Kas
24
2007
|
Çözümleme |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Cumartesi, 24 Kasım 2007 |
Okunma: 502 kez
Bu bölümde iki tür çözümleme yapılmaktadır. İlkinde, kimi bağımlı değişkenlerimizin bağımsız değişkenler yoluyla açıklanmasına yönelik yapılan ekonometrik analizlerin sonuçları sunulacaktır. İkincisinde ise güven-memnuniyet-rüşvet ve yolsuzluk etkileşimi irdelenecektir.
Kimi Bağımlı Değişkenlerin Belirleyicileri
Çözümlememize dahil edeceğimiz bağımlı değişkenlerimiz olarak şu değişkenlerin seçilmesinde isabet olduğu kanaatindeyiz:
1. Türkiye’nin en önemli sorununun yanıtında rüşvet ve yolsuzluğu ilk iki sorun arasında sayanlar;
2. Kurumlara duyulan güvenin derecesi;
3. Kurumların sunduğu hizmetlerden duyulan memnuniyet;
4. Kurumlarda algılanan rüşvet ve yolsuzluk;
5. Personel alımında torpil ve kayırma
5.1. Belediyeler;
5.2. Özel sektör;
5.3. Merkezi yönetim;
6. Hizmet ve ihalelerde eşitsizlik yapılması
6.1. Belediyeler;
6.2. Merkezi yönetim;
7. Hipotetik senaryoların üçünde de rüşvet vermeyi seçmek;
8. Kendisinin ya da kendisiyle aynı hanede yaşayanlardan birinin son iki yıl içerisinde rüşvet verdiğini söyleyenler;
9. Rüşvetle mücadele konusunda mevcut politikacılar içerisinde hiçbirini tercih etmeyenler;
10. Yolsuzluk ve rüşvetle mücadelede halkın hesap sorabileceği düzenlemelere gidilmesini en acil ve en önemli reform olarak görenler. Bu seçeneği dokuz kurum için bildirme imkanı bulunduğundan, bu değişken 0-9 tamsayı değerlerini alabilmektedir. Örneğin böylesi düzenlemeleri hiçbir kurum için düşünmeyenler 0, tüm kurumlar için düşünenler ise 9 değerini alacaklardır.
Bu bağımlı değişkenleri, daha önce ayrıntılı olarak sunduğumuz bağımsız değişkenlerle açıklamaya çalışacağız. Bağımsız değişkenlerimizi tekrar hatırlatacak olursak;
1. Yaşanılan şehrin konumu (1., 2., 3., 4, ve 5. Bölgeleri ayırt etmek için yaratılan kukla değişkenler—bakınız Tablo 3a);
2. Parti tercihleri (siyasal parti seçmenlerini ayırt etmek için yaratılan kukla değişkenler—bakınız Tablo 10);
3. Çalışma durumu (çalışma durumunu ayırt etmek için yaratılan kukla değişkenler—bakınız Tablo 12);
4. Yaş;
5. Cinsiyet;
6. Eğitim durumu (okul bitirmemiş olanlar, ilkokul mezunları, ortaokul mezunları, lise mezunları, ve üniversite ve üstü mezunlarını ayırt etmek için yaratılan kukla değişkenler—bakınız Tablo 4 ve 5);
7. Gazete okuma sıklığı (hiç okumayanlar, 6-7 gün okuyanlar ve 1-5 gün okuyanları ayırt etmek için yaratılan kukla değişkenler—bakınız Tablo 14);
8. Toplumsal reform karşısındaki tutumlar (tutucuları, reform yanlılarını ve radikalleri ayırt etmek için yaratılan kukla değişkenler—bakınız Tablo 11);
9. Mal sahipliği (Tablo 13’te sunulmuş olduğu şekliyle);
10. Kürtçe konuşabilenleri ayırt etmek için yaratılan kukla değişken—bakınız Tablo 15. Bu noktada Kürtçe konuşabilmeyi neden bir değişken olarak aldığımıza dair birkaç satır yazmakta yarar bulunmaktadır. Çalışmanın başlangıcında, kurumlara güvenin, hizmetlerden memnuniyetin ve algılanan rüşvet ve yolsuzluk miktarlarının etnik kökene göre fark gösterebileceği biçiminde bir hipotezimiz vardı. Bu noktadan hareketle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yerleşmiş olmak, Kürtçe bilmek ve HADEP yandaşı olmak değişkenlerini ayrı ayrı göz önüne almak istedik.
Bu bağımsız değişkenlerimize ilave olarak,
11a. Rüşvet vermiş olup-olmamak11 (Tablo 7’de sunulmuş olduğu şekliyle) kukla değişkenini 8. bağımlı değişken dışındaki tüm bağımlı değişkenlerimizi açıklamada;
11b. Hipotetik senaryoların üçünde de rüşvet vermiş olup-olmamak (Şekil 20’de sunulmuş olduğu şekliyle) kukla değişkenini de 8. bağımlı değişkenimizi açıklamada kullandık.
Bu noktada yapacağımız ekonometrik çalışmaya dair kısa bir açılım sunmakta yarar bulunmaktadır. Bağımlı değişkenlerimiz, daha önce de aktarılmış olunduğu üzere, ya 0-10 tamsayı değerlerinden ya 0-9 tamsayı değerlerinden ya da 0-1 değerlerini alabilen kukla değişkenlerden oluşmaktadır. Bağımlı değişkenlerimizden 1, 7, 8 ve 9 numaralı değişkenler 0 ya da 1 değerini alan kukla değişkenlerken; 2, 3, 4, 5 ve 6 numaralı değişkenler 0-10 tamsayı değerleri alabilen değişkenlerdir; 10 numaralı değişkenimiz ise 0-9 tamsayı değerlerini alabilir. Bağımsız değişkenlerimizde ise, 9 numaralı değişken faktör değerlerinden oluşmaktadır ve -1 ile +1 arasında bir değer alabilir; 4 numaralı değişkenimiz yaşı göstermektedir ve 18 ve üstündeki tam sayılardan oluşmuştur; geri kalan değişkenlerimiz ise kukla değişkenlerdir (0 ya da 1). Yaş ve mal sahipliği dışındaki tüm bağımsız değişkenlerimiz kukla değişkenlerden oluştuğundan çözümlememizde bir referans grubu oluşturmamız gerekmiştir. Referans grubumuzu şu şekilde oluşturduk:
• 1. değişken için: 1. İl kümesinde yaşayanlar;
• 2. değişken için: “Diğer” partileri seçenler;
• 3. değişken için: “Diğer” çalışma grubunda olanlar;
• 5. değişken için: Kadınlar
• 6. değişken için: Üniversite ve üstü mezuniyeti olanlar;
• 7. değişken için: Haftada 1-5 gün gazete okuyanlar;
• 8. değişken için: Toplumsal düzenin reform yoluyla değiştirilmesini savunanlar;
• 10. değişken için: Kürtçe bilmeyenler;
• 11a. değişken için: Kendisinin ya da ailesinden birinin iki yıl içerisinde rüşvet vermemiş olduğunu söyleyenler;
• 11b. değişken için: Hipotetik senaryoların üçünde de rüşvet vermeyi seçmemiş olanlar.
Bu durumda, kullanılan regresyon modelinin genel tanımı aşağıdaki gibidir:
Yi = + i Xi + i KDi + ui
Burada Xi sürekli değişkenleri, KDi ise kukla değişkenleri göstermektedir. Alfa (), bu model içinde KDi tarafından kapsanmayan ve yukarda açılımı sunulan tüm kategorilerden oluşan bir referans grubunun, sürekli bağımsız değişkenler sıfır değerini aldığında ortalama bağımlı değişken değerini vermektedir. Bu referans ortalama değerden her bir kukla değişkenin sapmasını ise i belirlemektedir. i, sürekli değişkenlerin bir birim değişmesinin bağımlı değişken üzerindeki etkisini göstermektedir. Bağımlı değişkenlerimiz 0 ile 10 ya da 0 ile 9 arasında değerler aldığında “En Küçük Kareler” (“Ordinary Least Squares”) tekniğini, 0 ya da 1 değerlerini aldıklarında ise “Logistic Regression” tekniğini kullandık. Tüm analizlerimiz SPSS 9.0 programı ile gerçekleştirilmiştir.
Yapılmakta olan bu çözümlemenin temel amacı, aynı set bağımsız değişkenin (1 ile 11 numaralı değişkenlerimizin) bağımlı değişkenler üzerindeki olası etkilerini ölçmeye yöneliktir ve bağımlı değişkenleri bütünüyle açıklamak değildir. Dolayısıyla dikkatimiz tek tek değişkenlerin anlamlılığını belirten “t değerlerine” çevrilmiş durumda olacaktır. Aşağıda sunulan tablolarımız özet tablolar olup, bağımsız değişkenlerimizin bir etkide bulunup bulunmadığını (t değerlerine bakarak) ve eğer bir etki söz konusuysa bu etkinin yönünü sunmaktadır; ekonometrik ayrıntılar ise yer kısıtından dolayı verilmemiştir.12 Bir ilişki bulunduğunun belirtilmesi istatistiki olarak en az %90 anlamlılık sınırlarında olduğumuz anlamına gelmektedir. Özet tablolarımızdaki anlamlılık %99 olduğunda bunu (**) ile, %95 olduğunda ise bu durumu (*) ile belirttik; dolayısıyla herhangi bir işaret konulmayan değişkenlerin anlamlılığı %90 ile sınırlıdır.
Rüşvet ve Yolsuzluğu Türkiye’nin
En Önemli İki Sorunu Arasında Görme Eğilimi
Şekil 3’te Türkiye’nin önemli sorunlarının yurttaşların gözünde nasıl sıralandığını açıklamıştık. Rüşvet ve yolsuzluğun bu sıralamadaki yeri ve yüzdesi doğal olarak diğer seçeneklerle de ilgilidir. Örneğin bir kişinin rüşvet ve yolsuzluğu ilk iki sorun arasında saymaması, mutlaka bu sorunları önemsemediği anlamına gelmez. Böyle bir sıralama bu kişi için hayat pahalılığının ve işsizliğin çok daha ciddi ve etkileyici sorunlar olmalarından kaynaklanabilir.
Rüşvet ve yolsuzluğu Türkiye’nin en önemli iki sorunu arasında sayma eğiliminin ne gibi değişkenlere bağlı olduğu incelenirse, şu ilişkiler saptanmaktadır (bakınız Tablo 16—bu tablodaki (+) işareti Türkiye’nin en önemli ilk iki sorununa rüşvet ve yolsuzluğu yerleştirme eğilimini arttırırken, (-) işareti böylesi bir eğilimi düşürmektedir):
a) İlerleyen yaşla birlikte rüşvet ve yolsuzluğu ilk iki sorun arasında sayma eğilimi güçlenmektedir. Bunun en önemli nedeni, gençler için özellikle işsizlik sorununun önde gelmesi olabilir.
b) Rüşvet ve yolsuzluğu en önemli iki sorun arasında sayma eğilimi rüşvet verdiğini söyleyenlerde daha güçlüdür. Rüşvet sorununu doğrudan yaşamış olmak sorunu önemseme derecesini etkilemektedir.
c) Rüşvet ve yolsuzluğu en önemli iki sorun arasında sayma eğilimi erkeklerde daha güçlüdür. Bu ilişkinin de doğrudan rüşvet deneyiminden kaynaklandığı, ayrıca doğrudan deneyim olmasa dahi iş yaşamı içinde yer almanın da bu bakışı güçlendirdiği söylenebilir.
d) Çalışma yaşamındaki konum açısından bakılırsa, memurların ve orta-üst yöneticilerin rüşvet ve yolsuzluğu önemseme dereceleri daha güçlüdür. Bu iki grup için işsizlik riskinin ve sorununun diğer gruplara göre daha hafif olması bu bakışta etkilidir. Uzmanlık gerektirmeyen serbest meslek mensuplarının da önemseme derecelerinin güçlü olduğu görülmektedir, bu grubun da rüşvetle görece sık karşılaşma ihtimalinin bulunmasının bu tutuma yol açtığı söylenebilir.
e) Soruna çalışmamızda temel alınan il kümeleri açısından bakılırsa, metropollerde ve 5. kümede rüşvet ve yolsuzluğun önemsenme derecesinin görece az olduğu görülmektedir. Özellikle metropollerde açık işsizliğin daha yaygın ve önemli bir sorun olmasının bu bakışta etkili olduğu söylenebilir.
f) Soruna parti yakınlıkları açısından bakıldığında, HADEP’e oy verenlerde rüşveti önemseme derecesinin görece zayıfladığı görülmektedir. Bunun başıca nedeni olarak HADEP’e yakın kişilerde diğer sorunların (örneğin işsizlik) ön planda yer alması gösterilebilir.
Kurumlara Duyulan Güveni Hangi Değişkenler Etkiliyor?
Araştırmada kurumlara güvenin ölçülmesi açısından şu kurumlar ele alınmıştı: Belediyeler, merkezi yönetim, polis, üniversiteler, Silahlı Kuvvetler, AKUT, TBMM, muhtarlıklar, siyasi partiler, Kızılay, gazeteler, mahkemeler, sendikalar ve ilk-orta öğretim. Sayılan kurumlara duyulan güveni etkileyebilecek bağımsız değişkenler olarak şu öğeler irdelenmişti: Cinsiyet, yaş, eğitim durumu, çalışma yaşamındaki konum, malsahipliği, gazete okuma sıklığı, siyasal parti eğilimi, Kürtçe bilme, il kümeleri, toplumsal düzenin değişmesi konusundaki inanç ve rüşvet vermiş olmak. Sonuçlar toplu olarak Tablo 17’de aktarılmaktadır (bu tablodaki (+) işareti adı geçen kuruma güven derecesinin yüksek olduğu kanaatinde olma eğilimini arttırırken, (-) işareti böylesi bir kanaatte olma eğilimini düşürmektedir).
Doğal olarak, her kurumla ilgili güveni aynı değişkenlerin belirlemesi söz konusu değildir. Bununla birlikte bağımsız değişkenlerin bazılarının daha genel bir etkide bulunduğu, bazılarının ise yalnızca belirli kurumlara güveni etkilediği görülmektedir.
a) Toplumsal düzenin köklü biçimde değişmesi gerektiğini savunanların (radikaller) hemen hemen tüm kurumlara (sendikalar, Kızılay ve AKUT dışında) yönelik güveni belirgin ölçüde daha zayıftır. Bu grubun bakış açısının ve yorumlarının diğer gruplara göre daha karamsar olduğu söylenebilir.
b) Eğitim düzeyinin etkisi de benzer bir niteliktedir. İlkokul ve ortaokul bitirmişlerde kurumlara güven daha yüksek eğitimlilere göre daha güçlüdür. Lisenin ve özellikle yüksek öğretimin kişileri daha eleştirel yaptığı söylenebilir. Eğitim düzeyi; siyasi partiler, sendikalar ve muhtarlıklara yönelik güvende farklılaşma yaratmazken, okul bitirmemişlerin belirgin biçimde daha çok güvendiği kurumlar arasında ilk-orta öğretim, Kızılay, belediyeler ve polisin yanında Silahlı Kuvvetler’in yer aldığı görülmektedir.
c) Cinsiyetin kurumlara güveni nasıl etkilediği irdelendiğinde, beş kurumda kadınların güveninin daha yüksek olduğu görülmektedir. Kadınların kurumlarla daha az temasta bulunmakta olmalarının ve dolayısıyla olumsuz deneyimlerle daha az sıklıkta karşılaşmış olmalarının burada bulunan yönde bir etki yaratmasını bekleyebiliriz.
d) Yaşın kurumlara güveni etkilemesi açısından üçlü bir gruplama yapılabilir: Belirli kurumlarda yaşın güveni etkilemediği görülmektedir. Silahlı Kuvvetler, üniversiteler ve ilk-orta öğretim kurumlarına güven yükselen yaşla artmakta; buna karşılık TBMM, siyasi partiler, Kızılay ve sendikalara güven yükselen yaşla zayıflamaktadır. Gözlenen odur ki, kurumlarla ilişkilerin devam ediyor ya da kısa süre önce sonuçlanmış olması bu kurumlara duyulan güveni azaltıcı bir etki yapmaktadır: Gençler, yeni liseden mezundurlar, üniversiteye gitmektedirler ya da yeni bitirmişlerdir ya da askerliklerini yeni yapmış durumdadırlar—ve bu kurumlara yaşlılara nispeten daha az güvenmektedirler. Meclis, siyasi partiler ve sendikalar yaşlı kesimin gözünde düşük puan almaktadırlar. Bu durum, uzun süreli bir deneyimle Meclis’e ve siyasi partilere duyulan güvenin zayıfladığını düşündürmektedir.
e) Çalışma yaşamındaki konumun kurumlara güvene etkisi incelendiğinde, memurların diğer gruplara göre hemen hemen tüm kurumlara daha düşük bir güven duydukları (merkezi yönetim, üniversiteler, ilk-orta öğretim ve Kızılay hariç) görülmektedir. Memurlar dışında uzmanlık gerektiren serbest meslekler ile uzmanlık gerektirmeyen serbest mesleklerde de kurumlara güvenin görece zayıf olduğu görülmektedir. Son iki grubun ticari faaliyetleri dolayısıyla devletle diğer gruplara göre daha çok ilişkiye geçtikleri düşünülürse, bu ilişkinin güveni zayıflattığı ileri sürülebilir.
f) Sosyo-ekonomik il kümeleri açısından bakıldığında, metropollerde kurumların yarıya yakın bir bölümüne güvenin görece zayıf olduğu görülmektedir. Özellikle belediyelere, Silahlı Kuvvetler’e ve mahkemeler/hukuk sistemine metropollerde güvenin düşük oluşu düşündürücüdür. Güvenin görece düşük olduğu il kümelerinden bir diğeri Doğu-Güneydoğu Anadolu’dur (4. Küme). Bu kümenin özellikle Silahlı Kuvvetler’e, ilk-orta öğretime, sendikalara ve muhtarlıklara güveninin zayıf oluşu dikkat çekmektedir. Bu güven zayıflığında bölgeye özgü sorunların ve ilişkilerin rol oynadığı söylenebilir. Belirli kurumlara güvenin görece güçlü olduğu il kümesi 5. kümedir (büyük bölümü ile İç Anadolu ve Doğu Anadolu’da bulunan iller—örneğin Erzurum, Erzincan, Elazığ, Malatya, Kayseri, Konya, Yozgat, Tokat gibi). Bu kümede özellikle merkezi yönetime, polise ve TBMM’ye güven diğer kümelere göre daha güçlüdür. Gözden kaçmaması gereken bir husus ise, aynı kümede gazetelere ve Silahlı Kuvvetler’e güvenin görece düşük oluşudur. Bu tablo bölgenin siyasal kültürünün oldukça gelenekçi ve tutucu olduğunu düşündürmektedir. Tüm kurumlar arasında güvenin (ya da güvensizliğin) bölgelere göre önemli bir farklılaşma göstermediği tek kurum siyasi partilerdir.
g) Mal sahipliğinin çoğu kuruma güveni pek etkilemediği (örneğin TBMM, siyasi partiler, Silahlı Kuvvetler, ilk-orta öğretim), bazı kurumlarda ise (merkezi yönetim, belediyeler, mahkemeler/hukuk sistemi gibi) olumlu yönde etkilediği görülmektedir. Bu ilişki, daha az mülkiyet sahibi olanların merkezi yönetime, belediyelere ve hukuk sistemine yönelik güveninin daha düşük olduğunu göstermektedir. İlginç bir nokta da mal sahipliği ile polise duyulan güven arasında bulunan negatif ilişkidir.
h) Rüşvet vermiş olanların kurumlara güveninin vermemiş olanlara göre daha zayıf olduğu açıkça görülmektedir. Rüşvet verdiğini açıklamış olanların az sayıda kurum dışında (belediyeler, üniversiteler, Silahlı Kuvvetler, AKUT ve muhtarlıklar) tüm kurumlara güvenleri diğerlerine göre daha zayıftır.
i) Parti eğilimlerinin kurumlara güven üzerinde belirli bir etki yarattığı anlaşılmaktadır. Hatırlanacağı üzere, parti eğilimlerinin etkisi açıklanırken, referans kümesi olarak yedi ana parti dışında kalan “diğer” şıkkı alınmıştır. Böyle bir karşılaştırmada, hükümeti oluşturan üç partinin (DSP, MHP ve ANAP) yandaşlarının kurumlara güveninin (özellikle TBMM, siyasi partiler, merkezi yönetim, mahkemeler/hukuk sistemi, Silahlı Kuvvetler) diğer partilere göre daha güçlü olduğu görülmektedir. Bu tablo iktidardaki partilere yandaş olmanın güveni olumlu etkilediğini göstermektedir. Polise güvende HADEP ve CHP yandaşlığı, Silahlı Kuvvetler’e güvende ise HADEP ve FP yandaşlığı güveni azaltıcı bir etki göstermektedir.
Kurumların Hizmetlerinden Duyulan
Memnuniyeti Belirleyen Değişkenler
Kurumların hizmetlerinden duyulan memnuniyet bir yönüyle hizmetin özelliklerine bağlıdır (hizmetin kalitesi, ulaşma kolaylığı, vb.), bir yönüyle de hizmetten yararlananların özelliklerine bağlıdır. Bu çalışmada, hatırlanacağı üzere, hizmetlerin özellikleri ele alınmamış, hizmetleri sunan kurumlarla ilgili genel bir memnuniyet ölçülmeye çalışılmıştı. Daha önce açıklandığı gibi, kurumların hizmetlerinden duyulan memnuniyet 0 ile 10 arasında puan verilerek belirtilmişti. Bu bölümde belirli kurumlara verilen ortalama puanların bağımsız değişkenlere bağlı olarak ne ölçüde değiştiği açıklanmaya çalışılacaktır. İncelenen kurum sayısı 10’dur. Bağımsız değişkenler ise bir önceki bölümde açıklanmıştı. Sonuçlar özet olarak Tablo 18’de sunulmuştur (bu tablodaki (+) işareti adı geçen kuruma duyulan memnuniyet derecesinin yüksek olduğu kanaatinde olma eğilimini arttırırken, (-) işareti böylesi bir kanaatte olma eğilimini düşürmektedir).
a) İlk olarak yaş değişkeninin etkisi incelenecek olursa, belirli kurumlardan duyulan memnuniyetin yaş değişkeninden etkilenmediği görülmektedir. Tapu daireleri, belediyeler, devlet hastaneleri, mahkemeler/hukuk sistemi ve gümrük bu gruptadır. Buna karşılık, yaşın yükselmesiyle hizmetten duyulan memnuniyetin arttığı kurumlar şunlardır: Trafik polisi, trafik dışı polis, ilk-orta öğretim, vergi daireleri/maliyeciler ve Silahlı Kuvvetler. Bir başka deyişle bu gruptaki kurumlardan gençlerin duyduğu memnuniyet ilerki yaştakilere göre daha düşüktür. Bu durum, gençlerin söz konusu kurumlara daha eleştirel bakmasının, buna karşılık ileri yaştakilerin iç ve dış güvenliğe önem vermesinin bir sonucu olabilir.
b) Cinsiyet değişkeni de kurumların çoğunda memnuniyeti etkilememektedir. Yalnızca tapu dairelerinde, trafik polisinde ve gümrükte erkeklerin değerlendirmeleri görece olumsuzdur. Bu durumun olası bir nedeni olarak, bu kurumlarla erkeklerin kadınlara göre daha fazla karşı karşıya gelmesi düşünülebilir.
c) Eğitim düzeyinin trafik polisi ve trafik dışı polis dışındaki kurumlarda memnuniyeti etkilediği görülmektedir. Diğer hizmetlerin tümünde ilkokul ve ortaokul bitirmiş olanlarda kurumlardan memnuniyet derecesi görece yüksektir. Kurumlardan bir bölümünde lise mezunları da memnunlar arasında yer almaktadır. Bir başka deyişle, memnuniyet derecesi birçok kurum için üniversite mezunlarında en düşüktür. Bu durum, üniversite mezunlarının beklentilerinin ve hizmetle ilgili standartlarının daha yüksek olması ile açıklanabilir.
d) Çalışma yaşamındaki konumun kurumdan memnuniyeti etkileme derecesi incelendiğinde, bu konumun tapu daireleri, devlet hastaneleri ve mahkemeler/hukuk sistemi gibi kurumlardan duyulan memnuniyeti etkilemediği görülmektedir. Öte yandan memurlar; belediyeler, trafik polisi, gümrük, vergi daireleri/maliyeciler ve Silahlı Kuvvetler’den memnuniyeti görece düşük grup olarak dikkati çekmektedirler. Emeklilerin trafik polisi ve trafik dışı polisle ilgili olarak görece düşük, buna karşılık Silahlı Kuvvetler’le ilgili olarak görece yüksek memnuniyet açıkladıkları görülmektedir. Silahlı Kuvvetler’le ilgili olarak görece yüksek memnuniyet açıklayan ikinci grup da işçilerdir. Uzmanlık gerektirmeyen serbest meslek mensupları da belediyeler ve ilk-orta öğretim için görece zayıf memnuniyet açıklamışlardır. Memurların diğer gruplara göre birçok kurumda daha eleştirel bir noktada bulunmaları ilginçtir.
e) Toplumsal düzenin köklü bir biçimde değişmesini savunan radikallerin memnuniyet derecesi diğer gruplara göre tüm kurumlarda daha düşüktür. Bu değerlendirme, düzenin köklü bir biçimde değişmesi talebiyle uyumludur. Köklü değişime de, yavaş değişime de karşı çıkanların (“tutucuların”) belediyeler, devlet hastaneleri, trafik polisi ve ilk-orta öğretimden duydukları memnuniyet belirgin biçimde daha yüksektir.
f) Kurumların hizmetlerinden duyulan memnuniyetin bölgelerden (il kümelerinden) etkilenişi incelendiğinde, daha çok İç ve Doğu Anadolu diyebileceğimiz 5. kümede polisle ilgili memnuniyetin görece yüksek olduğu, buna karşılık metropollerde devlet hastaneleri ve Silahlı Kuvvetler ile ilgili memnuniyetin görece düşük olduğu görülmektedir. Daha çok Doğu ve Güneydoğu illerini kapsayan 4. kümede ise, hastaneler, mahkemeler/hukuk sistemi ve Silahlı Kuvvetler ile ilgili memnuniyetin görece düşük olduğu anlaşılmaktadır. Hatırlanacağı üzere, il kümeleri ile ilgili analiz yapılırken, beş kümeden birinin referans birimi olarak seçilmesi söz konusudur ve yapılan değerlendirmeler görecelidir. Bu çalışmada 1. küme referans birimi olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla Tablo 18’de devlet hastaneleri ve Silahlı Kuvvetler ile ilgili memnuniyetin 1. il kümesine göre diğer kümelerde daha düşük olduğu görülmektedir.
g) Mal sahipliği değişkeninin hizmetten memnuniyeti pek etkilemediği görülmektedir. Mal sahipliği bir tek trafik dışı polisin hizmetlerinden memnuniyeti olumsuz etkilemektedir, diğer hizmetlerde ise bir fark yaratmamaktadır.
h) Rüşvet vermiş olduğunu açıklayanlar ile vermediğini belirtenler arasında memnuniyet açısından önemli bir fark vardır. Silahlı Kuvvetler, tapu daireleri ve belediyeler dışında tüm kurumlarda rüşvet vermiş olanların memnuniyet derecesi belirgin biçimde daha düşüktür. Bu tablo bir kez daha, hizmetlerden memnuniyetsizlik ile rüşvet verme eğilimi arasında bir ilişki bulunduğunu ortaya koymaktadır. Normal koşullarda hizmetlerden yararlanamamanın ya da hizmeti çok yetersiz bulmanın rüşvet verme eğilimini yükselttiği, öte yandan rüşvet vererek hizmetten yararlanmış olmanın da memnuniyetsizliği güçlendirdiği düşünülebilir.
i) Parti yandaşlığının hizmetten memnuniyeti etkileme derecesi incelendiğinde, anlamlı farklılaşmalar görülmektedir. Burada referans grubu yedi parti dışında kalan “diğer” yanıtıdır. Tablo 18 MHP yandaşlığının tüm hizmetlerde; DYP, ANAP ve DSP yandaşlığının ise hemen hemen tüm hizmetlerde memnuniyeti yükselttiğini, HADEP yandaşlığının ise belediyeler, devlet hastaneleri ve gümrük dışında tüm hizmetlerde memnuniyeti olumsuz etkilediğini göstermektedir. CHP yandaşlığının memnuniyeti etkileyişi belediyeler, tapu daireleri, trafik polisi ve trafik dışı poliste olumsuz, Silahlı Kuvvetler’de ise olumludur. FP yandaşlığı ise, belediyeler, devlet hastaneleri ve (trafik ve trafik dışı) polisle ilgili memnuniyeti olumlu, Silahlı Kuvvetler’le ilgili memnuniyeti olumsuz etkilemektedir.
j) Kürtçe konuşmanın kurumlardan memnuniyeti belirgin ölçüde etkilemediği anlaşılmaktadır. Kürtçe bilenler ile bilmeyenlerin hizmetlerden memnuniyet dereceleri önemli bir fark göstermemektedir. Bu durum, Kürtçe bilenlerin daha yoğun olarak toplandığı yerlerde o il kümelerinin ortalama davranışının Kürtçe bilenlerde de farklılık göstermediğini düşündürmektedir.
Kurumlara güven ile kurumlardan memnuniyet puanları büyük bir uyum göstermektedir ve ikisinde ortak olan bazı özellikler dikkati çekmektedir. Bu husus ilerdeki sayfalarda tekrar ele alınacaktır.
Algılanan Rüşvet ve Yolsuzluk Derecesini
Belirleyen Değişkenler
Birinci bölümde açıklandığı gibi, yurttaşlara çeşitli kurumlarda rüşvetin yaygınlığı hakkındaki izlenim ve kanıları sorulmuş ve yanıtlarını 0 ile 10 arasında bir puanla açıklamaları istenmişti. Yanıtlarda yaygınlık bakımından 7.6 puanla trafik polisi ve gümrükler başta gelirken, Silahlı Kuvvetler 2.7 puanla en altta yer almaktaydı (bakınız Şekil 10a ve 10b). Bu bölümde yine başlıca on kurum için rüşvetin yaygınlığı hakkındaki kanıların hangi bağımsız değişkenlerden etkilendiği sorusu ele alınmaktadır. Sonuçlar özet olarak Tablo 19’da sunulmuştur (bu tablodaki (+) işareti adı geçen kurumla ilgili rüşvet ve yolsuzluk derecesinin yüksek olduğu kanaatinde olma eğilimini arttırırken, (-) işareti böylesi bir kanaatte olma eğilimini düşürmektedir).
a) Tapu daireleri, belediyeler, gümrük, mahkemeler/hukuk sistemi ve Silahlı Kuvvetler ile ilgili izlenimler yaş gruplarına göre önemli bir farklılık göstermezken; devlet hastaneleri, trafik polisi, trafik dışı polis, ilk-orta öğretim ve vergi daireleri/maliyeciler alanlarında ilerleyen yaşla birlikte rüşvetin yaygınlığı hakkındaki izlenimler zayıflamaktadır. Bir başka deyişle, gençler bu kurumlarda rüşvetin yaygınlığı hakkında daha kötümserdir. Bu durumun gençlerin gerçekten daha sık biçimde rüşvetle karşılaşmalarından çok gençlerin eleştirel bakışlarından kaynaklandığı düşünülebilir. Trafik polisi ile ilgili olarak, gençlerin kuralları daha sık çiğnediği ve gerçekten daha sık rüşvet ödedikleri görüşü de ileri sürülebilir.
b) Rüşvetin yaygınlığı hakkındaki algılamalarda cinsiyetin de belirli bir etkide bulunduğu görülmektedir. Tapu daireleri, belediyeler, gümrük, trafik polisi ve vergi daireleri/maliyeciler konularında rüşvet algılaması cinsiyete göre bir farklılaşma göstermemektedir. Buna karşılık devlet hastaneleri, trafik dışı polis, mahkemeler/hukuk sistemi, ilk-orta öğretim ve Silahlı Kuvvetler ile ilgili olarak erkeklerin algıladığı rüşvet derecesi daha düşüktür. Bu durum, ilk-orta öğretimde ve devlet hastanelerinde kadınların hizmetle daha çok karşı karşıya gelmesinin bir sonucu olarak düşünülebilirse de, gruptaki diğer hizmetler için bu açıklamaya dayanmak zordur. Daha güçlü olan olasılık, belirli alanlarla ilgili olarak rüşvet konusunda kadınların erkeklere göre daha duyarlı ve daha eleştirel olmalarıdır. Anket öncesi yapılmış olan odak grup çalışmaları bize bu yönde kuvvetli sinyaller vermiştir.
c) Eğitim düzeyinin rüşvet algılamasını etkileyişi incelendiğinde, devlet hastaneleri, trafik dışı polis, mahkemeler/hukuk sistemi, vergi daireleri/maliyeciler ve Silahlı Kuvvetler’de eğitim düzeyinin rüşvet algılamasını etkilemediği; buna karşılık tapu daireleri, belediyeler ve gümrük ile ilgili rüşvet algılamasında eğitim seviyesinin azalmasıyla rüşvet algılamasının düşmekte olduğu görülmektedir. Ancak, okul bitirmemişlerin ilk-orta öğretim kurumlarındaki rüşvet seviyesini yüksek görmeleri düşündürücüdür.
d) Mal sahipliği özelliği de rüşvet algılamasını etkileyen bir değişken olarak dikkat çekmektedir. Mal sahipliği tapu daireleri, gümrük, vergi daireleri/maliyeciler ve trafik polisi alanlarındaki rüşvet algılamasını yükseltmektedir. Bu durum mal sahibi olanların söz konusu kurumlarla daha sık ilişkiye geçmesiyle açıklanabilir.
e) Rüşvet vermiş olduğunu açıklayanların rüşvet algılamaları da görece yüksektir. Özellikle tapu daireleri, gümrük, devlet hastaneleri, trafik polisi, trafik dışı polis ve vergi daireleri/maliyeciler alanlarında rüşvet vermiş olmak rüşvet algılamasını belirgin biçimde yükseltmektedir. Bir başka deyişle, kendisi rüşvet vermiş kişiler vermemiş kişilere göre daha kötümser bir bakışa sahiptirler, bir anlamda deneyimlerini genellemektedirler. Bu ilişkinin de iki yönlü olduğu düşünülebilir: Rüşvetin çok yaygın olduğunu düşünenler kendilerinin de rüşvet vermesini bir anlamda haklı ve normal görmekte olabilir.
f) Kişilerin toplumsal düzen hakkındaki görüşleri ile rüşvetin yaygınlığı algılamaları açık bir ilişki göstermektedir. İlk-orta öğretim dışındaki tüm alanlarda, toplumsal düzenin köklü biçimde değişmesini savunanların rüşvet algılamaları diğer gruplara göre belirgin biçimde daha yüksektir. Radikal görüşteki kişiler diğer kişilere göre sorunun daha yaygın olduğunu düşünmektedirler.
g) İl kümelerinin rüşvetin yaygınlığı algılaması incelendiğinde, bazı ilişkiler açık biçimde dikkati çekmektedir. Burada 1. il kümesinin referans birimi olarak alındığını anımsayalım. Birçok hizmet için (belediyeler, mahkemeler/hukuk sistemi, ilk-orta öğretim, vergi daireleri/maliyeciler ve Silahlı Kuvvetler) metropollerde rüşvet algılaması diğer il kümelerine göre daha yüksektir. Bunda metropollerde rüşvetin gerçekten daha yaygın olması olasılığı yanında, metropollerde yaşayanların daha eleştirel olması olasılığı da rol oynayabilir. Silahlı Kuvvetler dışında birçok alanda İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu diyebileceğimiz il kümelerinde (4. ve 5.) rüşvet algılaması görece düşüktür. Ekonomik ve sosyal olarak daha az gelişmiş olan bu bölgelerde rüşvetin gerçekten daha az yaygın olduğu düşünülebilir. Öte yandan Silahlı Kuvvetler’le ilgili algılamanın aynı bölgelerde görece yüksek olması söz konusu bölgelerde egemen olan politik kültürle açıklanabilir.
h) Parti tercihlerinin rüşvetin yaygınlığı algılamasını etkileyişi incelendiğinde, kurumlara güven ve hizmetlerden memnuniyet analizleriyle uyumlu bir tablo görülmektedir. İncelenen on kurumdan belediyeler dışındaki dokuzunda HADEP yandaşlığı rüşvet algılamasını yükseltmektedir. Bir başka deyişle, HADEP’liler rüşvetin yaygınlığı konusunda diğer partililere göre daha kötümserdirler. Belediyeler konusunda böyle olmayışının başlıca nedeni de, Güneydoğu’da birçok belediye başkanının HADEP’li olmasıyla açıklanabilir. FP yandaşlığı mahkemeler/hukuk sistemi ve Silahlı Kuvvetler ile ilgili, CHP yandaşlığı da trafik dışı polisle ilgili rüşvet algılamasını yükseltmektedir. Öte yandan DYP ve MHP yandaşlığı birçok kurumla ilgili (trafik polisi, ilk-orta öğretim, gümrük, vergi daireleri/maliyeciler gibi) rüşvet algılamasını düşürmektedir. Bu partilerin yandaşlarının devletin kurumlarına daha sıcak baktıkları, daha çok sahip çıktıkları söylenebilir.
i) Kürtçe bilmenin ilk-orta öğretim, gümrük ve vergi daireleri/maliyeciler için rüşvet algılamasını yükselttiği görülmektedir. Daha önce Doğu ve Güneydoğu il kümelerinin (özellikle gümrükler ve vergi daireleri/maliyeciler için) ters yönde bir etki yarattığı belirtilmişti. Burada Kürtçe bilmenin tek başına farklı bir etki yaptığı anlaşılmaktadır.
Personel Alımında Kayırma Olduğu Görüşü
Hangi Değişkenlere Bağlı?
Birinci bölümde açıklandığı gibi, ankete katılan kişilerin 3/4’ü devlet sektöründe ve belediyelerde işe almada “torpil” ve kayırmanın rol oynadığı görüşündeydi. Aynı oran özel sektör için de 1/2’ye yakındı. Bir başka deyişle, işe almalarda bilgi, beceri ve deneyim gibi nesnel ölçütlere bakıldığını düşünenlerin oranı belediyeler ve devlet sektörü için hayli düşüktür, özel sektör için de 1/2 dolayındadır. Acaba bu bakış açısı özellikle hangi değişkenlerden etkilenmektedir? Devlet sektörü ve belediyeler hakkındaki değerlendirmeler birbirine oldukça yakındır ve bağımsız değişkenlerden etkilenişleri de benzerlik göstermektedir. Bu arada, belediyelerle ilgili kanıların devlet sektörüne göre kısmen daha olumsuz olması, bir yandan kişilerin belediyelere daha yakın olması, öte yandan belediyelerdeki istihdam kararlarında gerçekten daha gevşek davranılması ile ilgili olabilir. Sonuçlar özet olarak Tablo 20’de sunulmuştur (bu tablodaki (+) işareti personel alımında bir kayırmanın olmadığı kanaatini taşıma ihtimalini arttırırken, (-) işareti böylesi bir kanaatte olma eğilimini düşürmektedir).
a) Toplumsal düzenin köklü biçimde değişmesi gerektiğini savunan kişiler diğer görüşteki kişilere göre belediyeler ve kamu kesimindeki istihdam kararları hakkında daha olumsuz bir kanıya sahiptirler, ki bu beklenen bir tablodur.
b) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da belediyelerde istihdamda kayırmanın olmadığı görüşü görece güçlüdür. Bu durum, bölgede merkezi devlete güvenin görece zayıf olması, belediyelere güvenin ise görece yüksek olması ile açıklanabilir.
c) Diğer partilere göre DSP ve ANAP’lılar istihdamda kayırma olmadığı görüşünü daha güçlü bir biçimde benimsemektedirler; bu durumun iktidar partisi olmak ile ilişkili olduğu düşünülebilir. Aynı açıklama, FP yandaşlarının belediyelerdeki istihdam kararlarını görece olumlu değerlendirmeleri hakkında da ileri sürülebilir.
d) Tek başına özel sektördeki istihdam kararları göz önüne alındığında, ANAP yandaşlarında istihdamda kayırma olmadığı görüşünün görece güçlü olduğu görülmektedir; bu durumun ANAP’ın özel sektöre bakışıyla ilgili olduğu düşünülebilir. Rüşvet vermiş olan kişilerde de özel sektörde istihdam hakkında görece olumlu bir değerlendirme görülmektedir. Bu durumun söz konusu kişilerin devlet sektörü ve belediyeler hakkında olumsuz yargılara sahip olmaları ve özel sektöre daha sıcak bakmaları ile ilgili olduğu düşünülebilir. Kürtçe konuşanların ve işsizlerin özel sektörde istihdam hakkında görece olumsuz görüşler taşıdıkları anlaşılmaktadır; bu durum söz konusu grupların doğrudan olumsuz deneyimlere sahip olmuş olmaları ya da özel sektörde şanslarını yüksek görmemeleri gibi etkenlerle ilgili olabilir. Benzer bir yorum eğitim değişkeni için de geçerli olabilir. Üniversite altında eğitimi olanların özel sektördeki istihdam kararlarını olumlu değerlendirmedikleri görülmektedir. Bu değerlendirmeler hakkında bir yandan düşük eğitimli ve birbirine yakın nitelikteki kişiler arasında yapılacak bir seçimin öznelliğe daha açık olduğu söylenebilir, öte yandan düşük eğitimli kişilerin iş bulma şansının düşük oluşunun da böyle bir olumsuz yargıya yol açtığı düşünülebilir. Son olarak tutucu kesimin özel sektördeki istihdam kararlarını olumlu değerlendirmediği anlaşılmaktadır; bu durumdan tutucu kesimin özel sektöre genelde sıcak bakmadığı izlenimi edinilebilir.
Merkezi Yönetimde ve Belediyelerde
İhaleler ve Hizmet Sunumu Hakkındaki
Görüşleri Etkileyen Değişkenler
Birinci bölümde merkezi yönetimin ve belediyelerin hizmet sunumunda ve ihalelerde eşit davranıp davranmadığı hakkındaki yanıtlar sunulmuştu (bakınız Şekil 8a-8d). Bu yanıtlar şu üç hususu ortaya koymaktaydı: (i) Yurttaşların çoğu gerek merkezi yönetimde, gerek belediyelerde hem hizmet sunumunda, hem ihalelerde eşitlik kuralına uyulmadığı görüşündedir (0-4 puan verenler). (ii) Yurttaşların kanıları ihalelerde hizmet sunumuna göre daha olumsuzdur. (iii) Yurttaşların kanıları merkezi yönetimde belediyelere göre daha olumsuzdur. Sonuçlar özet olarak Tablo 21’de sunulmuştur (bu tablodaki (+) işareti hizmet sunumu ve ihalelerde eşit davranıldığı kanaatinde olma eğilimini arttırırken, (-) işareti böylesi bir kanaatte olma eğilimini düşürmektedir).
Şimdi özellikle hangi bağımsız değişkenlerin bu konudaki kanılarda etki yarattığını incelersek, ilk dikkati çeken değişkenler, eğitim düzeyi, rüşvet vermiş olma ve toplumsal düzene bakış etkenleridir.
a) Eğitim düzeyi en düşük olan grup merkezi yönetimde ve belediyelerde eşit davranıldığı görüşünü benimseyen gruptur.
b) Rüşvet vermiş olanların ise merkezi yönetimdeki ve belediyelerdeki davranış hakkındaki görüşleri rüşvet vermemiş olanlara göre daha olumsuzdur.
c) Toplumsal düzene bakışları radikal olan kişiler merkezi yönetimde ve belediyelerde eşitlik kuralının çiğnendiğini düşünmeye daha yatkındırlar.
d) Parti yandaşlığının bu konudaki bakış açısına etkileri incelendiğinde, ANAP, MHP, DSP ve DYP yandaşlığının bakış açısını olumlu yönde etkilediği görülmektedir. Daha önce de görüldüğü gibi, iktidar partilerinin yandaşlığı bu gibi soruların yanıtlarını olumlu yönde etkilemektedir. Merkezi yönetimin hizmet sunumunda HADEP, belediyelerin hizmet sunumunda da CHP yandaşları eşitlikten uzaklaşıldığı görüşündedir. CHP yandaşlarının bu fikirde olmaları bir olasılıkla 1990’ların başında çok fazla belediyede yönetimde olmaları ve daha sonra çok sayıda belediyeyi yitirmiş olmalarıyla açıklanabilir.
Üç Senaryoda da Rüşvet Vermeyi Seçenler
Daha önce geniş olarak açıklandığı gibi, rüşvet verme eğilimini ölçmek üzere üç senaryo kurgulanmıştı: Hız sınırını aşma, tapu dairesinde acil bir durumda dosya isteme ve izinsiz kat inşaatı. Hatırlanacağı üzere, üç senaryonun üçünde de rüşvet vereceğini belirtenlerin oranı %19’du. Bu kesimin özelliklerini anlamaya yönelik çözümlememizin sonuçları özet olarak Tablo 22’de sunulmuştur (bu tablodaki (+) işareti üç senaryoda da rüşvet verme ihtimalini arttırırken, (-) işareti böylesi bir eğilimi düşürmektedir). Bu kitlenin hangi özelliklerden etkilendiği irdelenince:
a) Eğitim düzeyinin, mal sahipliğinin ve toplumsal düzene bakışın bir etki yapmadığı görülmektedir.
b) Erkeklerde ve daha önce rüşvet vermiş olanlarda üç senaryoda da evet yanıtının daha yüksek olduğu görülmektedir. Erkeklerin iş yaşamı içinde daha aktif yer almalarının da etkisiyle rüşvet vermeyi kadınlara göre daha olağan karşıladıkları ileri sürülebilir. Anket çalışması öncesinde İstanbul, Ankara, Bursa ve Diyarbakır’da gerçekleştirilen odak grup çalışmalarında da kadınların rüşvet vermeye daha çok tepki duydukları gözlemi yapılmıştı. Daha önce rüşvet vermiş olanlarda üç senaryoda evet yanıtının daha yüksek olması kolay anlaşılacak bir ilişkidir.
c) İlerleyen yaşın üç senaryoda da evet deme olasılığını düşürdüğü görülmektedir. Bu durum gençlerin rüşvet vermeye daha açık oldukları anlamına gelmektedir ve son yıllarda değer yargılarında bir aşınmadan söz eden görüşleri akla getirmektedir.
d) Düzenli olarak gazete okuyanların üç senaryoda da evet yanıtlarının düşük olduğu anlaşılmaktadır. İyimser bir yorumla, olaylarla ve sorunlarla sürekli olarak ilgilenenlerin rüşvete olumsuz baktıkları düşünülebilir.
e) Çalışma konumu açısından bakıldığında, uzmanlık gerektirmeyen serbest meslek grubunun rüşvet vermeye daha meyilli olduğu görülmektedir. Bu grubun kendi işini yürütmek amacıyla kamu kurumlarıyla oldukça sık karşı karşıya geliyor olması nedeniyle rüşvet vermeye daha eğilimli olabileceği akla gelmektedir.
f) İl kümelerinden Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve Kürtçe konuşanlar grubunda bulunmanın üç senaryoda da rüşvet verme eğilimini yükselttiği görülmektedir. Bu tabloyu sisteme güvensizlik ve inançsızlıkla açıklamak olanaklıdır.
g) Parti yandaşlığının etkisi incelenirken, yedi ana parti dışında kalan “diğer” grubunun referans birimini oluşturduğu bir kez daha anımsanmalıdır. MHP, HADEP, DSP, DYP ve ANAP yandaşlığı üç senaryoda da rüşvet verme eğilimini yükseltmektedir.
Rüşvet Vermiş Olanların Özellikleri
Ankette “siz ya da sizinle aynı hanede yaşayanlardan biri (…) kuraldışı bir ödeme yaptı mı ya da hediye götürdü mü?” sorusuna olumlu yanıt verenlerin oranı %18.1’dir (Tablo 7). Sonuçlar özet olarak Tablo 23’te sunulmuştur (bu tablodaki (+) işareti rüşvet vermiş olma olasılığını arttırırken, (-) işareti böylesi bir olasılığı düşürmektedir). Rüşvet verme eyleminde bulunmuş olanların bağımsız değişkenlerle ilişkileri bir önceki tablo ile uyumlu bir görünüm sunmaktadır. Burada “rüşvet vermiş olmak” daha önceki ve daha sonraki analizlerdeki gibi bir bağımsız değişken değil, tam tersine bağımlı bir değişkendir. Bu durumda “senaryoların üçünde de rüşvet vermeyi seçmek” bağımsız değişken olarak analize dahil edilmiştir. Üç senaryoda da rüşvet vereceğini söyleyenlerle, son iki yılda rüşvet verdiğini söyleyenlerin özellikleri önemli ölçüde örtüşmektedir.
a) Rüşvet verme fiili erkeklerde, mal sahiplerinde ve üç senaryoda da rüşvet vermeyi tercih etmiş olanlarda daha yüksektir.
b) İl kümelerinden metropollerin rüşvet vermede öne geçmiş olması ekonomik yapı ve ilişkiler dolayısıyla anlaşılabilir bir durumdur.
c) İlerleyen yaşın olumsuz bir etkide bulunması, bir başka deyişle rüşvet vermiş olma durumunun gençlerde görece yüksek olması daha önceki bulgularla uyumludur.
d) Parti yandaşlığı açısından bakıldığında, rüşvet vermiş olma durumu HADEP yandaşlarında görece yüksek, DYP yandaşlarında ise görece düşüktür.
e) Çalışma yaşamındaki konum açısından uzmanlık gerektirmeyen serbest mesleklerin ön planda gelmesi sürpriz değildir. Bu grupla ilgili olarak daha önce yapılan açıklamanın burada da geçerli olduğu söylenebilir.
Yolsuzlukla Mücadelede Hiçbir Politikacıya
Güvenmeyenlerin Özellikleri
Birinci bölümde açıklandığı gibi, yurttaşların yolsuzlukla mücadeleye bakışlarını aydınlatmak amacıyla bu mücadelede kimlere güvendikleri sorulmuştu. Bu soruda deneklere hiçbir isim önerilmiyor ve yanıtlarda en çok üç isim alınıyordu. Ekim-Kasım 2000’de uygulanan ankette en üst sıralara yerleşen isimler İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer olmuştu. Öte yandan, soru yöneltilen kişilerin yaklaşık 1/4’ü “hiçbiri” yanıtını vererek tümüyle umutsuz olduğunu belirtmişti. Yolsuzluk ve rüşvetle mücadele konusunda tümüyle güvensiz ve umutsuz olan bu kitlenin temel özelliklerini araştırmak, bir başka deyişle bu tutumun hangi bağımsız değişkenlerden kaynaklandığını irdelemek önem taşımaktadır.
Tablo 24, “hiçbiri” yanıtı verenler hakkında bazı ipuçları sunmaktadır. Tablodaki (+) işareti günümüzün devlet ve siyaset adamlarını güvenilir bulmama eğilimini arttırdığını, (-) işareti ise bu eğilimin zayıfladığını, dolayısıyla güvenin arttığını göstermektedir.
a) Hiçbir politikacıya güvenmeme eğilimi, yaş gruplarına, rüşvet vermiş olup olmama ve eğitim düzeyine göre belirgin bir farklılaşma göstermemektedir.
b) Erkeklerde güvenmeme eğilimi görece düşüktür. Bu saptama kadınların rüşvet karşısındaki tepkisinin daha güçlü olduğunu ortaya koyan önceki bulgularla uyumludur.
c) İl kümelerinden Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve Kürtçe konuşanlar grubunda güvensizliğin yükseldiği görülmektedir ve bu da daha önceki bulgularla uyumludur. Kurumlara güven, kurumların hizmetlerinden memnuniyet ve yolsuzluk ve rüşvetin yaygınlığı algılaması konularında da benzer farklılaşmalar görülmüştü.
d) Eğitim düzeyine göre bir farklılaşma söz konusu olmazken, gazete okuma alışkanlığının bir fark yarattığı görülmektedir. Sürekli gazete okuyanlarda güvenmeme eğilimi zayıflamakta, okumayanlarda ise bu eğilim güçlenmektedir. Sürekli gazete okuyanların özellikle 2000 yılında arttığı gözlenen yolsuzlukla mücadele ile ilgili haberlerden etkilendikleri düşünülebilir.
e) Güveni görece yüksek bir grup da koalisyon partileridir. DSP, MHP ve ANAP yandaşlarında güvenmeme eğilimi daha zayıftır. Bu durum da daha önceki bulgularla uyumludur. İktidardaki partilerin yandaşları birçok konuda muhalefetteki partilerin yandaşlarına göre daha iyimser ve umutlu görülmektedirler.
f) Toplumsal düzen hakkındaki görüşlere bakılacak olursa, iki uç diyebileceğimiz radikaller ile tutucuların değerlendirmeleri örtüşmekte ve her iki grupta da güvenmeme eğilimi güçlü çıkmaktadır.
Rüşvetle Mücadelede Halkın Hesap Sorabileceği
Düzenlemeleri Tercih Edenlerin Özellikleri
Hatırlanacağı üzere, toplumun rüşvet ve yolsuzlukla mücadelede kurumlar bazında hangi yaklaşım ve yöntemleri önemli ve öncelikli gördüğü öğrenilmişti. Bu yöntemlerden biri de “halkın hesap sorabileceği düzenlemelere gidilmeli” seçeneğiydi. Halkın hesap sorabileceği düzenlemelere gidilmesi seçeneği farklı kurumlarda %14 ile %21 arasında değişen bir paya sahiptir (toplam seçenek sayısının altı olduğunu anımsatalım), bu da yurttaşların rüşvet ve yolsuzlukla mücadelede bugüne göre daha aktif bir rol oynamak istediklerini göstermektedir. Tablo 25, bu seçenekte hangi bağımsız değişkenlerin etkide bulunduğunu göstermektedir. Tablodaki (+) işareti halkın hesap soracağı düzenlemelerden yana tercihte bulunma eğilimini arttırdığını, (-) işareti ise bu eğilimin zayıfladığını göstermektedir.
a) Bu tür düzenlemelere gidilmesi isteği metropollerde daha yüksek bulunmaktadır ve bu beklenen bir durumdur.
b) Gazete okumayanların ve emeklilerin bu yönteme soğuk bakan grupları oluşturmaları sürpriz olmamalıdır.
c) Toplumsal düzenle ilgili görüşleri radikal olanlar böyle bir talebi özellikle sahiplenmektedirler.
d) Parti yandaşlığının etkisine bakıldığında, iktidardaki partilerin (ANAP, MHP ve DSP) yandaşlarının böyle bir tercihe uzak durdukları, buna karşılık HADEP yandaşlarının böyle bir seçeneği destekledikleri görülmektedir.
e) Eğitim düzeyi, cinsiyet, mal sahipliği gibi değişkenlerin net bir etkide bulunmadığı görülmektedir.
Güven-Memnuniyet-Rüşvet Etkileşimi
Bir dizi bağımlı değişkenin belirleyicilerine yönelik yaptığımız çözümlemeye şimdi de güven-memnuniyet-rüşvet etkileşimindeki kurumlar düzeyinde çözümlemeyle devam edelim. Hipotezimiz güven ile memnuniyet arasında pozitif bir ilişki olması, güven ile algılanan yolsuzluk ve memnuniyet ile algılanan yolsuzluk arasında ise negatif bir ilişki bulunmasıdır. Şekil analizlerimiz zaten bu hipotezimizi doğrulayan sinyaller vermişti. Burada, ikili ilişkiler kurumlar bazında “En Küçük Kareler” yöntemiyle incelenmiştir.
Elde edilen sonuçlar beklentileri doğrular niteliktedir: Tablo 26’dan izlenebileceği üzere, kurumların hizmetlerinden duyulan memnuniyetle kurumlarda algılanan yolsuzluk arasında negatif ve istatistiki olarak (%99 güven aralığında) anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Tablo 27 ise kurumlara duyulan güvenle kurumlarda algılanan yolsuzluk arasında negatif ve istatistiki olarak (%99 güven aralığında) anlamlı bir ilişki bulunmakta olduğunu göstermektedir. Son olarak, Tablo 28’den izlenebileceği üzere, kurumlara duyulan güvenle kurumların hizmetlerinden duyulan memnuniyet arasında pozitif ve istatistiki olarak (%99 güven aralığında) anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Çözümleme
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|