Kas
24
2007
|
Bağımlı Değişkenler |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Cumartesi, 24 Kasım 2007 |
Okunma: 457 kez
Çalışmanın amacında, yukarda belirtilmiş olduğu gibi, bir anket çalışması ile görüşülen kent nüfusuna kurumlara güven, kurum hizmetlerinden memnuniyet, çeşitli mesleklere atfedilen dürüstlük derecesi, kurumlarda algılanan yolsuzluk düzeyi, yolsuzlukla mücadele ve diğer bağlantılı konularda çeşitli soruların yöneltilmesi bulunmaktaydı.
Bu sorular kümesi bağımlı değişkenlerimizi oluşturmaktadır. Bu bölümde, bağımlı değişkenlerimizi oluşturan sorularımız, anketimizde yer aldığı biçimiyle okuyucuya aktarılacak ve alınan sonuçlar kısa bir tartışma eşliğinde ve elden geldiğince de bu konuda yapılmış olan diğer çalışmalara gönderme yapılarak sunulacaktır.
Türkiye’nin Çözülmesi Gereken Sorunları
Yolsuzluk araştırmasının başında, toplumun yolsuzluk sorununa ne denli önem verdiğinin belirlenebilmesi ve verdiği önemin zaman içerisinde bir değişim gösterip göstermediğinin anlaşılması için önceki çalışmalarla karşılaştırma yapılabilmesi açısından ilk olarak şöyle bir soru yöneltilmiştir:
Şimdi okuyacaklarım arasında sizce şu an Türkiye’nin çözülmesi gereken en önemli iki sorunu nedir?
Enflasyon/Hayat pahalılığı
İşsizlik
PKK/Güneydoğu sorunu
Rüşvet ve yolsuzluk
Eğitim
Ahlaki yozlaşma
Demokrasi/Fikir özgürlüğü
Sağlık/Sosyal güvenlik
Ayrıca, kişilerin başka sorunları da sayabilecekleri ihtimalinden hareketle iki adet “diğer” kolonu açılmıştır. Sorulara verilen yanıtların (en önemli ilk iki sorun içerisinde görmenin) toplam içerisindeki yüzdeleri Şekil 3’te gösterilmiştir.
Görüldüğü gibi, rüşvet ve yolsuzluk sorunu verilen yanıtlar içinde %14’lük bir pay alarak ülke gündeminde çözülmesi gereken sorunlar listesinde üçüncü önemli sorun olarak algılanmaktadır. Soruda en önemli iki sorun istendiği için yanıtlar önde gelen sorunlarda toplanmaktadır.
Dolayısıyla yanıtlardan sosyal güvenliğin ya da demokrasinin önemsenmediği anlamı çıkartılamaz. Yanıtlar bu sorunların en önemli iki sorun arasında görülmediğini göstermektedir. Benzer sorgulamaların yapıldığı önceki araştırmalarla karşılaştırıldığında bu sonuç dikkat çekicidir. 1993 yılında Veri Araştırma tarafından TÜSES için yürütülen çalışmada açık uçlu olarak Türkiye’nin “en önemli” sorunu sorulmuştur. Açık uçlu soruya verilen değişik yanıtlar gruplanırken rüşvet ve yolsuzluk, “manevi değerlerin bozulması” kategorisine dahil edilmiş ve ancak %1.4’lük bir kitlenin seçimi olmuştur (TÜSES Vakfı, 1995:64). International Republican Institute (IRI) tarafından 1995’te yapılan araştırmada (IRI, 1995a, 1995b) kentte yaşayanlara belediyeyle ilgili işlerinde rüşvet verip vermedikleri sorulmuş ve %12’lik bir kitleden evet cevabı alınmıştır. 1996 yılında TÜSES tarafından yapılan ve yine açık uçlu, ancak bu kez Türkiye’nin “acil çözüm bekleyen en önemli” sorunu olarak formüle edilen soruya verilen yanıtlarda rüşvet ve yolsuzluğa hiç rastlanmamaktadır (TÜSES Vakfı, 1996:54). 1998 yılındaki çalışmada aynı soru yinelenmiş ve bu kez gelen yanıtlarda yaklaşık %1’lik seçmen kitlesi rüşvet ve yolsuzluğu ülkenin acil çözüm bekleyen sorunu olarak göstermiştir (TÜSES Vakfı, 1999:61). İstanbul Mülkiyeliler Vakfı/Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından 1998 yılında yürütülen ve 15-27 yaş arası ülke kent genelini yansıtır bir gençlik araştırmasında ise “Türkiye’yi gençler yönetse ilk el atacakları sorun ne olurdu?” sorusunda rüşvet ve yolsuzluk yanıtı verenler ancak beşinci sırada yer almışlardır (ilk üç sıraya bu seçeneği yerleştirenlerin oranı %6.5’tir) (Konrad Adenauer Vakfı, tarihsiz:86).
Kasım 1994’ten beri değişik aralıklarla benzer formatta ülke gündeminin önemli sorunlarını sorgulayan Strateji|MORI’nin sonuçlarına bakıldığında Susurluk skandalının ülke gündeminde baş konu haline geldiği dönemlerde bile rüşvet ve yolsuzluk seçeneğinin seçmenler tarafından ülkenin çözülmesi gereken en önemli sorunları listesinde ancak %12’lik bir kitlenin seçimi olduğu görülmektedir (Strateji|MORI, 1997). Mart 2000 tarihine gelindiğinde enflasyon/hayat pahalılığı ve işsizliğin ardından rüşvet ve yolsuzluk ülke gündeminde üçüncü olarak çözüm bekleyen en önemli sorunlar sıralamasına girmiş görünmektedir (Strateji|MORI, 2000).
Burada kullandığımız şekliyle, Türkiye’nin çözülmesi gereken en önemli sorununa ait yanıtlar bir sıralama niteliğinde olduğundan, rüşvet ve yolsuzluğun seçmenler gözündeki öneminin yükselişinin ardında neden olarak ya diğer sorunların önemini yitirdiği ya rüşvet ve yolsuzluk sorununun daha önemli algılanmaya başlandığı ya da her ikisinin birlikte gerçekleştiği sonucunu çıkarmak mümkündür. Hayat pahalılığı ve işsizlik sorunlarının azaldığını söylemek zordur. Rüşvet ve yolsuzlukla ilgili olarak son bir yılda yaşanan gelişmelerin ve bu gelişmelerin kamuoyuna yansıtılmış olmasının bu değişimde rol oynamış olması güçlü bir olasılıktır.
Kurumlara Güven
Çeşitli kurumlara duyulan güven ile rüşvet ve yolsuzluk algılaması arasında önemli bir ilişki olması beklenir. Bu bakışla, kurumlara duyulan güveni ölçmek amacıyla şu soru yöneltilmiştir:
Aşağıda size sayacağım kurumların her birine ne derece güvendiğinizi 0 ile 10 arasında bir puan vererek söyler misiniz? Eğer kuruma hiç güvenmiyorsanız 0, tamamen güveniyorsanız da 10 vererek değerlendirebilirsiniz.
Belediyeler
Merkezi yönetim
Polis
Üniversiteler
Silahlı Kuvvetler
AKUT-Arama Kurtarma Derneği
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Muhtarlıklar
Siyasi partiler
Kızılay
Gazeteler
Mahkemeler/Hukuk sistemi
Sendikalar
İlk-orta öğretim kurumları
Verilen yanıtlardan türetilen iki şekil okuyucunun dikkatine sunulmaktadır. İlkinde, kurumlara verilen güven puanlarının her kurum için ortalaması alınmış ve kurumlar en yüksekten en düşüğe doğru sıralanmıştır. Yanıtlar yaklaşık 1 yıl önce yapılmış olan Adaman & Çarkoğlu (2000) çalışmasıyla paralellik göstermektedir. Dolayısıyla bulguların içinde bulunulan döneme özgü ya da konjonktürel olmadığı söylenebilir.
Kuşkusuz, burada “güven”den ne anlaşıldığı çok önemlidir. Soruda güven kavramı tanımlanmamış ve dolayısıyla kişilerden bu kavramdan ne anlıyorlarsa ona göre yanıt vermeleri beklenmiştir.
Dolayısıyla güven puanlarını kurumların kendi alanları ve işlevleriyle ile ilgili olarak yorumlamak ve değerlendirmek doğru olacaktır. Yaklaşık başabaş en yüksek puanları Silahlı Kuvvetler ve AKUT 8’e yakın ortalamayla almaktadır. Bu iki kurumu önemli bir ortalama puan düşmesiyle üniversiteler, ilk-orta öğretim kurumları ve muhtarlıklar izlemektedir (5.5 civarındaki puanlarla). Ortalama 5 puan alan polis ve mahkemeler/hukuk sistemini izleyen kurumların hepsi (sendikalar, belediyeler, Kızılay, gazeteler, merkezi yönetim, TBMM ve siyasi partiler) ortalamalar anlamında güvenilmeyen kurumlar olarak kategorize edilmişlerdir. Şekil 4a Türkiye’de kurumlara güvenin genel olarak düşük olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dikkati çeken diğer bir bulgu, merkezi yönetimin, Meclis’in ve siyasi partilerin güven skalasında en altta olmalarıdır.
Kurumlara duyulan güvenle ilgili yanıtları biraz daha ayrıntılı incelemek ek bilgiler sağlayacaktır. Yukarda kurumlara duyulan güven her kurum için bir ortalama değer olarak sunulmuştu. İkinci aşamada yapılan ise, yanıtların güvenenler ve güvenmeyenler şeklinde iki gruba bölünmesidir. Güvenenler grubu, güven puanı 6 ile 10 arasındakilere; güvenmeyenler grubu ise, 0 ile 4 arasındaki puanlara karşılık gelmektedir. Dolayısıyla kuruluşlar bazında verilen yanıtların “güvenenler” ve “güvenmeyenler” arasında ne şekilde dağıldığını görmek mümkün olabilmektedir. Bu çözümleme, yukardaki ortalamalar analiziyle bir bütünlük oluşturmaktadır. Elde edilen bulgu, sendikalar, belediyeler, Kızılay, gazeteler, merkezi yönetim, TBMM ve siyasi partiler açısından güvenmeyenler toplamının güvenenler toplamından fazla olduğunu göstermektedir. Bu arada siyasi partilere güvenenlerin toplumun sadece %10’unu teşkil etmesi kuşkusuz üzerinde durulması gereken bir husustur. Yalnızca güvenmeyenlerin toplam içindeki oranına bakılacak olursa, bu oran Silahlı Kuvvetler ve AKUT için dahi %10’u aşmakta, polis ve mahkemelerde %40’a yaklaşmakta, TBMM’de %60’ın üzerine çıkmakta, siyasi partilerde ise %77’yi bulmaktadır. Bu sayılar son dönemde çeşitli araştırmalarda ortaya çıkan hiçbir partiye yakınlık duymayanların gittikçe artması ile yakından ilişkilidir.
Kurumlara duyulan güvende bu kurumlarla bir ilişkide bulunmuş olup olmamanın etkisine ayrıca bakılmıştır. Anketin ileri aşamalarında “Son iki yıl içinde siz ya da sizinle aynı hanede yaşayanlardan birinin aşağıda okuyacaklarıma hiç işi düştü mü?” şeklinde bir soru yöneltilmiş ve bu sorudan sonra da kurumlarla kurulmuş olan ilişkinin çeşitli yönleri incelenmiştir. Verilen yanıtlardan hareketle, güven sorusunu yönelttiğimiz ve ilişkide olup olmadıklarını sorduğumuz kurumlardan dört tanesinde güven puanlarının işi düşenler ve işi düşmeyenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığını kontrol etmek istedik. Sonuçlar Şekil 4c’de sunulmuştur. Görülmektedir ki, işi düşenlerin, yani bir anlamda kurumun çalışmasını daha yakından tanıma fırsatı bulanların verdiği ortalama güven puanı, değerlendirilen dört kurum (belediyeler, polis, mahkemeler/hukuk sistemi ve ilk-orta öğretim) açısından da, kurumu tanıma fırsatı bulamadığını düşündüğümüz işi düşmeyenlere göre biraz daha düşüktür. Bu, kurumlara güven açısından var olan tablonun şüphesiz daha da kararmasına neden olmaktadır.
Meslek Mensuplarının Dürüstlüğü
Kurumlara duyulan güven skalasının öğrenilmesinin ardından, belli noktalarda paralellik taşıyan bir diğer algılama sorgulanmıştır. Bu da, çeşitli kişi ve meslek mensuplarının dürüstlüğüne ilişkindir. Bu amaçla şu soru yöneltilmiştir:
Aşağıda size sayacağım kişi ve meslek gruplarının her birinin genel olarak görevlerini ne derece dürüst bir şekilde yerine getirdiklerini 0 ile 10 arasında bir not vererek söyler misiniz? 0 hiç dürüst değil, 10 tamamen dürüst olmak üzere not veriniz.
Belediye başkanları
Belediye çalışanları
Tapu kadastro memurları
Vergi memurları
Gümrük memurları
Trafik polisleri
Trafik dışında görev yapan polisler
Üniversite öğretim üyeleri
Subaylar
Öğretmenler
Milletvekilleri
Doktorlar
Muhtarlar
Gazeteciler
Yargıçlar
Avukatlar
Okul müdürleri
Sendikacılar
Bankaların şube müdürleri
Elde edilen sonuçlar Şekil 5a ve 5b’de sunulmuştur. İlk şekilde, kişilere ve meslek mensuplarına verilen dürüstlük puanının ortalaması alınmış; ikincisinde ise bu kişi ve meslek mensuplarını dürüst bulanların ve dürüst bulmayanların görüşülen grup içerisindeki oranları sunulmuştur. Dürüstlük sıralamasında ilk sırada 7.6 puanla öğretmenler yer almaktadır. Bu grubu, subaylar, yargıçlar, üniversite öğretim üyeleri, doktorlar, muhtarlar ve okul müdürleri izlemektedir. Ortalamada 5 civarında dürüstlük puanı alan avukatlar ve belediye çalışanlarını takip edenlerin ortalamaları 5’in altındadır. Dikkati çeken noktalardan biri trafik polislerinin dürüstlük puanının (3.7) trafik dışı polislere göre (4.7) düşük olmasıdır. Bu durum yurttaşların trafik polisleriyle daha sık karşı karşıya gelmelerinin bir yansıması olarak yorumlanabilir. Ortalama dürüstlük puanı hayli düşük olan diğer iki meslek grubu vergi memurları (4.0) ile gümrük memurlarıdır (3.0). Güven konusunda siyasi partilerin en altta yer almasına koşut olarak dürüstlük algılamasında da en altta 2.2 puanla milletvekilleri yer almaktadır.
Güven sorusunda olduğu gibi dürüstlük sorusunda da verilen yanıtlar iki ana grupta toplanarak konuya biraz daha ayrıntılı bakılmıştır. Burada da 0-4 arası puan verenler “dürüst değil diyenler” grubunu, 6-10 arası puan verenler de “dürüst diyenler” grubunu oluşturmuştur. Belirli bir mesleğin mensuplarına dürüst diyenlerin toplam içindeki oranı öğretmenler için %80’e, subaylar için %70’e yaklaşırken, vergi memurları ve trafik polisleri için %30’un altına, gümrük memurları için %16’ya düşmektedir. Milletvekilleri için ise dürüst değil diyenler %78’e ulaşırken, dürüst diyenler %11’de kalmaktadır. Şekil 4a ve 5a birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de partiler ve politikacılarla ilgili derin bir güven sorunu bulunduğu görülmektedir.
Kurumlara güven ile çeşitli meslek mensuplarına atfedilen dürüstlük puanlarının birlikte ele alınmasında fayda bulunmaktadır. Kurumların başındaki yöneticilerin ve kurumlarla özdeşleşmiş meslek mensuplarının temsilcilerinin ne derece dürüst bulundukları şüphesiz genel olarak kurumların kişilerde uyandırdıkları güven derecesini de etkileyecektir. Belediye başkanlarının dürüstlüğüne inanılmayan bir ortamda kurum olarak belediyeler ve yerel yönetimlerin güven telkin edebilmesi elbette mümkün olmayacaktır. Benzer şekilde, yargıç ve avukatların dürüstlüğü mahkemeler ve genel olarak hukuk sisteminin, öğretmen ve okul müdürlerinin dürüstlükleri de ilk-orta öğretim sistemin güvenilirliklerini etkileyecektir. Elbette, ters yönde bir ilişkinin varlığından da söz edilebilir: Bir kuruma genel olarak duyulan güven, o kurumda çalışan kişilerin dürüstlük puanını da etkileyecektir—üniversitelere duyulan güven puanının öğretim üyelerinin dürüstlüğünü etkilemesi gibi. Kısaca, tüm bu örneklerin ortaya koyduğu gerçek, kurumlara duyulan güven ve bu kurumlarda çalışanların algılanan dürüstlükleri eşzamanlı olarak birbirini etkileyen bir ilişki içinde olduklarıdır. Elbette, bir kurum için duyulan güven ile o kurum çalışanlarının dürüstlüğü farklılaşabilir de. Polislerin dürüstlük puanlarının (3.7 ve 4.7) polislik kurumuna duyulan güvenin (5) altında olması ya da öğretmenler için algılanan dürüstlüğün (7.6) okullara duyulan güvenin (5.4) üstünde olması gibi. Ancak, çalışmamız kurumlar ve kurum çalışanları arasında önemli farklılaşmalar yakalamamıştır.
Kurumların Hizmetinden Memnuniyet
Kurumlara duyulan güven yanında kurumların verdikleri hizmetlerden halkın ne denli memnun olduğu öğrenilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla hanehalkına şu soru yöneltilmiştir:
Sizin ya da sizinle aynı hanede yaşayanlardan birinin deneyimleri ışığında aşağıda sayacağım kurumların sunduğu hizmetlerden memnuniyetinizi 0 ile 10 arası bir not vererek değerlendirir misiniz? 0 olabilecek en düşük değerlendirme iken 10 olabilecek en yüksek değerlendirmeyi ifade etmektedir.
Tapu daireleri
Belediye ve bağlı kurumları
Devlet hastaneleri
Trafik polisi
Trafik dışı polisler
Mahkemeler/Hukuk sistemi
İlk-orta öğretim kurumları
Gümrük
Vergi daireleri/Maliyeciler
Silahlı Kuvvetler
Elde edilen yanıtlar Şekil 6a ve 6b’de sunulmaktadır. Daha önceki şekillerle uyumlu olarak, ilk şekil ortalama değerleri, ikincisi ise memnun olanlarla (6 ile 10 arası puan verenler) memnun olmayanların (0 ile 4 arası puan verenler) toplam görüşme içindeki oranlarını vermektedir.
Değerlendirilmeye sunulan kurumlar içerisinden Silahlı Kuvvetler, ilk-orta öğretim ve mahkemeler/hukuk sistemi dışında kalan kurumların verdiği hizmetten halkın memnuniyeti ortalamada 5’in altındadır ve memnun olmayanların oranı memnun olanların oranından fazladır.9 Trafik polisi, vergi daireleri/maliyeciler ve gümrük kurumlarının hizmetlerinden memnun olmayanların toplam görüşülenlerin yarısından fazlasını oluşturması da önemli bir saptamadır.
Önceki çözümlemelerle uyumlu olarak, kurumların verdiği hizmetten duyulan memnuniyet puanlarının oluşmasında bu kurumlarla bir ilişkide bulunmuş olup olmamanın etkisine de ayrıca bakılmıştır. Anketin ileri aşamalarında “Son iki yıl içinde siz ya da sizinle aynı hanede yaşayanlardan birinin aşağıda okuyacaklarıma hiç işi düştü mü?” şeklinde bir soru yöneltilmiş ve bu sorunun ardından da kurumlarla kurulmuş olan ilişkinin çeşitli yönleri incelenmiştir. Memnuniyet puanlarının işi düşenler ve işi düşmeyenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığını kontrol etmek istediğimizde çıkan sonuçlar Şekil 6c’de sunulmuştur. Görülmektedir ki, işi düşenlerin, yani bir anlamda kurumun çalışmasını daha yakından tanıma fırsatı bulanların verdikleri ortalama memnuniyet puanı, kurumu tanıma fırsatı bulamadığını düşündüğümüz işi düşmeyenlere göre biraz daha düşüktür.
Bu noktada memnuniyet puanlarıyla güven puanları arasındaki ilişkiye dikkat çekmekte yarar bulunmaktadır. Kurumların hizmetlerinden duyulan memnuniyetin düşük olması durumunda kurumlara duyulan güvenin de düşük olacağı açıktır. Örneğin belediye hizmetlerinin beklentilere yanıt vermekten uzak kaldığı durumlarda kurum olarak belediyeye güven duyulamayacağı gibi, belediyelere duyulan güvenin düzeyi onların hizmetlerinden duyulan memnuniyet düzeyini de etkileyecektir. Kısaca kurumlara duyulan güven ile bu kurumların hizmetlerinden duyulan memnuniyetin eşzamanlı olarak birbirini etkileyen bir ilişki içinde olmaları beklenir. Sonuçlarımız incelendiğinde, duyulan güvenle memnuniyet arasında kurumlar özelinde önemli bir çelişki görülmemiştir. Bu husus ilerde daha ayrıntılı çözümlemeye tabi tutulacaktır.
Kamu Kuruluşlarının
Sahip Olması Gereken Özellikler
Kurumların hizmetlerinden memnun olup olmama, beklentilerin karşılanıp karşılanmamasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, tartışılmakta olan çeşitli kurumların taşımaları gerekli görülen kimi özelliklerden hangilerini en başarısız şekilde yerine getirdiğinin öğrenilmesi, kurumların işleyişindeki aksamaların ve memnuniyetsizliğin nereden kaynaklandığına dair bilgi sağlayabilir. Bu bakış açısıyla, önce genel olarak kamu kuruluşlarının sahip olmaları gereken özelliklerin sorgulanmasında yarar görülmüştür. Bu amaçla şu soru yöneltilmiştir:
Şimdi size okuyacaklarımdan hangisi sizce genel olarak bir kamu kurumunun sahip olması gereken özelliklerin başında gelir?
Yasalara uygun davranmak;
Halka eşit davranmak;
Halkın denetimine açık olmak;
Kamu yararına uygun davranmak;
Kamu kaynaklarını kullanırken savurganlık yapmamak;
Çıkan sonuçlar Şekil 7’de sunulmaktadır. Görüldüğü üzere, yasalara uygun davranmak ve halka eşit davranmak açık farkla en önemli özellikler olarak ortaya çıkmaktadırlar. Yaklaşık 1/8’lik bir kitle de savurganlık yapılmamasının öneminin altını çizmektedir. Bu şekil aynı zamanda hangi özelliklerin gerçekleşmemesinin toplumda daha büyük tepki uyandıracağını da göstermektedir.
Kurumların En Zayıf Görülen Yanları
Genel olarak arzulanan özellikler kaydedildikten sonra, kurumlar bazında anılan özelliklerin hangisinin en başarısız yerine getirildiğinin öğrenilmesi amaçlanmıştır. Yöneltilen soru şu şekildedir:
Yine aynı özellikleri dikkate alırsanız, şimdi size okuyacağım kamu kurumlarının her biri sizce bu özelliklerden hangisini sizce en başarısız biçimde yerine getiriyor?
Belediyeler/yerel yönetimler
Merkezi yönetim
Polis
Üniversiteler
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Cumhurbaşkanlığı
Silahlı Kuvvetler
Siyasi partiler
Mahkemeler/Hukuk sistemi
İlk-orta öğretim kurumları
Sonuçlar Tablo 6’da sunulmuştur. Bu soruda beş seçenek olduğuna göre, yanıtlardaki oran %20’nin ne kadar üzerinde ise, sorun o kadar önemseniyor demektir. 10 kurumun 6’sında—belediyeler/yerel yönetimler, merkezi yönetim, polis, üniversiteler, mahkemeler/hukuk sistemi ve ilk-orta öğretim sisteminde—, “halka eşit davranmamak” en başarısız özellik olarak ortaya çıkmaktadır. Bir önceki şekilden de hatırlanacağı üzere, halka eşit davranmak kamu kurumlarının sahip olmaları gereken en önemli iki özellikten biri olarak ifade edilmişti. Dolayısıyla bu altı kurumun en başarısız şekilde yerine getirdiği özellik, halkın bir kamu kurumunun sahip olmasını istediği en önemli özelliklerden biridir. Halka eşit davranmama ile ilgili sorunun en ciddi görüldüğü kurum %40 oranı ile polistir. Diğer önemli bir saptama, halkın açık farkla önemli bulduğu ikinci özellik olan “yasalara uygun davranma”nın en başarısız yerine getirilen özellikler arasında yer almamasıdır. Bu iki saptamadan çıkan sonuç, bu altı kurum bazında, yasaların ihlal edilmemesine rağmen birtakım kayırmaların yapılmakta olduğu ya da yapılan kayırma ve eşitsizliğin bir şekilde yasalara uydurulduğu yolunda bir fikirden hareket edilmekte olunabileceğidir.
Geri kalan dört kurum içinden, Cumhurbaşkanlığı ve Silahlı Kuvvetler’in halkın denetimine açık olmadığı yolunda görüş oluşmuştur. Siyasal temsilde kilit rol oynayan iki kurum olan siyasi partiler ve TBMM kamu kaynaklarını kullanırken savurganlık yapıyor gözükmektedir.
Belediyeler ve Merkezi Yönetim
Ne Denli Eşitlikçi Davranıyor
Yukarda kurumların değerlendirilmesinde halka eşit davranmanın önemli bir konu olduğu belirtilmişti. Bu saptamadan hareketle, merkezi ve yerel yönetimlerin gerek hizmet sunarken yurttaşlara karşı, gerek ihalelerde şirketlere karşı ne denli eşitlikçi davranmakta olduğu sorgulanmıştır. Belediyelere ve merkezi yönetime yönelik sorular şu şekilde ifadelendirilmiştir:
Sizce belediyeler hizmet verirken vatandaşlara ne derecede eşit muamele yapıyor? Sizce belediyeler ihalelerde şirketlere ne derecede eşit muamele yapıyor? 0 hiç eşit davranmıyor, 10 ise kesinlikle eşit davranıyor.
Sizce merkezi yönetim hizmet verirken vatandaşlara ne derecede eşit muamele yapıyor? Sizce merkezi yönetim devlet ihalelerinde şirketlere ne derecede eşit muamele yapıyor? 0 hiç eşit davranmıyor, 10 ise kesinlikle eşit davranıyor.
Yanıtlar, eşit davranıldığını söyleyenlerle (6 ile 10 arası puan verenler) eşit davranılmadığını söyleyenlerin (0 ile 4 arası puan verenler) oranları olarak Şekil 8a-8d’de sunulmuştur.
Sonuçlar, bir önceki sorunun işaret ettiği yöndedir ve çarpıcıdır: Vatandaşa hizmette eşit muamele yapıldığını düşünenlerin oranı yerel yönetimler için %25, merkezi yönetim için %19’dur. İhalelerde şirketlere eşit muamele yapıldığını düşünenlerin oranı ise yerel yönetimlerde %16, merkezi yönetimde %15’tir.
Dolayısıyla yurttaşlara ve şirketlere karşı merkezi yönetimin ve yerel yönetimlerin davranışlarının eşitlikçi olduğunu düşünenler hiçbir zaman %25’i aşmamaktadır. Eşit davranılmadığını düşünenlerin oranı ise şıklara göre %52-61 arasındadır. Ayrıca iki nokta daha dikkati çekmektedir: (i) Eşitlik açısından merkezi yönetimin yerel yönetimlerden daha sorunlu olduğu düşünülmektedir. (ii) Şirketlere karşı davranışta yurttaşlara karşı davranışa göre eşitlik ilkesinin daha çok zedelendiği kanısı oluşmuş durumdadır.
Personel Alımında Kayırmacılık
Merkezi yönetimde ve yerel yönetimlerde yaşanması olası bir başka kayırmacılığın işe alımlarda görülebileceği düşüncesiyle bu konu da sorular arasına katılmıştır. Bu konuyla ilgili şu soru yöneltilmiştir:
Şimdi size okuyacağım kurum ve iş alanlarının her birinde sizce işe girmek isteyenlerin başvurularının ne derece torpil ve kayırma ile ya da bilgi, beceri ve tecrübeye dayalı tarafsız bir değerlendirmeyle ele alındığını 0 ile 10 arasında bir not vererek değerlendirir misiniz? 0 tamamen torpil ve kayırmaya dayalı bir değerlendirmeyi belirtirken 10 da tamamen bilgi, beceri ve tecrübeye dayalı bir değerlendirmeyi göstermektedir.
Merkezi hükümetle belediyeler karşılaştırmasında referans puanı oluşturmak amacıyla özel sektör de bir üçüncü seçenek olarak sunulmuştur. Sonuçlar, torpil ve kayırma olduğunu düşünenlerle (0 ile 4 arası puan verenler); bilgi, beceri ve tecrübeye dayalı tarafsız davranıldığını düşünenlerin (6 ile 10 arası puan verenler) toplam oranları şeklinde Şekil 9’da sunulmaktadır.
Görüldüğü gibi, işe almalarda kayırmacılık ve torpil etkisiyle değil de, tarafsız bir şekilde davranıldığını savunanlar yerel yönetimlerde %11, devlet sektöründe de %14 gibi oldukça düşük oranlardadır. İşe almalarda tarafsız davranıldığını, bilgi ve deneyime bakıldığını düşünenlerin oranı özel sektörde bile ancak %42’yi bulmaktadır. İş başvurularının belediyelerde ve devlet sektöründe torpil ve kayırmaya dayalı bir biçimde değerlendirildiğini düşünenler toplumun 3/4 gibi yüksek bir oranını oluşturmaktadır.
Özetle, gerek yerel yönetimlerde, gerek merkezi yönetimde vatandaşlara eşit muamele yapılmadığı, ihalelerde şirketlerin kayrıldığı ve işe almalarda da nesnel olmayan ölçütlerin kullanıldığı genel kanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bulgular gerek yerel yönetimlerde, gerek merkezi yönetimde liyakat ilkesine yeterince uyulmadığı kanısının yaygın olduğunu düşündürmektedir. Yerel yönetimlerin ve merkezi yönetimin şirketlere ve yurttaşlara davranışları ve işe alma kararlarındaki uygulamaları ile ilgili bulgular Türkiye’de kamu yönetiminin önemli yetersizliklerine ışık tutmaktadır.
Kurumlarda Rüşvet ve
Yolsuzluğun Yaygınlığı
Yukardaki bölümlerde kurumlara duyulan güven, meslek gruplarının dürüstlüğü hakkındaki algılamalar, merkezi yönetim ve yerel yönetimler düzeyinde karar alma süreçleri hakkındaki kanılar ele alınmıştı. Şimdi sıra toplumun rüşvet ve yolsuzluğun yaygınlığı hakkındaki izlenimlerini ölçmeye gelmiştir. İlk aşamada somut olaylar ve deneyimler değil, genel izlenimler ve kanılar sorgulanmaktadır. Bu konuda yöneltilen soru şu şekildedir:
Aşağıda sayacağım kurumlarda sizce rüşvet ve yolsuzluk ne derece yaygındır? 0 hiç yaygın değil, 10 çok yaygındır şeklinde değerlendirir misiniz?
Tapu daireleri
Belediye ve bağlı kurumları
Devlet hastaneleri
Trafik polisi
Trafik dışındaki polisler
Mahkemeler/Hukuk sistemi
İlk-orta öğretim kurumları
Gümrük
Vergi daireleri/Maliyeciler
Silahlı Kuvvetler
Elde edilen sonuçlar Şekil 10a ve 10b’de sunulmaktadır. Bu şekillerin ilkinde yaygınlık izlenimi ortalama puan olarak verilirken, ikincisinde yolsuzluğun yaygın olduğunu düşünenlerin (6 ile 10 arası puan verenlerin) ve yaygın olmadığını düşünenlerin (0 ile 4 arası puan verenlerin) toplam oranları aktarılmaktadır.
Yanıtlardan ortaya çıkan, trafik polisinde ve gümrükte yolsuzluğun yaygınlık düzeyinin en yüksek olarak algılanmakta olduğudur. Rüşvet ve yolsuzluğun yaygınlığı hakkındaki izlenimlerin ortalama puanı bu iki kurumda 7.6’dır. Bunları küçük bir farkla vergi daireleri/maliyeciler ve tapu daireleri izlemektedir. Trafik polisi ile trafik dışı polise ait puanlar arasında belirgin bir fark dikkati çekmektedir. Ortalama puanları gösteren Şekil 10a’da yer alan hiçbir kurumun puanının 2.7’nin altında olmayışı da dikkat çekicidir. Bu durum, toplumun kurumlara güveninin zayıflığını bir kez daha ortaya koymaktadır
Şekil 10b rüşvet ve yolsuzluğun yaygınlığı hakkındaki yanıtları üç grupta sunmaktadır. Rüşvet ve yolsuzluğun yaygın olduğunu belirtenler (6-10 arası puan verenler) trafik polisi ve gümrükte 3/4, vergi daireleri/maliyeciler ve tapu dairelerinde 2/3 gibi yüksek oranlardadır. Bu oran mahkemeler ile ilk-orta öğretimde 1/3’e, Silahlı Kuvvetler’de de 1/5’in altına düşmektedir. Toplumun çoğunluğunun rüşvet ve yolsuzluğun yaygın olmadığını ifade ettiği kurum olarak bir tek Silahlı Kuvvetler çıkmıştır. Ancak, dikkat çekici olan, görüşülenlerin %17’sinin Silahlı Kuvvetler’de rüşvet ve yolsuzluğun yaygın olduğunu (sorumuza 6-10 arası puan vererek) belirtmiş olmasıdır. Geri kalan kurumlardan mahkemeler/hukuk sistemi ile ilk-orta öğretim kurumlarında yolsuzluğun yaygın olmadığını düşünenler yaygın olduğunu düşünenlerden fazlaysa da, bu iki grup arasında oran olarak önemli bir farkın olmadığının altının çizilmesinde yarar bulunmaktadır.
Rüşvetin İki Türü
Rüşvet veren kişiler bu davranışlarını çeşitli neden ve gerekçelere dayandırabilirler. Dolayısıyla kimi durumlarda davranışlarını haklı görebilirler ve yanlış bulmayabilirler. Benzer biçimde, başkalarının rüşvet verme davranışlarını değerlendirirken ve yargılarken de, rüşvetin koşullarına, nedenlerine göre farklı yaklaşımlar gösterebilirler. Bu noktadan hareketle, yurttaşların yasalara göre hak ettikleri bir hizmetten yararlanabilmek için rüşvet vermek ile yasalara açıkça aykırı bir işin yapılması arasında bir fark görüp görmedikleri araştırılmaya değer bir noktadır. Böyle bir bakış açısıyla yöneltilen açıklama ve onu izleyen soru şu şekildedir:
Bazı kamu kurumlarında ortaya çıkan rüşvet ve yolsuzlukların iki ana nedenle gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Birincisi; vatandaş aslında yasalara göre hakkı olan bir hizmetten yararlanmak isterken aşırı bürokrasi, aşırı iş yükü veya görevlilerin işi yokuşa sürmesi nedeniyle işin yapılmaması veya çok geç yapılması durumuyla karşılaşmaktadır. Bu sorunu çözmek amacıyla vatandaş kuraldışı bir ödeme yaparak veya hediye vererek rüşvet ödemek yoluna gitmektedir. İkincisi; vatandaşların aslında yasalara göre hakkı olmayan bir işini yaptırmak amacıyla kuraldışı bir ödeme yaparak veya hediye vererek rüşvet ödemeleri söz konusu olmaktadır. Size şimdi okuyacağım kurumların herbirinde yukardakilerden hangi tip rüşvetin sizce daha yaygın olduğunu söyler misiniz?
Kurumlar bazında birinci (“meşru”) ve ikinci (“gayrimeşru”) tür rüşvetin yaygınlığı Şekil 11’de sunulmaktadır. Görüldüğü gibi, trafik polisi, trafik dışı polis ve gümrükte ikinci tür rüşvet az farkla daha yaygın çıkmakta, geri kalan kurumlarda ise birinci tür rüşvetin ikincisinden daha ağırlıklı olduğu fikri kabul görmektedir. Ancak, birkaç puanlık farklar önemli görülmeyebilir. Dolayısıyla trafik polisi, gümrük, trafik dışı polis ve vergi daireleri/maliyecilerde iki tip rüşvetin ağırlıklarının yakın olduğu söylenebilir. İki tip arasındaki farkın belirgin olduğu alanlar belediyeler, ilk-orta öğretim, tapu daireleri ve devlet hastaneleridir. Bu alanların tümünde birinci tip rüşvetin payı belirgin ölçüde daha yüksektir. Dolayısıyla yurttaşlar bu alanlarda normal olarak yararlanmaları gereken hizmetler için rüşvet ödemek zorunda kaldıklarını düşünmektedirler. Rüşvet tipleri ile ilgili bu değerlendirmeler aynı zamanda reform seçeneklerinin belirlenmesi açısından da önem taşımaktadır. Bu konu ilerki sayfalarda ele alınacaktır.
Kurumlarla Kurulan İlişkiler
Yurttaşların rüşvet ve yolsuzlukla ilgili genel kanı ve izlenimlerinden sonra sıra doğrudan deneyimlerine, kurumlarla ilişkilerine ve bu kurumlara yapmış oldukları kuraldışı ödemeleri öğrenmeye gelmiş bulunmaktadır. Bu amaçla, önce bu kurumlarla vatandaşın bir ilişkisinin bulunup bulunmadığı araştırılmak istenmiştir; ardından rüşvet verilip verilmediği ve eğer rüşvet verilmişse bunun tutarı öğrenilmeye çalışılmıştır.
Bu soruları iki kısıt altında sormak gerekti. İlki, söz konusu ilişkinin hangi zaman dilimine tekabül ettiğine ilişkindi. Biz, çalışmamızda, son iki yıl içerisindeki olası ilişkileri yakalamayı hedefledik. İkinci kısıt ise, vatandaştan, aynı evde, yani aynı hanede yaşayan aile üyelerinin ve akrabaların göz önüne alınmasının, buna karşılık aynı binada, bir başka dairede yaşayan aile üyesi, akraba ve tanıdıkların dikkate alınmamasının istenmesine ilişkindir. İlk aşamada, yukarda da vurgulandığı gibi, tartışılmakta olan kurumlarla bir ilişkinin var olup olmadığı sorgulanmıştır. Yöneltilen soru şu şekildedir:
Son iki yıl içinde siz ya da sizinle aynı hanede yaşayanlardan birinin aşağıda okuyacaklarıma hiç işi düştü mü?
Alınan yanıtlar Şekil 12’de sunulmuştur. Oranlar yurttaşların kamu kurumlarıyla ilişkisinin hayli yoğun olduğunu göstermektedir. Hanelerin doğrudan ilişkide bulunduğu kurumlar arasında devlet hastaneleri birinci sırada, gümrük kurumu da son sırada yer almaktadır. Hane bazında konuşulanların %68’inin son iki yıl içerisinde devlet hastanelerine, %49’unun belediye ve bağlı kurumlarına, %44’ünün ilk-orta öğretim kurumlarına, %38’inin vergi daireleri/maliyecilere, %34’ünün trafik polisine, %30’unun da tapu dairelerine işinin düştüğü anlaşılmaktadır. Aynı oran, mahkemeler/hukuk sisteminde %19’a, trafik dışı polislerde %17’ye, gümrükte ise %5’e kadar düşmektedir.
Kurumlara İşi Düşenlerden Kuraldışı Ödemelerde
Bulunanlar/Hediye Verenler
Yurttaşların doğrudan kuraldışı ödeme deneyimleri hakkında bilgi edinmek amacıyla, anılan kurumlarda son iki yılda işi olanların bu kurumlarda kuraldışı bir ödemede bulunup bulunmadıkları sorgulanmıştır. Bu noktada altı çizilmesi gereken husus, bu kurumlarda çalışanlara verilmiş olabilecek hediyelerin de kuraldışı ödeme bağlamında değerlendirilmesi gerektiğinden hareketle, sorumuzda bu noktanın üstünde durulmuş olmasıdır. Soruda kastedilen, işin yaptırılması için hediye verme gereğidir. Yöneltilen soru şu şekildedir:
İşinizin düştüğü bu kurumların herbirinde, siz ya da sizinle aynı hanede yaşayanlardan biri bu kurumdaki işini yaptırmak için sorumlu kişilere kuraldışı bir ödeme yaptı veya hediye götürdü mü?
Bu soruya alınan yanıtların bir alt taban olarak mütalaa edilmesi gerektiği çok açıktır; zira görüşülen kişilerden kuraldışı ödeme yapma/hediye verme olayına karışmış olanların tümünün gerçeği yansıtan açıklamalarda bulunmalarını beklemek gerçekçi bir varsayım olmayacaktır. Bu soruyla ilgili sayıları böyle bir bakış açısıyla yorumlamak gerektiğini düşünüyoruz. Şekil 13’te görüldüğü gibi, trafik polislerine verilen kuraldışı ödeme ve hediyenin en yüksek orana (%23) ulaşması söz konusudur. Trafik polisini ufak bir farkla gümrük kurumu izlemektedir. %12’ler civarındaki kuraldışı ödeme yapma ve hediye verme oranında, sırayla, trafik dışı polis, ilk-orta öğretim ve tapu daireleri gelmektedir. %6-7 oranlarındaki kuraldışı ödeme yapma ve hediye verme ile, yine sırasıyla, devlet hastaneleri, mahkemeler/hukuk sistemi, belediye ve bağlı kurumları ile vergi daireleri/maliyeciler gelmektedir. İlk-orta öğretim kurumlarında yaşandığı belirtilen kuraldışı ödemenin büyük ölçüde eğitim dönemi başında velilerden istenen ve kimi durumlarda belirli bir zorlama içeren “bağışı” kapsamış olabileceğinin altını çizmekte yarar vardır.
Eldeki bilgilerden son iki yıl içerisinde en az bir kuruma ve en az bir kere olmak üzere kuraldışı ödeme yaptığını ya da hediye verdiğini söyleyenlerin toplam nüfus içerisindeki oranına ulaşmak mümkündür. Bu oran, cinsiyet bazında, Tablo 7’de sunulmuştur. Görüldüğü gibi, hane bazında görüşülenlerin %18.1’i kuraldışı ödeme yaptığını veya hediye verdiğini ya da aile üyelerinden birinin bu davranışta bulunduğunu ifade etmekte; bu oran erkeklerde %20.9’a çıkarken, kadınlarda %15.1’e düşmektedir. Hane bazında bilgi alınmakta olduğundan, aslında yanıtlarda kadın-erkek farkının çıkmamasını beklemek durumundaydık. Eğer aile meclisinde yaşanan olaylar (yapılan kuraldışı ödemeler ve verilen hediyeler de dahil olmak üzere) açıklıkla konuşuluyorsa ve gerçeğin aktarılmasında ya da saptırılma derecesinde cinsiyet bir etki yaratmıyorsa, erkek ve kadın farkının doğmaması gerekmektedir. Eldeki fark, bu iki varsayımdan birinin ya da her ikisinin doğru olmadığını işaret etmektedir. Büyük olasılık, rüşvetle ilgili deneyimlerin tümünün hane içinde geniş biçimde konuşulmaması, dolayısıyla ev kadınlarının konuyla ilgili bilgisinin sınırlı olmasıdır. Konu konuşulmuş olsa bile, olayı doğrudan yaşamamış kişilerin unutma olasılığı daha yüksek olabilir.
Kurumlar Temelindeki Kuraldışı Ödemenin/
Hediyenin Veriliş Şekli ve Verilme Nedeni
Rüşvet ilişkisinin iyi anlaşılabilmesi açısından bu ilişkinin kimin tarafından başlatıldığı, bu ilişkide nasıl bir dil kullanıldığı, rüşvet ilişkisinin ne ölçüde rutinleştiği, hatta söze gerek kalmadan gerçekleşip gerçekleşmediği gibi sorular önem taşımaktadır. Böyle bir bakış açısıyla, kuraldışı ödemenin veya hediyenin ne şekilde verildiğine ilişkin şu soru yöneltilmiştir:
Bu kuraldışı ödemeyi yapmanız veya hediye vermeniz sizden açıkça istendi mi; yoksa bu ödemeyi yapmazsanız işinizin yapılmayacağını düşündüğünüzden siz bizzat mı teklif ettiniz; yoksa bir aracı mı kullandınız?
Yanıtlar Şekil 14’te sunulmuştur. Görüldüğü gibi, ilk-orta öğretim ile trafik dışı poliste kuraldışı ödeme veya hediyenin açıkça istenmesi ağırlıklı bir şekilde ön plandayken, tapu daireleri ile mahkemeler/hukuk sisteminde aracı kullanılması yükselmekte, devlet hastaneleri ve mahkemeler/hukuk sisteminde kişilerin bizzat kendilerinin verdikleri kuraldışı ödeme ve hediyenin oranı artmaktadır.
Şekil 14 ayrıca rüşvet ilişkisinin esas olarak kamu görevlisi tarafından başlatıldığını ortaya koymaktadır. Örneğin ilk-orta öğretim ile trafik dışı poliste kuraldışı ödeme/hediyenin açıkça istenmesi 2/3 gibi bir orana ulaşmaktadır. Bu arada, ilk-orta öğretim alanında kuraldışı ödemelerle ilgili yanıtlarda ısrarla ya da zorla istenen bağışların da kapsandığı düşüncesindeyiz. Odak grup çalışmalarında bu yönde aktarılan deneyimlerin basından elde edilen bilgilerle örtüşmesi söz konusudur. Trafik polisi, gümrük ve vergi daireleri/maliyeciler alanlarında ise ilişkiyi kamu görevlisinin başlatması şıkkı %60’a yakın bir paya sahiptir. Aracıların oynadığı rol polisle ve ilk-orta öğretimle olan ilişkide en düşük; gümrükte, tapuda ve mahkemeler/hukuk sisteminde ise en yüksek düzeydedir. “İşimin yapılmayacağını düşündüğümden bizzat ben verdim” şıkkı en düşük olduğu durumda 1/4 dolayındadır. Bu şıkkın payı mahkemelerde ve devlet hastanelerinde %40’lara ulaşmaktadır. Özellikle devlet hastanelerinde yapılan ödemelerin ne kadarının bahşiş türünden olduğu, ne kadarının rahatlıkla rüşvet olarak niteleneceği yanıtlardan anlaşılamamaktadır. Ancak, birazdan aşağıda değinilecek ödeme tutarları bu alanda bahşişi aşan ödemelerin de önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
Kurumlar Temelinde Kuraldışı Ödemenin/
Hediyenin Tutarı
Verilen kuraldışı ödemenin ve hediyenin tutarını anlamaya yönelik olarak şu soru yöneltilmiştir:
Son iki yıllık süre içinde işinizin yapılması karşılığında bu kurumda yaptığınız son kuraldışı ödemenin veya verdiğiniz hediyenin maddi değerinin yaklaşık kaç lira olduğunu söyler misiniz?
Yanıtlar Şekil 15’te sunulmaktadır. İfade edilen tutarların, anketin yapıldığı anla iki yıl öncesi arasındaki, yani Ekim/Kasım 1998-Ekim/Kasım 2000 tarihleri arasındaki ödemelere karşılık geldiğini ve o dönemin fiyatlarıyla ifade edildiğini anımsatmak doğru olacaktır. Ekim-Kasım 1999 tarihinde 1 ABD dolarının yaklaşık 480,000 TL’ye karşılık geldiğini belirtelim.
Gümrüklerde ve mahkemeler/hukuk sisteminde verildiği söylenen rüşvet ve hediyenin parasal karşılığının ortalama değerleri diğer kurumlardakilerin oldukça üstündedir. En düşük tutarlar trafik polisindedir. Soruda sayılan kurumlar dışında herhangi bir kuruma kuraldışı ödeme yapılıp yapılmadığı ya da hediye verilip verilmediği de sorulmuş, kayda değer bir yanıt alınmamıştır. Böylece, kurum seçiminde isabetli davranıldığı kontrol edilmiş olmakta ve sade vatandaş söz konusu olduğunda rüşvet ile ilişkili olarak kayda değer bir kurumun araştırma kapsamı dışında tutulmadığı görülmektedir. Dolayısıyla 13, 14 ve 15 numaralı şekiller birlikte incelendiğinde, hanehalkının karşılaştığı rüşvet ilişkisinin yaygınlığı, türü ve tutarı hakkında anlamlı bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’deki Toplam Kuraldışı Ödeme
Yukarda açıklanan verilerden hareketle, son iki yıl içerisinde kentler temelinde yapılmış kuraldışı ödemelerin ve verilmiş hediyelerin toplam tutarının tahmini gerçekleştirilmiştir. Elimizde, kurum temelinde ilişki kurulma oranı, ilişki kurulduğunda kuraldışı ödeme yapılma oranı ve yapılan son ödemenin (ya da hediye karşılığının) ortalama tutarı bulunmaktadır.
Buradan toplam tutara ulaşılabilmesi içinse toplam hanehalkı sayısını bilmemiz gerekmektedir. Bu rakam 12,361,181 olarak hesaplanmıştır. (1997 Türkiye nüfusu 62,865,574’tür; kent nüfusu oranı ise %76.7 olarak bilinmektedir; kentlere ait yıllık nüfus artış hızının %2.827 ve ortalama hane büyüklüğünün 4.24 olduğu veri alındığında, 2000 yılı kentsel yerleşimdeki toplam hane sayısına kolayca erişilebilir.10)
Dolayısıyla son iki yıl içerisinde kentlerdeki hanehalkı tarafından kurumlara yapılan kuraldışı ödemelerin toplam tutarını ve genel toplamı görmek Tablo 8’den mümkün olmaktadır. Burada kurumlara son iki yıl içerisinde birden fazla ödemede bulunulmadığı varsayılmıştır. Verilen rüşvetin zaman olarak iki yıllık döneme eşit olarak dağıldığını varsayarsak, tüm rüşvetlerin iki yılın tam ortasında (yani Ekim-Kasım 1999 tarihinde) yapılmış gibi hesaba alınabileceği ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bir sene öncesinin, yani Ekim-Kasım 1999’un dolar/TL paritesi 480,000 olarak alınmış ve toplam tutar dolar bazında ifade edilmiştir. Ulaşılan tutar 414 milyon dolar düzeyindedir. Bu rakamın oldukça muhafazakâr bir tahmin olduğu çok açıktır; zira (i) görüşülen kişilerden rüşvet verenlerin hepsinin gerçeği ifade etmemiş olacağını ve (ii) özellikle sık ilişkide bulunulan kurumlara birden fazla ödemede bulunulmuş olunabileceğini tahmin etmekteyiz.
Yapılan kısıtlayıcı varsayımlar altında göze çarpan bir noktanın altını çizmek gerektiğini düşünüyoruz. Öncelikle, yapılan toplam ödeme miktarı göz önüne alındığında trafik ve trafik dışı polise yapılan ödemeler tespit edilebilen toplam içinde yaklaşık %20’lik bir yer tutmaktadır. Bunun hemen ardından hastanelerde yapılan kuraldışı ödemeler gelmektedir (%18). Diğer kurumlardaki toplam ödeme payları, vergi daireleri/maliyeciler ve trafik polisi dışında, hemen hemen aynı olarak %10 civarında yer tutmaktadır.
Yolsuzluk ve Yolsuzlukla Mücadele
Yolsuzluğun yaygınlığı ve türü gibi konularda ulaşılan bilgiler yanında yurttaşların yolsuzlukla ilgili mücadeleye bakışlarını aydınlatmak amacıyla 2000 yılı içinde birçok yolsuzluk olayının ortaya çıkması ve yargıya yansıması ile ilgili olarak şu soru yöneltilmiştir:
Son aylarda trilyonları bulan bazı yolsuzluklar ortaya çıkarılmaktadır. Sizce bu durum, bu tür yolsuzlukların son dönemde arttığını mı gösteriyor, yoksa yolsuzlukla mücadelenin son dönemde geçmişe göre daha ciddi biçimde yürütüldüğünü mü gösteriyor?
Alınan yanıtlar Şekil 16’da sunulmuştur. Yanıtların yaklaşık yarısı hem yolsuzluğun, hem de mücadelenin arttığına işaret etmektedir. 1/3’lük bir kesim sadece yolsuzluğun arttığına, yaklaşık 1/5’lik bir kesim de sadece mücadelenin arttığına inandığını belirtmiştir. Bu sayılar mücadelenin güçlendiğine dair bir inancın oluştuğunu, ancak henüz yolsuzlukların gerilediğine inanılmadığını ortaya koymaktadır. 1/3’lük bir kesimin sadece yolsuzluğun arttığına inanması, dolayısıyla mücadeleyi önemsememesi, toplumdaki umutsuzluğu yansıtıyor olsa gerektir.
Gazete/TV Sahiplerinin Medya Dışı İşlerle
Uğraşmaları ve Yolsuzlukla Mücadele
Yolsuzlukla mücadelede medyanın önemli bir rol oynayacağı açıktır. Medyadaki yaklaşımlar bu mücadeleyi güçlendirebileceği gibi zayıflatabilir de. Gazete/TV sahiplerinin medya dışı işlerle uğraşmalarının, yolsuzlukları kamuoyunda tartışması beklenen medyanın görevini hakkıyla yapmasına engel teşkil edip etmeyeceği konusuna da sorular arasında şöyle yer verilmiştir:
Sizce gazete/TV sahiplerinin medya dışı alanlardaki işlerle uğraşmaları büyük yolsuzlukların ortaya çıkartılmasında engel oluşturuyor mu?
Şekil 17’den de görüleceği üzere, %62’lik bir çoğunluk engel oluşturduğu fikrini ifade etmiştir. Engel oluşturmadığını düşünenler ise yaklaşık 1/4 oranındadır.
Partilerin Oy Satın Alması
Daha önceki bölümlerde rüşvet kamu hizmetleri ile ilgili olarak sorgulanmıştı. Kamu hizmetleri dışında, partilerin seçimlerde rüşvet karşılığında oy istedikleri de basına zaman zaman, ama özellikle seçim dönemlerinde çok yansımış bir iddiadır. Bu noktayı açıklığa kavuşturmak için birbiriyle bağlantılı şu iki soru yöneltilmiştir:
Size son yapılan Nisan 1999 seçimlerinde herhangi bir partiden oyunuzu kendilerine vermeniz karşılığında hediye, para veya bir menfaat teklifinde bulunan oldu mu? Peki akraba, komşu ya da arkadaşlarınızdan birine böyle bir teklifte bulunulduğunu biliyor musunuz?
Şekil 18a ve 18b’den görüleceği üzere, doğrudan kendisine yönelik bir rüşvet ya da menfaat teklifinin yapıldığını belirtenlerin oranının %10 olması söz konusuyken, yakın çevre düşünüldüğünde bu oran %24’e çıkmaktadır. Ancak, birinci soruya verilen yanıtlarla ikinci soruya verilen yanıtların aynı derecede güvenilir olmayacağı ileri sürülebilir. Birinci sorudaki beyanların gerçeğin altında kalması olasılığı daha yüksektir, ikinci sorudaki yanıtın ise yanılma payı görece yüksektir.
Senaryolar
Kişilerin rüşvetle ilgili genel izlenimleri ile doğrudan deneyimlerini öğrenmeye yönelik sorular dışında, kişilerin olası durumlarda rüşvete yatkınlıklarını genel hatlarıyla anlamak amacıyla hipotetik senaryolar oluşturulmuştur. Bu soruların yanıtlarında da kişilerin tümüyle açık davranmayabileceklerini, dolayısıyla yanıtların rüşvetle ilgili ılımlı bir tablo ortaya koyacağını düşünmek gerçekçi olur. Görüşülen kişilerin hipotetik senaryolar karşısında rüşvet vermeyi seçip seçmeyeceklerini anlamaya yönelik olarak şu üç soru sunulmuştur:
SENARYO 1: Farzedin ki, arabanızla şehirdışı yolda hız sınırının üzerinde giderken polis çevirmesine yakalandınız. Polis memuru ödemeniz gereken cezanın 20 milyon lira olduğunu söyleyip cezanızı kesmek üzere harekete geçiyor. Bu arada siz memurla yalnız kaldığınızda bu kadar ceza ödemek yerine “memur bey acaba 5 milyon lira versek bu işi cezasız halledemez miyiz?” der misiniz?
SENARYO 2: Farzedin ki, tapu dairesinde işiniz var ve bir dosyaya acilen ulaşmanız gerekiyor. Görevli memur işlerin yoğunluğundan dolayı dosyanızı gelecek hafta alabileceğinizi söylüyor. Siz de ertesi haftaya kadar beklemek yerine “memur bey bu öğle yemeğiniz benden” diyerek birkaç milyon lira açıktan ödeyip dosyanızı hemen almaya çalışır mısınız?
SENARYO 3: Farzedin ki, üç katlı evinize bir kat daha çıkıp kiraya vermek istiyorsunuz. Belediyeye gittiğinizde kat izninizin olmadığı söyleniyor. Bu cevapla yetinmek yerine görevli memura bizzat ya da bir aracı kanalıyla yüklü bir tutarda kuraldışı ödeme yapma yoluna gider misiniz?
Senaryoların üçünde de sunulan üç şıktan (rüşveti bizzat teklif etmek, teklif etmemekle beraber kamu görevlisi rüşvet isterse vermek ya da rüşvet vermemek alternatiflerinden) birinin seçilmesi istenmiştir. Üç senaryoya ilişkin yanıtlar Şekil 19a-c’de sunulmuştur. İlk senaryoda %29’luk bir kesim, ikinci senaryoda yine %29’luk bir kesim, üçüncü senaryoda ise %19’luk bir kesim bir şekilde rüşvetle işini yaptırmaktan yana tercih belirtmiştir. Birinci ve ikinci senaryolarla üçüncü senaryo arasındaki önemli farkın açıklanmasında şu iki noktanın göz önünde bulundurulması faydalı olabilir: Özellikle hız sınırının aşılması sıkça karşılaşılan, tanıdık bir durumdur. Üçüncü senaryo, diğerleriyle karşılaştırıldığında daha ender görülen ve daha “ciddi” bir eylemdir; hem verilen rüşvet miktarı daha “yüklü”dür, hem de rüşvet karşılığı yapılan eylem (kat çıkma) bariz ve başkalarının da görebileceği bir niteliktedir. Ayrıca, son yaşanan iki büyük depremdeki kayıpların yüksek olmasının gerisinde yatan bir nedenin bu tür “kat çıkma”lar olduğu basında yer almış bulunduğundan, halkın bu risk faktörünü göz önüne almış olması beklenebilir.
Rüşvet vermeyeceğini söyleyenler ilk iki senaryoda 2/3, son senaryoda da 3/4 oranındadır. Bu oranların abartılmış olduğu, kişilerin bir bölümünün açık konuşmaktan kaçındığı düşünülebilir. Kaldı ki, bu durumda dahi rüşvet vermeye açık olanların oranı hiç de düşük değildir. Arka arkaya sorulmuş olan bu üç sorunun yanıtlarının birlikte incelenmesi ek bilgiler sağlayacaktır. Bu nedenle, tüm bu senaryolar ve kurumlarla olan ilişkilerde rüşvet verilip verilmediği bir bütünlük içinde değerlendirilmeye alınmıştır. Şekil 20’den görüleceği üzere, toplumun sadece %54’ü üç senaryoda da rüşvet vermemeyi seçmiştir. Daha önceki sorularımızla aldığımız bilgilerden yararlanarak, kendisinin ya da ailesinin son iki yılda rüşvet vermemiş olmasını da ilave bir koşul olarak dikkate alırsak, toplumda rüşvet olayına kendisinin ve yakınlarının bulaşmadığını ve üç senaryoda da rüşvet vermeyeceğini söyleyenlerin oranı %49’a düşmektedir. Yani, kabaca, toplum genelinde her iki kişiden biri ya hipotetik senaryolardan birinde rüşvet vermeyi seçmekte ya da kendisi veya ailesinden biri zaten rüşvet vermiş durumda bulunmaktadır. Anket süresinin ve soru sayısının sınırlanması zorunluluğundan dolayı, kişilerin rüşvetle ilgili davranışlarını açıklamaları ve savunmaları ile ilgili ek sorular sorulmamıştır.
Senaryolarla ilgili yanıtlarda rüşvet verme eğilimini gösteren oranların da gerçek eğilimi tam yansıtmadığı düşünülebilir. Ayrıca önem taşıyan bir nokta ise, senaryolarda bulunan oranların daha önce açıklanmış olan fiili rüşvet vermiş olma oranlarının belirgin bir biçimde üzerinde olmasıdır. Örneğin hız sınırıyla ilgili senaryoda bir şekilde rüşveti tercih eden %29 ve trafik polisine rüşvet vermiş olduğunu açıklayan %23.
Kurumlar Temelinde Yolsuzlukla
Mücadele Yöntemleri
Sıra, kurumlar temelinde yolsuzlukla ne şekilde mücadele edilmesi gerektiği konusunun tartışılmasına gelmiştir. Bu amaçla söz konusu kurumlar için bir grup mücadele yönteminden hangisinin seçilmesinin daha uygun görüldüğü şu şekilde sorulmuştur:
Türkiye’de yolsuzluk ve rüşvetle mücadele için öne sürülen reformlardan bazılarını size okuyacağım. Aşağıda sayacağım kurumlar için en önemli ve acil gördüğünüz reformu belirtiniz.
Kaynakların ve hizmet kapasitesinin arttırılması lazım
Personelin maaşı yükseltilmeli
Bürokratik formaliteler azaltılmalı
Devletin denetimi artmalı
Halkın hesap sorabileceği düzenlemelere gidilmeli
Siyasetçilerin müdahaleleri önlenmeli
Bu soruda dokuz ayrı alan için altı reform seçeneği sunulmuştur. Kuşkusuz, reform seçeneklerinin sayısını arttırmak olanaklıydı; örneğin yargının hızlandırılması ya da personel sisteminin liyakate dayanması gibi şıklar eklenebilirdi. Seçeneklerin görece önemli gördüklerimizle (odak grup tartışmalarının işaret ettiği noktaları da değerlendirerek) ve kolay anlaşılabileceklerle sınırlı tutulması yeğlenmiştir.
Bu soruda yanıtların kurumlara göre önemli farklar göstermesi dikkat çekicidir. Örneğin devletin denetiminin arttırılması seçeneği gümrükler ve vergi daireleri/maliyeciler için %50 dolayında bir ağırlık kazanırken; devlet hastaneleri, mahkemeler/hukuk sistemi, belediyeler ve ilk-orta öğretim kurumlarında %30 dolayına düşmektedir. Ancak, çok net olan bir husus şudur: Denetimin arttırılması seçeneği tüm alanlarda birinci sıradadır. Halkın hesap sorabileceği düzenlemelere gidilmesi seçeneğinin payı kurumlara göre %14 ile %21 arasında değişmektedir. Bu oranlar “halkın hakkını arayabilmesi”nin önemsendiğini ve bu konuda bir yetersizlik görüldüğünü ortaya koymaktadır. Personelin maaşının yükseltilmesi seçeneği bazı kurumlarda ikinci, bazılarında üçüncü sırada yer almaktadır. Maaşların yükseltilmesini en önemli reform olarak görenler ilk-orta öğretim, trafik ve trafik dışı polis alanlarında 1/4, devlet hastaneleri ve belediyelerde 1/5 dolayındadır. Bu sayılar maaşların yetersizliğinin toplumun gözünde rüşvetin önemli nedenlerinden biri olarak görüldüğünü belirtmektedir. Kaynakların ve kapasitenin arttırılması belirli alanlarda (polis, gümrük ve vergi daireleri/maliyeciler) önemsiz görülürken, özellikle devlet hastaneleri ve ilk-orta öğretim kurumlarında 1/4’e yaklaşmaktadır. Bu arada, bir yandan Ankara hükümetine yönelik güven çok düşük puanlar alabilirken diğer yandan devletin kontrolünün arttırılması seçeneğinin ilk sıraya yerleşmesi çelişkili gözükebilir. Bu noktanın yorumunu ileriye bırakmaktayız.
Özetle, Şekil 21 yolsuzluk ve rüşvetle mücadele stratejisinin alanlara göre farklılaşması gereğinin toplum tarafından gayet iyi kavrandığını göstermektedir.
Yolsuzlukla Mücadelede
En Güvenilir Önder Politikacı
Son olarak yolsuzlukla mücadelede hangi politikacının ön safta olmasının arzulandığı şu soruyla sorulmuştur:
Günümüz Türkiye’sinde devlet ve siyaset adamları arasında rüşvet ve yolsuzlukla mücadelede en güvenilir kişiler sizce kimlerdir?
Kişilerden en fazla üç isim istenmiştir, ancak isim verenlerin önemli bölümü bir ya da iki isimle yetinmiştir. Ortalamada kişi başına 1.43 isim verilmiştir. Sonuçlar Şekil 22’de belirtilmiştir. Verilen yanıtlardan %24’ünde “hiçbiri” şeklinde bir ifadenin kullanılmış olması dikkat çekicidir. Dolayısıyla, ortalama her dört kişiden birinin o dönemde var olan politik kişilerden herhangi birini benimsemiyor olması önemli bir saptamadır ve bu nokta ilerdeki çözümlemede ele alınacaktır.
Ekonomik Durum Değerlendirmeleri
Son olarak, kişilerin gerek ailelerinin ekonomik durumu, gerek ülkenin ekonomik durumu hakkındaki değerlendirmeleri bir geriye, bir de ileriye dönük olarak ayrı ayrı ele alınmıştır.
Tablo 9a, 9b ve 9c ekonomik durum hakkında gerek geçmişe, gerek geleceğe yönelik değerlendirmelerde kentlerde yaşayan seçmenlerin kötümser olduklarına işaret etmektedir. Tablo 9a’dan görülebileceği üzere, “Ailemin şu an içinde bulunduğu ekonomik durum bir yıl öncesiyle karşılaştırıldığında daha iyidir” diyenler %12.8 iken, “Türkiyenin şu an içinde bulunduğu ekonomik durum bir yıl öncesiyle karşılaştırıldığında daha iyidir” diyenler %13.4 düzeyindedir. Buna karşılık ailelerinin ve Türkiye’nin ekonomik durumunun daha kötü olduğunu düşünenler sırasıyla %53.1 ve %62.1 olarak bulunulmuştur. Tablo 9b’nin ifade ettiği gibi, “Geçtiğimiz bir yıllık süre içinde iş başındaki hükümetin izlemiş olduğu politikalar ailemin ekonomik durumu üzerine iyi bir etki yaptı” diyenler %4.3 iken, “Türkiye’nin ekonomik durumu üzerine iyi bir etki yaptı” diyenler biraz daha yukarda, %12.5 düzeyindedir. Oysa, “aile ve ülke üzerine kötü bir etkisi oldu” diyenler çok daha yüksek oranda, sırasıyla %50.7 ve %48.4 olarak bulunmuştur. Benzer değerlendirmeler geleceğe yönelik ekonomik durum değerlendirmeleri için de alınmıştır. Tablo 9c’den görüldüğü gibi, “Gelecekte ailesinin ve ülkenin ekonomik durumunun kötü olacağını” söyleyenler sırasıyla %37.6 ve %41.4’tür. Geleceğe yönelik olarak iyimser olanların oranı ise aileler için %22.9, Türkiye içinse %24.1’dir.
Aynı soruların yine kent nüfusuna sorulduğu Adaman & Çarkoğlu (2000) çalışması genelde daha karamsar bir tablo çizmekteydi. Kasım 2000 tarihinden önce uygulanan ekonomi politikalarının sonuçlarının ve özellikle enflasyonun düşürülmüş olmasının bu değişimde rol oynamış olmasını tahmin etmekteyiz. Anketin uygulandığı tarihten sonra ard arda yaşanan krizlerin büyük bir ihtimalle bu sonuçları olumsuz yönde değiştirmiş olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Bağımlı Değişkenler
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|