sikica tutmasini engeller. Bu olgu
digerleri için çok daha geçerliydi.
Sempanzenin eli, diger
parmaklarin karsisina konabilen oldukça gelismis bir basparmaga
sahiptir, “fakat kisadir ve isaret parmaginin ancak yanina degebilir,
ucuna degil. Hominidin elinde, basparmak daha büyüktür ve isaret
parmaginin karsisinda duracak sekilde bükülür. Bu özellik iki
ayakliliga eslik eden ve onun mantiksal sonucu olan bir özelliktir ve
el becerisinde büyük bir artis saglar. Tüm hominidler bu tarz bir ele
sahip görünüyorlar, bugün bildigimiz en eski hominid olan afarensis
bile. Onun eli modern bir insaninkinden güçlükle ayirt edilebilir.”
Ayrim
çizgilerini bulaniklastirmaya dönük tüm çabalara ragmen, en ileri
insansi maymunlarla en ilkel hominidler arasindaki fark bile her türlü
kuskunun ötesindedir. Insanlarin alet yapan hayvanlar oldugu
düsüncesini çürütmek üzere girisilen bu deneyler ironik bir biçimde tam
tersini kanitlamislardir.
ELLERIN GELISIMI
Dogal nesnelerin ileri düzeydeki kullanimi ;
1 ) Ellerin dengede durma yada hareket etmede kullanilan fonksiyonlarinin özgürlesmesi
2 ) Üç boyutlu görüs algilama
3 ) Beynin büyümesi ve gelismis el ve göz koordinasyonunun bir araya gelmesiyle mümkün olmustur.
Dean
Falk; “ Ayaklar bir kez, yürümek için agirlik tasiyicilar haline gelip
yakalayici, kavrayici konumlarindan kurtulunca, daha önce ayak kontrolü
için kullanilan korteks alanlari, korteksi baska fonksiyonlar için
özgür birakarak küçülmüstü. Kuskusuz ellerin özgürlesmesiyle birlikte
bu durum, tasima ve alet yapma yeteneklerinin gelismesini de berberinde
getiriyordu.”
Biyokültürel Evrim ve EllerDik yürümeye
adaptasyonla birlikte dogal çevrenin algilanmasi bakimindan da önemli
degisiklikler yasanmis olabilirdi, çünkü bu sayede beynin tarama
alanina giren uzaklik ve yönlerde artmisti. Yüz yüze iliskiler
çogaldigi için sosyal çevrede de bir degisim yasanmis, yüz ifadeleriyle
iletisim kurabilme olanaklari zenginlesmisti.
Primatlarda elin
kavrama yetenegi çevrelerinden nesneleri çekip çikartmalarina izin
veriyordu. Sadece bu nesneleri tutup incelemek bile bizim çevre
hakkinda bilgi edinmememize büyük destek saglamistir. Bu da primatlarin
merakinin dogal sonucudur ve oyunla kendini göstermistir.
Primat
davranislarindan olan bit ayiklama isleminde eller diger bireyin
saçindaki bitlerin toplanmasinda kullanilir ve bu islem ayni zamanda
gelismis el ve göz koordinasyonunu gerektirir. Bu primatlarin çogu bu
islemleri basparmaklari ile isaret parmaklarinin uçlarini bir cimbiz
gibi birlestirerek yapiyorlardi. Bu önemsizmis gibi görünen davranis
ilerde nesnelerin tutulmasi için temel niteligi tasir. Zaman içinde bu
hareketler alet teknolojisinin islenmesine yol açmis olabilir.
Biyokültürel
Evrim ve EllerInsan disindaki primatlarda dik oturustaki görüs, bir
gözetmenlige, rehbere ve kontrole dönüsmüstür( Sphuler, 1957:41 ). Dik
oturustaki görüs, keskinligin artmasina, keskin bir görüs el
fonksiyonlarinin gelismesine neden olmustur. Primatlarin gözlerinin
gelismesinde; agaç dallari üzerinde gezinme ve uçan canlilarin takip
edilmesi gibi etkilerin oldugu düsünülmektedir. Primatlar nesneleri
tutar, koklar ve tadarlar. Bu gelismelerle birlikte; gelismis primatlar
çevreyi kendilerinden bagimsiz olaylar silsilesi olarak degil,bu
objelerle olan iliskilerinin bu olaylari olusturdugu farketmeye
baslarlar. (Champbell )
INSAN ELININ HAREKET SEKILLERI
Insan eli fazlasiyla çok amaçli bir organdir. Insan elinin çalismasi genel olarak iki sinifta toplanabilir.
1 ) KAVRAMA HAREKETLERI: Kavrama hareketleri nesnelerin parmaklar ile yada parmaklar ve avuç yardimiyla tutulmasi seklindedir.
2 ) KAVRAMA DISINDAKI HAREKETLER: Bu hareketler ise; itme, kaldirma, hafifçe vurma, yumruklama hareketleridir.
Kavrama hareketleri kendi içinde 4 e ayrilir. ( J. Napier, 1980 )
a)Hook Grip
b)Scissor Grip
c)Precision Grip
d)Power Grip
Bu
hareketlerden Hook Grip ve Scissor Grip hareketi digerlerine görece
olarak basit hareketlerdir. Hook Grip hareketinde( mesela çanta
tasirken ) basparmak devreye girmez ve diger parmaklar çengel
pozisyonuna gelmek için hafifçe kivrilir. Scissor Grip hareketi de
nesneleri isaret parmaginin ve orta parmaginin uç palangslari arasinda
tutarak yapilir. Örnegin sigaranin tutulusu gibi. Bu harekette
basparmak devreye girmez ve diger iki parmagin yanina hizalanir.
Son
iki tutus sekli ise elin daha kompleks hareketlerini gerektirir.
Pricision Grip hareketi nesneleri basparmak ve baska bir yada birkaç
parmagin uçlari arasinda tutarak yapilir. Eger büyük bir nesne tutulmak
isteniyorsa bes parmak birden devreye girer. Ancak daha küçük bir nesne
tutulmak isteniyorsa basparmak ile isaret parmagi yada orta parmak ile
birlikte kullanilir. Precision Grip hareketinin bir diger formu da
basparmagin ucunun isaret parmaginin yan yüzüne konulmasiyla olur. Bu
harekete Çimdik Hareketi denir. Anahtari tutarken yaptigimiz gibi.
Power
Grip; elin parmaklar ve avuç içi kullanilarak, basparmaginda destek
olarak kullanildigi tutustur. Bu tutusun üç sekli vardir:
1) Squeeze Grip:Silindir seklindeki nesneleri tutmak için kullanilan tutus. Örnegin çekiç sapini tutarken.
2)
Disk Grip: Bu tutusta güç avuç ile uygulanirken, hafifçe kivrilmis
diger parmaklar nesnenin diger yüzeyini kavrarlar. Kavanoz açma
hareketindeki gibi.
3) Spherical Grip: Bu hareketle büyük
küresel nesneler (portakal) avuca dogru kivrilmis basparmak ve diger
parmaklar yardimiyla tutulur.
Precision Grip ve Power Grip
hareketleri elin karmasik, bilesik hareketlerini gerektiren
hareketlerdir. Bu hareketler sadece parmaklarin kivrilmasini ve
parmaklarin abduction, adduction hareketlerinin yeteneklerini ihtiva
etmez. Ayrica iki baska hareket kabiliyetini daha içerir. Bunlardan
birincisi opposition’dir. Bu Napier tarafindan su sekilde
tanimlanmistir: Basparmagin uç yüzeyinin diger parmaklarla karesel bir
açiyla veya tam anlamiyla karsi karsiya gelecek sekilde iliskide olma
hali. Precision Grip ve Power Grip hareketiyle ortaya çikan bir diger
önemli hareket kabiliyeti ise cupping hareketidir. Avucun çukurlasmasi
ve elin iki bölümünün birbirine yakinlasmasi durumudur.
Precision
Grip ve Power Grip hareketlerini yapmamizi saglayan, basparmagin diger
parmaklarla oranidir. Eger bu sekilde olmasaydi basparmagin uç yüzeyi
diger parmaklarin uç yüzeyleriyle karsi konuma gelemezdi. Insan elinin
hareket kabiliyeti; basparmagin uzunlugundan farkli olarak eklem
yüzeylerinin sekline de baglidir. Eklem yüzeylerinin bu sekilde olmasi
diger primatlarin yapamadigi abduction, adduction ve diger birçok
hareketi olanakli kilar.
APE ELINI INSAN ELINDEN AYIRAN FARKLAR
Insan
eli sadece çalismak için kullanilirken ape eli hem kavramak hem de
hareket için kullaniliyordu. Bu iki görev parmaklarin orani ve ayrica
tek tek eklemlerin morfolojik yapisinda kendini gösteriyordu.
Ape
elini insan elinden ayiran en belirgin özellik basparmak uzunlugunun
diger parmaklara, özellikle isaret parmaginin uzunluguna oranidir.
Ape’nin basparmagi insana kiyasla isaret parmagina oranla oldukça
kisadir. Bu durum basparmagin diger parmaklarla kafa kafaya gelmesini
zorlastirir. Bu, M3 ( metacarpal )’ün basindaki eklemin asimetri
eksikligi ve avucun çukurlasamamasi ile birlesince ape’nin elinin Hook
Grip ve Çimdik Hareketi’ni kisitlar.
Hook Grip’te büyük silindir
objeler ( agaç dallari gibi ) avuca yatay olarak tutulur. Daha ince
objeler ise Hook Grip’in bir diger çesiti olan Double-Locking hareketi
ile kavranir ( Napier, 1960 ). Ape eli insan elinin yaptigi basit
hareketlerden Scissor Grip hareketini yapamaz. Insan elinin karmasik
hareketlerinin bir çesiti olan Çimdik Hareketi’ni yapar. Dolayisiyla
Power Grip hareketlerinin hiçbirini yapamaz.
Ape elindeki kemikler ve eklemleri insan elinden ayiran 4 ana farklilik alani sayabiliriz.
a)Yürürken
de ellerini kullanan ape, yürürken elden kuvvet alinmasi gerektiginde
ellerin sabit kalmasi gerektiginden, insan elinin çalisirken
gerektirdigi hareket kabiliyetinden mahrum kalir.
b)Apelerin parmak kivirma kaslari insaninkine kiyasla çok daha fazla gelismistir.
c)Afrika apelerinin Knockle-Walking* hareketlerinin gösterdigi özellikler.
d)Orangutanin agaca tirmanmasinda elin gösterdigi özellikler.
*
Afrika apeleri, sempanzeler ve goriller yerdeki hareketlerinde ellerini
Knockle-Walking durusunda kullanirlar. Knockle-Walking hareketi;
apelerin ayakta iken dengede durmak için elleri ile yerden destek
almasi seklindedir.
ALET KULLANMAYA NE ZAMAN BASLADIK?
Aletsiz
bir yasami hayal etmek bile zor. Aletsiz bir yasamda çiplak elle
avlanilir, yiyecekler pisirilmeden çig olarak çignenir, bir magara veya
agaç tepesi barinak olarak kullanilir.
Gerçekte aletlere bagli
bir yasam beynimizde ve vücudumuzda yansima buluyor. Beynimizdeki
ellerin kontrolünden sorumlu bölgelere benzer bazi bölgeler diger
primatlara oranla daha büyüktür. Ellerimizin yapisi da farklidir. Daha
uzun basparmak ve diger anatomik degisiklikler parmak uçlarimizla
dokunmak ve aletleri tutmak konusunda avantaj saglar.
Ilk
aletlerin kullanimi insanlik tarihinde bir dönüm noktasidir. Böylece
atalarimiz, kendi atalarinin erisemedigi yerlerde yiyecek bularak
yasamlari üzerindeki kontrolü artirmayi basardilar.
Insanoglunun
teknolojik tarihi konusunda en güvenilir kaynak yine aletlerin
kendisidir. Bilinen en eski hominid aleti 2.5 milyon yilliktir. Bunlar
Etiyopya'da bulunmus, kayalardan yontulmus aletlerdir. Bugünkülerle
karsilastirildiginda çok basit olsalar dahi, bu aletler hominidlere
filleri parçalama, kemiklerini kirarak içindeki iligi çikartabilme
olanagi saglamistir.
Bu zihinsel açidan da çok önemli
bir gelismedir, çünkü insan kayaya bakip bunun içinde bir silahin gizli
olabilecegini fark etmistir.
Ne var ki son yillarda insan teknolojisinin milyonlarca yil geriye giden bir tarihi olduguna iliskin ipuçlari ortaya çikiyor.
Öncelikle
sempanze ve diger maymunlarin alet yapma konusunda çok becerikli
olduklarini görüyoruz. Dikenlerle kapli bir yerde yürümek için
sempanzelerin yapraklardan bir çesit sandalet yaptiklarini biliyoruz.
Balik tutmak için bir nevi olta ürettikleri de söylenenler arasinda. Ne
yazik ki yapraktan yapilmis sandaletler zamana karsi yenik düstügü için
bugün örneklerini göremiyoruz.
Alet Yapmanin Rolü
Insanlarin
“alet kullanan” yegâne hayvanlar olmadigi siklikla dile getirilir.
Birçok hayvanin (yalnizca maymunlar ve sempanzelerin degil, bazi
kuslarin ve böceklerin bile) belli faaliyetler için “alet” kullandigi
söylenebilirse de, bu aletler söz konusu hayvanlarin bulabildikleri
dogal nesnelerle –agaç dallari, taslar vb.– sinirlidir. Dahasi böylesi
bir kullanim ister tesadüfi bir faaliyetten (meselâ bir maymunun bir
meyveyi yerinden oynatmak için bir agaca herhangi bir dal parçasini
firlatmasinda oldugu gibi), isterse de son derece karmasik olabilen
sinirli bir eylemden olussun, tamamen genetik sartlanma ve içgüdünün
sonucudur. Eylemler her zaman aynidir. Daha üst memeli türlerinde çok
sinirli bir düzeyde varolmasina ragmen, genel olarak zekice bir
planlamadan, öngörüden ya da yaraticilik diye bir seyden bahsedilemez;
en ileri insansi maymunlarin dahi, en ilkel hominidlerin üretici
faaliyetini andiran bir davranislari yoktur.
Esas mesele
insanlarin “alet kullanmasi” degildir. Mesele, insanlarin alet yapan
yegâne hayvan olmasidir, üstelik de yalitik ya da tesadüfi bir faaliyet
olarak degil, tersine kendi varolusunun –ki diger her sey buna dayanir–
esas kosulu olarak alet yapan yegâne hayvan insandir. Böylelikle,
genetik açidan insanlar ve sempanzeler neredeyse özdes olmasina ragmen
ve bu hayvanlarin davranislari bazi bakimlardan göze çarpici ölçüde
“insani” gibi görünse bile, en zeki sempanze bile, Homo erectus
(insanligin evrim esiginde duran bir yaratik) tarafindan üretilen en
ilkel tas aletleri yapmaktan bütünüyle acizdir.
“Insanligin Kökeni” kitabinda Richard Leakey bu noktayi ele alir:
Sempanzeler
usta alet kullanicilardir ve akkarincalari yakalamak için dal parçalari
kullanirlar, yapraklari sünger olarak ve taslari da findik fistik gibi
seyleri kirmak için kullanirlar. Fakat –en azindan simdiye kadar–
yabani hayattaki hiçbir sempanzenin hiçbir zaman bir tas alet imal
ettigi görülmemistir. Insanlar keskin kenarli aletleri 2,5 milyon yil
önce iki tasi birbirine çarparak üretmeye, böylelikle de insanin tarih
öncesini aydinlatan teknolojik bir faaliyetin izlerini birakmaya
basladilar.
Bu satirlari, Engels’in 1876’da yazdigi satirlarla karsilastirirsak:
Birçok
maymun agaçlara kurduklari yuvalarini elleriyle yaparlar, hatta
sempanzeler, kötü hava kosullarindan korunmak için dallar arasinda çati
insa ederler. Düsmanlarina karsi kendilerini korumak için elleriyle
sopa tutarlar ya da düsmanlarina meyve ve tas firlatirlar.
Yakalandiklarinda, insanoglundan kopya ettikleri bir dizi basit islemi
de elleriyle gerçeklestirirler. Ama insana en çok benzeyen insansi
maymunlarin gelismemis eli ile yüz binlerce yillik emek ( aletlerin
sürekli toplumsal kullanimi ) sayesinde son derece kusursuzlasmis insan
eli arasindaki uçurumun ne denli büyük oldugu tam da burada anlasilir.
Her ikisinde de kemik ve kas sayisi ve bunlarin genel düzeni aynidir;
ama en ilkel vahsinin eli bile hiçbir maymunun taklit edemedigi
yüzlerce islemi gerçeklestirebilir. Hiçbir maymun eli en kaba tas
biçagi bile asla sekillendirememistir.
Nicholas Toth yillarca ilk
insanlarin alet üretme yöntemlerini anlamaya çalisti ve su sonuca
vardi; taslari inceltmenin en temel süreçleri bile yalnizca hatiri
sayilir bir dikkat ve el becerisini degil ayni zamanda belli bir
derecede öngörü ve planlamayi gerektirmektedir.
Verimli çalismak
için, tasi kirarak sekillendirecek olan kisi uygun sekle sahip bir kaya
parçasi seçmeli, uygun bir vurma açisiyla tasi elinde tutmalidir; ve
vurma hareketinin kendisi, dogru yere uygun bir kuvvetle darbe
indirmek, büyük bir pratigi gerektirir. Toth, 1985 tarihli bir makalede
“alet yapan ilk insanlarin, taslari islemenin temel ilkelerine iliskin
saglam bir sezgisel zekâya sahip olduklari açiktir” diye yazmisti. “Ilk
alet yapicilarin insansi maymunlarin ötesinde bir zihinsel kapasiteye
sahip olduklarindan süphe duyulamaz” demistir. “Alet yapimi önemli
motor ve bilissel becerilerin koordinasyonunu gerektirir.”[8]
El,
beyin ve diger vücut organlari arasinda siki bir iliski vardir. Beynin
ellerle iliskili kismi, vücudun diger kesimleriyle iliskili
kisimlarindan çok daha büyüktür. Darwin zaten, organizmanin belli
parçalarinin gelisiminin görünüste bu parçalarla hiçbir iliskisi
olmayan diger kisimlarin gelisimine bagli oldugunu kavramisti. Bu
olguya, karsilikli gelisme yasasi adini vermisti. El becerisinin emek (
aletlerin sürekli toplumsal kullanimi ) sayesinde gelisimi beynin hizli
bir gelisimi için gerekli uyariciyi saglamisti.
Insanligin
gelisimi bir tesadüf degil, zorunlulugun sonucuydu. Ilk hominidlerin
dik durmalari, besin arayisi içinde bozkirlarda özgürce dolasabilmeleri
için gerekliydi. Kafa, yirticilarin varligini saptamak için vücudun en
üstünde konumlanmis olmaliydi, tipki bozkirlarda yasayan diger bazi
hayvanlar gibi. Sinirli besin kaynaklari, toplama ve tasima
zorunlulugunu dogurdu ki bu da elin gelisiminin itici gücüydü.
Insansi
maymunlar iki ayaklari üzerinde yürümek üzere insa edilmemislerdir, bu
nedenle de iki ayaklari üzerindeyken hantaldirlar. En erken
hominidlerin anatomileri bile açikça dik yürümeye uyum saglamis bir
kemik yapisini gözler önüne serer. Dik durma birçok bakimdan ciddi
dezavantajlara sahiptir. Iki ayakla, dört ayakla kosulabildigi kadar
hizli kosmak mümkün degildir. Birçok bakimdan iki ayaklilik dogal
olmayan bir durustur, ki bu da magaralardan günümüze kadar insani
ugrastiran sirt agrilarinin yayginligini açiklar. Iki ayakliligin büyük
avantaji, bu durus seklinin elleri çalismak üzere serbest birakmasidir.
Insanligin ileri dogru büyük siçrayisidir bu. Ancak Engels’in de
isaret ettigi gibi, bundan çok daha fazlasi da söz konusudur:
Elin
gelisimi bir bütün olarak vücudun gelisimine siki sikiya baglidir. Her
seferinde yeni islere uyum saglayarak, böylelikle edinilmis özel
kaslarin, kas baglarinin ve uzun zaman dönemlerinde de kemiklerin
kalitimiyla, ve kalitimla elde edilen bu iyilesmis özelliklerin
gittikçe daha karmasik ve yeni islere hep yeni bir biçimde
uygulanmasiyla, insan eli, Raphael’in tablolarini, Thorwaldsen’in
heykellerini ve Paganini’nin müzigini yaratabilmesini mümkün kilan üst
düzey bir mükemmellik kazanmistir.
Ama el tek basina degildi. O,
bütünün, son derece karmasik bir organizmanin yalnizca bir üyesiydi. Ve
elin yararlandigi sey elin hizmet ettigi tüm bedene de yarar sagladi.[9]
Alet
üretimi, ilkin kadin ve erkek arasinda isbölümünün baslamasi, dilin
gelisimi ve isbirligine dayali bir toplum; bunlar insanligin gerçek
ortaya çikisini belirleyen unsurlardir. Bu yavas, tedrici bir süreç
degildi, tersine bir baska devrimci siçramayi, evrimdeki en belirleyici
dönüm noktalarindan birini temsil etmektedir. Paleontolog Lewis
Binford’un sözleriyle, “Bizim türümüz, tedrici, ilerleyen süreçlerin
sonucu olarak degil, tersine göreli kisa bir zaman araliginda patlamali
bir sekilde ortaya çikti.”[13]
Emekle ( aletlerin sürekli
toplumsal kullanimi ) tüm diger etkenler arasindaki iliski Engels
tarafindan su sekilde açiklanmistir:
Önce emek, ardindan onunla
birlikte net konusma; bunlar, insansi maymunun beyninin, tüm
benzerligine ragmen kendisinden çok daha büyük ve daha kusursuz olan
insan beynine tedricen dönüsmesine neden olan en temel iki dürtüdür.
Beynin gelisimi, onun en dogrudan araçlarinin –duyu organlarinin–
gelisimiyle el ele yürüdü. Tipki konusmanin adim adim gelisimine
zorunlu olarak isitme organinin buna tekabül eden gelisiminin eslik
etmesi gibi, bir bütün olarak beynin gelisimine de tüm duyularin daha
da hassaslasarak gelisimi eslik eder. Kartal insandan çok daha uzagi
görür, ancak insan gözü esyada kartalinkinden çok daha fazlasini görür.
Köpek insandan çok daha keskin bir koku duyusuna sahiptir, ama insan
için farkli seylerin belirli özellikleri olan kokularin yüzde birini
bile ayirt edemez. Ve insansi maymunun ancak en kaba ilkel biçimiyle
sahip oldugu dokunma duyusu, bizzat insan elinin emek araciligiyla
gelisimiyle yan yana gelismistir.
En ilkel aletlerin kullanilmasi
bile kendilerine diger maymunlarin ulasamadiklari besinlerden
yararlanma hakki tanimis da olsa, en erken hominidler agirlikli olarak
vejetaryen bir diyete sahiplerdi. Bu diyet, esasen les yiyicilikle elde
edilen küçük miktarlarda etle takviye ediliyordu. Gerçek atilim, alet
ve silah üretiminin insanlarin birincil besin kaynagi olarak avciliga
geçmelerini mümkün kildigi anda oldu. Bununla birlikte atesin kontrol
altina alinmasi, besinlerin pisirilerek yenilmesine olanak sagladi.Bu
sayede çok güçlü çene kaslarina olan gereksinimin azalmasiyla kaslarin
kafatasina uyguladigi baski azaldi. Akabinde beynin büyümesini
engelleyen bir kuvvet ortadan kalkmis oldu. Hiç kuskusuz et tüketimi
beyin boyutlarinda hizla daha da büyük bir artisa yol açti. Et yemek,
organizmanin kendi metabolizmasi için ihtiyaç duydugu en temel
maddeleri neredeyse hazir bulmasini saglamaktadir. Bu, yalnizca
sindirim için gerekli olan zamani degil, ayni zamanda bitki yasamina
denk düsen diger bitkisel vücut süreçlerini de kisaltti ve böylece
kelimenin dogru anlamiyla hayvan yasaminin aktif belirtileri için
zaman, malzeme ve istek kazandirdi. Ve olusum halindeki insan bitki
aleminden daha da uzaklastikça, kendisini hayvanlarin üzerinde de o
kadar yüksege çikardi. Bitkinin yani sira et yemeye de uyum saglamasi,
olusum halindeki insanin bedensel bir güç ve bagimsizlik kazanmasina
büyük katkida bulunmustur. Yine de etin en temel etkisi beyin üzerinde
idi; beyin artik kendi beslenmesi ve gelisimi için gerekli malzemelerin
çok daha zengin bir kaynagina kavustu ve bu nedenle kusaktan kusaga çok
daha hizli ve çok daha iyi bir sekilde gelisebildi.[14]
Alet Yapmaya Uygun Olmak
Bazi
bilim adamlari hominidlerin ellerinin sekillerine bakip yaptiklari
aletler hakkinda tahminlerde bulunabiliyorlar. Sözgelimi Lucy ve
akrabalari A.afarensis'ler bilinen en eski aletten milyonlarca yil önce
yasamislar. Sempanzelere benzer kivrik parmaklarina karsin, bu tür
hominidin basparmagi diger parmaklarinin uçlarina dokunabilecek kadar
uzun.
‘Bu anatomik yapi bu canlilarin tastan kaba aletler
yapabildiklerini ortaya koyuyor'' diye konusan George Washington
Üniversitesi'nden Bernard Wood, “Hominidlerin 3.5 milyon yil önce tahta
ve tas malzemeyi oldukça büyük bir beceri ile islediklerini tahmin
ediyoruz. Dolayisiyla beyinsel kapasiteleri geliserek, daha modern
aletler yapabilecek beceriyi kazanmislar'' diyor.
Susman
erken hominoidlerin alet yapimina kanit getirmistir ( 1994 ).
Insanlarda M1 (basparmak) diger parmaklara göre uzunluguna oranla daha
iri uç kismina sahiptir. Susman bu bilgiye dayanarak, erken
hominoidlerin tipki bizim ellerimizin isleyisine benzer ellere sahip
olduklarini ifade etmistir. Insanda M1 ler çok daha saglam yapidadir.
Diger primatlara kiyasla insanlarin M1’ inde fazladan üç kas yapisi
daha vardir. Bu fark parmagin, elin kuvvetini ve fonksiyonunu
artirmistir.
Sempanze elinin bizimkinden çok farkli olmasina
karsin, bu hayvanlarin da el becerileri son derece gelismistir.
Sempanze de parmaklarini kanca yapacak sekilde kivirabilir, küçük
nesneleri basparmagi ve isaret parmagi arasinda tutabilir. Hominid
ellerinin 3.5 milyon yillik fosilleri bazi yönlerden sempanzeye
benzerken, bazi yönlerden de insanlara benziyor. Dolayisiyla bu
canlilarin da ellerinin ne kadar becerikli olduguna iliskin bir
varsayimda bulunmak güçlesiyor.
Elin Sanatsal Yönü
Insan
elini asan alet, ayni zamanda bir düs gücü ürünüdür. Maddenin yapisini
açiklar ve onlarin yeni, yaratici buluslarla yeniden birlesimini
saglar. Kuskusuz, gözle görülebilen sey, dünyada var olan tek yapi
degildir. Onun altinda ve içinde, daha da ince bir yapi vardir. Iste,
insanin yücelisinde bundan sonraki adim, maddenin gözle görülemeyen
yapisini açacak olan aracin bulunusudur.
Eller alet yapimindan
baska sanatin aktarilmasinda da kullanilmistir. Sanat insanligin ilk
dönemlerinde magara duvarlarina kazinan, çizilen figürler, el izleri
olarak kendini göstermistir. El izleri dünya genelinde tarihöncesi kaya
sanatinin tipik bir motifidir. Ancak Fransa, Avustralya ve diger
ülkelerde bulunanlarin aksine Kalimantan magaralarindaki ellerin çogu,
ne anlama geldigi henüz bilinmeyen noktalar, çizgiler ve diger
sekillerle bezelidir. Bazi örneklerde eller uzun, kivrimli çizgilerle
baska ellere, ya da insan veya hayvan çizimlerine baglaniyor.
Bir
desen yaratmak için ressamin elini duvara koyup toz haline getirilmis
asiboyasi pigmentini agziyla püskürtmesi gerekirdi. Geleneksel bir
otaci da benzer sekilde davranir, ellerini hastanin rahatsiz yerlerine
koyup, nefesini vererek tedavi edici maddeleri püskürtürdü.
Uygulamalarin her ikisi de bir tür sihir yaratiyordu.
Sonuç
olarak sunlari söyleyebiliriz; Insan ihtiyaçlari dogrultusunda
gelistirdigi kültürünü elleri sayesinde hayata geçirmistir. Eller
kültürün kusursuzca aktarilabilmesi için biyolojik evrimde çok uzun bir
yol kat etmistir. Insan eli, en yakin akrabamiz olan sempanze elinden
çok farklidir. 7 milyon yil boyunca hominid atalarimizin hem el
parmaklari, hem de avuç içi giderek kisaldi ve basparmaklari daha esnek
bir hale geldi. Bu degisikliklerin yani sira beynimizin gelisen motor
ve duyusal kapasitesi, gözlerin üç boyutlu algilayabilir olmasi elin
kavrama ve yakalama yetenegini büyük ölçüde artirdi. Dolayisiyla alet
yapma becerisi gelisti. Gelisen alet yapma becerileri kültürümüze yön
verdi. Ancak elin evrim süreci hala tam anlamiyla bilinmiyor.

Etiketler:
Bilimler
Arkeoloji
Biyokültürel Evrim ve Eller
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |