GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow İktisat arrow Kararlara Yol Açan Ekonomik Ortam Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Kas 24 2007
Kararlara Yol Açan Ekonomik Ortam Yazdır E-posta
  • Currently 0.0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Rating: 0.0/5 (Toplam Oy: )


GenBilim Editor   
Pazar, 25 Kasım 2007
Okunma: 2836 kez

5 Nisan Ekonomik İstikrar Kararlarına yol açan gelişmeler kararların başlangıç kısmında şu şekilde açıklanmaktadır. Türkiye ekonomisinde temel yapısal değişiklikler yaratan 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Önlemlerinden sonra; •    Özellikle 1990 yılından itibaren kamu kesimi açıklarının hızla artması,
•    Vergi gelirlerinin iç borç servisine bile yetmemesi,
•    Devletin nakit açığını iç borçlanma ile finanse eder duruma düşmesi, bu açığı kapatmak için dış borca ve Merkez Bankası kaynaklarına yönelmesi ile döviz rezervlerinin hızla erimesi,
yeni bir istikrar programının yürürlüğe konulmasını zorunlu kılmıştır. Kamu Kesimi Borçlanma Gereği/GSMH oranı, 1990 sonrasında % 10’ları geçmiştir. Açık, özellikle kamu cari ve dış borçlanmaya gidilmiştir. Toplam borç stokunun yükselmesi yıllık ana para ve faiz ödemelerini attırmıştır. Kamu açıklarındaki hızlı büyüme, özellikle iç borçlanmanın ve bu arada iç faiz oranlarının hızla artmasına yol açmıştır.

Türkiye ekonomisi, 1994 yılında da önemli bir iç borç baskısı altında kalmıştır. Türkiye’de ilk defa dış borç ödemek için, içeride daha fazla borçlanılmıştır. Bir yıl içinde dış borçlar, iç borca  dönüşmüş, dış borç ödemesi yapılırken iç borçlar çığ gibi büyümüştür. 1994 yılında bir yandan dövizin artmasını önlemek diğer taraftan bütçe açığını gidermek amacıyla yoğun iç borçlanma politikası izlenmesi sonucunda, 1995 yılında 241.5 trilyon TL’lik iç borç faizi ödemesi zorunluluğu doğmuştur. Toplam iç borçlar 656 trilyon TL’ye ulaşmış, bir yılda iç borçların GSMH’ye oranı % 18’e çıkmıştır. Bu oran, gelişme yolunda olan ülkeler arasında en yüksek olanıdır. İç borç stoku ve oranlarında 1984 yılından sondaki 10 yıllık gelişme, aşağıda verilmiştir.

İç faiz oranlarındaki hızlı yükseliş bu defa yurt dışından kısa süreli sıcak paranın (spekülatif paranın) ülkeye akmasına sebep olmuştur. Türk Lirası’nı yabancı paralar karşısında reel olarak değer kazanması, ihracatı kısıtlarken, ithalatı kolaylaştırmıştır. Bunun doğal sonucu olarak 1993 yılında dış ticaret açığı 14 milyar dolara, cari işlemler açığı ise 6.3 milyar dolara yükselmiştir. Kamunun sadece iç borç ve faiz ödemeleri 1993 sonlarında Cumhuriyet tarihinde ilk defa toplam vergi gelirlerinin üzerine çıkmıştır. Ekonomide bu olumsuz gelişmeler yaşanırken, İMKB’nın endeksini artırmak amacıyla faiz oranlarının indirildiği dönemde, 13.1.1994 tarihinde Moodys, arkasından standart and Poors (S&P) isimli iki ABD kökenli rating kuruluşu, Türkiye’nin kredi güvenilirlilik notunu Baal’den, Bal’e düşürmüştür. Böylece Türkiye, yatırım yapılabilir bir ülke konumundan yatırımda risk taşıyan ülke konumuna gelmiştir. Not, B’ye inseydi, Türkiye yatırım için istenilen özellikleri olmayan ülke konumuna düşecekti.

 Bu çerçevede dünyanın önde gelen rating kuruluşları arasında yer alan ABD kökenli Standart and Poors ile Moody’s kredi notları ve anlamlarına ilişkin tablo, aşağıda verilmiştir. Aslında rating notunun bir derece düşürülmesi, 100 milyon dolar için borçlanma maliyetini 200 ile 500 bin dolar arasında arttırmaktadır.

Cari Açıkta Büyüme


Yıllar    Cari açık
(milyon $)
1988     1,596
1989        961
1990    -2,625
1991        250
1992       -974
1993    -6,433


KREDİ NOTUMUZ DÜŞTÜ

Ülkelerin uluslararası mali piyasalardaki değerlendirmelerini yapan değerlendirme şirketleri bir tek ortak noktada birleşirler. O da borcun anapara ve faiz olarak geri ödemelerinin ne ölçüde emniyette olduğudur. Bu açıdan, kredi alan ya da borçlanma enstrümanı ihraç eden tarafın anapara ve faiz ödemelerini zamanında yapıp yapamayacağını  belirlemeye yönelik bir değerlendirmedir. Şirketler tarafından yapılan değerlendirmenin mutlak doğru olması söz konusu değildir. Ancak, borçlananlar arasında göreceli risk belirlemesi yapılmaktadır. Derecelendirmede genel olarak önem verilen, borçlanmanın sebebi ve miktarıdır. Özel sektör yatırımlarını teşvik eden ya da ihracatı artırmak amacıyla yapılan borçlanmaya daha olumlu bakılmaktadır. Borçlanma miktarını belirlerken ülkenin ödemeler dengesi ile dikkate alınmaktadır.
5 Nisan öncesinde ve sonrasında ülkenin kredi notundaki gelişmeler ile 5 Nisan Kararları öncesi ve sonrasında bazı ülkelerin notları ve ekonomik göstergeleri, aşağıda yer almıştır.

Tablo 2: 1994 yılında Bazı Ülkeler İle Türkiye’nin Kredi Notları

Ülkeler    Moody’s    S&P    GSYİH Artışı (%)    Enflasyon
(TÜFE %)    Ödemeler Dengesi (Milyar $)    Cari Denge (Milyar $)    Döviz Rezervi  (Milyar $)
ABD    Aaa    AAA    4.0    3.2    174.9    155.7    75.7
Alm.    Aaa    AAA    3.3    2.2    49.7    -20.4    81.5
Arj.    B1    BB    7.1    4.3    -3.6    -10.1    11.4
Brezilya    B1    B    10.5    93.5    3.3    -1.5    36.3
Çin    A3    BBB    11.2    20.7    16.0    7.2    59.4
Fr.    Aaa    AAA    3.8    1.6    33.1    16.1    26.6
Hind.    Baa3    BBB-    5.3    9.7    -0.7    0.8    20.9
İng.    Aaa    AAA    3.7    3.4    -14.8    -0.1    41.0
İsp.    Aa2    AA    2.8    5.1    -20.9    -2.1    33.0
İsrail        BBB+    2.6    11.0    -8.4    -2.8    9.6
İtalya    A1    AA    2.7    5.5    21.8    15.6    27.7
Jap.    Aaa    AAA    0.9    -0.2    144.1    122.9    155.4
Kanada    Aa1    AA+    4.2    2.5    15.2    -14.1    14.8
Malezya    A2    A+    8.9    3.3    -0.5    -4.4    25.4
Sing.    Aa2    AA+    7.2    2.3    -4.2    12.1    58.7
Şili    Baa2    BBB+    3.9    7.4    1.6    -0.1    14.8
TR    Ba3    B+    -5.4    82.4    -5.2    3.9    11.4
Yun.    Baa3    BBB-    0.8    9.8    -14.2    ---    14.9
İMKB’nin, faizlerin düşürülmesi sonucunda spekülatif sermayeyi çekecek derinlikte olmaması, bu paranın Borsa yerine döviz alımına yönelmesi sonucunu vermiştir. Hükümetin TCMB’ye olan borçlarını tahkim etmesi ve Merkez Bankası kaynaklarını aşırı ölçüde kullanması, durumu daha da ağırlaştırmıştır. Hükümet, yüksek faizli kamu borçlanmasına gitmeyerek bunalımı körüklemiştir. Bu esnada TCMB’nin piyasaya döviz kurlarına denge sağlamaya yönelik faaliyetleri başarıya ulaşamamış, ekonomi giderek kötüleşmiş, döviz ve mali piyasalarda belirsizlik ve dalgalanmalar baş göstermiştir. Bu ortamda, enflasyonu düşürmeye ve ekonomide istikrar sağlamaya yönelik olarak 5 Nisan Kararlar alınmıştır. Bu Kararlar, dünya ülkelerinde yürürlüğe konulan istikrar önlemlerine paralellik göstermekte ve özellikle 1985 yılında İsrail’de yürürlüğe konulan istikrar paketleriyle benzerlikleri bulunmaktadır.

EKONOMİK ORTAM

5 Nisan Kararlarına yol açan ekonomik ortam, Kararların 1 ile 14 üncü paragraflarında aynen şöyle açıklanmıştır:

► Kamu açıkları uzun yıllardan beri Türk ekonomisi gündemindeki en önemli yeri almıştır. 1986 yılından bu yana kamu açıklarının sürekli bir artış eğilimi gösterdiği dikkati çekmektedir. Yine aynı dönemde kamunun iç borçlanmasında ciddi bir artış olduğu görülmektedir. 1986 yılında her 100 liralık vergi gelirinin 43 lirası iç borç anapara ve faiz ödemesine giderken, bu 1991 yılında 60 liraya, 1993 yılında ise 104 liraya yükselmiştir. Yani vergi gelirleri, iç borç anapara ve faiz ödemesine yetmemektedir. Bu borç–faiz kısır döngüsünün bugünkü gibi devam etmesi durumunda, iç borç anapara ve faiz ödemeleri, vergi gelirlerinin 1995 yılında 01.05.1996 yılında ise 2.5 katına çıkacaktır. Bu durum devletin en acil ihtiyaçlarının dahi yerine getiremeyeceği anlamını taşımaktadır.

 ► Hızla artan kamu açıkları, 1989-1993 döneminde reel ücretlerdeki hızlı yükselme ve aynı zamanda sermaye hareketlerinin serbest bırakılması ile birlikte Türk Lirasının reel olarak değer kazanması, ekonomide iç talepten kaynaklanan bir büyüme yapısı oluşturmuştur. Bu süreç ekonominin mal, faktör ve mali piyasalardaki nispi fiyat yapısını iç pazar lehine önemli ölçüde değiştirerek dış ticaret ve cari işlemler açıklarının artmasına yol açmıştır.

► 1988 yılında GSMH’nin % 6.2’si olan kamu kesimi borçlanma gereği1991’de % 14.5’e çıkmıştır. Artan kamu açıklarının borçlanma yoluyla finansmanı, iç borçlanma faizlerinin yükselmesi ve borç vade yapısının kısalması ile sonuçlanmıştır.

► 1989 sonu itibariyle uluslararası sermaye hareketlerinin serbestleştirilmiş olduğu bir ortamda yüksek kamu açıkları sebebiyle artan iç faizler, kısa vadeli sermaye girişinin hızla artmasına yol açmıştır. Kısa vadeli sermaye girişi bir taraftan artan ithalatın finansmanını sağlarken, diğer taraftan da kamu açıklarının iç borçlanma yoluyla kapatılması için ek kaynak yaratmıştır.

► Ancak bu finansman yöntemi bir yandan Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısında reel olarak değer kazanmasına yol açarken, diğer taraftan kısa vadeli ve çok yüksek faizli bir dış borçlanmayı beraberinde getirmiştir. 1993 yılında Türk Lirası yabancı paralar karşısında 1988’e göre reel olarak % 22 oranında daha değerli hale gelmiştir. Kurdaki bu aşırı değerlenme, ihracatın kârlılığını düşürürken ithalatı nispi olarak ucuz hale getirmiştir.

► Bu gelişmenin yanı sıra dış ticarette önemli bir yer tutan gelişmiş Batı ekonomilerinin içinde bulunduğu durgunluk da dış ticaret açığının hızla artmasına sebep olmuştur. Özellikle OECD Avrupa ekonomilerinde görülen ekonomik daralma, bir yandan ihraç ürünlerine olan talebi kısarken, diğer yandan da cazip şartlarda ve ucuz ithalat yapabilme imkânlarını ortaya çıkarmıştır.

► Aynı dönemde maaş ve ücretlerde çok hızlı bir artış olmuştur. Memur maaşlarının reel olarak 1993 yılında 1988 yılının 1.8 katına, işçi ücretlerinin kamuda 3, özel kesimde 2.5 katına çıkması sonucunda maaş ve ücretlerin GSYİH içindeki payı % 20’lerden % 36’ya yükselmiştir. Faiz gelirlerinin payı ise, % 6’lardan % 10’lara ulaşmıştır.

► Kamu kesimi açıklarındaki artış TL’nin yabancı paralar karşısında değer kazanması ve maaş, ücretlerdeki hızlı reel artışlar, bir yandan iç talebin süratle genişlemesine katkıda bulunurken, diğer taraftan da aşırı değerli kur ile birlikte uluslararası piyasalarındaki karşılaştırmalı üstünlüklerin azalmasına yol açmıştır.

► Tüm bu gelişmeler sonucunda ekonomide varolan iç dengesizlik, dış dengede de bozulmaya sebep olmuştur. İhracat artışının yavaşlaması, ithalat artışının hızlanması sonucunda dış ticaret açığı 1993 yılında 14.2 milyar dolara yükselmiş, cari işlemler dengesi ise 6.4 milyar dolar açık vermiştir.

► 1989 yılından sonra izlenen yüksek faiz-aşırı değerli kur ortamında kısa vadeli sermaye girişine dayanan bir borçlanma politikasıyla yüksek kamu açıklarının finansmanının uzun dönemde sürdürebilirliği yoktur. Bunu başaran bir ülke bulunmamaktadır. Nitekim 1993 yılı içinde bu borçlanma politikasının sınırlarına ulaşılmış ve bunun sonucunda döviz kurunda ve mali piyasalarda önemli ölçüde belirsizliklerden kaynaklanan spekülatif dalgalanmalar ortaya çıkmıştır.

► Sermaye hareketlerinin serbest bırakılması ile birlikte kamu borçlanma gereğini azaltma yönünde uygulanabilseydi, dış ticaret ve cari işlemler dengesinde karşılaşılan boyutlarda bir bozulma ortaya çıkamayacak, piyasalardaki mali sistemi etkileyen likidite krizleri önlenebilecek ve böylece mali liberalleşmenin getirdiği imkânlardan daha rasyonel bir şekilde ve sürdürülebilir bir yapıda yararlanmak mümkün olabilecek idi.

► Önlemlerin geçici ve yeterince radikal olmaması halinde de başarısızlık ortaya çıkmaktadır. Brezilya bunun örneğidir. Bu ülkede 1990 yılında % 2000’i aşan enflasyon oranları görülmüştür. Daha sonra, alınan önlemler enflasyon 1991’de % 400’lere gerilemişse de, 1992’de tekrar % 1000’lerin üstüne çıkmıştır. Büyüme, 1990’da % 8.7’ye yükselmiştir. Bu sebeple önlemlerin bir bütünlük içinde hızla ve tavizsiz olarak uygulamaya konması şarttır.(*) (* DPT, Ekonomik Önlemler Uygulama Paketi; Ankara, 1994)

DENGELER BOZULDU

5 Nisan Kararlarını konu olan ekonomik krizin gerçek nedenlerini irdelerken ödemeler bilançosundaki olumsuz gelişmelere ve bunun arkasındaki etkenlere biraz daha dikkatli bakmamız gerekmektedir. Türkiye, 1980-1987 döneminde meydana gelen İran-Irak Savaşının oluşturduğu ortamdan iyi faydalanmasına rağmen, 1990 yılındaki Körfez Savaşından zarar görerek, ekonomisi daralarak çıkmıştır. Petrol boru hattı devre dışı kalmıştır. Bu savaş Türkiye ekonomisine adeta bir felç gibi darbe vurmuştur. Bunun yanında, savaş sonrası Kuzey Irak’ta meydana gelen otorite boşluğu terör olaylarını sebep olmuştur. Devletin güvenlik harcamaları fazlalaşmıştır. Bu kaçınılmaz ve kontrol edilmez durum enflasyonu da azdırmıştır.

EKONOMİ İYİCE ISINMIŞTI


TABLO 3: Kriz öncesi büyüme hızları


Yıllar    Büyüme hızı
(%)
1988    1,5
1989    1,6
1990    9,4
1991    0,3
1992    6,4
1993    8,1
       
TABLO 4: Dış Borçla Büyüme


Yıllar    Büyüme
Oranı (%)    Dış Borç Stoku (Milyon$)
1992    6.4    55,592
1993    8.1    67,356
1994    -6.1    65,601
1995    8.0    73,278
1996    7.1    84,891
1997    8.3    96,906
1998    3.8    101,781
1999    -2.0    111,000


2. KARARLARIN AMAÇLARI


5 Nisan Kararlarının amaçları, Kararların ilgili paragraflarında şöyle açıklanmaktadır:

► Bu Programın amacı; enflasyonu hızla düşürmek, Türk Lirasına istikrar kazandırmak, ihracat artışını hızlandırmak, ekonomik sosyal kalkınmayı sosyal dengeleri de gözeten sürdürülebilir bir temele oturtmaktır.

► Bu Programla ekonominin bir taraftan hızla istikrara kavuşturulması amaçlanırken, diğer taraftan istikrar sürekli kılacak yapısal reformlar da gerçekleştirilecektir.

► Gelirlerin, ekonominin rekabet gücünü dikkate alan ve verimli istihdamı destekleyen bir   yapıda gelişmesi, istikrarın bir diğer temel unsurudur.

► İstikrarın kalıcı olması, sürdürülebilir bir büyüme ortamına girilmesi, kanunun ekonomideki rolünün yeniden tanımlanması ve bu çerçevede yeniden örgütlenmesini gerektirmektedir. Burada temel ilke; sübvansiyon dağıtılan bir devlet yapısından, ekonomide piyasa mekanizmasının tüm kurum ve kurullarıyla işlemesini sağlayan ve sosyal dengeleri gözeten bir devlet yapısına geçmek olmalıdır.

► Bu Program çerçevesinde kısa vade de toplumun her kesininin gücü oranındaki fedakârlık göstermesi gerekmektedir. Bu fedakârlığın gösterilmesi ve toplumun bütün kesimlerin ve desteklenmesi programın başarısı için temel şarttır.  
   
3. 5 NİSAN KARARLARI

5 Nisan 1994 tarihinde Hükümet tarafından açıklanan Kararlar iki bölümden oluşmuştur. (*) [5 Nisan Kararlarının alınmasının öncesinde uluslar arası rating kuruluşu Moodys’in Ocak 1994 tarihinde Türkiye’nin kredi notunu düşürerek (BA1) krizin fitilini ateşlediğini unutmamak gerekir.]

Birinci bölüm ‘konjonktürel’ niteliktedir. Burada, döviz kuru, ücret, fiyat politikaları, Merkez Bankası ve bankacılık sektörü, sermaye piyasası ile kamu sektörüne yönelik önlemler, tarımsal destekleme politikaları toplumsal mali dayanışma ve yeni vergilere ilişkin önlemler yer almıştır. Kamu sektörüne yönelik önlemler yer almıştır. Kamu sektörünü yönelik önlemler, kamu sektörü, kamu sektörü borçlanma gereği ve finansmanına ilişkindir.

‘Yapısal düzenlemeler’ bölümünde; özelleştirme, kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) iyileştirilmesi, kamu sektöründe istihdamın rasyonalizasyonu, yerel yönetimlere ilişkin idari ve mali düzenlemeler ile sosyal güvenlik kuruluşları reformu düzenlenmiştir. KİT’lere yönelik olarak Karabük Demir Çelik İşletmeleri, Türkiye Taş Kömürü Kurumunun reorganizasyonu ve Zonguldak ili ile ilgili istihdam arttırıcı önlemler de, Kararlarda ele alınmıştır.

Genel olarak değerlendirildiğinde Kararlar, kısa vadeli politika önlemlerinden, yapısal reformlara kadar çok kapsamlı bir alanda düzenleme getirmiştir. Fakat, iç ve dış baskılar sonucunda, kısa sürede ve yapılabilirlik çalışması olmadan alınan Kararlar, daha çok Hükümetin niyet ve arzularını içeren bir niyet mektubu özelliğini taşımıştır. Nitekim, aşağıda da açıklanacağı gibi 5 Nisan 1994 ‘ten bu yana geçen sürede bu niyet ve arzuların büyük çoğunluğuna ulaşılamaması, Kararların başarılı olamadığını, iç ve dış baskılardan kurtulmak için “yasak savma” amacıyla hazırlandığını ortaya koymaktadır. 5 Nisan Kararları, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in uygulamaya koymaya çalıştığı fakat başarıya ulaştıramadığı “popülist” niteliği ağır basan bir önlemler demetidir.

ALINAN ÖNLEMLER

5 Nisan Kararları çerçevesinde 5 Nisan ve daha sonra uygulamaya konulan başlıca önlemler, ana başlıklar altında aşağıda özetlenmiştir.

► TL’si %39 oranından dış değer kaybına uğramıştır.
► 5 Nisan’da TL’yi cazip hale getirebilmek için Hazine Bonosu, tahvil ve repo gelirlerinden alınan % 5 vergi kaldırılmıştır.
► Bankaların topladıkları para üzerinde devlete vermek zorunda oldukları munzam karşılıklar sıfırlanmıştır.
► VDMK ve döviz hesaplarına % 22 disponibilite zorunluluğu getirilmiştir.
► Bankaların faiz oranlarındaki değişikliği 2 gün önceden MB’ye bildirme zorunluluğu kaldırılmıştır.
► Bir defalık ek vergiler (ekonomik denge vergisi, net aktif vergisi ve ek taşıt vergisi) getirilerek 70 trilyon liralık gelir hedeflenmiş ve vergi iadesi sistemi yıllığa dönüştürülmüştür.
► Döviz kurları serbest bırakılmış, MB’nin kur belirleme sistemi değiştirilmiştir. Kurlar 10 bankanın verilerine göre belirlenmeye başlanmıştır.
► TL cinsinden tasarruf mevduatı ve Döviz Tevdiat Hesaplarının sigorta kapsamı 50 milyondan 150 milyon liraya çıkarılmış, daha sonra mevduata sınırsız güvence getirilmiştir.
► 10 yıl aradan sonra ilk defa IMF ile stand-by anlaşması yapılmıştır. IMF Direktörü Michael Candessus Mayıs ayında Türkiye’ye 713 milyon dolar kredi verebileceklerini açıklamıştır.
► Hazine, Haziran ayında,  % 50 net faizli (yıllık % 406 ) 10 trilyon liralık 3 ay vadeli bono satışa çıkarmış, bonoların 2 saatte tükenmesi üzerinde Hazine 4 defa bono satmıştır.
► KİT ve TEKEL ürünleri çok büyük oranlarda pahalılaştırılmıştır. Bu çerçevede şekere % 50-62, tekel ürünlerine %70-100, çaya % 64.2-72.7, THY’ye % 47-53.3, akaryakıta %45.9-90 zam yapılmıştır.
► Akaryakıta ilişkin kesintiler, % 10’dan % 25’e yükseltilmiştir.
► Kamu kuruluşlarının paralarının MB’ye ya da Ziraat Bankası dışında tutulmaması kararlaştırılmıştır.
► Hükümet, Akaryakıt Tüketim Vergisini 300 puana kadar arttırma yetkisini almıştır.
► Maktu harçlar % 100 oranında, nispi harçlar ise %20 oranında arttırılmıştır.
► Hazinenin Merkez Bankası’ndan alacağı avansa sınır getirilmiştir.
► Temmuz ayında 31.12.1993 tarihi itibariyle 50 milyon TL ve üstü vergi borcu bulunan ve borcunu 1.7.1994 tarihine kadar ödemeyenler, 15 Temmuz’da teşhir edilmeye başlanmıştır.
► 1995 yılının ilk günlerinde bankaların karşılık oranları arttırılmış, böylece hazineye 30 trilyon TL’lik ek kaynak sağlanması hedeflenmiştir.
► 5 Nisan sonrasında alınan iki önemli karar vardır. Bunlardan biri, mali disiplin konusunda önemli bir adımdı. 21 Nisan 1994 tarihinde alınan ve 1995 yılından itibaren geçerli olan karara göre, Hazinenin Merkez Bankası’ndan kullandığı kısa vadeli avans, bütçe ödenek artışının % 12’si ile sınırlanmıştır. Bu oran 1996 için % 10, 1997 için de % 6 olarak belirlenmiştir.1998 de ise, bütçe ödenek artışının % 3 kadar kısa vadeli avans kullanılacağı kararlaştırılmıştır. Nisan 1994’de alınan bir başka kararla Merkez Bankası kanununa geçici 9 madde eklenmiştir. Buna göre Hazine Merkez Bankası ile karşılıklı alacak ve borçlarını mahsuplaşma yolu ile çözecektir. Hazinenin avans hesabında 1994’e kadar biriken tutar ile 1995-1998 arasında kullanılacak avans Başbakanlık ile Merkez Bankası arasında imzalanan protokole göre mahsuplaşmayı gerektiriyordu. Fakat daha sonra bu iki önemli karara, bizzat kararları alanlar uymamıştır.

ÖZELLEŞTİRME

Ekonomide kaynakların daha etkin kullanılması için bir kısım KİT vakit kaybetmeden özelleştirilmesi, şu aşamada özeleştirilmesi düşünülmeyenlerin ise özerkleştirilmeleri kaçınılmazdı. KİT’in çoğunluğunun özelleştirilmesi artık halkın ve TBMM çoğunluğunun kabul ettiği bir çözümdür. 24 Kasım 1994 tarihinde TBMM de kabul edilen  özelleştirme yasası ile bu konuda önemli bir aşama kaydedilmiştir. Devlet, KİT’i özelleştirerek çok yönlü kazanç sağlayacağı umudundadır;

a)    Zarar eden KİT’in devlet bütçesi üzerindeki yükü kalkacaktır.
b)    KİT’in satışından elde edilecek fonlar kamu kesiminde yeni yatırım projelerinin finansmanında kullanılacaktır.
c)    Devlet, KİT’ini özeleştirerek gelecek yıllarda bütçe üzerine yüklenmesi muhtemel yüklerden kurtulmuş olacaktır. KİT için yeni yatırımlar yapmak zorunda kalmayacaktır. Zaten KİT’in zarar etmelerinin önemli bir nedeni teknolojilerinin yenilenememesi ve yeniden yapılanamamalıdır.
d)    Özel sektör elinde daha etkin ve akılcı çalıştırılacakları umulan bu kuruluşlar ekonomide katma değer yaratacaklar ve Devlete vergi ödeyeceklerdir. Şu halde KİT’in özelleştirilmesi ekonomide çok önemli yapısal değişimlere neden olacaktır. Nitekim, Özelleştirme Kanunu iktidar ve bazı çevreler tarafından son sosyalist devletin yıkılışı olarak takdim edilmiştir. Bununla birlikte Hükümet, KİT’in özelleştirmesine kısa dönemde, gelir getirici bir önlem olarak sarılmış, 1994 yılında özelleştirmeden en az 30 trilyon TL gelir beklemiştir. Ancak özelleştirme beklenildiği gibi yürümemiştir.

Ancak, 5 Nisan Kararları ile ekonomide yapılmak istenen yapısal düzenlemelerde de başarı sağlanamamıştır. Özelleştirme ile KİT’lerdeki yapısal düzenleme hedeflerine ulaşılamamış ve Dünya Bankası, Türkiye’yi özelleştirmede başarısız bir ülke ilan etmiştir. 1995 yılı sonbaharında IMF ve Dünya Bankası ortak toplantıları öncesinde yayınlanan Bürokratlar İş Dünyasında isimli raporda Türkiye, özelleştirme ve KİT reformunda en başarısız ülkeler arasında bulunan Hindistan ve Senegal ile birlikte yer almıştır.

TABLO 5: 1985-1998 Döneminde Özelleştirme Gelirleri (milyon $)

Yıllar    Özelleştirme gelirleri    Yıllar    Özelleştirme gelirleri
1985-1988    28.6    1994    411.8
1989    131.2    1995    572.5
1990    486.0    1996    292.0
1991    243.6    1997    465.5
1992    422.9    1998    1019.7
1993    565.5    1985-1999 Ekim    4708.6


4. DEĞERLENDİRME VE SONUÇLAR

5 Nisan kararları, ne tam heteredoks ve ne de tam Ortodoks kararlardır. Kararlar da döviz kurunun çapa olarak seçilmesi, önemlidir. Çünkü, döviz kurundaki aşırı bir dalgalanma ve değerlemeyi halk, enflasyonun göstergesi olarak kabul etmektedir. Fakat döviz kurunun tek çıpa olarak belirlenmesi, ekonominin rekabet gücünü azaltmakta, ödemeler dengesini kötüleştirmekte ve sonuçta istikrar politikasını başarısızlığa götürmektedir.

5 Nisan Kararları, kısmen hedeflerine ulaşmış, fakat amaçlarını tam olarak gerçekleştirememiştir. Prof. İsmail Türk’ün da belirtmiş olduğu gibi, S and P ile Moodys’in Türkiye’nin kredi değerliliğini düşürerek başlayan harekete karşı hükümet, faiz oranlarını kontrol altına alarak Türkiye’ye sıcak para getirenlerin “saadet zincirini” kırmak istemiş, bütçe açıklarını azaltmak amacıyla hazineye ait menkul sermaye gelirlerine % 5 gelir vergisi stopajı getirmiştir. Bununla Hazine, menkul değerler üzerinden gelir elde edenlerin saadet zincirini de kıracaktı. Fakat, bütün bunlar, maalesef gerçekleşememiştir.* (Milliyet, 21.6.1995)

MAKRO HEDEFLER

5 Nisan kararları çerçevesinde IMF ile imzalanan stand-by anlaşması kapsamında IMF’ye 27 Mayıs 1994 tarihinde verilen niyet mektubundaki makro hedefler şöyledir:

▼ Yıl sonunda enflasyon %111,
▼ Dolar 38.000 TL,
▼ İhracat 17.5 milyon dolar olacak,
▼ Cari açık 300 bin dolar fazla verecek,
▼ Döviz rezervi bir milyar dolar artacak,
▼ Yıllık bütçe açığı 103 trilyon TL’de kalacak,
▼ KİT’lere verilecek destek 20 trilyona inecek,
▼ KİT açıkları 55 trilyon TL’ye çekilecek,
▼ Dış borçlanma 6.5 milyar dolarla sınırlanacak,
▼ Memur ve işçi ücretlerindeki artış kısıtlanacaktır.

5 Nisan kararları sonucunda bu hedeflerin büyük bir kısmına 1994 yılı sonunda ulaşılamadığı gibi Kararlar, ekonomide 24 Ocak Programında olduğu gibi bir yapısal değişim rüzgarı da estirememiştir. 1994 yılı başlarında önce para, sermaye ve döviz piyasalarında başlayan ve daha sonra ekonominin tüm sektörlerini etkileyen ciddi krize engel olmak için 5 Nisanda yürürlüğe konan Ekonomik Önlemler Uygulama Planının önce, kısmen başarıya ulaşan yönlerini açıklayalım. (Piyasada 1994 yılı başında doğan devalüasyon beklentisi sonucunda emisyon yoluyla ortaya çıkan para dövize yönelerek döviz fiyatlarında bir patlamaya sebep olmuş ve 16.1.1994 tarihinde ‘Dolar krizine’ yol açmıştır. Bu kriz ortamında 4 küçük banka ile 1 finansman şirketi batmıştır. Hükümet, bankalardan mevduat kaçışını ve banka iflaslarını önlemek için banka mevduatlarına sınırsız garanti getirmiş, döviz fiyatlarının daha da yükselmesini önlemek ve piyasadan para çekmek amacıyla 3 ay için net % 50 faizli Hazine Bonolarını piyasaya çıkarmak zorunda kalmıştır.)

Ek vergi alınması ve kamu harcamalarının kısılması sonucunda 1994 yılında konsolide bütçe gelirleri %110.3, giderleri ise %84 oranında artmıştır. 1993 yılında 133.1 trilyon TL olan konsolide bütçe açığı, %13.3 oranında büyüyerek 150.8 trilyon TL olmuştur. 1993 yılında %6.7 olan konsolide bütçe açığının GSMH’ye oranı, 1994’te %3.9 düşürülmüştür. KİT zamları ve kamu harcamalarındaki kısılma sebebiyle KKBG’nin GSMH ye oranı 1993’de %12,2 iken, 1994’te %8,1’e inmiştir.

TABLO 6: Konsolide Bütçe Açıkları

Yıllar    Öngörülen bütçe açığı –ÖBA- (trilyon TL)    Nihai bütçe açığı
-NBA-(trilyon TL)    ÖBA ile NBA arasındaki sapma (%)    Konsolide bütçe dengesinin GSMH’ye oranı %
1992    32.0    47.4    48.1    -4.3
1993    53.3    133.9    151.2    -6.7
1994                 198.0    145.9    -26.3    -3.9
1995    198.0    316.6    59.9    -4.0
1996    861.0    1226.0    42.4    -8.2
1997         0.0    2240.7    ...    -7.6
1998                3989.5    3697.8    -7,3    -7.0


1994 yılında iç borç stoku, 1993’e göre %123,8 oranında artarak 799,3 trilyon TL dış borç  stoku ise %2,7 azalarak 65,6 milyar dolar olmuştur. 1994 yılında ihracat, 1993’e göre %18 oranında artarken, ithalat %20,9 oranında azalmıştır. Sonuçta dış ticaret açığı, %63,3 oranında daralmıştır. İhracatın ithalatı karşılama oranı 1993’teki %52,1’den 1994’te %77,8’e çıkmış, dış ticaret açığının düşmesi sonucunda cari işlemler dengesi 2,6 milyar dolar fazla vermiştir. 1993 yılı sonunda 6,2  milyar dolar olan MB döviz rezervi, Nisan 1994’te 3 milyar dolara gerilemiş, yıl sonunda 7,1 milyar dolara, net uluslararası rezervler ise 16,5 milyar dolara ulaşmıştır.

5 Nisan Kararları mali piyasalar ve kamu ekonomisi açısından daha başarılı olmuştur. TL’sı, bir süre TL’ye olan talep dolayısıyla istikrar kazanmıştır. Hazine, iç borçlanmaya giderek açıklarını kapatabilmiştir. İç borç faizleri gerilemiş, para piyasaları yeniden işlemeye başlamış, KİT zamlarıyla bu kuruluşların mali yapılarında düzelmeler sağlanmıştır.

İSTİKRAR SAĞLANAMADI

5 Nisan Kararlarını, amaçlanın hedeflere ulaşmasındaki kısmi başarısına rağmen, ekonomide istikrarı sağlayamadığı ve yapısal değişikliği gerçekleştiremediği için, başarılı olarak değerlendirmek mümkün değildir. Kararlar, işçi ve memur zamlarının 1994 yılında düşük oranlarda gerçekleşmesine yol açmış ve gelir dağılımındaki sabit gelirliler aleyhine olarak durumu daha da kötüleştirmiştir. Bankalar mevduat faizlerini, hazine bono faiz yerindeki artışa paralel olarak yükselttikleri için rantiye kesiminin gelirleri artmıştır. DPT tarafından hazırlanan ve dönemin Ekonomi Bakanına sunulan bir çalışmaya göre İstikrar Kararlarının işçi ve memurlara getireceği yük % 27,5 olarak hesaplanmıştır. Kararların tarım kesiminde çalışanlar üzerindeki yükü % 14,3 iken, ticaret ve sanayicilere yükü %58,2’dir. Bu teorik yük hesabı, uygulamada tamamen tersine dönmüştür. Çalışan kesim zamlarla birlikte hemen yükün altına girmişler, ticaret ve sanayi erbabı ise yükü, ek vergilerle ödedikleri zaman belli bir gecikme (time lag) ile hissetmişlerdir. Ayrıca ek vergilerde, tahakkuk edilen miktar kadar da tahsil edilememiştir. Kararlar ile ihdas edilen vergilerden elde edilmesi beklenen tahsilat şöyledir:

▼ Ekonomik Denge Vergisi:20 Trilyon TL
▼ Net Aktif Vergisi: 32 Trilyon TL
▼ Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi: 1 Trilyon TL.

Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerinden tahsil edilen net aktif vergisi, ekonomik talep yetersizliğinden kaynaklanan daralma ile birleşince, sanayi kuruluşları üretimlerini kısmışlardır. Bu durum işçi çıkarmalarına sebep olmuştur. Tarım ürünlerine uygulanan destekleme fiyatları, enflasyon hızını karşılayamamıştır. Bu durumda çiftçiler zarar görmüştür. Bu gelişmeler sonucunda ekonomide reel sektör, Cumhuriyet tarihindeki 1944 ve 1949 yıllarındaki daralmayı da geçerek, en büyük depresyona girmiştir. Aynı zamanda, Cumhuriyet tarihinin en büyük enflasyonu (% 150) ortaya çıkmıştır. Ekonomi Biliminde ekonomi küçülürken enflasyonun yükselmesine “stagflasyon’ dendiği için 1994, 1923-1994 dönemindeki en tipik durgunluk içinde enflasyon yılı olmuştur. Nitekim, 1994 yılında 38,571 yeni şirket kurulmuş (1993’e göre -% 12 düşüş) buna karşılık 662 şirket kapanmıştır. (1993’e göre % 203,7 artış). Kapanan şirket sayısı, 1990 yılından sonra ve en çok 1994’te rekor bir seviyeye ulaşmıştır.
Durgunluk içinde enflasyon olgusunun ortaya çıkmasında, kamu harcamalarının kısılamaması ve kamu gelirlerinin sağlıklı bir şekilde artırılamamasının da büyük etkisi vardır. Türkiye, 1994 yılında 4050 sayılı yasa ile 100 trilyon TL’lik bir ek bütçe çıkarmış, konsolide bütçe, bir transfer ve cari harcama bütçesine dönüşmüş, yatırım ödenekleri amortismanları bile karşılayamaz duruma gelmiş, kamu sektöründeki üretken yatırımlar asgari seviyeye inmiştir.

Rapor, Türkiye’de 1983-91 döneminde KİT katma değerlerinin GSYİH’ya oranının, sadece 0,1 puan düşüşle % 7,3’ten % 7,2’ye indiğini göstermiştir. Bu dönemde KİT satışlarından elde edilen gelir de 1990 GSMH’nın %1,1’i seviyesindedir. Dünya Bankası raporunda, Türkiye, Mısır, Peru ve Senegal’da KİT’lerin işletme maliyetinde %5’lik azalma sağlanmasının mali açığı da üçte bir oranında kapatacağı vurgulanmıştır. Rapor KİT’lere sağlanan teşviklerin Türkiye’de eğitim bütçesinin %300’üne karşılık geldiğine dikkat çekerek, bu transferlerin azaltılması halinde kamu gelirlerinin çok daha yeterli biçimde harcanabileceğini ortaya koymuştur. Dünya Bankası Raporuna göre KİT’lerdeki yapısal düzenlemelerde iyi ve kötü performans gösteren ülkelerin durumu aşağıda özetlenmiştir.

ENFLASYON HEDEFİ TUTMADI

Enflasyon oranında meydana gelen büyük sapma 5 Nisan Kararlarının ruhunun uçmasına sebep olmuş, geriye kararların tortusu kalmıştı. Bu tortu sıkılan kemerler sebebiyle sabit gelirlerin üzerine bir taş gibi düşmüş, katlanılan sıkıntılara rağmen hedefe ulaşılamaması toplumda huzursuzluklara yol açmıştır. IMF ile yapılan stand-by anlaşmasının özünü (çapasını) enflasyon oranı oluşturduğu için Fon.mutlaka bu hedefin tutturulmasını istemiştir. Çünkü bu hedefteki sapma diğer hedeflerin çoğuna ulaşılmasını engellemiş ve programın tümünü başarısız kılmıştır.Enflasyon hedefi tutmadığı için;

1) Yeni KİT zamları zorunlu hale gelmiş.
2) Ücret artışlarını ve devletin personel giderlerini öngörülen sınırlar içinde tutmak mümkün olmamış, KİT ve bütçe açıklarını büyümüş.
3) Çeşitli kamu harcamalarında yapılan kısıtlamaları sürdürmek zorlaşmış ve bütçe açığını çoğalmış.
4) 1995 için öngörülen vergi geliri hedefleri tutmamış ve bu durum bütçe açığını olumsuz yönde etkilemiş.
5) İhracatı özendirme ve ithalatı caydıran kur avantajı kaybolmuş, bu gelişme dış dengedeki düzelmeyi aksatmış.
6) Enflasyon beklentileri yükselmiş bu durum faizleri etkileyerek Programın uygulanmasını zorlaştırmıştır.

ENFLASYON HEDEFİNİN TUTMAMASININ SEBEPLERİ

Türkiye’de 5 Nisan kararlarının yürürlüğe konulmasıyla birlikte enflasyon adeta çıldırmıştır. Bunun başlıca sebepleri şunlardır;

▼ Kamu kesimi borçlanma gereği enflasyonu beslemeye devam etmiştir.
▼ Döviz kurlarındaki hızlı yükseliş ithalatı dolayısıyla üretim maliyetini arttırmıştır. Faizlerin yükselmesi de üretim maliyetini olumsuz yönde etkilemiştir.
▼ Döviz ve faizdeki yükselişin kamu açıklarına etkisi hesaplanamamış, açıklar hedefin üzerine çıkınca pakete güven azalmıştır. İstikrar paketine güven sarsılınca bu, olumsuz beklentileri artırmış, beklentiler enflasyonu körüklemiştir.
▼ İç talebin gerilemesi üretimi düşürmüş, düşen üretimle enflasyona karşı korunmak isteyen üretici, kapanmamak için fiyatları ölçüsüz artırmak zorunda kalmıştır.
▼ Dış kredilerin kapalı olması sebebiyle iç borçlanmaya yüklenilmiştir. Enflasyonla birlikte iç borçlanma faizlerinin artışı enflasyonu besleyen yeni bir faktör olmuştur.
▼ Dövizdeki yükselme girdi fiyatlarını yükseltmiştir. Dövize bağlı ve KİT’ler tarafından üretilen temel girdi niteliğindeki mallardaki fiyat artışları zincirleme fiyat artışına yol açmıştır.

Ekonomide enflasyonun hızla yükselmesi, işsizlik oranında da artışa yol açmış, enflasyon ve işsizlik rakamının toplanmasıyla bulunan rahatsızlık endeksi %58 oranına ulaşarak OECD ülkeleri arasında rekor kırmıştır. Ekonominin performansını ölçme kriterlerinden biri olan endeks, 1993 yılında %67,5’ten 1994’te artan enflasyon ve işsizlik sebebiyle yükselmiştir. Endeks 1990’da %57,2, 1991’de %66,5, 1992’de %69,4 idi. Dünyanın en gelişmiş 10 sanayi ülkesi ile karşılaştırıldığında, Türkiye dünya çapında da bir rekor kırmıştır. Türkiye, rahatsızlık endeksi ortalama %11,2 olan 10 ülkeden 1994 yılında 14 kat daha kötü bir sonuç elde etmiştir.


TABLO 7: Türkiye’de ve Bazı OECD Ülkelerinde Enflasyon Oranları (1994)

Ülkeler    Enflasyon (%)    İşsizlik (%)    Rahatsızlık Endeksi (%)
Türkiye    149.6    8.4    158.0
Kanada    12.1    9.6    21.7
Fransa    1.7    12.7    14.4
İtalya    3.9    12.1    16.0
Japonya    -1.3    2.9    1.6
Hollanda    2.5    7.4    9.9
İsviçre    0.3    4.5    4.8
İngiltere    2.4    8.8    11.2
ABD    1.7    5.4    7.1
Almanya    2.4    8.2    10.6
Belçika    1.9    14.0    15.9















5. 5 NİSAN SONRASINDAKİ GELİŞMELER


Türkiye ekonomisi, 1994 Krizinden sonra hızlı bir gelişme trendine girmiştir. Her yıl ortalama %7-8 gibi çok büyük bir hızla büyüyen ekonomiye rağmen, sağlam ve istikrarlı bir ekonomik yapı oluşturulamamış, enflasyon düşürülememiştir.

5 Nisan 1994’ten önce 1980’li yılların ortalarından sonra alınan önlemler daha çok faiz oranı ile döviz kurunu ayarlayarak para piyasalarının iç ve dış dengelerini sağlamada kısmen başarılı olmuşlardır. Özellikle ekonomide yapısal bir düzenlemeyi gerçekleştirmediği için başarılı olamayan 5 Nisan Kararlarının ardından Merkez Bankası 6.9.1995 tarihinden itibaren bir dizi para operasyonunu yürürlüğe koymak zorunda kalmıştır.

6-7 Eylül 1995 tarihinde alınan kararlar doğrultusunda döviz fiyatları baskı altına alınmış, faizler yükseltilmiş, tüketim kısılmış, ithalat frenlenmiş ve ihracat özendirilmiştir. Merkez Bankası bankaların, özel finans kurumlarının ve PTT’nin zorunlu döviz oranlarını %25’ten %20’ye indirmiştir. Banka 18-20 ve 22 Eylül için zorunlu devir kuru oranları belirleyerek döviz alımını 18.9.1995 tarihine kadar durdurmuştur. Merkez Bankası 19 Kasımda bankaların, finans kurumlarının ve PTT’nin zorunlu döviz oranlarını %20 den %18’e indirmiştir. 27 Kasımda da ilk defa vadeli dolar alımı ve satımını başlatmak dolar üzerinden işlem yapılacak vadeli döviz satımına (forward) imkân tanımıştır. İki aylık sürede finans kesiminin önünü görmesini sağlayan vadeli işlemlere, dövize (dolara) talebin önü kesilmiştir. Merkez Bankası tarafından ilan edilen vadeli dolar kurları aşağıda verilmiştir.

TABLO 8: Döviz kurları

Tarihler    Alış    Satış
06.12.1995    54,737    55,139
14.12.1995    55,708    55,157
21.12.1995    55,599    57,056
29.12.1995    57,591    58,066
05.01.1996    58,606    59,079
16.01.1996    59,848    60,331


6 Eylül 1995 Kararları ile dünya fiyatlarındaki %23’lük fiyat artışını yansıtmayarak prim verilen ithalata %6 oranında kesinti getirilmiştir. Kabul kredili vadeli akreditif ve mal mukabili ödeme şekline göre yapılan ithalata getirilen %6’lık kesinti ile ithalatın frenlenmesi amaçlanmıştır. Fon kesintileri TL kredilerinde tahakkuk ettirilen faiz tutarı üzerinden dövize endeksli ve diğer kredilerde borç bakiyesine ilişkin kur farkı toplam tutarı üzerinden, döviz kredilerinde ise kredi tutarı üzerinden hesaplanma yapılmıştır. Merkez Bankası’nın bankaların dış borçlanmasına koyduğu %6 oranındaki Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF) ihracat kredilerinde sıfırlanmıştır. İhracatın finansmanı amacıyla kullanılan krediler ve ihracatı teşvik belgesi kapsamında yapılan ithalattaki %6’lık KKDF oranı da sıfıra indirilmiştir.

6 EYLÜL KARARLARI

  5 Nisan 1994 Kararları ile 6 Eylül 1995 Kararlarını karşılaştırırsak, 6 Eylül para operasyonunda olup, 5 Nisanda olmayan önlemler aşağıda ana başlıklar altında özetlenmiştir:

▼Merkez Bankası’nın kuru sabitlenmesi
▼Merkez Bankası’nın döviz devir oranlarını düşürmesi
▼Tüketici kredilerinden %10 oranında fon kesilmesi
▼Bankaların sendikasyon kredilerinden %6 oranında Kaynak Kullanım Destekleme Fonu’nun kesilmesi
▼İhracat kredilerinde KKDF’nin sıfırlanması
▼Kabul Kredili Akreditif ve mal mukabili ödeme şekline göre yapılan ithalata %6 kesinti getirilmesidir.

  2 Temmuz 1997 tarihinde Tayland’ın milli parası Baht’ı devalüe etmesiyle Güneydoğu Asya ülkelerinde başlayan ekonomik kriz hızla diğer bölge ülkelerine de yayılarak küresel bir yapıya dönüşmüştür. Tayland, Endonezya, Güney Kore, Malezya, Filipinler, Singapur, Tayvan ve dolaylı olarak Japonya ve Çin’i etkileyen mali krizin büyümesi üzerine IMF, krize müdahale etmek zorunda kalmış, Tayland ve Endonezya’ya mali destek vermiştir.

   Güneydoğu Asya Krizi’nin ardından Rusya’da ortaya çıkan siyasi ve ekonomik istikrarsızlık Türkiye’yi etkilemiş ve İMKB’sı 27 Ağustos’ta kuruluşundan (1986) sonraki ikinci en büyük düşüşü yaşamıştır. İMKB’sı %13.12 oranında düşmüş ve 2603 puana gerilemiştir. Düşüş 393 puandır. Bu gelişmeler üzerine Başbakan Mesut Yılmaz 28 Ağustos’ta bir basın toplantısı düzenleyerek krize karşı hükümetin dört önlem aldığını açıklamıştır. Bu dört önlemin krizi atlatmada yetersiz olması üzerine Hükümet Eylül ayı başında dört yeni önlemi daha yürürlüğe koyarak mali sektörü rahatlatmıştır. İMKB’daki hızlı düşüşün önüne geçilmiş, kararların ertesinde Hazine kağıtlarının faizleri büyük ölçüde gerilemiştir. Böylece Türkiye, 5 Nisan Kararlarının alınmasına yol açan ekonomik duruma düşmeden, gerekli önlemleri zamanında olarak kriz ekonomisi konusunda tecrübeli olduğunu kanıtlamıştır. (şubat krizi nolacak)

Rusya’da derinlik kazanan Borsa Krizi esnasında Türkiye’den yaklaşık 4,5 milyar Dolar çıkmıştır. Bunun 1 milyar Doları Borsadan, 3 milyar Doları bonodan, 500 milyon Doları ise sendikasyon kredilerin yenilenmemesinden kaynaklanmıştır. Nitekim MB döviz rezervlerinde bu çıkış dolayısıyla önemli sayılabilecek bir azalma meydana gelmiştir. Döviz rezervi 26 Haziran’da 26,700 milyon Dolardan 28 Ağustos’ta 21,965 milyon dolara inmiştir. 5 milyar Dolara yakın olan bu azalmanın önemli bir miktarı kısa vadeli sermaye çıkışından, bir bölümü ise dış borç ödemelerinden kaynaklanmıştır.

RUSYA KRİZİ

Rusya’da krizin ağırlaşması, Türkiye’nin seçim ortamına girmesi, özellikle tekstil ve otomotiv sektöründeki “yapısal sorunlar”, hükümeti 11 Aralık 1998 tarihinde üçüncü defa önlem almaya mecbur bırakmıştır. Ekonomik Krize Çözüm Paketi özetle şöyledir:

▼ Türkiye’ye dampingli ithalat önlenecektir.
▼ Dahilde işleme rejimi kapsamında Türkiye’ye getirilip iç piyasaya verilen mallara karşı yeni önlemler alınmıştır.
▼ İhracatın artırılması amacıyla, ihracatın ve sanayicilerin finansman maliyetlerinin azaltılması için Eximbank’a kaynak aktarılmış, Bankanın sermayesi yükseltilmiştir.
▼ Tekstil sektörünü rahatlatmak amacıyla tarım satış birliklerinin ellerindeki pamuk stoklarının 6 aya kadar vade ve faizsiz alarak sanayicilere verilmesi kararlaştırılmıştır.
▼ Tüketici kredilerini ucuzlatılarak ekonomide talep yaratmak amacıyla kaynak kullanımı destekleme primi %11’den %8’e düşürülmüştür.
▼ Gayri menkulleri ve iştirak hisseleri satılarak sağlanan gelirin sermayeye eklenmesi durumunda bundan vergi alınmaması uygulamasına, 1999 yılında da devam edilmesi konusunda düzenleme yapılması öngörülmüştür.

Otomotiv sektöründe ise, vergi indirimine gidilmeyeceğini belirtmiştir. Eğer “promosyon” yapılacaksa bunun fiyat ve kâr indirimi şeklinde olması Maliye Bakanı tarafından dile getirilmiştir. Kriz bahane edilerek işçi çıkartan kuruluşlara Eximbank’tan kaynak kullandırılmayacağı Devlet Bakanı Dr. Işın Çelebi tarafından vurgulanmıştır. Bakan Çelebi “ince ayar” olarak tanımladığı ekonomik önlemler paketiyle, ihracatı, iç üretimi ve kapasite kullanımı arttırmayı ve dolayısıyla büyümeyi sağlamayı hedeflediklerini bildirmiştir.

Türkiye, 26 Haziran 1998’de IMF ile Yakın İzleme Programı uygulaması konusunda anlaşmıştır.18 ay süreli program kapsamında Türkiye IMF den kredi istememiştir. Program, IMF kaynaklarından kullanım olmadan sadece IMF’nin onayladığı ve belli aralıklarla varılan anlaşmayı uygunluğu gözlemlemektedir. Bu kapsamda IMF uzmanları her üç ayda bir Türkiye ekonomisinin temel göstergeleriyle ilgili olarak belirlenen hedeflere ilişkin gelişmeleri gözden geçirmektedirler. Elde edilen sonuçlar kamu oyunun bilgisine sunulmaktadır.

Türkiye, Cumhuriyet tarihine 1998 yılında Vergi Reformunu gerçekleştirerek önemli bir mali düzenlemesi yapmıştır.Reform,gelirin tanımını değiştirerek kapsamını genişletmiştir. 30 Eylül 1998 tarihini Mali Milat olarak belirlemiştir. Yasa 30 Eylül’de kayıt dışı kaynakların bankalarda 1 gün süreyle bloke edilmesi zorunluluğunu getirmiş, bunun yapılması halinde, geçmişe yönelik inceleme yapılmayacağı taahhüdü verilmiştir. Böylece yaklaşık 25 milyar dolarlık para sermaye artımı ve yeni şirket kurulması yoluyla, 4 milyar dolarlık döviz bankalara yatırılarak kayıt altına girmiştir.

1999 yılı Ocak ayında ABD’nin önde gelen kredi derecelendirme kuruluşlarından S and P Türkiye’nin uzun vade de “positive” olan kredi notunu indirerek ‘stable’ (durgun) duruma getirmiştir. Böylece olumlu yönde ilerleyen kredi notu uzun vadede düşürülmüştür. Türkiye’nin kısa ve uzun vadeli döviz kredi notu eskisi gibi “B”seviyesinde tutulmuştur. S &P Türkiye ekonomisine ilişkin genel değerlendirmesinde öne çıkan olumsuz trendleri “parçalanmış ve şahsi politikaların egemenliğindeki siyaset sahnesi vergi gelirlerinin üçte ikisini götüren faiz yüküne de yansıyan mali esneksizlik, süren yüksek enflasyon beklentisi ve dış krizlerin etkilerine karşı korunaksızlık” olarak belirlemiştir.

BİR KRİZİN KRONOLOJİSİ

      Bazıları, 1994 krizi savuşturularak, halı altına süpürülerek 2001 de yeniden patlamış krizin ta kendisidir demektedir. Unutulmasın ki, 1994 krizinin de 2001 krizinin de altında büyüyen kamu açıkları var.
Açıklar ve 1994

1994 krizindeki yüksek cari açık, uzun süre bir daralma-küçülme döneminin ardından azaltıldı. 1994 boyunca ekonomi yüzde 6 küçüldü. Küçülen ekonominin ithalat talebi daralıp devalüasyon sonucunda ihracat göreli artış gösterince cari açık da 1994 sonunda kapandı hatta artıya geçti. Bu arada bavul ticareti gibi konjonktürel fırsatlar da açığı daraltmaya yaradı.
Kamu açığında ise, döneme özgü ek vergiler konuldu, gelirler artırıldı ama dövize yönelmeyi caydırmak için yüksek faiz silahı kullanılınca giderler kaleminde faizin payı yükseldi. O nedenle kamu açığı beklenen kadar olmadı. 1994’te gelir bölüşümü çok adaletsizleşti. Reel ücretler 1994 sonunda 1992’deki düzeyine geriledi. İşsizlik büyüdü.
Krizin kronolojisi

Serbest Piyasa Döviz Fiyatları

                Alış            Satış
ABD Doları        14.900        14.950
Alman Markı          8.540          8.575


OCAK 1994

18 Ocak: Döviz fiyatlarında başlayan hızlı yükseliş bugün de sürdü. Varını yoğunu satan halk parasını dövize yatırıyor. Dolar 16.420 liradan 17.050 liraya, mark 9320 liradan 9750 liraya fırladı. Borsa ise bir günde 27.563 puandan 25.907 puana düştü.
19 Ocak: Dolar 22.000 liraya tırmandı. Akşam saatlerinde Merkez Bankasının yurtdışından döviz getirdiği haberiyle dolar 18.650 liradan mark 10.550 liradan kapandı.
20 Ocak: Merkez Bankası Türk Lirası ile devreye girip dövizdeki çılgın yükselişi durdurdu. Sabah saatlerinde 4 gün içinde % 100, bir hafta için % 110 faizle bankalardan borç almaya hazır olduğunu açıkladı, faizler yükselmeye başladı. Daha sonra 2 Şubat 1994 vadesine % 120 faizle borç alacağını açıkladı.
26 Ocak: Türk Lirası % 13.6 oranında devalüe edildi. Hükümet doların yükselişini engellemek için bir izi önlem alarak uygulamaya koydu. Merkez Bankasının dolar denge kuru bugün için 17.250 olarak belirlendi.

ŞUBAT 1994

1 Şubat: Merkez Bankasının Başkanı Bülent Gültekin, devalüasyon kararı nedeniyle hükümeti eleştirerek istifa etti.
MART 1994

27 Mart: Bugün yapılan yerel seçimlerde sol partiler oy kaybederken, sağdaki partiler kârlı çıktı. Refah Partisi aralarında İstanbul ve Ankara’nın bulunduğu 27 ilin belediye başkanlığı seçimini kazanırken oylarını % 9.8’den % 17.8’e çıkardı.

NİSAN 1994

5 Nisan: Ekonomiyi darboğazdan çıkarmayı hedefleyen hükümet, bir dizi sert ekonomik tararlar aldı. Türk lirasının değeri % 38.8 oranında devalüe edildi. Ekonomi tarihine “5 Nisan Kararları” adıyla geçen bu kararlar şöyle sıralandı:

► Merkez Bankası kur belirleme sistemini değiştirdi. Kurlar, seçilen 10 bankanın verilerine göre belirlenecek. Bu gün geçerli olmak üzere doların satış kuru 32.053 lira olarak belirlendi. (1 gün önce dolar 23.078 lira olarak kalmıştı.)
► 1994 işçi ve memur maaş ödemelerinin mevcut bütçe ödenekleriyle sınırlı tutulması kararlaştırıldı.
► İşçilerin fazla mesai ücretleri % 50 kısıldı.
► Kamuda personel alımı donduruldu.
► Emekliliğe hak kazandıran prim gün sayısının belli geçiş süresi tanınarak kadın sigortalı işçi için 7200, erkek sigortalı işçi için çalışmalara başlanması kararlaştırıldı.
► SSK’nın emekli aylığında yeni katsayı sistemine geçilmesi karar altına alındı.
► Sigortaya tabi tasarruf mevduatı üst sınır 100 milyon liraya yükseltildi.
► Varlığa dayalı menkul kıymetler ile A tipi yatırım fonu katılma belgeleri repo yapabilen menkul kıymetler kapsamından çıkarıldı.
► 1 Mayıs’tan itibaren yıllık vergi iadesi uygulamasına geçilecek.
► Reklam ve turizm sektöründe KDV oranı % 23’ten % 15’e düşürüldü.
► Kurumlar ve gelir vergisi mükelleflerinden bu yıl beyan ettikleri vergi matrahları üzerinden “ek” bir vergi alınacak.
► BU yıl sonuna kadar Erdemir, TÜPRAŞ, Petrol Ofisi, Petkim, THY-Turban, Havaş ve Ditaş kısmen veya tamamen özelleştirilecek. Bu önlemlerle, “38 trilyonluk tasarruf “ hedeflenirken, zam yağmuru başladı. Akaryakıta % 45.9 ile % 90 arasında zam yapıldı. Zamla İstanbul’da süper benzinin litresi 9473 liradan 17.083 liraya, normal benzinin litresi 8562 liradan 15.432 liraya çıktı. 12 kg’lık tüp gaz 85.000 liradan 124.000 liraya yükseldi.
►  Tekel ürünlerine % 77-100 arasında zam yapıldı. Kısa Maltepe, Samsun 11.500, Tekel 2000 30.000, 70’lik rakı 115.000 lira oldu.

6 Nisan: Ekonomik paketin açıklanmasının ardından piyasada durulma beklenirken, faizlerin düşürülmesi repodan dolara kaçışa yansıdı. Dolar Tahtakale’de 7 bin lira birden artarak 40 bin liraya fırladı. Merkez Bankası ise bu durum karşısında doları % 24.8 oranında devalüe ederek 39 bin 933 liraya yükseltti. Böylece iki günde resmi devalüasyon % 73’ü buldu.

24 Nisan: Bakanlar Kurulu İmpexbank’ın da tasfiyesini karalaştırdı. 5 şubesi buluna Banka finans, menkul değerler ve yatırım bankacılığı yapıyordu. Bakanlar Kurulu, sıkıntı içindeki TYT ve Marmara Bank’ta olduğu gibi İmpexbank’ın da bankacılık işlemlerini yapma ve mevduat  kabul etme yetkisin kaldırdı.

29 Nisan: Stardad and Poor’s  (uluslar arası kredi değerlendirme kuruluşu) Türkiye’nin uzun vadeli kredi notunu bir kez daha indirerek BB’den B+’ya düşürdü.

MAYIS 1994

4 Mayıs: DİE verilerine göre tüketci fiyatları Nisan ayında % 24.7  oranıda yükseldi. Bir yıllık enflasyon ise 14 yıl aradan sonra üç haneli rakama ulaştı: % 107.4, toptan eşya fiyatları ise Nisan’da % 32.8 artarak rekor kırdı.

16 Mayıs: IMF ile 15 gündür Ankara’da sürdürülen görüşmeler tamalandı. Başkan Thomas Reichman, IMF il ebaşlangıçtan buyana 2 yıl olarak yapılan stand-by anlaşmalarının bu yıl 1 yıl olması konusunda anlaşmaya varıldığını belirtti. Başkan Reichman uygulamada olan ekonomik programı iddialı ve cesur bulduklarını söyledi.

HAZİRAN 1994

1 Haziran: TOFAŞ, ekonomik kriz nedeniyle 14 Haziran’dan itibaren üç vardiya sisteminden iki vardiyaya dönme ve 2404 işçi ile memuru işten çıkarma kararı aldı.

8 Haziran: OYAK-Renault firması da hızla artan stoklara dayanarak üretimi durdurmaya karar verdi.

TEMMUZ 1994

8 Temmuz: IMF Yönetim Kurulu, Türkiye ile stand-by anlaşması yapılması kararını görüşerek onayladı. Bu onay ile 713 milyon dolarlık IMF stand-by kredisi alma imkânına kavuştu.

AĞUSTOS 1994

5 Ağustos: Asgari Ücret Tespit Komisyonu, Türk-İş temsilcilerinin katılmadığı toplantıda, asgari ücreti hükümet ve işverenin isteği doğrultusunda belrledi.Asgari ücret, % 67.12’lik artışla 16 yaşından büyükler için net 2 milyon 759 bin lira, 16 yaşından küçükler için ise 2 milyon 330 bin lira olarak saptandı. Başbakan Yardımcıs Murat Karayalçın fındık taban fiyatını Giresun’da 45 lira olarak açıkladı.

EKİM 1994

18 Ekim: Katrilyon da hayatımıza girdi. Cumhuriyet tarihinde ilk kez, bütçe katrilyonla bağlandı. 1995 yılı bütçesi 1.4 katrilyon olarak öngörüldü.

ARALIK 1994

20 Aralık: Kamu Çalışanları Platformunun “Maaşlarda iyileştirme” için düzenlediği memur eylemi tüm yurtta yapıldı. İstanbul’da hayat felç oldu.

31 Aralık: Toptan eşya fiyatları endeksi: % 149.6, Tüketici fiyatları indeksi: % 125.5. Cumhuriyet tarihinin bu tarihe kadar ki en büyük enflasyonu 1994 yılında gerçekleşti.

OCAK 1995

2 Ocak:

ABD doları    40.400        40.700
Mark        25.900        26.150

4 Ocak: DİE, Aralık 1994 ayı enflasyonunun toptan eşyada % 8, tüketici fiyatlarında ise % 6.3 olarak açıkladı. Buna göre enflasyon, Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırarak toptan eşya fiyatlarında % 149.6, tüketici fiyatlarında ise % 125.5’e çıktı.                                                     


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim